Şimdi sizlere kapılardan bahsetmeliyim dedi konuşmacı. Hayatımızda çokça araladığımız açtığımız ve kilitlediğimiz, kimsenin girmesini istemediğimiz, buyurun hepinize açık dediğimiz kapılar. Nedir kapı, niçin açmak ve örtmek duygusu vardır. Kilidi icat eden, maymuncuğun da icat edileceğini aklından geçirmiş midir? Çilingirler kapılar üzerinden geçiniyorlar mı? Ya anahtarcılar, ellerinde bin bir çeşit anahtar bulunduruyorlar. Sahte anahtarlar var, kopya anahtarlar...
Bizim hayatımızda çok anahtar ve çok kapı var diyerek konuşmasını devam ettirdi konuşmacı.
Dışarı çıktım devamını dinleyemedim bilmiyorum dinlemek istemedim herhalde... Kendi kapılarımı ve anahtarlarımı düşündüm. Apartmanın giriş kapısı, iş yerimdeki dolabımın anahtarı, dairemin giriş kapısı ve çok tırtıllı anahtarı...
Konuşmacı bunu demek istemedi değil mi diye bir kahkaha patlattım. Kime güleceğim tabii ki kendime.
Kapılar vardır dostlar, yürek kapısı mesela. Ne açar bu kapıyı, çilingire ihtiyaç duymadan.
Birde hırsızı vardır bu kapıların değil mi? Gidip bir koşu konuşmacıya söylesem mi ki... Hırsızlar var kapıları zorlayan desem mi ki... Boş ver... Uzaklaştım epeyce.
Ben asıl kapıma gitmeliyim, hep geç kalıyorum bu kapıya, hep tökezliyorum, hep canım acıyor. Ben kendi kapıma ulaşmalıyım, ağlamalıyım eşiğinde, ağlamalıyım yağmur boşanırcasına. Çağırmıştı beni, çağırmıştı, hala da çağırıyor. Niye uzak bu kapı dedim kendi kendime. Sen kalbine uzaksın dedi. Kalbin anahtarı hangi kör kuyularda? Kuyu senin gözlerinde. Gözlerim nerde?
Gözler mi, göz mü var, söz mü var, öz mü var.
Bitti.
Kapı beni bekliyor, benim koşmam gerek...
Yılmaz Rejber


LinkBack URL
About LinkBacks





Alıntı
