Özlem YÜZAK
Sevgililer Günü bugün. Yunan mitolojisinin sevimli aşk tanrısı Eros suspus. Çünkü artık tanrı "serbest pazar" ya da "piyasa ekonomisi" . Eros ise aşkların ve sevgilerin standartlaşıp nasıl basit bir tüketim metası haline geldiğini izliyor üzgün bir şekilde köşesinde. Nerede bir efsane varsa onu alıp cicili bicili paketlere saran kapitalizmin pratik zekâsı, "Sevgililer Günü" nü baş tacı etmiş durumda.
Her yıl biraz daha büyük hevesle kutlanıyor. Kalp şeklindeki yastıklar, taksitle pırlanta yüzükler, sevgililere bedava uçak biletleri, cep telefonları, sağlık sigorta poliçeleri, koşu bantları, sevgili eldivenleri, sevgili adına internet sitesi açma...
Âşıklar reklam kampanyalarının en gözde ürünü halinde...
Rakamlar da şüphesiz doğruluyor bu tüketim çılgınlığını...
Ne bayramlar, ne Anneler ne de Babalar Günü... En çok harcama sevgililer için yapılır oldu.
Bankalararası Kredi Kartı Merkezi'nden alınan bilgilere göre geçen yıl Türk halkı, Anneler Günü'nde 145.7 milyon YTL, Babalar Günü'nde de 195.6 milyon YTL harcama yaparken sadece Sevgililer Günü'nde kredi kartından toplam 340.8 milyon YTL harcama gerçekleştirdi.
Aynı gün Türkiye'de 2.5 milyon dal kesme çiçek satıldı. Türkiye'de yılda toplam 500 bin dal kesme çiçek üretildiği de dikkate alınırsa bu rakamın büyük bir kısmı geçen yıl ithalatla karşılandı. Tabii bu arada bir demet gülün 75 YTL'den satıldığını vurgulamakta yarar var.
Tüketimin bir varoluş, bir kendini ifade etme tarzına dönüşmesinin mutlak sonucu "Sevgililer Günü".
Batı'nın zengin ülkelerinde ortaya çıkan, sonra bizim "taklit ettiğimiz" tüketim tuzaklarından biri. İnsanın sevdiğine hediye alması, onu hatırlaması tabii ki çok güzel. Ancak işin dozu ciddi anlamda kaçmış durumda.
Üstelik bir de kimin ne düşünerek hediye aldığı gibi bir soru çıkıyor karşımıza.
Örneğin erkeklerin bir kısmının "Verdiğimiz değer konusunda sorun çıkmasın diye pahalı hediyeler alıyoruz" dediğini biliyor muydunuz?
Tabii herkes böyle değil. Sevdiğini neyin mutlu edeceğini düşünmekten şaşkına dönenler de var etrafta, çıktığı kızı akşam yemeğine götürmek için yakınlarından borç para bulmaya çalışanlar da... Yeni aşklar yaşamak için Sevgililer Günü'nü fırsat olarak görenler, bu akşam sevgilisi ve karısı arasında köşeye sıkışıp kara kara düşünenler, "acaba bana bir sürpriz yapar mı?" diye bekleyenler... Bir erkek arkadaş "Aslında toplumsal baskı ile karşı karşıyayız. Evet, ben de eşime küçük bir hediye ve çiçek alacağım. Kendisini kötü hissetmesini istemem" diye özetliyor durumu.
Peki aşkları, dostlukları, sevgiyi tek bir güne sığdırma çabası niye? Ve niye yalnızları, terk edilmişleri, sevgiye muhtaç olanları şu "Sevgililer Günü'nde" daha bir mutsuz ediyoruz?
Aşkı, sevgiyi, sadakati ve birlikte yaşanacak hayatı "tüketilebilen bir metaya dönüştürme" gayretlerine ortak olmanın amacı ne? Neden durup biraz düşünmüyoruz? Derinlikten bu kadar uzaklaşma lüksümüz var mı acaba? Değeri fiyatı ile ölçülen hediyelerin yerini, duyguların, bağlılıkların ifade edileceği, özenle saklanacak mektupların, şiirlerin alma şansı kalmadı mı yoksa?
Peki, koca yılda, "bir güne sığdırılan aşk" kaç günde tüketilir?
Cumhuriyet ©


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı
