YÜKSEL GENÇAkdeniz'in hırçın kızına
Bazen öyle duygular ulaşır ki size daha ilk cümlede o duyguların tek muhatabı olmadığınızı duyumsarsınız. Öyle özlemler ulaşır ki sizi delip geçer. Çünkü o özlemin tek sahibi değilsinizdir. Emanet gibi durur ellerinizde. Yüreğinize; emaneti sahibine ulaştırmanın dayanılmaz ağırlığı vurur. Bu yüzden belki de uzaklarımdan, uzaklarınızdan gelen aşağıdaki sözcüklerin, mektubun asıl sahipleri olan sizlerle paylaşmak istedim. Varsayın ki uzaklarınızdaki çocuklarınızın, dostlarınızın, kardeşlerinizin, sevdiklerinizin özlem sözcükleri bunlar. Varsayın ki bu sözcükler onları size sizi onlara, taşıyor. Varsayın ki bu emanet hepimizin... Ve ben de olduğu gibi aktarıyorum:
Kaç zaman geçti? kaç yıl, kaç bahar, zamansız ayrılıkların yükünü taşımaktayım. Şu an içten duyduğum özleme, yarımlıklarıma hiçbir sevincim yetmiyor. Sende biliyorsun! Damla damla birikiyor bir gün akıp gideceğiz HAYATA.
Zamansız ayrılıklar yıkılacak bütün çıkmazlar kapanacak tıpkı yeniden yeşeren tohumlar gibi
Bilesin benim yüreğim sen olmuşsun şimdi. Seni vurur durur.Bak nasılda çağlıyorsun içimde.
Çoğaldıkça acın koynuma düşüyor! Ilık bir titreyişle sarsılırsın hani dedik ya! İnsanız. Toprağı, yaşamayı seviyoruz. Acı da olsa uğruna ölmeyi... böyle zamanlarda bir gül kokusuna Hasret çekeriz. Bir selvi dalını hatırlarız. Doğduğum. Büyüdüğüm, havasını solumakta yarım kalan MEMLEKETİM için bir türkü gelir aklıma, Dağların, vadileri uzun gecelerin, ÇUKUROVASINI düşleriz. Kar yağan memleketimin türkülerine, güneş doğar. Bahar uyanır, tüm çocuklar halaya durur.
Özlemim.
İşte bir mektup, işte bir selam!
İçimi Akdeniz'in mavi yalnızlığı doldurdu. Seni orada o tozlu yollarda beni düşleyen, halinle düşündüm. Özlemim;bilirim ki ben hala o köyü, köyümdeki bir ağacı düşünür, Zaman zaman gırtlağım düğümlenir ve sessiz bir ağıt gibi gizlice içime akıtırım. Bilir misin ki benim köyümün yalnızlığı bende hala devam eder.
Bir gün o toprakta, tozlu yollara, ayakların basarsa o zaman tekrar anarsın, çocukken bıraktığımız yaşayamadığımız güzel insanları...
Pamuk kozalarından açan çiçekleri ve ekmek-üzüm yediğimiz buğday tarlaları büyüsün, kınalı çiçeğim. Göreyim ve göresin, o maviye çalan gözlerimi geç kalamadan, akıp gidiyor HAYAT!
Arkadaş.
Altı bahar, altı yaz ve bir sonbahar daha geçti. Ve bir kuş daha... Benim yüreğim dolup taşmakta, anlatmak, duymak, duyurmak... çok güzel şeyler yaratacağım arkadaş, kafam gövdemin üstünde durdukça, kanayan yüreğim soludukça, sonsuzluğum arkadaş.
Şimdi maviye çalıyor gözlerim. Şimdi yarınlara uzanacak sevgili bir yar. Tıpkı Akdeniz'in kıyılarından toprağa, deniz gibi dalgalanan geniş ovasından, alaca Toroslar'dan. Dağlarım, çam, yerleri çiçek kokularıyla nasıl yüklüyse bende öyle yüklüyüm düşüm.
Özlemim.
Doğduğum yerlerde her şey saydamdır. Kayalar toprak, ağaçlar bile, kuşlar, böcekler, yılanlar, hele insanı, çocukları... Gökyüzü ışıktan mavidir. Geceleri ortalık şimal yıldız döşelidir. Hiç kimse yazmadı. Anlatmadı. Oraları sessiz çığlık ve öfkeydi.
Hele bir de Temmuz sıcağında Urfalı çocukların düğünde sakladığım zeytin tanesi kara gözleri, yalın ayak tozlu yollarda, tarlalarda, ayaklarına batan deve dikenlerinin, ısırgan otunun sızım sızım sızlattığı, can acısı hepsi nasılda özlemim oldu. İçimde nasılda birikti. Tüm bunları düşündükçe üşüyorum Jiyan! Bir de seni senin gibileri, kara badem gözlü kardeşlerimi, ablamı ve hiç unutamadığım anamı, toprağı içimde işledikçe seviyorum, bağlanıyorum oralara ve sizlere. Ilık ılık içime akıttığım, sıcak çorak toprakların kavgalı çocuklarını, büyütememek, gelecek için bir şey yapamamak koyar içime. Zamansız ayrılıklar gibi... Tüm bunları bil istedim. Çünkü hiçbir şeyimiz yok, yarın yanağından gayrı paylaşacak...
Soğuk ve beyazlar içinde bir gece vakti;fırtınalara karışırsam ve kaybolursam, çocukluk hayallerinin içinde bil beni, düşünde ve düşümde. Akdeniz'in maviliğinin derinliğinde gömülmezsem istemeyerekte olsa yarım bırakırsam bir şeyleri sen tamamla yarım kalmasını istemiyorum. Arkadaş ben ÇUKUROVA'nın çocuklarını son kez göremezsem sen gör... Göğsümde buram buram Akdeniz kokuyor.
'Bekle kar altındaki buğday tanesi.
Yine umut sularıyla yeşereceksin
Gözyaşların çare değil
Ağlama büyü
Başımı dik tutabilsem büyüyeceğim
Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli baş edeceğim
Korku kar eylemez bir kez yola düşene
Ben bir aşkın içindeyim yaşayacağım
Dört yanım börtü böcek olsa ne çıkar
Toprağa sıkı tutundum boy vereceğim
Seni Akdeniz'in sıcaklığıyla seviyor ve öpüyorum.
' Hoşçakal iki gözüm.
Kaynak: Gündem gazetesi'den alınmıştır.