ARKADAŞLIK ÖLMEZ Figen' in anısına...
Bu ay size bir öykü anlatacağım. Öncelikle 14.Şubat sevgililer gününüz kutlu olsun, ama 14.Şubat, aynı zamanda Dünya Öykü Günü'dür... Bu anlamda benim size aktaracağım 21.Haziran.1957 ' de başlayan bir öyküdür.
Babasının ikinci eşinden doğdu. Ailenin en küçüğü ve tek kızıydı. Çocukluğu ve genç kızlığı üç üvey ağabeyin gölgesinde, korumasında ve baskısında geçti. Liseyi bitirip, iş hayatına başladıktan, emekli olana dek hep büyük holdinglerde çalıştı ve çok ama çok arkadaşı oldu.
Çok neşeli, güler yüzlü, konuşkan ama ürkek ve fobilere sahip bir çocuk-kadın'dı o...
Aile baskıları sonucu ilk flörtü ile evlendi. Doğru dürüst flört bile edememişti ama kocasını çok sevdi.
Onu tanıdığımda ilk kızı daha iki yaşındaydı. Sonra birlikte çalıştığımız işten ayrıldı ve bir kızı daha oldu. Tam 24 yıllık arkadaşlığımız, hiç kesintiye uğramadan sürdü. Tabi ki pek çok arkadaşı vardı ve inanılmaz şekilde herkes onu çok severdi.
Kocası çok iyi bir adamdı, onu çok sevdi ama bunu hiç göstermedi. Yapısı müsait değildi, sevgi sözcükleri bilmezdi. Oysa, o sevgisini de kıskançlığını da göstersin, ilgisini hissettirsin isterdi. Zamanla kocasının bir başkasına ilgi gösterdiğini öğrendi ve bir kaç yılı bu kabusla baş etmekle geçti. Kendi kendini yedi de yedi... Sonra bu durum düzeldi ama kocası şeker hastası olmuştu. Eğitimli, dünya iyisi bir adamdı ama geceleri klüplere gidip oyun oynama alışkanlığı vardı. Arkadaşım yıllarca bununla da mücadele etti. Kocasını bir türlü olduğu gibi kabullenemedi. Gecelerini yalnız geçirdi. Çocuklarını büyüttü. Kendini oyalamak için gitmediği kurs kalmadı. Nakış, dikiş, boyama, takı, folklor... org çalmayı bile öğrendi. Ama hayatını olduğu gibi kabullenmeyi öğrenemedi. Hep bir şeyleri değiştirmek için mücadele etti. Birkaç arkadaşını ve anneciğini ortak etti dert saydığı şeylere...
Silivri tarafında bir yazlıkları vardı. Bende bir kez gitmiştim. Yıllarca her yaz çocuklarıyla orada aylar geçirdi. Kocası hafta sonları bir günlüğüne gelirdi. Sonra sattılar. Kumar belasına bir ev daha sattılar, oysa maddi durumları hiç de fena değildi. Kızları özel okulda okudu. Şimdi biri üniversiteyi bitirdi, master yapıyor. Diğeri bir kolejde okuyor.
Yıllarını kocasını dert edip, anacığına, arkadaşlarına dert yanmakla geçirdi. Karanlıktan, kapalı yerlerden, yüksekten korkar oldu, kocasının hastalığını da ekledi sorunlarına. Diyet yapmaz, ilaçlarını düzenli almazdı kocası.
Bodrum'da bir yazlık aldılar iki yıl önce. İlk kez gittiklerinde evin eksiklerini tamamlamak için epeyce kaldı kocası yanlarında. Onları bırakıp, dönerken yolda felç geçirdi.
Şeker damarları tıkamaya başlamıştı. Bir yıl sürdü tedavisi. Ayağının topallaması artık pek fark edilmiyordu. O çok şık, çok elit, tam bir salon adamıydı. Yakıştıramadı kendine hastalığı. Canı yansa da bastonsuz yürümeye çalıştı hep. Ertesi yaz yine Bodrum dönüşü bu kez arka-
daşım hastalandı. Tetkikler sonucu tanı kondu : Kanser... Hemde çok ilerlemişti ama o bilmiyordu durumunu. Bir aydan fazla radyo terapi gördü ama sonunda doktorlar bütün ilaçları kestiler. Yapılabilecek fazla bir şey kalmamıştı. Çok ağrıları vardı ve durumu her gün daha kötü oluyordu. Kocasının yine dışarıda olduğu bir gece, ağrıyla uyandı. Salona geçti. Kocası kanepede oturuyordu. Yanına gitti. Ölmüştü... Haykırdı, bağırdı, kızlar uyandı. Kalp masajı yaptılar, suni teneffüs yaptılar... Ambulans gelip, ex olduğunu teyit etti. O aslan gibi adamı halının üzerine yatırıp, üzerini örttüler. Eve akrabalar doluştu sabaha karşı. Annesi ve babası da geldi. Yaşlı anacığı, damadının çenesini bağladı, salondan çıktı ve düştü... Öldü !
Aynı gece, aynı eve, bir kaç saat arayla gelen aynı ambulans iki ex raporu verdi. Kendi kanseriyle boğuşan arkadaşım, iki canını, kocasını ve anasını bir anda kaybetti.
Hastalığına eklenen üzüntüler, sonu yaklaştırmıştı. Daha ölenlerin kırkı çıkmadan bir akşam üzeri, kocasının son nefesini verdiği kanepede hayata veda etti arkadaşım.
Kızları bir buçuk ay içinde anasız, babasız, ninesiz kaldı... Üç cenaze uğurlandı aynı evden. 21.Haziran.1957'de başlayan hayat öyküsü, 21.Ocak.2006'da bitti. Anneciğinin hayatı da garip bir şekilde 15.Ocak'ta başlamış ve 15.Aralık'ta bitmişti.
Ben hayatta tanıdığım en çocuk-kadın arkadaşımı kaybettim. Arkadaşlar ölür ama arkadaşlık ölmez. Bu öykü ve yaşananlar kötü bir şaka gibi... Arkadaşım için "keşke" lerim yok kendi adıma. Ama keşke o, daha huzurla sarılsaydı hayata. Umarım, bu dünyada bulamadığı huzuru, oralarda bulmuştur.
Huzur içinde uyu arkadaşım. Dualarım seninle...


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
