4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    azra53
    Guest

    Standart Canözüm herşeyime....

    Anlat bana her seyini!
    Acilarini,sevinçlerini
    ve içinde kalan her seyini!
    istersen önce,
    Acilarindan bahset bana...
    Bahset ki
    Ortagin olayim bir dost gibi.
    Belki nasil davranman gerektigini söylerim sana,
    Belki de aglariz birlikte
    sessiz ve derinden...
    Belki de sana sikica sarilirim
    sözcüklerin bittigi her yerde.
    Tipki bir sevgili gibi,
    Uzanirim koynuna
    ve sicakligimla eritirim dertlerini.
    istersen sevinçlerinden de bahset
    Bahset ki;
    Anlayayim acilarin seni yikmadigini
    Nasil direndigini ve nasil yok ettigini...
    istersen asklarindan da bahset bana...
    Bahset ki;
    Birlikte analim tüm anilari.
    Yeter ki anlat bana her seyini!
    Arzularini,hislerini
    Ve tüm tutkularini...
    Birde seni anlat bana.
    Anlat ki... anlayayim içindeki beni
    Anlayayim ki... anlatayim seni nasil sevdigimi...CANÖZÜM

  2. #2
    azra53
    Guest

    Standart

    Beyaz bir kelebeksin, biriciksin can özüm,
    Sardı yürek hasretin, gözlerinde tek çözüm
    Ben yaşanmaz demiştim, bu verilen son sözüm,
    Eksilmeden dopdolu, bir Ömür olmalısın!

    Paramparça şu beden, gözyaşlarım vuruyor,
    Söz olmamış duygular, yumak yumak duruyor.
    İşgal edilmiş gönül, aşk limanı kuruyor,
    Nemli gözlerimde hep, damla yaş olmalısın!

    Gülüşünü bir gülün, gölgesine sakladım,
    Yürek çalan hırsızı, beyinlerde hakladım.
    Netleşir her şey şimdi, geçmişini akladım,
    Ter içinde uyanan, bir masum olmalısın!

    Tanıdıkça yar seni, gözlerinde çözdüğüm,
    Pırlantadır cümleler, bir elekte süzdüğüm.
    Yaprağını toplayıp, gül gölünde yüzdüğüm,
    Her gün yazılan mısra, bir şiir olmalısın!

    Resimleri asmıştık, boynundaki takında,
    Düzeltildi her şey bak, bitti bu son akında.
    Özlemler sona erer, el birleşir yakında,
    Boş yüreğimin şimdi, sahibi olmalısın!



    GEL CANÖZÜM GEL
    Sevdamın hücresinde,
    Işıksız kaldı gözlerim.
    Sensizliğe kaçıncı kez,
    Hüküm giydi yüreğim.
    Bir fincan kahve,
    Hatırı için,
    Olsa da gel...canözüm gel

    Sevgimin nöbetlerinde,
    Kan,revan gecelerim.
    Sensizliğe kaçıncı kez,
    Mahkum edildi düşlerim.
    Bir duamın kabulü
    Ol da gel...canözüm gel

    Okyanuslar kadar,engin sevgim,
    Sana susuz,sana yangın,sana sevdalı.
    Bir yudum olsa da Sevgin,
    Bahar dalı
    Ol da gel...canözüm gel

    Zemheri de yüreğim,
    Sana ihtiyacı
    var canözüm gel

  3. #3
    azra53
    Guest

    Standart



    -Can Özüm-

    Can özüm,
    “Yanımdayken özlüyorum seni “derken
    Yolunu çok iyi bilen
    Kıvrak bir su gibi
    Sızdın ince damarlı toprağıma...

    Can özüm,
    Balköpüğüm diye erirken gözlerimde
    Damla damla aktın
    Zincirli sevda düşlerime...

    Can özüm,
    Kartopu olup erirken
    Alev alev erkek bedeninde
    Beyazlığın masumiyeti
    Karıştı aşkın şehvetine
    Sütbeyaz tenimin karışması gibi esmerliğine...

    Can özüm
    Terlediğimde bir yudum buz gibi suyum,
    Üşüdüğümde
    Yüreğinle ısıtan yangınım...

    “Büyümeyen Bebeksin” dediğin
    Düş bahçelerinde mavilerle beslediğin
    Çocuk kadınınım ben,
    Gece gözlerine kilitlenen...
    Can özüm
    Erkeğim
    Birtanem...
    Seninim ben...


    Umutsuz bir sevda türküsüyüm
    Ben ulaşılmayan aşkın öyküsüyüm
    Koklarken bıraktı beni yapayanlız
    hep onu ararken sevgi insanlarında
    Geri döndü ansızın 2 yıl sonra...
    ömrümü istese çekinmeden verirdim
    Herşeyimle 1 kez daha severdim
    Ama bu sefer ailem istemedi
    Eğer isteseydi ne olurdu sanki
    Neden hatalarımızı vuruyorlarki yüzümüze
    neden bizim sevgimiz kapatırken onları
    her defasında yeniden açıyorlarki acı günleri
    oysa insan oğlu değilmi hataya mahsus olan
    oysa biz değilmiyiz düşen
    Bir bilselerki dolu sevda türküsü yüreğimizi
    bir anlasalarki düşündüklerimizi
    belki ellerimizden tutarlar...

    Ey sevgili sana sesleniyorum
    ne olursun duy beni
    çünkü bu savaşta sadece ikimiz varız
    tek bir yürekte kocaman sevdayız
    Bir savaşın tam ortasındayız
    ellerimi tut sevginle sar beni

    kulağıma sevgini fısılda bir kez daha
    ve şimdi ölmeye hazırım
    çünkü sana inanıyorum
    çünkü seni seviyorum

    eğerki birgün aşka firar ederde yüreğimiz
    bir kurşun yarasına teslim olursa sevgimiz
    Şimdiden söz veriyorum
    senden vazgeçmeyeceğim
    Suyun intaharını gerçekleştirsemde şelale misali
    Ayaktayım Seveceğin ve galip geleceğin umuduyla...

    Savaşım geleceğime...

    Ölümümde yaşamımda sadece senin için Canözüm..

  4. #4
    azra53
    Guest

    Standart



    Ey can özüm!
    Ey gönül gözüm!
    Ey söylenmemiş sözüm!
    Ey eski başkentin sultanı, Türkü Gözlüm!
    Nasılsın? Bak her zamanki gibi sıradan, basit bir nasılsın sorusunun ardına gizliyorum aşkımı, hasretimi ve o koca sevdamı.
    Nasılsın bahar sözlüm?
    Nasılsın ay yüzlüm?
    Nasılsın Türkü Gözlüm?

    Sensizliğin katran karası vakitlerinde, yokluğunun öldürücü suskunluğunda; kat kat ve rengârenk perdelerle örttüğün gönlünden gönlüme düşen ışıkla aydınlanan bir vakitte, gene sana sesleniyorum. Bilesin!

    Tarihin talihsiz sevdalarında figüran olmak yerine; tarihin mirasını da talihin yükünü de omuzlayıp sevda yorgunu gönlüne derman olayım diye sesleniyorum. Bilesin!

    Ama sevda cümlelerimin gizli öznesi olan Türkü Gözlü Güzel olduğunu bir ben bileceğim bir de sen. Bilesin!

    İki günlük nefsanî arzularına aşk adını verip AŞK’ın adını kirletenlere inat, onca hasrete onca sevdaya rağmen yan yana gelince, birbirinin gözlerine bakmaktan, ellerini tutmaktan hayâ eden edepli, nezih sevdaların bu çağda da var olduğu bilinsin diye sana sesleniyorum. Bembeyaz bir sevda benimkisi arabesk şairlere, siyah-beyaz Türk filmlerine, 21. y.y’ın gündelik sevdalarına inat bembeyaz bir isyandır bu. Bilesin!

    Bazen sen bile anlamakta zorlanıyorsun, bu çağda böyle aşk olmaz diyorsun. Acabalar sarıyor zihnini oysa senden öğrendim karşılıksız sevmeyi, beklemeyi ve dua etmeyi… Seven kişi sevdiğine sitem etmez, sevdiğini suçlamaz kendinden ziyade sevdiğinin mutluluğunu düşünür; Canına canan değil, cananına can diler mevladan. Biz aşkı bu çağın şehvet, ihanet, rezalet üçgeninde değil, çağlar öncesinden kalma sadakat, letafet, zarafet üçgeninde yaşıyoruz. Bilesin!

    Çünkü sevda dediğin; Hz. Yakup gibi beklemek; bekleye bekleye gözden olmaktır. Ondan gayrısını görmemektir. Hani şair diyor ya; "Sensizlik ışık olacaksa gözlerime ben karanlığa razıyım, Varsın güneş hiç doğmasın sevdiğim"

    Gözlerinin içine bakarak, şimdiki zaman çekiminde senli cümleler kurmak dururken, boğazımın dokuz boğumuna dizilen sevda sözleri yerine havadan sudan konuşmak ölümün diğer adıdır. Sensiz cümlelerim yetim kaldı suskunluğa vurdum kendimi, terk ettim cümlelerin cümlesini… Bilesin!

    Her sabah aynanın karşısında adını Türkü koyduğum gözlerinle göz göze gelince yüreğinin derinlerinden bir sevda alır başını yürür, yaş olur damla damla gözlerinden süzülür. Ve sen seher vakitlerinde ağlıyorsundur gene. Harf harf damlıyordur gözyaşların kâğıda. O damlalar şiir olur, nâme olur gelir yüreğimin orta yerinden beni vurur. Bilesin!
    Sen İbrahim misali yangınlardasın. Ben ateşi söndürmek için su taşıyan karınca misali dua taşıyorum sana. Biliyorum bu su bu ateşi söndürmez. Ama sevdamız belli olur. Çünkü bu bir hikâyedir, bu hikâye di'li geçmiş zaman rivayetlerinden ziyade şimdiki zaman çekiminde geçmektedir. Bilesin!

    Keşkeler sarıldı boğazıma nefes alamıyorum, ne beni sana ne seni sana anlatamıyorum diye çırpınırken ve yokluğunun hüznüyle biten gün, hayalinle aydınlanan geceye devrederken kendini, bir türkü çalınır kulağıma. “Ellerini çekip benden, /Yârim bu Gün gider oldu. /Hem sever hem sevilirken /Bu ayrılık neden oldu”
    “Ama senden ayrı gezen. / Yürek değil beden oldu.” Bilesin!

    Ve bir hikâye düşer hatırıma gene bülbül ve beyaz güle dair;

    “Gülün yüzünde hep bir hüzün vardı. Nicedir uzaktan onu seyretmekte olan bülbül, gülü böyle görünce, içinin yandığını hissederdi. Gül neden böyleydi ki? Etrafında nice kuş pervane oluyor ve bakanlar, hayranlıklarını gizleyemiyorken… Böylesine gözde ve güzelken, neden bu kadar hüzünlüydü? Herkes gidince, yalnız kalan ve gözyaşları yapraklarından süzülen gülün dalına kondu…

    “-Ah güzeller güzeli, niçin ağlıyorsun?” dedi, fısıltı gibi bir ötüşle… İnilti gibi bir sesle cevapladı gül:

    “-Dikenlerimin acısıyla yanmayacak ve dikenimin batmasıyla, şu ipek yaprağımın okşamasını bir görecek olanın hasretindeyim. Dikenimin de, yaprağım kadar rahmet olduğunu sezecek… Ve canını yaktığı için, dikenimin varlığına şükredecek olanın hasretini çekmedeyim… Bülbüller, ipeksi yapraklarıma şiirler yazdılar; kokumla mest olup, tavafıma durdular. Nice serenat dinledim, nice aşk îlanına muhatap oldum. Fakat ne vakit, o âşıklık iddia edenlerden birine dikenimi değdirecek oldum, canının derdine düştü de, çekip gitti. «Senin için ölürüm!..» diyenlerin, daha tenlerini çizmeme bile dayanamadıklarını ve yalancı olduklarını görmek, beni böyle mahzun etti.”

    Bülbül, gülün söylediklerini duyunca, hiçbir şeyin göründüğünden ibaret olmadığını anladı. Sonra bir an kendi duygularını sınadı. Acaba, dedi, ben de diğerleri gibi miyim? Gülü sevdiğimi zannederken, yoksa canımın sevgilisi miyim?

    Gül, gözlerindeki ağlamaklı bakışla uzun uzun daldı önce. Sonra devamla dedi ki:

    “-Ağlamayı sevmeyenler, gülmeyi de sevemezler…”

    Bir bülbüle hasretim ki, dikenim kanadını yırtıp geçtiği hâlde, kanadının derdine düşmeyip, yine gözlerimin içine aşkla bakmaya devam etsin… Oysa bakıyorum, öncesinde rengim ve kokumla güya sarhoşa dönenler, canlarını azıcık yaktığımda gaflete düşüp, yüzüme bakmaz oluyorlar…

    Böylece devam etti gül anlatmaya gül anlattı bülbül dinledi saatlerce. Bülbül, sadece, hayranlıkla gülün gözlerine baktı… Cevap vermedi… Tam o sırada, gülün nicedir gülmeyen yüzünde, tatlı bir gülümseme belirdi. Bu gülümsemeyle, etrafa öylesine güzel bir koku yayıldı ki, duyan bilir…

    Bülbül, gülünün gülmesiyle gönlü temelli coşarak ve gülümseyerek sordu:

    “-Nasıl da yakıştı gülmek sana… Hele deyiver, neye güldün gülüm!?”

    Gül, hiçbir şey söylemedi… Bir yandan gülen, bir yandan yaşlar akan gözleriyle, sadece başını eğdi… O vakit bülbül, gülün dalına geçmiş olan tırnaklarını ve dikenlere takıldığı için saatlerdir kanamakta olan kanadını ve kanıyla beyaz gülün kırmızıya döndüğünü fark etti.”

    Hele deyiver sen neye güldün Türkü Gözlüm?

    Canım canında, kaderim duanda yazılıdır. Halim ruhunda tecelli, ruhun kalbime aynadır. Şimdi;
    Sensizim, sessizim, kimsesizim.
    Gözlerinin,
    Sözlerinin,
    Gönlünün,
    Hatırına
    Ya bırak beni düşeyim uçuruma
    Ya da çekiver yanına…

    Ben her şeye rağmen sana geliyorum… Ardımda bırakıp sensiz geçmişi gönlünde yeniden dirilmek için. Yiğit düştüğü yerden kalkar Türkü Gözlüm! Asırlar önce düştüğüm gönlünden şimdi kıyama kalkıyorum. Bilesin!

    “Seni ben gönlüme sultan, beni kurban bilirim.
    Seni beklerken ağarmış nice tan bilirim.
    Seni pençesi kandır canavardır dediler,
    Seni gene de canıma can derdime derman bilirim.”
    Dörtlüğünden,

    “Cânı kim cananı içün sevse cânânın sever
    Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever” beytine kadar tüm zamanlar boyu senin için yazılmış en güzel şiirleri ve sözleri bilirim ama ben gene ve sadece;

    Bir seni, hep seni, tek seni sevdiğimi
    Bir sana, hep sana, tek sana seslenerek;

    Şiir diye yüreğimi sunuyorum yüreğine… Bilesin!

    Her ne kadar sürçü lisan etti isem,

    AŞK OLSUN!


 

Benzer Konular

  1. SULTANIM, CANÖZÜM, ŞİİR GÖZLÜM
    By adıyaman in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 06.04.2007, 08:29
  2. Herşeyime!..
    By EFSU in forum SİZE AİT ŞİİRLER
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14.03.2007, 15:05

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •