Adamın biri bir gün gitmiş, başka birine ' ben sana şunu emanet edeceğim ama istediğim zaman gelir alırım '' demiş sözleriyle başlayan;
'' Ve o gün gelmiş, adam gitmiş emanetini almak istemiş..
Adam ağlamışş sızlamış geri vermemek için ama yapacak bir şey yok..
Emanet sonuçta, sahibi kimse onun alması normal..
Ağlamak, sızlamak ne yarar oğlum?''
sözleriyle biten bir hikayeydi babamın anlattığı..
Yani benim 'ölüm' kelimesini ilk anlayışım..
O anlamı da en kuytu köşelerime saklayışım..
Ve doğrulanması sözlerin:
Allahın emanetiydi, emanet etmişti geri aldı..
Daha küçücüktün sen çocuk..
Doğduğunda babandaki o heyecanı ne sen görebilirdin, ne de biz anlatabilirdik sana..
Hele ki seni görüşüm..
Abi yaa, çok küçük bu, hiç alışık değilim valla böylelerine sözlerim...
Söylesene, güldün mü yoksa bana içinden?
Ne diyo bu yaa dedin mi hiç?
Doğru söyle..
Babana her soruşumda, annenle her konuşmamda sana dair neler söyleniyordu,
Senin üzerine kurulmuş hayatları, senin üzerine yapılan planları
Dünyaya gelmenle değişen düzenleri anlatsam, bitmez..
Anlamazsın da..
Küçücüktün sen çocuk..
Çok küçüktün..
Tek derdin acıkmaktı belki..
Belki de el sallamayı becerebilmek..
Yani ellerini başının arkasında değil de, ön tarafında sallamak gibi..
Yani benim babana: ''Oğlun da sana çekmiş, senin gibi tersten gidiyor' dediğim zamanlar..
Unutamam asla, ağladığın anki ses tonundan 'karnı acıkmış bunun'
Ya da sesin birazcık daha kısık çıkıyorsa,
'' Babası çaktırmıyor ama altını ıslatmış sanki.. Vallahi sen, senin kadar utangaç bu da.. Abi sahi ya, sen altını ıslatırken böyle miydin? '' sorusunu babana gıcık gıcık soruşum..
Dalga geçiyordum kuzum evet ama bakma sen kusuruma..
E ne yaparsın, bizdeki hayat böyle değildi..
Bizdeki hayatın dalga geçilecek bir yönü yoktu belki de..
Ya olaylı aşkları olurdu biz büyüklerin,
Ya da patronuyla tartışan birer eleman olur kavga ederdik
Hayat bana yüzünü hiç gülmedi! diye isyan eder,
Sabaha kadar içer sızar, kendimizi yırtardık hatta..
Saçma sapan şeylere kafa yorar,
Kendimizden öteye de geçemezdik..
Senin yaşamak dediğin şey,
Bize göre oyalanmaktı belki de..
Ve ne yalan söyleyelim, çok olmuştur '' Evet yaa, sağlığın kıymetini bilmek gerek '' sözlerini ancak birinin başına bir şey geldiğinde ya da gün gelip de hastane koridorlarına uğradığımızda söyleyişimiz..
Küçücüktün sen çocuk..
Yeni yeni başlamıştın yürümeye, ve;
''Anne'' sözünü ağzına alışının üzerinden de çok geçmemişti..
Telaffuzunda bile zorlandığın halde, etrafındakileri fazlasıyla mutlu eden o kelime..
Anne..
Baban da dünyalar iyisiydi hee..
Bir kez kıskanmadı, neden baba demiyor bile demedi..
Ama küçüktün sen işte..
Çok küçüktün..
İtiraf ettim hep, dünyanın en güzel kızı benim kızım olacaktı..
Babana göre ise, dünyanın en güzel gelini onun..
Benim kızıma göz koyup seninle evlendirmeyi bile düşündü o artist adam..
Yazık yaa derdim hep biliyor musun?
Benim kızımın seninle olma ihtimali yüzde beşti..
Ee ne yaparsın kız çok çok güzel, kolay mı böylesine güzel olmak..
Ya da o güzelliği taşımak..
Bu da bir şanstı aslında sizin için, binlerce kez söyledim babana kıymet bil diye..
Dinletemedim..
O günlerden sonra hiç konuşamadım seni..
Ne babanla karşılaşabiliyorduk, ne annene sorabiliyordum seni..
Kapkara bir bulut gibi çökmüştü o günler herkesin üzerine..
Yine tek ve en güzel dert sen..
Koşturmalar, telaşlar yine senin üzerine..
Yine her zamanki gibi..
Doktorların vardı kocaman kocaman, tam da senlikti aslında..
Çok da güzellerdi..
Ama o güzel insanların ağzından bir türlü güzel sözler dökülmüyormuş..
Üstelik babanı her arayışımda, ses tonu her gün biraz daha farklı çıkıyordu..
Abi geçecek, abi düzelecek, abi Allahın bir bildiği mutlaka var sözlerini kaç bin kez söyledim..
Bilmiyorum..
Küçücüktün sen çocuk..
Hiç bırakmak istemedim ben seni öyle..
Eğitim dedik, gelecek dedik, farklı planlar dedik onların peşine düştük işte..
Alınmayasın sakın, bir an unutulmadın asla..
Hayatın koşturmacası işte, bazen hayırsız olduk, bazen de vefasız..
Haklıydın ama küçücüktün sen çocuk..
Daha çok küçük..
Şu memlekette şöyle bir doktor varmış diyerek gittiniz hep birlikte..
Bense bunu duyunca, hatunlara takılma önüne bak diyerek
Küçük bir gülümseme armağan etmek istedim babana..
Gülümsedi evet ama fazla sürmedi..
Hani nasıl desem, insan bazı şeyleri bildiği halde söylemez ya,
Bendeki de öyleydi..
Ama ne olursa olsun, dalgasını geçtiğim bir söz vardı hani,
'Umut fakirin ekmeği..
İşte, bir gram da olsa, o umut için koştun gittin oraya sen..
Küçücüktün sen çocuk..
Çok ama çok küçük..
Bir saat önce aldım haberini de..
Önce kiminle konuştuğumu bilemedim tabii..
Yabancıdan da öte bir numara..
Sesinden anladım baban olduğunu..
Hal hatır sordu ama ne fayda, geç dedim bunları geç, ne oldu, hayırdır?
Adımı söyledi ve sustu..
Yahu abi konuş bi'!
Ses yok..
Bir tek nefes alıyordu baban hızlı hızlı, kulağıma gelenler sadece onlar iken
Ben de konuşamadım..
Abi, başımız sağolsun..
Takdir-i ilahi..
Dedim ve kaldım..
Öyle kardeşim öyle, dostlar sağolsun diyerek sustu yine ve kapattı..
Yüzüme kapatılan telefonlardan nefret etsem de bugüne kadar,
Babana hiç kızmadım bu kez..
Kızgınlığım birazcık sana ama ne yapayım işte elde mi...
Bunları yazmak hiç de kolay değil ha, cidden değil..
İçten içe bir yangın varsa içimde ve dışarıya bir türlü çıkmıyorsa, o da sendendir bilesin..
Küçücüktün sen çocuk..
Daha çok küçüktün..
Dünya sana dar edilmedi asla, ağlama isteğin elinden alınmadı da..
Çok şey vardı hayatta olmana dair,
Yaşamana dair..
Var olmana dair..
Ama hiçbirine, yüreğin yetmedi...
Yazan:Oksidatif
emeğine ellerine sağlık Oksidatif..


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
