1 sonuçtan 1 ile 1 arası
  1. #1
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    12.09.2009
    Mesajlar
    2.298
    Tecrübe Puanı
    64

    Standart Hep Geç Kalanların Sisli İstasyonu’nda

    Kıvrımları, uzağın saçlarında dalgalanarak uzayıp giden yollardan geçiyordu hüznüm… Soluk alayım diye eteğine yaslandığım vadinin içine düşen solgun huzmede beliriverdi hüznünle çarpıştığım o an… Hani, iki âmâ gibi yok’lamıştık birbirimizi… Dalgınlıklarımız içiçe geçmişti… Bol köpüklü kahve kokusu taşıyan tebessümümü gizleyememiştim, hani… Sen de gölgenden soyunup, bir kuş olup yanıma uçmayı hayal etmekten alıkoyamamıştın kendini…

    Yakalanmıştık birbirimize ya o gece… Gecegözlü rüzgârın nefesiyle karıştırdığı, kokunun kokuma karıştığı, kedilerin seslerini kuyruklarına doladığı o efsunlu rüyanın kirpiklerimize iliştiği gece işte…


    Hayal perdemizde Hep geç kalanların sisli istasyonu belirivermişti… Çevremizi şöyle bir süzmüştük gözucuyla… Hatırlar mısın; duvarlarında puslugeçmiş resimleri, avlusunda bekleyenlerin kırık ifadeleri, kısık da olsa gülüşlerinde varolma sevinci taşıyan minik ayakların yankısı ve hüznün sessiz girdabındaki kayboluşları… Sarıldıkları mantoların içinde içi üşüyen güzel mülteci kadınlar, okunmuş gazetelerinin kenarına şiir kanatan, özlemlerini kılıca geçirmiş adamlar… Elele tutuşmuş ihtiyarlar ve güvercinleri yemleyen damar damar bilge elleri… Ve sonra en sıcak köşelere virgül atan sokak çocukları… Akıp giden vagonlardan birini havada yakalarım umuduyla raylara pusu kurmuş arka mahallenin hayalbaz veletleri… Ve bir de… Ve bir de; herkes ordaydı ama kimse yoktu gibi bakışımız birbirimize… Şöyle bir göz atıp çevremize, sırra kadem basacağımız bu masalın içine süzülen gölgeler olduk, seninle… İki âmâ gibi yok’lamıştık birbirimizi, işte…

    Kelimelere kın geçirip, zanlarımızın kılıcını çekene dek birbirimize, salındık gizemden öfkeye…


    Ruhu(n,m)un kapalı kutuları üzerinde elimi gezdirdikçe irkiliyordun, yüzünün sisli kıvrımlarında renkler koyulaşıyordu, yoğunlaşıyordu nefti bir yeşil, ışığın şiddetini fırlatıyordu yıldırım taşıyan bulutların… Kıssadan hisseli söz balonlarımı üzerine doğru akan, ucunda taze kan kokusu taşıyan ok’lara benzetiyordun, yok’larken… Hedefse; bazen aklım, bazen kalbim, bazen de kırılgan benliğimdi…


    Bak yine kaçırdım; hüznüne yol eylediğin rayların inceldiği yerde yavaş yavaş kaybolan treni…

    Oysa ben hep kendimden bahsediyordum, hiçkimse diliyle… Herkes ordaydı yani… Bir kır düğününün sıcaklığıyla serinlikten ürperen sırtını örtüveriyordum bazen de, bazense esintimin şiddetiyle savrulup kıvrılan yollarımı kaldığı yerden uzatıyordum uzağın saçlarında… Hüznümün yolu uzundu ne de olsa… İki ucu birbirinden kilometrelerce ayrı duran ama yine de kopmayan bir zincir vardı aramızda, halka halka isimlendirdiğimiz… Kimi dost, kimi kardeş, kimi çıkar, kimi arkadaş, kimi nefs, kimi aşk dediğimiz… Adını verdiğimiz her halkayı derinden bildiğimiz –hissettiğimiz aslında- olmaktan vazgeçtiğimiz tüm kim’likler adına, hep geç kalanların sisli istasyonu’nun dökülen duvarlarında; puslu anılarımız salınırdı asimetrik bir duruşla…

    Bak, bol köpüklü kahve kokusu taşıyan tebessümüm asılı kaldı istasyonda…


    Şu fotoğrafı hiç unutmuyorum hatta; yine ben’le sen’in arasında ne senin ne benim kaldığımız, birlikte hiç kimse olduğumuz -ya da herkes, fark etmez- işte öyle bir zamanda; şöyle bir başını kaldırıp hüznünün içinden, gecegözlerinden süzülen yeşil’le bakmış, sessizce tebessüm etmiştin bana… Sen hep suskundun ki aslında…

    Şimdi istasyonda tam da yüzünün bu halini izliyor mantosuna sarılmış güzel mülteci bir kadın, pusluzaman aynasında… Kim bilir belki de geleceğinden göz kırpıyor, yaldızlı yanılsamalarla… Rayların üzerine pusu kurmuş hayal makasından sapıp, harflerin katarını yakalıyorsun, yoklarken kendini… Bir tutam saç, birkaç damla gözyaşı ve sapı kırık bir ayna beliriyor sayfamda… Güvercinler havalanıyor bak, şurda bekleyen deri ceketli adamın kılıca geçirdiği özlem; aşk’a dua’da…

    Dedin ya; sen hep suskundun aslında… O yüzden kelimelerin bu denli şiirdi… O yüzden aşk’a güvenin bu denli esirdi… O yüzden esaretin özgürlüğümün bedeliydi…


    Hep geç kalanların sisli istasyonunda…

    İnsanLar PapatyaLarın Peşinde Koşarken,
    EzdikLeri Kır ÇiÇekLerinin Farkına ßiLe Varmazlar....


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •