Bülbül küstü güle.
-Saatlerce ötüyorum başucunda senden hiçbir ses gelmiyor;
ben yapacağımı bilirim! dedi.
İntikam alırcasına lalenin başında ötmeye başladı.
Gül duysun ve kıskansın diye sesini iyice yükseltti bülbül.
Karanfil, papatya, menekşe, kardelen…
Çiçek adına ne varsa hepsi lalenin başına toplandı.
Kıskandılar laleyi. Kimse anlayamadı, neden?
Birden kıpkırmızı oldu lale. Bülbül iyice coştu.
Saatlerce öttü. Sesi kesildi. Artık ötecek hali kalmamıştı.
Döndü. Lakin gül yoktu ortalarda. Telaşlandı.
Gözyaşı içindeki orkideye sordu:
-Gülüm nereye gitti?
-Az önce öldü! Dedi orkide.
Bin pişmandı bülbül.
-Ama ben kıskandırmak istemiştim sadece, dedi.
Gözyaşlarını usulca sildi orkide ve belki en bilge duruşuyla:
-Hata yaptın bülbül kardeş.
Gül, kırmızısını senin ötüşünden alıyordu.
Sen gidince ne kırmızı kaldı ne de gül.
Şimdi nerede kırmızı bir lale görürsen bil ki bir gül daha ölmüştür, dedi.
Eylül’de melûl oldu gönül soldu da lâle
Lâleyken emel ermedi bahçemde kemâle
Gelmez bu elem neyleyelim fazla suâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bir kâle
♥
Hülyâ bizi râmeyleyebilmiş ki muhâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
Sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
♥
Bülbül edemez belki de şâir gibi nâle
Yıllar eriyor ağladığım gülle zevâle
Son darbeyi vursaydı ecel bâri mecâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle