“o günlerden birinde, ilk banka kartı çıktığında
herkes saldırırcasına bankaya koştu, ‘aman benim de bir tane olsun’ diye diye
cüzdanlarını uzun süre açık tutar, birileri görsün diye kartlarını, beklerlerdi
hatırlıyorum da
babalarından aldıkları haftalıkları bile bankaya yatıranlar vardı
o günlerde fast food’lar da pek yeniydi
her an düşecekmişim hissi veren rahatsız sandalyelerinde oturmak için
kapıda beklemekten bile haz duyarlardı
şimdi bakıyorum önlerinden geçerken
ne kadar da boş görünüyorlar
çok geç anlıyoruz bazı şeyleri
döner’in lezzetinin hiçbir hamburgere değişilmeyeceğini mesela”
haftada bir, cumartesi geceleri çok geç vakitte
türk sineması çıkardı televizyonda
sabırsızlıkla en rahat köşelerine kurulup beklerlerdi
kim oynuyor kim?
‘Türkan Şoray mı yoksa?’ soruları fısıltı halinde dolaşırdı odaları
şimdi her gün kaç kere...
üstelik artık kimse de beklemiyor o heyecanla
‘eskiden...’ diye başlayan cümlelerde kaldı hepsi”
“orada ne yapıyorlar?
sarıya boyamışlar kocaman kayayı, arkasında oturmuş bakıyorlar
ama neye?
peki ne düşünüyorlar?
ve ne için oradalar?
büyük bir dağın tepesinde, uçurumun hemen ucunda kaya
düştü düşecek... düştü düşecek...
ve arkasında altı oturmuş adam...
neden?
dua ediyorlar sanki, duaya ihtiyacımız var evet
yüzlerinde korku mu, belki de saygı... belki de endişe...
niye?
hayatın tadı acı, hayatın dayandığı duygu acı
bir imtihan her an
sevinmek bile... üzülmek bile... hastalanıp yatağa düşmek bile...
orada ne yapıyorlar?
kim bunlar?”
“oralardan bana baktığını biliyorum,
bu yüzdendir yüzümü çevirişim o topraklardan
ben sevmeyi bilemedim belki, bir öğreten olmadı
ille de öğrenmeli mi?
evet, buralarda öğrenmeden bir sonraki basamağa çıkılamıyor”
“karpuz çekirdekleri kurutulup kavurulunca...
beyazın bembeyaz olması için yeni deterjanlardan alınınca...
modası geçmiş makineler bir yenisiyle değiştirilince...
‘hayat böyle devam edip gidiyor işte’ diyenlere bakınca...
bana da, ‘hayat böyle devam edip gidiyor işte’ demekten başka söz kalmıyor.
mum geceler başlar ve o tedirginlik bir ok gibi saplanır: Ne yaptım ben!
bir de, ne yaptın sen!”
“sokaklardan toplardık oyuncaklarımızı,
ağaçların başından, çalıların arasından, suyun içinden, mis kokulu havadan...
evlerin odaları hep tertemiz kalırdı, hep düzenli...
çünkü biz sokaklardan toplardık oyuncaklarımızı”
![]()
"Arza hacet yok halim sana ayandır. Dile gerek yok sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok suskunluğum Sana kelamdır"