Beş farklı dünya var
Aynı evin içinde kurulan…
Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.
Ömür boyunca çalışmanın
Kemiklerini çatırdatmasını duymamışım.
Omuzlamış bir dağ gibi hayatın yükünü,
Çekmiş her derdin büyüğünü, küçüğünü,
Söylemeden saklamış sinesine.
Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.
Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.
Elinde çelik tığıyla ve yazma oyasıyla
Dilinden düşürmediği duasıyla
Elinden düşürmediği tesbihine sarılır
Ve kendinden çıkanlar için hıçkırır.
Ağlamaktan mı oyadan mı bilmem fakat
Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.
Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.
Kara yağız bir ata binmiş nasibini beklerken
Hayal aleminde sırça köşklerde gezinmiş.
Bacası sevgiyle tüten içi sıcacık iki göz bir ev
Ve iki melek yavrudan başka bir şey
İstemezmiş Mevlâ’sından.
Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.
Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.
Üniversitede kavgalara giriştiği gün
Yenilmiş imtihanına karşı okumanın.
Ekmeğine sarılacağı yerde bir an evvel
Ekmek bıçağını tutmuş elleri;
Hâlâ esmekte başında kavak yelleri.
Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.
Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.
Göğüs kafesimde çırpınan kuşun kanat seslerini
Bir çağrı zannetmişim mâverâdan,
Â’râf’ta sıkışıp kalmışım.
Gül yüzlü çocukların gözyaşlarında kaybolmuşum.
Gün doğmak üzereyken Sarıfasıl yollarına
Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.
Aynı evin içinde kurulan
Beş farklı dünya var…
(alıntıdır)