Her toplumun içerisinde zaman zaman milletinin tarihine, inancına, değerlerine yabancı kimseler çıkabilmektedir. Bizim milletimizin içerisinden de zaman zaman bu tür kimseler çıkmamış değildir. Fakat, bu milletin bağrından çıkardığı mümtaz şahsiyetler daima çoğunlukta olmuştur. Yeni bir eğitim sezonuna başladığımız şu günlerde genç nesillerimizin belleğini bu büyük şahsiyetlerden birisiyle tanıştırmak istedik. Medine müdafaasının büyük kahramanı Fahrettin Paşa!.
Yıl 1914.. Emperyalist devletler başta Hicaz bölgesi olmak üzere yeraltı zenginliğini keşfettikleri toprakları ele geçirmek için büyük bir gayret içerisindedirler. Ancak bu arzularının gerçekleşmesi için Osmanlı'nın parçalanması hatta tarih sahnesin-den silinmesi gerekiyordu. Bu amaçla Osmanlı Devleti çeşitli entrikalarla birinci dünya savaşı içerisine çekildi. Emperyalist güçler hedeflerine kolaylıkla ulaşabilmek için ortaya attıkları ırkçı fikirlerle müslümanlar arasına kin ve ayrılık tohumları ekiyor, Hicaz bölgesinde müslüman kılığında özel ajanlar görevlen-diriyorlardı. Bu alanda çok büyük çaba sarfeden Ingiliz ajanı Lawrens müslüman arapları çeşitli vaad ve hilelerle Osmanlıya karşı kışkırt-mayı başarmış, neticede 1916 yılında Şerif Hüseyin isyanıyla Araplar, Osmanlıya karşı Ingilizlerle işbirliği yaparak Hicaz bölgesinin Osmanlı'nın elinden çıkmasına sebeb olmuşlardı. Işte bu esnada Medine'yi savunma görevi Fahrettin Paşa'ya verilmiştir. Fahrettin Paşa bütün zor şartlara rağmen büyük bir fedakarıkla şehri müdafaa ediyor ve gerçek bir iman ve kahramanlık destanı yazıyordu. Ancak, savaşın genel gidişatı Osmanlı ve müttefiklerinin aleyhinde seyrediyor, Fahrettin Paşa ve askerlerinin içerisinde bulunduğu koşullar her gün biraz daha zorlaşıyordu. Bu durumun farkında olan Fahrettin Paşa maiyetindeki subay ve erleriyle birlikte bir sabah namazını Mescid-i Nebevi'de edâ ettikten sonra Peygamberimizin kabrine gelir ve mübarek huzurunda yemin eder, şeref sözü verir. "..Ya Rasulellah!. son neferimize varıncaya dek şehid olmadıkça senin mübarek bedenini düşman eline teslim etmeyeceğiz.."
Fahrettin Paşa Rasulullah'ın huzurunda verdiği bu sözü tutar ve Hicaz bölgesinin düşman eline geçmesine rağmen düşman Medine-i Münevvere'ye girmeye asla muvaffak olamaz. Erzak ve müimmatı iyice azalan Fahrettin Paşa, mahiyyetindeki bir avuç mehmetçikle emperyalist güçlere karşı öyle destanlar yazıyorduki, Ingiliz ajanı Lawrens dahi daha sonra kendisinden "Çöl Kaplanı" diye bahsedecektir. Fahrettin Paşa'nın amacı ne petrol ne de ganimettir. O sadece canından çok sevdiği Rasulullah'ı ve O'nu koynunda barındıran nurlu Medine şehrini düşmanın kirli çizmesine çiğnetmemek için mücadele ediyordu. O'nu en fazla düşündüren konu -Allah korusun- bir mağlubiyet halinde Rasulullah'ı nasıl bırakıp Medine'den geri çekilecekti. Sonra Rasulullah'ın huzuruna hangi yüzle çıkardı. Evet!.. Fahrettin Paşa'nın görevi gerçekten çok zordu.
Nihayet birinci dünya savaşı, Osmanlı ve müttefiklerinin yenilgisiyle sona erer ve Mondros Ataşkes Antlaşması imzalanır. Yirmibeş maddelik Mondros Mütarekesinin bir maddesi de Hicaz, Yemen, Suriye Irak, Trablus ve Bingazide kalan kuvvet-lerin en yakın düşman birliklerine teslim olması hükmünü taşıyordu. Istanbul hükümeti bu madde hükmüne göre özel bir kurye göndererek Fahrettin Paşa'dan Medine şehrini tahliye etmesini ister. Fahrettin Paşa bu isteği reddederek şöyle der: Ben Peygam-berimin kabrini kimseye teslim edemem!" Hatta tarih kaynakları Istanbul hükumetinin emrini tebliğ için gelen subayı Fahrettin Paşanın bir odaya kapadığını ve bu bilginin Medine'de yayılmasını engellediğini yazar. Fahrettin Paşa uzun süre yazışmalarla Istanbul'u oyalar ve şehri teslim etmez.
Neticede Fahrettin Paşa'nın Medinede kalması imkansız hale gelir. Çünkü O artık görevinden alınmıştır. Bunun üzerine, Paşa tekrar Rasulullah'ın huzuruna çıkar ve göz yaşları
içerisinde silahını Peygamberimize teslim ederek halini arzeder, vedalaşır...
Fahrettin Paşa'nın Medine müdafaasını tüm yönleriyle ortaya koymak bu yazımızın boyutlarını aşar. Bu konunun detayını merak eden okuyucularımızın Feridun Kandemir'in "Peygamberimizin Gölgesindeki Son Türkler" adlı kıymetli eserini okumalarını tavsiye ederim. birinci dünya Savaşında, Hicaz cephesinde bulunan ve şanlı Medine savunmasının görgü tanığı olan Kandemir, "Çöl Ortasında Plevne Kahramanları" diye adlardırdığı Mehmedcik'in destanından şu cümlelerle bahseder: "birinci dünya savaşında emsalsiz yiğitliğimizi ispat ile cihanı hayrette bırakan Çanakkale Zaferi gibi bir de Medine Müdafaası vardır ki, başlıbaşına gerçek bir iman, eşsiz bir şehamet destanıdır. Sonuna kadar ve aylarca her gününü, her gecesini aynı ruh değişiklikleri içinde yaşadığım "Medine Müdafaası" öylesine müstesna bir destandır ki, yazılamaz.."
Bugün genç nesillerimizin acaba ne kadarı bu Peygamber aşığı Paşa'dan haberdardır. Yeni bir eğitim yılının başladığı şu günlerde, Fahrettin Paşa gibi seçkin şahsiyetlerin yeni yetişen nesillerimiz tarafından tanınması ve unutulmaması için ciddi gayretler sergilememiz gerektiği düşüncesindeyim. Fahrettin Paşaya selam olsun!.


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
