5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Hybrid View

  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    26.03.2006
    Yaş
    46
    Mesajlar
    1.338
    Tecrübe Puanı
    46

    Standart Kadın sahiplenilmeye ve köleleşmeye meilli midir?

    Yazılanlara şöyle bir baktımda güzel bir tartışma konusu bulamadım. Kadın sorununa dair aklıma takılanları tartışabileceğim bir konu olsa iyi olurdu. uzun alıntılar bana her zaman itici. (bu yüzden marks-engels-lenin-mao alıntılı uzun yazıları okumayı hiçbir zaman tercih etmem.)
    Geçenlerde bir tam olarak hatılamadığım bir yerde şöyle bir şey okudum.
    Kadın doğurgan özelliğinden kaynaklı sahiplenmeye meillidir. Anne olmasıyla beraber çocuğunu sahiplenir ve bu durum onu hep bir şekilde bir yerlere bağlanmaya iter. Bu tarihsel gidişat sonucunda kadın hep bağlı-bağımlıdır.
    Bunun tam aksi durum ise erkek için geçerlidir. Erkek her zaman özgür olmayı tercih eder.
    Ne dersiniz kadının doğurgan oluşu kadın sorunu tahlillerinde çöpe atılabilecek bir durum mudur?
    "Her Bitiş Bir Başlangıçtır."

  2. #2
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.10.2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.732
    Tecrübe Puanı
    94

    Standart

    güzel bir tartışma konusu..
    bana göre anne olmak ayrı eş olmak ayrı bir konu kadınlar için.
    kadınların doğurganlık olmaları onları anne olmalarını sağlıyor ve bu bir çok kadının istediği birşey.
    anne olan kadın herzaman çocuğuna sahip çıkar onun kılına zarar gelmesini istemez. tabii baba olan erkeklerde aynıdır ama anne kadar değillerdir bence.
    ve kadınlarda köleleşme diye birşey yoktur.
    yani bu kadının yapısında vardır. bir erkek nasıl ev işini yapamıyor çocuğu büyütmesini bakımını yapamıyorsa bir kadında asla erkek gibi çalışamaz. misal ben geçen gün odun kırdım hay kırmaz olaydım. hala avuçlarım ağrıyor.. ellerim şişkindi ve parmaklarım yumak yumak olmuştu bu beni sinir ediyordu. Allah tanki çabuk geçti.
    ve o zaman anladım ki erkekler ve kadınların yapısı, doğası daha farklı..
    kadınlar sahiplenmeyi ve sahiplenilmeyi severler. ve kadınlar sevildiklerini, değer verildiklerini bildiği zaman değil köle o an canını verse eşine yinede içi rahat etmez.
    evet erkekler özgür olmayı daha çok severler ama özgürlüğün de bir sınırı vardır.
    sevdiği kadına karşı..
    ve bunu bilerekte hareket ederler bence..
    yani kadınların yapısında olan şeyi asla değiştiremezsiniz bazı kadınlar erkek gibi davranırlar benm hiç hoşuma gitmez.ve tabii ki kadın gibi davranan erkekleride unutmamak lazım onlara daha bi gıcık olurum.
    benim düşüncem kadın kadınlığını bilsin. erkekte erkekliğini..
    bence kadınlarda köleleşme diye birşey yoktur..
    şayet olsaydı bu erkekler içinde geçerli olurdu.
    ev işini yapmak, çocuğuna bakmak, eşin için iki kab yemek hazırlamak, eşine güler yüz göstermek,
    kölelikse ben bu köleliğe razıyım çünkü bu benim yapım..

    konun çok güzeldi sağol..

  3. #3
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    26.03.2006
    Yaş
    46
    Mesajlar
    1.338
    Tecrübe Puanı
    46

    Standart

    kadın hamile kaldığı andan itibaren çocuğunu sahiplenir annelik duygusu yoğunlaşır ama erkekler çocuklarını kucaklarına almadan bu duyguyu hissedemezler. kadınların doğurgan olması sahiplenme iç güdüsünün yoğun olmasına neden olur. bence kadınlarımız çocuklarını erkeklerin yanında daha rahat büyütebileceklerini düşündüklerinden -ki buda eskilerden gelen bir düşünce tarzı bence- onların ezmesine seslerini çıkarmıyorlar yada maddi yetersizlikler onları bi şekilde ezilmeye vede köleleşmeye mahkum edebiliyor.
    "Her Bitiş Bir Başlangıçtır."

  4. #4
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.10.2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.732
    Tecrübe Puanı
    94

    Standart

    evet kadınlar hamile kaldıklarından itibaren annelik duygusu yoğunlaşır. çünkü o çocuk annenin bire parçasıdır, canıdır bunu erkekler anlayamaz belki ama bu böyle..
    kadınların ezilmesi, köleleşmesi ise her zaman cehaletten gelir. kadınlar eğer okumamşısa ve küçük yaşta evlendirilmişse asla ama asla rahata eremez çünkü ezilir bilgisizlikten cahillikten olur bu köleleşme.
    ve bu kadının suçu değildir. onu okutmaynların yada okumasına mani olanların suçu..
    cahil insan her zaman korkar kendisine asla güveni olmaz..
    değil kadın herkes için geçerli bu..
    cahil kalmış kadın hiçbir şey için karar almaz alamaz hiçbir şey söylemez söyleyemez..
    çünkü bilgisizlik var güvensizlik var.
    şuanda bile ezilen kadın var özellikle doğuda daha çok var dövülen, sövülen, ezilen, hakkı verilmeyen, cahil bırakıldığı için hakkını aryamayan bir çok kadın var..

  5. #5
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    12.08.2008
    Yaş
    41
    Mesajlar
    278
    Tecrübe Puanı
    23

    Standart

    BİR ANNENİN MEKTUBU(ALINTIDIR)

    Bir tanem !
    Yaşımın, yaşına denk baharını geçireli çok oldu.Dünyayı üzümlü bağ bilirdim o zamanlar.
    Bakır kaplarda kaynayan aş, bozkır akşamlarında yaşanan düş bilirdim.
    Yayla zamanıysa bir de, yamacı yavşan kokulu dağımın,güneşi, gövdemde baş bilirdim, değilmiş .
    Götürüp beni koyduklarında, yatılı okulların ranzalı odalarına, gün batımlarında katlanan hasret, içimi yün yangını gibi sardığında, yalnızlığı cehennem, dünyayı da annem bilirdim, değilmiş.
    Bedenim kıvrımlarını bulup da, gözlerden,kalplere süzüldüğünde, kalem kaşa
    kirpiğimle, dişimle/dişiliğimle, saçlarımı hava,dünyayı ayna bilirdim, o da değilmiş.
    Meğer dünya,“meğer “ ile başlayan kelimeler ve cümlelermiş.
    Büyük kentlerin merkezlerinde bir gün, üniversiteye başladığımda, kalabalıklarda ıssız, ıssızlarda ıslık iken kendime ,ya da şöyle martılar denize yaklaşırken, gözlerimi göklerden indirdiğimde enginlere, içimden ürkek bir kız koptu metropole.Meğer, dünya öğrenmekmiş.
    Sultanların, bezirgânların, her yanı altın tahtlı saraylarının, hiç bitmez sanılan devirlerinden bu güne, bu günden o eski lâlelerine bakarken, ülkeler koptu Asya’ ya, Avrupa’ ya , meğer, dünya tarihle coğrafya demekmiş.
    Leyla’dan, Şirin ‘ den Aslı’ ya,” Kolera Günlerinde Aşk “ dan ,” Anna Karanina “ ya, ortak olan acıyla tanıştı da yüreğim,anladım ben dünyayı, o işte, SEVMEK demekmiş.
    Emirgan ‘da çay içip, Göksu ‘ da mehtaba dalarken ,sazlar kürdili hicazkar, acem aşiran,
    hüzzam çalarken, Rumeli Hisarı’ndan boğazın görkemli sularına, taksimler, peşrevler döküldü de kimsesiz çocuklar koptu gözlerimden, surların yıkık kuytularına, çarıksız, üstsüz ve başsız.Meğer, dünya çelişki demekmiş.
    Formol kokulu salonların, buzdan soğuk masalarında, tıbba hizmete uzanmış kadavraların, o, eski güzel gözlerinden, en mahrem organlarına, kesip biçerken tel tel, hatıraları geçti içimden, gülüşleri, ağlayışları ,okşanışları bir bir, meğer, dünya fani imiş.
    Her biri bir evren olan hücrelerin, DNA’larının, sitoplazmalarının, ipekten filtreye benzeyen zarlarının, görende hayranlık uyandıran akıl ve tanrısal sarraflıklarının,birinden diğerine, diğerinden öbürüne, görünmez cidar ve ağlarla ulaşan,hassas, ilkeli düzenlerinin, uzlaşan ve savaşan bin türlü halleri geçti de mikroskopların altından,gördüm; meğer, dünya sayısız demekmiş.
    Sonsuz uzaklıktaki yıldızların, sonsuz ufaklıktaki atomlarımla, bir topun iki parçası olduğunu anladığımda ; bildim ben, meğer,dünya SEN demekmiş.
    Evrenle bir olan özün, sürekli değişen ırmağı, vadilerimden geçerken, bir gülün dalı gibi kuytularıma takılıp da, kıpranıp, tekme attığında karnıma, yüksek bir kahkaha koptu ses tellerimden, ilk dokunuşun, ilk gülüşün, ilk kelimen ve yürümenle yinelenen.
    Lif lif kesilişlerle doğum sancısı çekerken,seni ben ,Figen Teyze’ nin elinden
    göğsüme dayadığımda, emişin, ememeyişin bir pınar fışkırttı tepelerimden, sevgiden sevmelerimden yükselen .
    Hani ben ; sana, yeterince emek verdim diyemem.
    Hayatım, herkes gibi ,” bir roman gibi “geçti.Şarkıydı sanki,“kimler geldi, kimler geçti “.Şiirdeki aşkımı saymazsam, benden en çok kadınlar geçti.Hepsi de vardılar, hatıramdılar, kimi bendim, kimi onlardılar.
    Bak !

    Annemi, seni, bir de kardeşini koydum, kalbimin en coşkun sularına, sonra kendi kız kardeşimi, sonra babanın anne ve kız kardeşlerini, sonra da tüm kardeşlerimizi …

    Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Rum, Arap, Çerkez.Türkiyeli ya da değil fark etmez.
    Dizdim, hepsini bir kaset gibi bedenime.
    Dönerler yüreğimde, beynimde, düşüncemde, dilimde.
    Aslında, onlar buraya, Havva ‘ dan, Homo Sapiens ‘ den geldiler.
    Sümer ‘ den, Asur ‘ dan, Hitit’dendiler…Türküden, şiirden, efsanelerden, diri diri gömülmelerden geldiler.
    Dinler ve mitolojiler, bilimle aynı şey söylemese de, daha başlarda bir yerde, kadına kadın denmeden önce, düşünen, bir ayrım yapmış dercesine yazılmış, anlatılmış her şey.
    Annemin, karlı, boranlı kış gecelerinde, ateşim yükseldiğinde, aslında beni, leyleklerin getirmediğini söyleyip, bitmeyen sorularıma verdiği cevaba göre; Aden ‘de; yani, siyah iri gözlü hurilerin, altından ibriklere doldurup, gümüşten kaselerle şaraplar ikram ettiği erkeklerle, billur suların aktığı, bin meyveli cennet bahçelerinde,Adem ile Havva şeytana uyup da, iyilik/hayat ağacından elma koparıp yemese, yeryüzüne kovulmazlarmış . Adem Havva’ ya kanmış.Tanrı, Havva ‘ yı ,topraktan yarattığı Adem , yalnız kalmasın diye, kendi kaburgasından yaratmış. İnsanlar onların çocuklarıymış.
    Sümer ‘in ,” Dilmun “adlı ölümsüzlük ülkesinde ‘de, ağaçlara dokunmak yasakmış. Türklerin “ Yaratılış Destanı “ Tanrı Ülgen ‘in insanı balçıktan yaptığını anlatırmış.Tanrılar kralı Zeus, ateşi çalarak insana veren Promethous ‘ u parçalamaları için, Kafkaslar ‘da, kartalların pençesine atarken, dünyaya da, kötülük saçsın diye, ilk kadını, Pandora ‘yı yaratmış.
    Sandığıyla birlikte göndermiş hatta, onunla evlenen Epimethous ‘a. Ama sabırsız Pandora, açmaması tembihlendiği halde, kapağını açınca, saçılmış oradan kötülükler dünyaya, umudu içerde bırakarak…
    Çocukluk ya , hepsinde benzer şeyler bulduğum bu anlatılarda [ olmuş,ya da olmamış olsa da ] kendimi,yaratma kudretinin büyüsüne kaptırıp, geniş imkânlı bulutlara dalarken, bir dünya da ben düşlerdim içimden.
    Babil ‘in Asma Bahçeleri ‘ne benzeyen şehirlerinden geçilip, Selsebil pınarlarından akan, zencefilli sularını, herkesin içebileceği dünya…
    Daha çok ufaktım, büyüyüp çalışacaktım.
    Ama annemin, fısıltıya benzeyen ve içinde koca bir çığlık var hissi veren, kısılmış ses tonundan, bana geçen/geçemeyen, cevabı güç sorular akla getiren şeyin, ne olduğunu,yıllar sonra anlayacaktım.
    Eksiklik duygusu…
    Başlangıcı belirsiz bir zamandan bu zamana,o,ilk analarımızdan, şimdiki analarımıza taşınan ve her çağda ezici güç kullanarak dayatılan, ülkesine, bölgesine göre dozu azalan ya da artan ve hâlâ ağırlığını koruyan eksiklik/eziklik duygusu…
    Sadece bir kromozom farklılığının, birbirini tamamlamaktan çok, diğerini aşağılamak üzere kullanıldığı talihsiz/tarihsiz süreç…
    Dünya nimetlerinin, eril bir teraziden paylaşıldığı, dövülmenin, öldürülmenin, emeğin ve bunların hepsine bedel olan ihanetin, daha çok kadın kefesinde kaldığı, gariplikler timsali ilerleyişin, örselenmiş ruhlarda bıraktığı iz ve kapanması güç yara.
    İffetin ince bir zara yüklenmesiyle, kapının anahtarını aldığını sanan erin, gönülden uzak anlayışının, hesaplanamaz haksızlığı…
    Tarihte kaldığını var saydığımız ve bu zamanda, sadece Doğu’da, Güneydoğu’da olduğunu sandığımız şeylerin, romanların konusu olacak kadar geniş coğrafyaya yayıldığı, yazarların yazarı Gabriel Marquez ‘ in,en güzel romanım dediği “ Kırmızı Pazartesi “de, Santiago Nassar ‘ ı ölüme götüren toplumsal anlayışın, kaynağı olan zar parçasının, kardeşi
    katil eden işgüzarlığı…
    Bitlis ‘ te,tecavüze uğrayan Güldünya ‘ yı, kaçırıldığı İstanbul ‘da, kucağındaki bebeğe rağmen vuran, ölmeyince, tedavi gördüğü hastaneyi bularak tekrar kurşunlayan kardeşlerin, insafa sığmayan anlayışı ve üstelik aynı düşünceyi paylaşan erkeklerin toplanıp köy girişinde, cenazeyi karşılayışı .
    İbret veren iki yüz !
    Her tür ayrımcılıkta, ölümlerden sonra, ayrımı yapanların takındıkları, geç kalmış, uslanmaz/utanmaz yüzleri .
    Ferhat ‘ın dağları delen aşkına türküler yakarken, Şirin kadar aşk dolu yürek taşıyan Şemse Allak ‘ ın karnındaki yavruya rağmen taşlanışı, öldürülünceye dek.
    Doğurmanın, doğuramamanın, düşüğün, kürtajın bedensel ve ruhsal tüm acılarını çekerken, erkek evlat ya da farklı bir tat için sözde sevgili ve kumalara uçan erkeğin, tam
    aksi durumlarda silaha sarılışı ve toplumdaki “ vurun kahpeye “ anlayışı Sünnet gibi aşağılayıcı, kanatıcı, öldürücü barbarlığı, hâlâ hanesinde barındırabilen dünya duyarlığı ve birleşmişliği milletlerin (!)

    Asırlarca, erkeğin zevk aracı görülen, kul ve köle yapılan, bir mal gibi alınan, satılan, miras bırakılan, emeği sadece boğaz tokluğuyla karşılanan, şiiri yazdırılmayan, binlerce yıllık toplumsal yaşamda, ancak son yüz yıllarda sorununa göz atılmaya başlanan kadına, bu kadarcık bakışı dahi fazla bulabilen ufuk darlığı.
    Ekonomik, sosyal ve kültürel eşitliğin sağlanır gibi olduğu ailelerde bile, iş kavgaya dökülünce, kocanın kadınına, sözde demokrat tavrını bırakıp, ağalanarak, şahlanarak,sanki haklar onun bağışıymış gibi haykırışları .

    Seçmenin ve seçilme hakkının, çoğunlukla erkek egemen idare yapısına göre ayarı. Cinselliğin, tek cinsin lehine ölçü ve ölçüsüzlüklerle,taktığı adaletsiz sıfatları, aşkın ; olmazsa olmazı kadına…
    Güzel okumalı, bu uğurda, yakılarak can vermiş, yargılanarak ömür geçirmiş kadınları, anlamadan anmanın, aslında kadınların gün görmediğinin kabulü olan, üç yüz altmış beş günden birisi 8 Mart ‘ ı …
    İşte böyle…
    Benim, yüreği duru tanem !
    Böyle kal diyemem..
    Büyüyorsun .
    Ak şallı kuzu iken, dikeni, gülünden, yeşilinden çok, ormana doğru yürüyorsun.
    Orada ayakta kalabilmek ; İçi boş, baldırı hoş kadının değil, kendini ve dünyayı tanıyan bilincin, boştan da boş yargılara baş kaldıran, cesaretin işidir .
    Kimliğini unutma !
    O senin etin, kemiğin ve hürriyetindir !
    Anlatılmaz sevgimle kucaklıyorum seni …

    Annen

    Ayten Çelebi Kural
    Zegata bir hüsnü tali bir Aks-ı sedadır avazıma
    Bir seher vaktinde döneceğim ben anne ozaman bağrına basıp koklarsın beni
    kızıl kanlara boyanmış ak kefenimle beni gömdüğün yere GÜL ekersin anne


 

Benzer Konular

  1. Cennete giren ilk kadın...
    By DeRBeDeR in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 20.01.2009, 15:27
  2. Erkekleri çıldırtan kız diyalogları
    By J3uRKe in forum GEYİK - GIR GIR - ŞAMATA
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.08.2008, 02:19
  3. sanal kadın böylemi olur sizce :)
    By rallici_56 in forum ELEŞTİRİ-YORUM
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 19.10.2007, 12:34
  4. Kadın Gibi Kadın
    By candy5 in forum KADINLAR KAHVESİ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.10.2007, 12:33
  5. Talak
    By CefA_CasH in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.02.2007, 14:17

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •