Ömer Seyfettin’in ünlü “Diyet” öyküsünü bilmeyen yoktur.
Hani “Kolunun diyetini ben ödedim” diye sabah akşam kendisini aşağılayıp
köle gibi kullanan kasap yüzünden, sonunda Koca Ali alır satırı eline, keser
kolunu ve fırlatır önüne:
- Al diyetini!
Gerçekten de kimileri, yaptığı iyiliği başa kakmadan duramaz.
Böyle tiplerle karşılaştığınızda onlara çaktırmadan şu şekilde iltifat
etmeyi deneyebilirsiniz:
O kadar iyilikseversin ki, yaptığın bir iyiliği asla unutmuyorsun!
•
Oysa yapılan bir iyiliği başa kakmak, o iyiliği hiç yapmamış olmaktan bile
kötüdür çoğu zaman.
Bir insana, sürekli minnet altında olduğunu hissettirmek az kötülük müdür?
- Benim sayemde iş buldun, ben olmasam şimdi sürünüyordun.
- İyi de şimdi de bu lafların sayesinde ruhum yerlerde sürünüyor ulan!
•
Kimisi başa kakmalar karşısında büyük tepki gösterir, ama ne yazık ki fazla
çaresi de yoktur.
Bir tanıdık anlatmıştı.
Adam biraz zengince bir ailenin kızıyla evlenmiş. Kayınpederi her damadına
yaptığı gibi ona da bir ev vermiş. Karısı tartışmalar esnasında ne zaman
kocasına sinirlense hep bunu öne sürüyormuş:
- Babam olmasaydı, şimdi kiralarda sürünüyorduk. Eskiden bana daha
saygılıydın. Mis gibi eve kurulunca değiştin tabii.
Bu sözler canına tak eden adam, “Tamam ulan” demiş, “Önümüzdeki aydan
itibaren emsal evlerin kirası ne kadarsa onu ödeyeceğim babana!”
Kadın alaycı şekilde gülümsemiş:
“Tabii, babamın sayesinde açtığın nalburda işler iyi gidip bitin kanlanınca
kirayı ödeyecek gücü de buldun elbet!”
•
İşin en hoş yanlarından biri de, yaptığı bir iyiliği başa kakmak
isteyenlerin genelde söze “Böyle şeyler söylenmez ama…” diyerek
başlamasıdır:
- Gerçi böyle şeyler söylenmez ama geçen akşam bizim işsiz kayınçoya 150
milyon lira para verdim. Maksat hayır olsun.
- Gerçi böyle şeyler söylenmez ama alt kattaki komşunun ilaçlarını ben aldım
eczaneden.
- Gerçi böyle şeyler söylenmez ama halen sırtında giydiğin paltoyu ben
vermedim mi sana nankör herif?
Gel de kızma:
Madem böyle şeyler söylenmezse niye söylüyorsun be adam! Alnına silah
dayayan mı var?
•
Eskiden böyle şeylere çok dikkat edilir, sağ elin verdiğini sol elin
duymamasına çalışılırmış.
Osmanlılar döneminde bakkalların tuttuğu Zimem Defterleri varmış mesela. Bir
nevi veresiye defteri.
Özellikle Ramazan geldiğinde birtakım zenginler tebdil-i kıyafet yapıp
bakkalları dolaşır, “Zimem Defteri’ni çıkar bakalım” derlermiş.
Sonra defterin bazı sayfalarını rastgele açarak, “Buradaki borçları sil”
derlermiş.
Ardından da parayı öder giderlermiş.
Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi
kurtardığını bilmezmiş.
•
Kimisi de kime ne verdiğini özellikle bilmek için kendince yöntemler
geliştirir.
Anlatacağım olay benim çocukluk yıllarımda geçmiştir.
Zenginin biri hazır giyim satan bir dükkana gelmiş.
“Senden ortaokul çocuklarına dağıtmak üzere yaklaşık 50 tane ve hepsi de
aynı renkte takım elbise hazırlamanı istiyorum” demiş.
Sonra o civardaki ortaokula giden 50 yoksul çocuğu tespit etmiş ve onları
giyindirmiş.
Bizimki, bu hayrı işledikten sonra artık her sabah çocukların okula gitme
vakti gelince dükkanının önüne bir sandalye atıp oturuyor, çocukları zevkle
ve gururla izlerken yanındakilere de malumat veriyormuş:
- Bakın, şu çocuklar var ya, işte onları ben giydirdim. Görüyor musunuz,
hepsi de aynı renk! Ee, dünya malı dünyada kalır dostlar. Kefenin cebi mi
var sanki?
Adam haklı.
Kefenin cebi yok, ama elbiselerin rengi var!
•
Kimisi de bir iyilikte bulunduğu kişiyi, “nasıl olsa bana bir şey diyemez”
anlayışıyla bıktırır da bıktırır.
Bir arkadaşım anlatmıştı:
Köy yıllarındayken bir gün babası paraya sıkışmış. Köydeki Boz Hasan’dan 10
lira mı 20 lira mı bir borç almış.
Artık her sabah erkenden Boz Hasan kapıyı çalıyor, “Sakın aklına o mesele
gelmesin!” diyerek kahvaltıya oturuyormuş.
Bir gün, beş gün, on gün… Boz Hasan kahvaltıyı her sabah bunlarda yapıyor.
Adam bıkmış artık. Parayı denkleştirmiş ve ertesi sabahı beklemiş.
Boz Hasan, her zamanki gibi “Sakın aklına o mesele gelmesin! Elin ne zaman
bollaşırsa o zaman verirsin” deyip sofraya kurulacakken, “O mesele aklıma
geliyor Hasan” demiş, “Hatta hiç aklımdan çıkmıyor! Al şu paranı, kahvaltını
da evinde yap!”
Boz Hasan, kahvede olayı anlatırken, “Şu insanoğlu ne kadar nankör. Bu
zamanda kimseye iyilik etmeyeceksin arkadaş!” deyip duruyormuş.
•
Kuşkusuz anne babanın çocuklarıyla ilişkisi, başa kakma kapsamında
değerlendirilmez.
Onların çocuklarıyla ilgili yakınma hakları her zaman bakidir.
Hele de kimi çocuklara sahip olan babalar, yaptığı iyilikleri hatırlatmasın
da ne yapsın!
Çiftçi adam, sırf oğlum okusun diye, güzelim ineklerini birer birer
satıyormuş.
Gel gör ki, çocuğun okumasında hayat yok; kafa kalın mı kalın!
Bir gün adamcağız köy odasında etrafındakilere şöyle dert yanmış:
- Bir öküz için ne kadar inek feda ettiğimi bir bilseniz!
•
Hep iyilikle kalın arkadaşlar..


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
