4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Hybrid View

  1. #1
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.10.2006
    Yaş
    43
    Mesajlar
    184
    Tecrübe Puanı
    23

    Standart sigaraya başlamama sebep olan sigara markası

    [negativeimg]http://photos1.blogger.com/blogger/1168/2917/320/k%3F%3Fsa%20camel.jpg[/negativeimg]
    . onun yüzüsuyu hürmetine ciğerlerim pembeleşmeye başlamıştı, şimdi o yok ve ciğerler kapkara. herşey, kısa camel sigarasının ikinci kez sahip, paket ve tat değiştirmesiyle başladı. benim belki de olmadığım yıllarda camel man'in ölmesinden dolayı birkez paket değiştirmiş, tadı değişmemiş, o zamanlar "i would walk a mile for a camel" veya "camel;gentleman's choice" zamanlarıymış. fakat 2002 yılının temmuz'unda bir değişti ki sormayın; paket, tat, camel'la bütünleşen herşey çekti gitti hayatımızdan. sanki dünya yozlaşmaya başladı o günden beri, ve giderek daha da kötüye gidiyor. bizi kendisine bağlayıp çekti gitti. bize de onu hatırlamak kaldı: "camel filters contain a blend of choice turkish and american tobaccos to bring you full smoking satisfaction with camel quality" bu şiir hep ezberlerde kalacak. şu an ortaköy'de seyyar satıcılarda eski paketli filtresiz camellar temin etmek mümkündür, ne kadar kaçak veya küflü olduklarını bilemem. ayrıca bununla ilgili güzel bir şiir var, üstüne bir de kadife bir edayla bestelenmiş, güzel de yorumlanınca, şöyle bir şey çıkmış ortaya.

    diye çekmiş kürekleri kayıkçı... 11:08
    sadece bu yazıya bakalım?

    0 yorum mu mevcut?




    Milasta Aranan Berber Efkâr Hazinses iftiharla takdim eder: Ben, Milasın orta yeri sinema, mahzunluğum garipliğim duyurmayın anama, der iken, develer tellal iken, pireler meslekten elini ayağını çekmiş iken orta yerdeki sinemanın adı İstikamet Sineması idi. İstikamet Sinemasına arkanızı dönüp garbın âfâkına doğru bir bakış çaktığınızda karşınıza gelen Demirciler Sokağının hemen başında bir berber dükkanı vardı. Berber Mehmet Ali. Bir ahde vefa, bir kıldan ince boyun borcudur onu anlatmak. Mehmet Ali, dayımın asker arkadaşıydı ve küçük bir berber dükkanı vardı. Asker arkadaşlığı müessesesinin önemi büyüktür taşrada, ne de olsa delikanlı hayatında ilk defa şehir dışına çıkıp asker ocağına girerek ocakta o asker arkadaşlarıyla birlikte cayır cayır yanmıştır, icabında aynı cigarayı içmişlerdir, ve devrecilikle beraber memleketçilik hüküm sürer gerçi hemşeri hemşeriyi gurbette s.ker derler ya neyse. Ben orta ikiye giden, bıyıkları terli bir çocuktum. Yazın dayımın önerisiyle bu berberin yanına çırak verildim. Dayım ailemin aklı başında olan tek büyüğüydü. Babam biriktirdiği rakı şişelerinden köşeyi dönme hesaplarıyla meşgul olduğundan, ben de belki gerçekten bir şey bulur da beni de bu dükkândan kurtarır diye umduğumdan, dayım ne derse ona koşardım. Saçımı annem keserdi ilk çocukluğumda, daha sonra profesyonel ilk tıraşımı orda olmuştum. Boyum kısa olduğu için koltuğun üzerine bir tahta koymuştu Mehmet Ali amca. Okul müdürümüzün talimatına göre iki parmağımızı kafamıza koyduğumuzda ve saçlarımızı iki parmak arasına sıkıştırdığımızda parmağımızın yatay olarak yüksekliğini geçmeyecekti saçımızın uzunluğu. Gelgelelim ben Mehmet Ali amcaya (sonradan usta diye hitap etmeye başladım tabii) bunu anlatamadım (zaten konuşarak meram anlatma yeteneğim hiç olmadı, hoş yazarak da olmadı, yani anlatamadım anlayın). Meğer o, saç parmaklarla tutulmayacak seviyede olacak anlamış, şöyle yani, sağ elinizin başparmağını, işaret parmağını, bir de orta parmağını yan yana getirin, hafifçe bükün, elinizi kafanıza götürün, saçınızı tutmaya çalışın, irfanına yandığım Mehmet Alisi işte o şekilde saçımın tutulmaması gerektiğini zannetmiş, bastı üç numara makineyi saçıma. Ben fark ettiğimde onun eğ başını oğlum diyerek kafamı itişine küfrediyordum. Aynaya bir baktım ki bostanda yeni bitmiş keleğe dönmüş kafam. Anlamamakla ilgisi yok aslında, benim dediğim gibi yapsa makas kullanmak zorunda kalacak, kısa mıydı uzun muydu diye uğraşacak, ama makineyi bastı mı tırrrıt diye bitiveriyor tıraş. Hem daha onüç yaşındaki adamın uzun saç neyine, bitlenir mitlenir Allah muhafaza. Zaten beni berbere bırakıp yan taraftaki Sarı Sülonun tektekçi dükkanına giden babam, acele olsun demişti Mehmet Aliye. Hoş, bu komployu baştan sezsem de yapabileceğim bir şey olmazdı, gene o koltuğa oturur ve babası İbrahimin kendisini kurban etmesine sesini çıkarmayan İsmail moduna geçerdim. Eline sağlık Mehmet Ali amca, deyip dükkândan çıktım, babamdan Doğru eve, talimatını alıp kafam üşür biçimde yolda yürüyüp bildiğim küfürleri sıralarken Haticeyi gördüm. İçimden Bakışların bana biraz cesaret versin, diye kıvranırken hiç oralı bile olmadı. Yanında annesi olduğundan konuşamadık, pazartesi okula gittiğimde notu bulmuştum sıramın üstünde, Türkçe defterimin arasında. Saçların uzayınca belki tekrar görüşürüz efkar kabakzade. Çok gururuma dokundu, gittim sınıfına, bir güzel sövdüm. Saçlarım uzayınca da görüşemezdik artık. Önce sekizinci kez okuduğum Robinsonu düşündüm, kadınlarsız ne kadar da rahat olduğunu hayâl ettim, sonra not defterimi açıp onaltı kişilik aşık olduğum kızlar listesinin üçüncü üyesi Muallaya kenetlendim (bir numara olan Süheylayla da ödevlerimi sürekli ona yaptırdığım için bozuşmuştuk). Ne diyorduk, babam o gün beni eve yolladıktan ve kafayı iyice demledikten sonra (babam sürekli Sodra Dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakardı) Mehmet Ali amcayla konuşmuş benim çıraklık mevzuunu. Meğer dayım demiş Mali amcaya (böyle dediğimi sakın duymasın) Efkârı yazın senin yanına çırak verelim, bunun okuyacağı yok, it kopuk olacağına meslek öğrensin diye. Babam da olur vermiş. Okul kapanır kapanmaz doğru dükkâna. Bizim dükkânın adı yoktu. Herkes berber Mehmet Ali diye bilirdi. Mali Ustadan bahsedeyim biraz. Kır saçlı kır bıyıklı bir adamdı. Sessiz, sakin, mütedeyyin, okul önünde şiir okumaya hazırlanan çocuklar gibi beyaz bir adam. Az konuşurdu, konuştuğu zamanların çoğunda da fevrileşirve küfrederdi, Bay Miyagiden en büyük farkı küfretmesiydi. Envai çeşit ve tam bir yaratıcı dimağ ürünü küfürler öğrendim kendisinden. Her şeyi kafasına takardı, havaya baktığında bile sövecek şey bulur, kuşların girip çıkmadığı yeri kalmazdı. Ha bir de durup dururken mesele çıkarmak gibi bir yeteneği vardı. Ayrıntılara düşkündü ve ayrıntılardan hareket ederek hep sorunlara ulaşırdı. Önce kaşlarını çatar ardından ağzından köpüklerle başlardı sövmeye. Bir de o böyle kaşları çatık küfrederken gülemezsin de. Midem ağrırdı kendimi tutacağım diye, iş çıkışı arkadaşlarla buluştuğumuzda da arkadaşlara öğretirdim küfürleri büyük bir entelijansiya edasıyla. Bazı gençler hususi onu kızdırıp küfürlerini duymak için gelirlerdi dükkâna. İşte berber Mehmet Ali. Dükkânın en geniş duvarında Milasta Aranan Berber yazardı. Ve bu yazı, Mehmet Alinin rahle-i tedrisinden geçmiş herkesin beynine çakılıdır, kimin çocukluğuna inilse bu yazı orada parlak neonlarla yaldızlı vaziyetlerle italik ve bold book antiqua stiliyle öylece durmaktadır. Öyle Murathan Mungan aynaları gibi mistik ve dalavereli aynalarımız yoktu ama her aynadan görünürdü duvardaki bu yazı. Altında da hsi küçük büyük harflerle MEhMED ALİ. Her açıdan kabiliyetli bir adamdı ustam. Kafası çalışırdı bir kere. Tek bir meşguliyeti vardı mesleği haricinde, ud çalmak. Adını bilmediğim, elinde sürekli benim kitabım dediği bir kitapla dolaşan bir başka Beyaz Amca gelirdi arasıra dükkâna. Ustam bir bu muhacir eskisi adamla bir de dayımla küfretmeden konuşurdu, adamakıllı laflar ederdi benim anlayamadığım. İki yaz yanında çalıştım, sadece iki kere dövdü beni. Ziyanın ustası zopa delisi etmişti mesela, sonra çaycı Kel Hamzanın yanında çalışan arkadaşım Selati kırdığı bardak başına tokat yerdi. Ben başladıktan bir hafta kadar sonra ilk küfrümü, bir ay sonunda da ilk tokadımı yemiştim. Bir cumartesi akşamı iltifat terzisi topal hakki kapatmadan yetişeyim diye haftalığımı alıp izin isteyerek erken çıkmıştım dükkândan. Derici Fazıldan özel diktirdiğim deri ceketimi alıp Muallaya ruhunda hicranını söyletmeye gitmiştim. Derici Fazıl Usta övünür durur ben meşrepten terziyim diye, neymiş efendim bunun dedesi de terziymiş hatta ilçemizin yetiştirdiği mümtaz, meşhur ve itibarlı şahısların türlü libaslarını dikmiş zamanında. Gelgelelim bizim emaneti çırağı salak Ayhana vermiş. Ben demiş idim ki, ceketin arkasına o zamanın meşhuru Karaşimşekin baskısını, dirseklerine de kartal yaması (o vakit Stallonenin Kartal diye filmi vardı bir de) yapıver diye. Ayhan kerestecisi ne yapsa beğenirsin, ceketin sırtına, nerden bulduysa artık o dizide oynayan herifin (Maykıl Nayt) resmini yapıştırmış, dirseklere de birer kanarya konduruvermiş kıt kafalı. Heyhat, giydik ceketi, Şatırın muhallebici dükkânında buluştuk Muallayla, şöyle bir süzdü beni, sen olmayacaksın Efkâr deyip çekti gitti, daha tatlıları bile söylemeden. Sonra işbaşı yapınca, ustam da gördü ceketimi tabii, bir de o vurdu talihsiz kulunuza, hem de o biçim. Önce muhavere edeyim dedi sanırsam, cibilliyetine daldığım diyerek hafifçe yaptı girizgâhı, ardından bir sağanak, terbiyem elvermiyor diğer dediklerine, nihaî cümlesi de ulan bacağına sıçtığımın keranecisi, o üstündeki deriyle kıçını sil olmuştu, sonra sağlı sollu silleler. Koymadı tabii, ağlamadım bile, ama bir evvelki yıl hurda toplarken dövüştüğümüz Hamdiden yediğim dayak hâlâ hatırdadır, intikam defterimde ucu açık bir kalem misali durur, bi gün sokacam o kalemi ya neyse. Bi keresinde de geç kaldığım için kızmıştı, ben açardım dükkanı, o nasılsa efkar dükkanı açmıştır deyip anahtarını almadan gelmiş, bir de bakmış ben yokum, geldiğimde ağzında köpükleri hazırdı ulan saatinin akrebine çaktığım, saat kaç lan yüzgecini s.ktiğimin sazanı deyip bir tokat aşketmeye teşebbüs etmişti ki kafayı eğip sıyırdım, sonra ben, neyime güveniyosam, -serserilik işte- ıska deyince yüzde yüz bir verimle ikinci hamleyi suratımda bulmuştum. Tüm fevrî davranışlarına rağmen iyi adamdı ustam. Prensipliydi bi kere, öğle aramız vardı tam kırkbeş dakika, ne yarım saat ne de bir saat. O bekar olduğu için ben ona da yemek getirirdim battal boy sefertasımla. Yemekten sonra da diğer beyaz amca gelirdi, ustam ud çalar, beyaz amca da söylerdi. Ben de giderek hoşlanır olmuştum onların bu muhabbetinden. Bi keresinde Ferdi Tayfurdan Tanrım Nasıl Sevdimi istemiştim de az kalsın üç numaralı makineyi kafama yiyordum, o zaman bu asabiyete anlam verememiştim tabii. Güzel günler geçirdik ustamla. Şimdi daha fazla anlatamayacağım, eski günler geldi aklıma. Efkarlandım. Duman bürüdü gözlerimi. Kodumun Belediyesi yıktı bizim dükkanı, şimdi pehlivanoğlu diye bi market var yerinde. Ben de ondan sonra berberlik mesleğini bırakıp farklı sektörlerde denedim şansımı. Ustam da manifaturacı recep amcanın kendilerine tahsis ettiği bir kulübede Milas Musîki Derneğini kurdu. Geçenlerde duydum, Beyaz Amca ölmüş. Ustam da iyice suskunlaşmış, eskisi gibi küfür bile etmiyormuş. Ha bire çalıyormuş. Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime / titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime ardından da Geçti sevdalarla ömrüm / ihtiyar oldum bugün haftaya cuma uğrayıp konservatuardaki çalgı yapımcı arkadaşlara onun için özel yaptırdığım her tarafı kelebek şekilli sedef kakmalarla dolu ve ince bir telle içinde Milasta Aranan Berber Mehmed Aliye yazan udu hediye edip cumasını mübarek edeceğim.


 

Benzer Konular

  1. isminizin anlamini ögrenmek istermisiniz
    By neset in forum TATLI SOHBET ODASI
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 11.03.2011, 14:13
  2. 33 soruda dumansız hayat
    By KURBAN in forum HABER BÜLTENİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.07.2009, 22:09
  3. sigara kullanıyor musunuz!!!
    By DeRBeDeR in forum SAĞLIK OCAĞI
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 24.10.2007, 23:41
  4. sigara nin zararlari ve yararlari
    By CybeR MediA in forum SAĞLIK OCAĞI
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 19.08.2007, 21:51
  5. Niçin İbadet Ediyoruz arkadaslar sizce_?
    By Cem_dalga in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.10.2006, 13:19

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •