Kaçımız bunun farkındayız, bilmiyorum.
İslam coğrafyasının kalbi olan Mekke ve Medine, hızla kuşatılıyor.
Bu kuşatma, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Fahrettin Paşanın savunduğu Mediyeyi kuşatmak gibi bir şey değil.
Mediyeyi Müslümanların elinden almak isteyenler yine Müslümanlardı. Buna rağmen, Fahrettin Paşa, o kutsal beldeyi son ana kadar onurlu bir şekilde savunmuştur.
Şimdi, kuşatmanın boyutları daha geniş ve durum daha tehlikeli. Topyekün bir kuşatma bu. Üstelik Hıristiyanların ve Yahudilerin birlikte uyguladıkları bir projeden söz ediyoruz.
Lütfen haritayı açın ve bu yazıyı öyle okuyun. Olaylara tek başına değil, bütün olarak bakın. Her olayın, her işgalin, bir diğeriyle bağlantısı var.
Önce, İslam dünyasını neredeyse aşiretlere bölerek, karton devletler kurdular. Ürdün gibi, Kuveyt gibi, hatta Irak gibi...
Sonra, İsrail devletine vize vererek, İslam dünyası ile Hıristiyan Avrupa arasına sağlam bir duvar ördüler. Kim ne derse desin, İsrail var oldukça, Akdeniz, Ortadoğudaki Müslümanlara kapalı kalacaktır.
Sonra da, İslam dünyasının iki güçlü, iki iddialı ülkesini, ekonomik olarak kendilerine bağımlı hale getirdiler. Yani, askeri olarak değil, ekonomik olarak işgal ettiler. Sahi, Türkiye ve Mısırın dış borcu niye bu kadar yüksek?
Bunları hatırlattıktan sonra, haritayı açalım.
Arabistanın doğusunda İran körfezi var. Amerikan donanması bu körfeze hakim durumda. Ayrıca, körfeze kıyısı olan İran ve Pakistanın birbirleriyle arası iyi değil. Hoş, Pakistanın Hindistanla da arası iyi değil. İran ve Pakistana komşu olan Afganistanın da durumu malum. Bu ülkedeki Amerikan varlığı, hem İranın, hem de Pakistanın huzurunu bozuyor.
Kuzeyinde Irak, Ürdün ve İsrail var. İsrail düşman, Irak düşmanların elinde... Ürdünü ise anlatmaya gerek yok. Filistinlilere karşı en büyük operasyonu yapan ve onlara bir kerede en büyük kaybı verdiren bu ülke değil mi?
Güneyde Yemen, Umman ve Hint Okyanusu. Okyanusta, Amerikanın izni olmadan kuş bile uçamaz.
Batıda Kızıldeniz. Haritaya dikkatli bir şekilde bakılırsa, İsrailin Kızıldenize kıyısı olduğu görülür.
Kızıldenize kıyısı olan üç ülke daha var: Sudan, Mısır ve Etiyopya. Etiyopyada İsrail nüfuzu, bilindiğinden çok daha fazladır. Diyebilirim ki, Amerika için Güney Kore ne ise, İsrail için Etiyopya da odur.
Sudan ise, şer güçlerin hedefindeki bir diğer ülke. Orada, her gün yeni bir karışıklık çıkıyor ve bu karışıklık, durduk yerde çıkmıyor!
Ve en kritik nokta: Kızıldenizin girişi olan Aden körfezi.
Şu günlerde, Amerika Somalide operasyon üzerine operasyon yapıp oraya yerleşiyor. Somali, bölgeye uzak bir yermiş gibi bilinse de, aslında meselenin kilit noktasını oluşturuyor. Somaliye hakim olan, bölgeye rahatlıkla hakim olabilir.
Bu kuşatmanın sonu nereye varır, işler nasıl gelişir, kestirmek zor. Büyük Ortadoğu Projesi denilen şey, İslam coğrafyasının kalbini kuşatmaksa eğer, bu olmuş görünüyor. Mesele, ikinci bir adımın atılmasını engellemek...
Ama nasıl? Ya da şöyle sorayım: Bu adımı kim engelleyecek?
Böyle bir şeye elbette itiraz edeceğiz. İsrail kurulduğunda, Kudüs işgal edildiğinde, Kerbela bombalandığında, camiye sığınan yaralı Müslümanlar şehit edildiğinde ne kadar itiraz ettiysek, belki biraz fazlasını yapacağız.
Peki bu yeterli olacak mı? Evet, büyük soru bu...
Diyeceksiniz ki, böyle bir şeye ümmet izin vermez. Bizden izin isteyen yok. Adamlar karar veriyor ve yapıyorlar. Ve yaşananlar gösteriyor ki, İslam dünyasının birlik olması artık çok zor. Çünkü tezgah ona göre hazırlandı.
Fikrim o ki, her şey Türkiyeye bağlı. Türkiye kendine gelirse, tarihinden gelen sorumluluklarını yerine getirirse, bu kuşatma yarılır, planlar boşa çıkartılır...
Bunun yolu da Yeniden Büyük Türkiye diyenlerin iktidara gelmesinden geçiyor...


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
