İnsanı sevdiklerinden ayıran o acı anın habercisi, ölüm...
Bütün dünyevî zevklerin, zevklerini yitirdiği anın habercisi, ölüm...
İnsanın yardan, yarandan ayrılık vaktinin geldiği anın habercisi, ölüm...
Peşinde koştuğu dünyanın onu terk ettiği anın habercisi, ölüm...
Ömür sermayesinin bitişinin habercisi, ölüm...
İnsanı can evinden vuran mızrağın ucundaki acı zehrin habercisi, ölüm...
Bütün damarlarına tutunmuş böğürtlen çalısının sökülüp çıkartıldığı ızdırap anının habercisi, ölüm...
Huzur veren ruhun, iğne deliğinden çıkar gibi ızdırap çektiği anın habercisi, ölüm...
Ölüm, bir ayrılık vaktinin kavuşma vaktine dönüştüğü an...
Ölüm, bazen güzel bir manzaranın seyri halinde ruhun bedenden ayrılışı, bazen de güzel bir manzaranın seyri halinde ruhun bedenden ayrılışının zorlandığı an...
Ölüm, bazen insanı ansızın yakalayıverip, üzerine pişmiş çamurların bırakıldığı an...
Ölüm, bazen insanı ansızın yakalayan bir uğultunun ızdırabı...
Ölüm, bazen insanı sel sularının ansızın yakaladığı zaman kaçış yolu bulamadan teslim olduğu çaresizlik anı...
Ölüm, sevgiliyi anlatırken, yudumlanan zehrin damarlardaki acı anı...
Ölüm, kadere rıza gösteren Habil’in teslimiyet meşalesi...
Ölüm, zalimler karşısında haykırışın müjdesi...
Ölüm, Hz. Hamza’nın bir mızrak darbesiyle sevgiliden ayrılıp, sevgiliye kavuştuğu an...
Kısacası;
Ölüm, sevgiliye verilen randevu vaktinin gelip çattığı, sevgiliyle aradaki perdenin kalkıp O’na kavuşulduğu an... Tarih boyunca ölüm bazen bir temizlik hareketi, bazen sevdiklerinden ayıran hüzün tablosu, bazen de cennetle şereflenen insanın mutluluk anı olmuştur. Eğer ölüm olmasaydı, yeryüzünde taşkınlık yapıp insanların huzurunu kaçıran, onlara hayasızlığı aşılayan toplulukların yokluğu gerçekleşemeyecekti. O taşkınlık yapanlar için hapishaneler inşa edilecek olsaydı, belkide yeryüzü hapishaneden geçilemezdi. O yüzden taşkınlık yapan kavimlerin helâkı, onların ölümü bir mükâfattır, geride kalanlar için...
rabbim ümmetimuhammedi cennetiyle müjdelendirsin inşaallah