1 sonuçtan 1 ile 1 arası
  1. #1
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    34
    Mesajlar
    10.932
    Tecrübe Puanı
    232

    Standart Çocuklari Kur'ansiz Birakmamak

    Kur’an, Müslümanin ruh dokusudur. Ilhamini ve hayat iksirini ondan alir. Ona bagli yasar, gönlü, kisiligi onun ikliminde nesvü nema bulur. O, Rabbin’den uzanan iptir, kurtulusu ona sarilmakta bulur. O sirati müstakimin isaret çizgilerini belirler. Ona kisiligini teslim eder Müslüman ve o imbikten geçerek Rabbani bir sahsiyet kazanir.
    Kur’an, gönül evinin isigidir.
    Kalbin mimaridir. Kalb onunla mamurdur. Ya da onsuz kalb harab bir ev gibidir. Mü’minlerin yuvasi, onunla nurlanmistir. Evlerin kandilidir Kur’an. Evlerin ruhudur, diriligidir. Ya da onsuz evler, mezar gibidir herbirimizin cesetlerini çürüten...
    Kur’an lafziyla da, manasiyla da insanin olmazsa olmazidir, vazgeçilmezidir.
    Kur’an’in ulastigi gönüller esenlik bulur, Kur’an’in klavuzlugunu yakalayan sahsiyetler ebedi kurtulusa kadar uzanan bir isikla aydinlanir...
    Kur’an’dan kopan mü’min, sah damari kesilmis bir kurbandir. Klavuzu kaybolmus bir yolcudur, isigini kaybetmis bir gecedir.
    Kur’ansiz mü’min, düsünülemeyecek bir seydir. Kur’an’dan kopmak, mü’min için Rabbiyle iletisim ortamini kaybetmek demektir. Kur’an’i devreden çikarmak, zamanin anlamini iptal etmek demektir. Çünkü Kur’an’dir, bir zamandan itibaren insanoglu’nun Rabbiyle hukukunu tayin eden kutlu belge. Onun insan tarafindan tek tarafli olarak devre disi birakilmasi, varolus sebebinin, hikmetinin -ki onu belirleyen mutlak olarak
    kâinatin yaraticisidir- tek tarafli iptali demektir. Bu, olmayacak bir seydir, muhaldir. Insanin Rabbi ile olan hukukunu bitirmeye kalkismasi akil alir bir sey midir?
    Insan varolacaksa, Rabbi ile, yani O’nun insana gönderdigi mesaj ile -Kur’an’la- Onun insanin önüne koydugu önder ile -Hazreti Peygamber ile- münasebetini kesemez. Insan ne Kur’ansiz olabilir ne de Muhammedsiz. Bosuna bir çabadir insani
    Kur’an’dan ve Muhammed (s.a.)den koparmaya çalismak.
    Mekke günlerinde ilk Müslümanlar, kandillerin los isiginda Kur’an suyunda yikadilar yüreklerini. Evlerini Kur’an’la dirilttiler. Mekke ortaminin inançsiz yogunlugunu, karanligini dilden dile, gönülden gönüle Allah kelâmini tasiyarak astilar. Ömer bin Hattab, Hazreti peygamber’i öldürmeye gelirken, kiz kardesinin evinde Kur’an okundugundan habersizdi. Dövdü kiz kardesini ve enistesini... Ama sonra dinledi ve degisti Kur’an’la...
    Mekke’nin puta tapicilari, “O’nu dinlemeyin” derlerdi birbirlerine, Rasûlullah Kur’an okurken... Kur’an’a direnmek zordu. Sonra, birbirinden habersiz gelir, gizlice Kur’an sesini dinlerlerdi. O bir ilahî sirra sahipti. Mekke’nin mazlum evlerinde okunan Kur’an, sonra, çaglarin diline ulasti, gönlüne ulasti... Çaglari egitti, kavimleri, nesilleri egitti...
    Afrika’da giyecek ayakkabi bulamayan zenci çocuklar, Kur’an’la bulustular. Insanlar Amerika’da, Avrupa’da farkli inanç ve kültür ortamlarinda Kur’an isigina ulastilar, onu yüreklerinin mihengi yaptilar.
    Azerbaycan’da, Kirim’da, Bulgaristan’da, Arnavutluk’ta, Kazakistan’da, Kirgizistan’da, Dagistan’da... Sovyet hakimiyetinden kurtulan tüm Islâm yurtlarinda insanlar-çocuklar Kur’an açligi içinde sarildilar Allah’in kitabina... Dudaklari çatlamis bir insanin, bir su testisine dudaklarini dayamasi gibi sarildilar... Su an, büyük bir cografyada, Kur’an-insan bulusmasi yasaniyor yeniden... Bu açligi, bu aski, bu sevinci bizzat gördüm ziyaretlerimde...
    Ve zor günlerde insanlar, samanlikta Kur’an ögrettiler çocuklarina...
    Dayagi, hapsi göze alarak...
    Bir tipiyi, borani asarcasina... Bir çölü geçercesine... Buz dagini yararcasina...
    Fetreti astilar insanlar....
    Çocuklari Kur’an ikliminden kopmasin diye çirpindilar... Kimde Kur’an’dan bir isik parçasi buldularsa, çöktüler dizinin dibine, bir bebegin annesinden süt emmesi gibi emdiler Kur’an’i... Az beslendiler, çok beslendiler, ama kitlikta beslenir gibi
    beslendiler sonuçta... Damarlarina Kur’an’in sicakligi yürüdü.
    Kur’an ögrenen kahramandi, ögreten daha bir kahraman... Bir destan yazdilar onlar.
    Kur’an’a sahibiyet destani...
    Kucaklarinda odun tasiyan çocuklari hatirlar yasi ellinin üzerinde olanlar... Gidecekler, mahallede Kur’an ögreten bir yasli hanimin veya Hocaefendinin evinde, sobayi yakacaklar, içleri isinacak, akranlari ile yanyana oturacaklar ve elifbayi sökmeye çalisacaklar... Unutacaklar, yeniden, yeniden ögrenecekler... Hocalarinin karakola götürüldügünü görecekler, gözlerine korku sinecek...
    Annemin Kur’an hasretini gözlerimle gördüm. Torunu, 60 yasin üzerinde kendisine Kur’an okumayi ögretince yasadigi sevinci biliyorum.
    Bir nesil, Kur’an hasretiyle büyüdü bu memlekette. Çocuk ruhunda tanistigi ürküntü ile büyüdü...
    Sonra bir nefes alma dönemi yasandi. O hasretle, binlerce Kur’an evi insa etti bu ülke insani. Camilere gönderdi çocugunu yazlari, bu Kur’an evlerine gönderdi...
    Ve simdi bir ara dönem daha...
    Islâm’i azaltma operasyonunun yasandigi bir dönem...
    Operasyonun binlerce ( iki yil içinde dört bin bes yüz) Kur’an egitim merkezinin kapisina kilit vurmakla sonuçlandigi bir dönem...
    15 yasina kadar çocuklarin Kur’an’la iliski kurmasinin nerdeyse imkânsiz hale getirildigi bir dönem...
    Hangi düsünce, çocuk ruhunun Kur’an’la bulusmasinin önünü kesmek isteyebilir?
    Hangi egitim kaygisi yapar bunu? Hangi insanî hassasiyet yönelir buna?
    Ama bir gerçek bu.
    Çocukla Kur’an’in iliskisi kesilmek isteniyor; bu gerçek.
    Bu kabul edilemez.
    Bu, esyanin tabiatina aykiri. Bu, insanin varolus hikmetini dislayan bir yaklasim. Kur’an’la bir Müslümanin hukukunun azicik farkinda olan herhangi bir kimsenin, Müslüman’in Kur’an duyarligini görmezden gelmesi mümkün degildir.
    Ve tabiî bu konuda en duyarli olacak olan, Müslümanin bizzat kendisidir. Hem kendi kisiligi, hem egitiminden sorumlu oldugu sahislarin kisiligi açisindan Kur’an’la hukukunu diri tutmak Müslümanin en temel hassasiyet konusu olacaktir.
    Su son gelisme, bir bakima Müslüman’a, yepyeni bir Kur’an duyarligi empoze ediyor. Kur’an’i gör, onunla iliskini diri tut, ona sahip ol, onu çocuklarinda gelecege tasi, yasat, çogalt, hem kendi hayatini, hem aileni Kur’an’la bulustur, dirilt...
    Bunun yolu, aile içinde Kur’an egitimini öncelikli bir gündem haline getirmektir, bir.Yasal imkânlar çerçevesinde, Kur’an egitimini çocuklarimizin coskuyla katilacagi bir çerçeveye tasimaktir, iki...
    Evlerde Kur’an egitimi için her aile, tüm imkânlarini seferber etmelidir. Bunun için gerekli olan, sadece, Kur’an duyarligini ailece paylasmaktir. Baba, anne ve çocuklar, yani tüm aile için yepyeni bir Kur’an duyarligi ile donanma zamanidir. “Bu bizim hayat kitabimizdir, Rabbimizden bize armagandir” hassasiyeti ile, Kur’an, Müslüman ailenin ortak gündemi haline geldigi zaman, evde Kur’an okulu açilmis demektir. Hem ikili bir egitimle; 1. Kur’an’in lafzen okunmasinin egitimi... Namaz için, gönüllerimizi Kur’an çaglayaninda yikamak için... 2. Kur’anin, bizim hayatimiza taalluk eden ilkelerini ögrenmek, yasamak için... Evlerimizi bir cennet iklimine götürmek amaciyla...
    Kurumlasma noktasinda, farkli bir degrelendirme yapma merhalesine gelinmistir. 8 yillik kesintisiz egitim ve bu süre içinde yazlari dahi camilerde Kur’an egitiminin verilemeyecegini öngören düzenleme ne yazik ki su ânin vakiasidir. Türkiye’nin
    Kur’an egitiminde böyle kisitlayici bir noktaya gelmis olmasi dramatiktir. Bunun sür’atle degistirilmesi, en azindan yazlari camilerde verilecek egitimin sür’atle serbest birakilmasi zaruridir. Ilk ve orta ögretim kurumlarinda öncelikle seçmeli Kur’an
    ögretimi zaruridir. Türkiye bir Islâm ülkesidir ve bu ülkede çocuklara her yasta Kur’an ögretilmesi zaruretten öte bir gerçekliktir. Ya da, bunun yasaklanmasi, anlamsiz’dan öte bir garabettir. Ancak vakia budur. Kaldi ki, yazlari camilerde Kur’an egitimi serbest birakilsa bile, kalici bir Kur’an egitimi için yaz kurslari yeterli olamamaktadir. O yüzden, daha kurumsal çerçevede bir Kur’an egitimi üzerinde çalisma geregi vardir. Ve bu da sivil bir girisim olarak devreye sokulmalidir. Yani insanimiz, çocuguna
    Kur’an ögretebilmek için gerekli müesseseleri kurmalidir.
    Burada söyle bir kurumsallasma üzerinde düsünülebilir:
    Madem ki su anda, çocuklarin ilkögretim sonuna kadar Kur’an Kursu’na gitmesi mümkün olmamaktadir. O zaman, ilk ögretimden sonrasi için Kur’an egitiminin yollari aranacaktir.
    Bunun için bir yil süreli bir ögretimin, gerekli sartlari hazirlanabilir. Kur’an ögretimini, inanç gerekleri açisindan önemseyen insanlar, ilkögretimden sonraki bir yil, çocuklarini Kur’an’in modern metodlarla ögretildigi bir egitim kurumuna (çagdas
    imkânlarla donatilmis bir Kur’an Kursu) verebilir. Çocuklar da buna ikna edilebilecek bir olgunluga gelmislerdir. Bu Kur’an egitim merkezleri, ayni zamanda çocugu, ilerdeki egitim hayatina hazirlayacak nitelikte olursa, kayip gibi gözüken bir sene,
    çocuk için bir siçrama vasati haline de getirilebilir. Bu ülke insani, iki seyi birlikte gerçeklestirme görevi ile karsi karsiyadir: 1. Çocuklarini Allah’in kitabi ile bulusturmak. 2. Çocuklarini hayata hazirlayici bir egitimle donatmak. Bunu basarmak zorunda insanimiz. Bunun birincisi, kimligini insa için zaruri, ikincisi ise, hayatta ayakta kalabilmek için... Her ikisi ayrica, bu ülkenin sahsiyetli bir üyesi olmak için vazgeçilmez degerde...
    Islâm’la bulusmanin ve onun içinde sahsiyet insa etmenin sivil gayretle gerçeklesecegi bir sürecin içindeyiz. Bu konu üzerinde çok çok düsünmek kayitsiz kalamayacagimiz bir sorumluluktur bugün.

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •