RAMAZANA VEDA
Resul-i Ekrem [sav]: Kim inanarak ve sevabını Yüce Allahtan umarak oruç tutarsa geçmiş günahları affedilir, kim de inanarak ve sevabını Yüce Allahtan umarak Kadir gecesine kalkarsa geçmiş günahları affedilir. [Buhari, Savm,No: 1901; Müslim, Misafir namazı bölümü, No:759.] buyurmuştur. Başka bir hadiste de:
Kim Ramazanda orucunu tutar, haddini bilir, korunması gereken şeylerden korunursa, bu onun geçmiş günahlarına kefaret olur. [Ahmed b. Hanbel, Müsned,3/55; İbn Hıbban, Mevarid, No:879; et-tergıbu ve et-Terhıbu,2/91.]
Cumhur, bu hadiste geçen kefaretin sadece küçük günahlar için geçerli olduğunu söylemiştir. Nitekim bu manaya işaret eden ve Ebu Hureyreden [r.a] rivayet edilen bir hadis şöyledir:
Şu şeyler, kişi büyük günahlardan sakındığı müddetçe aralarında işlenen küçük günahlara kefaret olur: Beş vakit namaz, iki Cuma namazı arası ve iki ramazan arası. [Müslim,Taharet,No:233; Tirmizi,Salat,No:214.] Bu hadis iki şekilde yorumlanmıştır.
1- Bu amellerin kefaret olması için kişinin büyük günahlardan sakınması şarttır. Kim büyük günahlardan sakınmazsa, bu ameller o kişinin ne büyük, ne de küçük günahlarına kefaret olamaz.
2- Bu farzlar, küçük günahlara mutlak olarak kefaret olur; ister büyük günahlardan sakınılsın, isterse sakınılmasın fark etmez. Ancak bu amaller, büyük günahlara hiçbir surette kefaret olmazlar.
İbn Menzur [rah] demiştir ki: Kadir gecesini ihya etmenin, hem büyük hem de küçük günahlara kefaret olması umulur.
Bazı alimler oruç tutma için de aynı şeyi söylemişlerdir. Cumhur ise, büyük günahların affedilmesi için nasuh tövbe edilmesinin şart olduğunu söylemişlerdir.
Ebu Hureyrenin [r.a] rivayet ettiği hadis bu üç sebepten herhangi birinin geçmiş günahlara kefaret olacağına delildir. Bu üç sebep ise, Ramazan orucu tutmak, Ramazanın gecelerini ve Kadir gecesini ihya etmektir.
Sadece Kadir gecesine yetişmiş olmak günahların kefareti için kafidir. İster o gecenin Kadir gecesi olduğunu bilsin, isterse bilmesin, fark etmez.
Ramazan orucunun ve Ramazanda gecelerin ihyasının günahlara kefaret olması için, bu ibadetlerin bir ay boyunca devam etmesi şarttır.
Ramazanı oruçlu geçirenlerin bayram günü, bayram namazından evlerine dönerken bağışlanmış olarak döndükleri rivayet edilmiştir. Züheydi [rah] demiştir ki: Bayram günü insanlar bayram namazı kılmak için toplandıklarında, Yüce Allah onlardan haberdardır. Onlara der ki: Ey kullarım! Benim için oruç tuttunuz, benim için geceleri uyandınız. O halde evlerinize bağışlanmış olarak dönün!
Meveerk el-İcli [rah], bayram günü namaz kılınan yerde yanında bulunanlara şöyle seslendi: Bugün bir topluluk evlerine, annelerinden doğdukları gün gibi tertemiz dönerler.
Konuyla ilgili Ebu Caferin [r.a] rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:
Kim Ramazan ayının gündüzlerini oruçlu, gecelerini ibadetle geçirirse, gözünü, avretini, elini ve dilini haramdan korursa, namazlarını cemaatle kılarsa, cuma namazına erkenden giderse, Ramazanda orucunu tutmuş, kamil bir ecir kazanmış, Kadir gecesini ihya etmiş ve Rabbinin mükafatı ile kurtulmuş olur.
Ebu Cafer diyor ki: Rabbin mükafatı hükümdarların mükafatlarına benzemez. Oruç tutanlar, oruçlarını tamamladıktan sonra ve gecelerini ibadetle geçirdikleri zaman, üzerlerine gerekli olan amelleri işlemiştir. Ancak bu amellerin mükafatı kalmıştır. O da, mağfirettir. İnsanlar bayram sabahı, bayram namazından evlerine dönerken, hediyeleri, mükafatları taksim edilir ve evlerine Rableri tarafından verilmiş hediyelerle dönerler. Nitekim İbni Abbastan [r.a] rivayet edilen bir hadiste de şöyle buyrulmuştur:
Bayram günü melekler yeryüzüne iner, sokakların başında durur ve seslenirler. Onların seslerini insan ve cinlerin dışında bütün mahlukat işitir. Şöyle derler: Ey Muhammed ümmeti! Rabbinize doğru gidin, O size mükafatlarınızı versin, büyük günahlarınızı bağışlasın! İnsanlar namaz kılınan yere geldiklerinde, Yüce Allah, meleklere şöyle seslenir: Ey meleklerim! Amel edenin mükafatı sizce nedir? Melekler: Sen bizim ilahımız ve emirimizsin! Onların mükafatını ancak sen bilir ve verirsin derler. Yüce Allah da meleklere şöyle der: Şahit olun! Onların oruçlarının ve gece ibadetlerinin mükafatı benim rızam ve mağfiretimdir. Evlerine bağışlanmış bir şekilde dönsünler. [Seleme b. Şubeyb, Fedail el-Ramazan.]
Kim üzerine gerekli olan işleri kamil bir şekilde yerine getirirse, kamil bir şekilde mükafatlandırılır. Kim de üzerine düşen işleri noksan yaparsa, ona göre mükafat kazanır. Kişi yaptığı işlerin gereklerini ne derece yerine getirir, yaptığı işlerde ne kadar samimi ve gayretli olursa o derece mükafat kazanır. Bu hem dünya hem de ahiret işlerinde böyledir. Nitekim Ebu Hureyrenin [r.a] bir rivayetinde Resul-i Ekrem [sav] şöyle buyurmuştur:
Hiç şüphesiz Allah gayret sahibidir [dostlarını kıskanır ve korumaya alır]. Mümin de gayret sahibidir. Mümin kul Allahın kendisine haram ettiği şeyleri yapınca Yüce Allah gayret gösterir [kulun o işe bulaşmasını istemez]. [Müslim, Tevbe,No:36; Tirmizi, Rada,No:14; Ahmed b. Hanbel, Müsned,2/343,387,520.]
Gayret [kıskanma ve sakınma], başkasının kendisine ortak olmasını hoş görmemektir. Yüce Allah gayret sahibidir denince bunun manası şudur: O, kendisinin hakkı olan bir ibadet ve taatte hiç kimsenin zatına ortak edilmesine razı olmaz. Şöyle anlatılır:
Serii Sakatinin [rah] yanında, Sen Kuran okuduğunda seninle ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz [İsra,17/45.] ayeti okundu. Serii talebelerine, Bu perde nedir bilir misiniz? O gayret perdesidir. Yüce Allahtan daha gayret sahibi [sevdiklerini kıskanan ve korumaya alan] hiç kimse yoktur dedi.
Bu gayret perdesidir sözünün manası şudur: Yüce Allah kafirleri dinin hakikatini öğrenmeye ehil yapmamıştır; onun için okunan Kuranı anlamaları mümkün değildir.
Ebu Ali Dekkak [rah] şöyle derdi: Yüce Allah, ibadetlere karşı tembel olanların ayaklarına, hizlan [ilahi destekten mahrumiyet] bağlarını bağlamış, onlar için uzaklığı tercih etmiş, onları kendisine yakın olma mahallinden uzaklaştırmış, bunun için onlar ibadetten geri kalmıştır.
Kulun amellerinde ihlaslı olmaya da gayret etmesi şarttır. İhlas, kulun yaptığı taat ve ibadette maksadının sadece Yüce Allah olmasıdır. Kul, taatiyle sadece Yüce Allaha yaklaşmayı istemelidir. Onunla insanlara gösteriş yapmak, insanların yanında bir övgü kazanmak, birinin sevgisini çekmek yahut Yüce Allaha yaklaşmanın dışında herhangi bir şeye ulaşmak gibi bir hedefi olmamalıdır.
Şöyle demek de doğrudur: İhlas, yaptığı işi mahlukatın düşüncesinden temizlemektir.
Yine şöyle söylemek de isabetlidir: İhlas, şahısları amelde dikkate almaktan korunmaktır.
Resul-i Ekrem [sav], Cebrailden [a.s] alarak naklettiği bir hadiste, Yüce Allahın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: İhlas, benim sırlarımdan bir sırdır; onu kullarımın içinde sevdiklerimin kalbine emanet ederim. [Zebidi, İthafüs-Sade,13/80-82.]
Zünnun-i Mısri [rah] demiştir ki: İhlasın alameti üçtür: Kulun gözünde halkın kendisini övmesiyle yermesinin eşit olması, yaptığı amellerde amellerini görmeyi unutması ve yaptığı amelin kendisine Ahirette bir sevap getireceği düşüncesini aklından çıkarması.
Ebu Osman-ı Mağribi [rah] demiştir ki: İhlas, bir ibadet yaparken onda gösteriş ve kendini beğenme gibi nefse ait bir payın bulunmamasıdır. Bu, avam halkının ihlasıdır. Seçkin halk dostlarının ihlasına gelince, onlarda [ilahi sevkiyatla] bir takım ameller ortaya çıkar, bu ameller kendilerinden kaynaklanmaz, onlardan bir çok taat meydana gelir. Onlar bunları görmekten uzaktırlar. Hiç birini nefislerinden görmez ve onu kendilerine sevap getirecek bir amel olarak saymazlar. İşte bu, seçkin hak dostlarının ihlasıdır.
Cüneyd-i Bağdadi [rah] şöyle der: İhlas, Yüce Allah ile kul arasında bir sırdır; onu melek bilemez ki yazsın, şeytan bilemez ki bozsun, nefis bilemez ki saptırsın
İşte bütün bunların bilincinde olan Selef-i Salihin amellerini tamamlamakta çok gayret eder, takva sahibi olmaya dikkat eder, amellerin kabul edilmelerini umar, reddedilmelerinden korkarlardı. Onlar, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlardır. [Müminun,18/60.]
Hz. Alinin [k.v] şöyle söylediği rivayet olunmuştur: Amellerinizin kabul edilmesi için çok gayret edin. Yüce Allahın şu sözünü işitmediniz mi?:
Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.
Fedale b. Ubeyd [rah] şöyle derdi: Yüce Allahın benim amellerimden hardal tanesi kadar bir ameli kabul ettiğini bilmem, bana dünya ve içindekilerden daha sevimli gelir. Çünkü Yüce Allah Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder buyurmaktadır.
Ömer b. Abdulaziz bayram günü hutbeye çıktı ve şöyle seslendi: Ey insanlar! Siz Allah için otuz gün oruç tuttunuz. Otuz gece de kalktınız. Bugün ise, Yüce Allahın amellerinizi kabul etmesi için toplandınız.
Seleften biri bayram günü hüzünlü idi. Onu görenlerden biri: Bugün sevinç ve mutluluk günüdür. Neden böyle hüzünlüsün? dedi. Bunun üzerine o zat: Doğru söylüyorsun! Ancak Rabbim bana amel etmemi emretti. O, amelimi kabul etti mi, etmedi mi, bunu bilmiyorum. O yüzden hüzünlüyüm. dedi.
Vüheyb b. el-Vered [rah], bayram günü insanların güldüğünü gördü ve dedi ki:Eğer bunların amelleri kabul edildi ise bilin ki bunların yaptıkları şey şükredenlerin fiillerinden değildir. Eğer oruçları kabul edilmediyse yine bu amel korkanların fiillerine benzemiyor.
Hasan [rah] şöyle derdi: Yüce Allah, Ramazan ayını kendisine itaat ile rızasına koşanlar için bir saha kıldı. O sahada önde olanlar kurtulur, geride kalanlar harap olur. İyilerin kurtulduğu, amelleri kabul edilmeyenlerinse hüsrana uğradığı bir günde gülüp oynayanlara hayret!
Ramazanın faziletini kaçıran kişi ne yapar? O ayın faziletinden mahrum olan kişi, başka hangi faziletleri yakalar? Kimisi o aydan nasiplenir, orucu kabul edilir, mağfirete uğrar. Kimisi de ancak pişmanlık ve hüsrana uğrar. Pek çok kimsenin gece kalkışından elde ettikleri tek şey uykusuzluk, tuttuğu oruçtan elde ettiği tek şey açlıktır.
Ramazan ayında affa neden olan birçok sebep vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
1-Gündüzü oruçla, geceyi ibadetle geçirmek
2-Kadir gecesini ihya etmek
3-Oruçlulara iftar ettirmek
4-Yüce Allahı zikretmek. Bir hadiste: Ramazanda Yüce Allahı zikreden kişi bağışlanır. [Suyuti, Camius-Sağir,No:4312; Beyhaki, Şuabu el-İman; Heysemi, Mecmauz-Zevaid,3/143; et-Tergıbu ve et-Terhibu,2/104] buyrulmaktadır.
5-İstiğfar etmek. İstiğfar, bağışlanmayı istemektir. Kişinin oruçlu iken ve iftarını açarken yaptığı dualar makbuldür. Bu nedenle İbn Ömer [r.a] iftarını açarken şöyle dua ederdi: Ey çok bağışlayan Allahım! Beni affet!
6-Meleklerin oruçlulara, oruçlarını açana kadar istiğfar etmeleri.
Ramazan ayında bağışlanmaya sebep olan faktörler çok olduğundan bu ayda mağfirete uğramayan kişi gerçekten çok mahrum olmuş biridir.
Ebu Hureyreden [r.a] rivayet edilen bir hadis şöyledir: Resul-i Ekrem [sav] minbere çıktı ve: Amin, Amin, Amin! dedi. Resul-i Ekrem [sav]e: Ey Allahın Resulü [sav]! Minbere çıktınız ve üç kere amin dediniz! [Bunun hikmeti nedir?] dendi. Bunun üzerine O [sav]:
Cebrail bana geldi ve: Kim Ramazan ayına yetişir, affa uğramaz ve sonunda ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın! dedi ve bana: Sen de amin de! dedi, ben de: Amin! dedim. Sonra: Kim anne ve babasına yetiştiği halde onlara iyilik etmez, sonunda ölür ve ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın! dedi ve bana: Sen de amin de! dedi, ben de: Amin! dedim. Sonra da: Sen yanında anıldığın halde sana salavat getirmeyip, ölen sonunda da ateşe giren kimseyi Allah uzak etsin! dedi ve bana da: Sen de amin de! dedi, ben de: Amin! dedim. [Ahmed b. Hanbel, Müsned,2/254; Tirmizi, Daavat,No:2539.]
Başka bir hadiste de:
Ramazanda bağışlanmayan kişi, bu ayın dışında artık ne zaman affedilir? Kadir gecesinde reddedilen kişi başka ne zaman kabul edilir? Ramazanda ıslah olmayan kişi başka ne zaman düzelir? Gaflet ve cehalet hastalığından bu ayda kurtulamayan kişi başka ne zaman iyileşir? Dallarında meyve vermeyen ağaç önce kesilir, sonra ateşte atılır. Tohum ekme zamanında bir şey yapmayan kişi, hasat zamanı pişmanlıktan ve hüsrandan başka ne kazanır?
Ramazan ayını başı rahmeti ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur. [İbn Huzeyme, Sahih,Sıyam,3/191,No:1887.]
Ramazan ayının tamamı rahmet, mağfiret ve cehennemden azat olmadır. Bu yüzden sahih bir hadiste, bu ayda rahmet kapılarının açıldığı belirtilmiştir. Fakat genelde başında rahmet olur. Bu da iyiler ve muttakiler içindir. Nitekim Yüce Allah:
Muhakkak ki iyilik edenlere Allahın rahmeti çok yakındır. [Araf,7/56.] buyurmuştur. Başka bir ayette de:
Rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım. [Araf,7/156.] buyurmuştur.
Ramazan ayının başında muttakilere rıza ve rahmet akar. İyiler, iyilik ve faziletle mükafatlandırılır.
Ramazan ayının ortasında mağfiret daha ağır basar. Oruçlu olanlar affa uğrar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. [Rad,13,6.]
Ramazan ayının sonunda ağır basan ise günah kirlerine bulaşmış kişilerin cehennemden azat olmasıdır. Büyük günahlar ise ateşle temizlenir.
İbn Abbastan [rah] rivayet edilen bir hadis şöyledir:
Yüce Allah, Ramazanın her akşamında, iftar vakti bir milyon kişiyi cehennemden azat eder. Cuma gününde ve gecesinde ise her saatte bir milyon kişiyi cehennemden azat eder. Onların hepsi de cehennemi hak etmiş kimselerdir. Ramazanın son akşamında ise, ayın başından sonuna kadar kaç kişi cehennemden azat edilmişse o kadar kişi azat edilir. [Selime b. Şubeyb.]
Ramazanın bittiği günün Muhammed ümmeti için bayram kılınmasının nedeni ise, o günde ümmetin büyük günah işleyenlerinin cehennemden azat olması ve günahkarların iyi kişilerin arasına yazılmasıdır.
Kurban bayramına büyük bayram denmesinin nedeni ise o günden bir gün öncesinin Arefe günü olmasıdır. O, öyle bir gündür ki, yeryüzünde o günden başka herhangi bir günde cehennemden o kadar kişi azat edilmemiştir. Kim her iki günde de affa uğruyorsa, o günler tabi ki onun için bayramdır.
Ey büyük günah işleyenler! İyi bilin ki bu günler bulunmaz birer ganimettir. O günlerin yerini dolduracak, onların kıymetine ulaşacak başka bir şey yoktur. Ey Mevlasının ateşten azat ettiği kişi! Hür olduktan sonra artık günahlara bulaşma! Rabbin seni, cehennemden azat ettiği halde, sen ona doğru mu koşmak istiyorsun?
Ey asi olan kişi! Allahın rahmetinden ümidini kesme! Unutma ki, bu günlerde senin gibi kötülük işleyen nice kimseler affedilmiştir. Rabbin hakkında güzel zanda bulun ve tövbe et!
Cehennemden azat olmayı isteyen kişinin gerekli sebeplere yapışması gerekir. O sebeplerden biri Kelime-i Tevhid, diğeri de istiğfardır.
Kelime-i Tevhid günahları temizler, hiçbir günah bırakmaz. Onun önüne hiçbir amel geçemez. O, cehennemi hak etmiş kişiyi ateşten kurtarır.
İstiğfarın en güzeli tövbeye yakın olanıdır. O, günahlara ısrar ipini çözmektir. Kimin kalbi günahlara bağlı ve Ramazandan sonra onlara tekrar dönmeyi düşündüğü halde diliyle istiğfar ederse, onun orucu reddedilir, kabul kapıları kapanır.
Kaab [rah] şöyle derdi: Kim Ramazanda orucunu tutar, günahlara dönmeyeceğine dair kendi kendine tam bir söz verirse, cennete sorgusuz, sualsiz girer. Kim de Ramazanda orucunu tutar, kendi kendine bu aydan sonra günahlara dönerim derse, o, Rabbine asi olmuştur, orucu da kabul edilmeyecektir.
Ey Ramazan ayı, bizi yükselt! Sevenlerin gözlerinden yaşlar çıkart! Zira sevenlerin kalpleri ayrılık ateşi ile yanmakta&
[MARQUEE]FATİH HaCkEr[/MARQUEE]


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı
