1 sonuçtan 1 ile 1 arası
  1. #1
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.10.2006
    Yaş
    37
    Mesajlar
    184
    Tecrübe Puanı
    17

    Mesih İnancına Göre İbadet Nedir, Nasıl Olmalıdır?



    Hıristiyanların ibadeti sadece Pazar günleri Kilise'ye gitmekten ibaret midir? Kutsal Kitap'a göre bir Hıristiyan'ın ibadeti zamanla sınırlanamaz. Bu bir yaşamdır.

    Bu konu diğer forum bölümleri altında İncil'de geçtiği şekliyle Hz.İsa'nın ibadeti adıyla açılmış ve sorulan sorular doğrultusunda cevaplanmıştır.

    Konunun öneminden dolayı ve ziyaretçilerimizin kolay ulaşımını sağlamak amacıyla sorulaan sorular ve verilen cevaplar bu bölüme taşınmıştır.


    merhaba

    Hıristiyan dininin ibadetleri, incil'e ve hz.isaya göre nasıldır? havariler nasıl ibadet etmişlerdir? vaftiz gibi komünyon gibi törenler ne zamandan itibaren yapılmaya başlanmıştır ve incildeki yerleri nedir?

    Sorularınıza geçmeden önce bence ilk anlaşılması gereken konu ibadet kavramı ve Mesih inancının tam olarak neye baktığının anlaşılmasıdır. Açıklamaya çalışalım.

    İbadet dinsel kavramların temelini oluşturur. Olaya ilk olarak inanç kısmını bir kenara bırakarak baktığımızda veya dinsel kavramlarla açıkladığımızda.

    Aciz olan insanın yaratıcı veya tam olarak açıklayamadığı ve anlayamadığı ama bir şekilde var olduğuna inandığı varlık karşısındaki minnetini, korkusunu, çaresizliğini ve acizliğini açıklama şekli olarak açıklanabilir.

    Asırlardır insanlar çaresizlik içerisinde bütün bu bilinmezliğe rağmen tapınmalarını sürdürmüşlerdir. Kimi zaman olayı sadece mistik bir kavram olarak almışlar ve sadece belli düzenli sistemli ve gizemli şeylerle bilmedikleri hatta bilmelerine bile gerek olmadığını düşündükleri yaratıcıya ibadet etmişler.

    Kimi zamanda sadece kendilerinden öncekiler öyle yaptıkları için doğruluğunu sorgulama gereği bile duymadan gelenekler gereği alıştıkları sisteme uyup gitmişlerdir. Sonuçta neye ve neden ibadet ettiklerini veya tapındıklarını bilmeden duygusal ve pisikolojik tatminle yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

    Özellikle kilise Tarihi bu tür örneklerle doludur. Günümüzde halen var olan kilise düzenleri ibadet ve uygulamalarını bu mantık içerisinde sürdürmektedirler. Geleneğin ve mistik anlayışın ön planda olduğu bu türden kilise uygulamalarında inananlar ibadet ruhu içerisinde ruhsal tatminlerini mistik ve de geleneksel temeller doğrultusunda sürdürüp bir görevi yerine getirmenin verdiği mutluluk ve huşu içerisinde yaşamlarına devam etmektedirler.

    Kiliseye gitmenin ve haftalık ibadete katılmanın onları Tanrısal doygunluğa ulaştıracağını düşünürler. Aslında olay bu kadar basit değildir. Yani İsa Mesih'in bizlere öğrettiği veya gösterdiği bu türden bir ibadet söz konusu değildir.

    Temel olarak bakıldığında Mesih inancı başlangıçtan yani yaratılışın başından itibaren Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi ve bir sürekliliği ele alır. Yani Tanrı tarafından bildirilen ve yine Tanrı tarafından tamamlanan bir vaat ve bu vaadin bir süreci vardır. Bu konuya çeşitli yazılarımda açıklamaya çalışıyorum anacak olayla bağlantılı olması nedeni ile değinmeden geçmemekte fayda görüyorum.

    Kutsal Kitap(Tevrat Zebur ve İncil) başlangıcından itibaren ilk yaratılan olarak insan soyunun temsilcisi olan Ademin uyguladığında öleceği bildirilmesine rağmen itaatsizlik ederek yasağı çiğnediğini ve böylece günaha düşerek ruhsal olarak öldüğünü ve Tanrıdan koptuğunu bizlere öğretmektedir. Bu olayın ardından yeniden Tanrı yarattığına olan sevgisinden günahlı olan insan soyu ile arasındaki bu sorunu çözmek adına bir plan oluşturmuştur. Planın işleyişine göre çeşitli peygamberler aracılığı ile günahlı insan soyuna yine kendisinin göndereceği kurtarıcı gelene kadar şeriata uymasını yani kurallar zincirine uygun hareket etmesini ve buna göre yaşamasını emretmiştir. Amaç günahlı insan soyunun hiçbir ibadet kavramı yada ibadet gereği olan kurban ondalık oruç gibi kavramlarla günahını affettiremeyeceğini ihtiyacı olan tek şeyin yine Tanrıdan gelecek olan kurtarıcı kurban kuzusunu beklemesi ve sadece onun bu günahlı durumu ortadan kaldırabileceğine iman etmesinin gerekliliğini göstermektir. Sürecin tamamlanmasıyla İsa Mesih yani görünmeyen Allahın görüntüsü Allahın ol diyerek yaratma işine başladığı kelimesi kelamullah beden alarak dünyaya inmiş önceden bildirildiği gibi halkını günahlarından kurtarmak için çarmıha gerilmiş ölmüş gömülmüş ölüler arasına gitmiş bu ölümle başlangıçtan itibaren günaha ölmüş olan halkının bir kez daha ölmesini ve üç gün sonra dirilişi ile de halkının yeniden yeni bir yaratık olarak dirilmesini sağlamıştır.

    İnancımızın temelini oluşturan bu öğretiyi dikkate alarak yavaş yavaş sorularınıza geçebiliriz.

    Hıristiyan dininin ibadetleri, incil'e ve hz.isaya göre nasıldır?

    Yukarıda açıklamaya çalıştığım Tanrının Kurtarış planı ve vaadin işleyişi doğrultusunda İsa Mesih İsrail soyundan gelmektedir. Mesihe var olan Yahudi şeriatı sorulduğunda kendisinin var olanı değiştirmeye değil ancak tamamlamaya geldiğini açıkladığını görüyoruz. Kendisi Yahudi şeriatı gereği havralara gitmiştir. Oralarda konuşmuş ve beklenen kurtarıcının yani kendisinin geldiğini açıklamıştır. Ancak bununla beraber din adamlarına ve halka artık beklenen kişinin gelmesi ile yazılı olan şeriatın yüreklere yazılacağını ve kendisinin var olan yazılı şeriatı ruhsal olan tamamlayacağı mesajını vermiştir. Özelikle din adamlarına ve katı uygulamalarına karşı çıkarak şeriatın artık yüreklere geçişini ve ruhsal hala dönüşmesini anlatmaya başlamıştır. ( luka 5:33, Luka 6:2, Luka 6:7, Luka 11:38, Luka 11:42 Ayrıca Luka 18:11 verilen örnek buna güzel bir örnek teşkil etmektedir. )

    Mesihin bildirdiği şeriat ruhsal bir şeraittir ve tamamen günahlı insanın Tanrının lütfundan kaynaklı barışmasına ve insanın bu işte bir katkısının olmamasına dayalıdır. Günahını bilip tövbe eden insanın aldığı karşılıksız lütfun sonucunda kendisinde oluşan sevgi ve sevgiden kaynaklı itaat ibadetinin temelini oluşturur. İnsanın hiçbir iyi işi Tanrının gözünde lütuf bulamaz. İnsanın yapabileceği hiç bir ibadetinde tanrının gözünde lütuf bulması mümkün değildir. İnsanın kurabileceği hiçbir cümle görkemli olan yaratıcıyı anlatmaya yada Ona teşekkür ve de şükranını açıklamaya yetmez. Tanrının bütün bu uygulamalara ihtiyacıda yoktur.

    Mesihin bildirdiği yasada budur. Bizim Tanrıya yani kudretli yaratıcıya ihtiyacımızın olduğu gerçeğidir. İbadeti kurgusal ya da şekilsel bir ibadetle algılamanın ya da yerine getirmenin ne Tanrıya nede bize bir faydası olamaz. Bizler görevini yerine getirmek zorunda olan bir memurun yerine getirdiği görevi karşılığında patronuna karşı takındığı bir tavır ve bundan kaynaklı gururla Tanrıya bakamayız. Ancak Mesihin öğrettiği ve uyguladığı gibi şükranla ve günahlılığımızı bilerek görkemli yaratıcıya yaklaşabiliriz ve Ona tapınabiliriz. Bunun da bir şeklinin olmasının gereği yoktur. Çünkü İsa Mesih bununla ilgili bir şablon vermemiştir. İbadetimizin temeli yalnızca şükran ve kaynağa olan bağlıkla açıklanabilir.

    Konuyla ilgili bir örnek vermek gerekirse;

    Olayı bir cep telefonuna benzetebiliriz. Nasıl ki cep telefonuna doğru kartı takmadan çalıştıramıyorsak bizlerde İsa Mesihin getirdiği kurtarış müjdesini yüreklerimize alıyor ve Onun aracılığı ile şebekeye yani ana kaynağa bağlanıyoruz. Bu bağlantı bizleri sizin ibadet olarak algıladığınız şekle sokuyor yaşadığımız her anı bu bağlantı ile geçirmeye çalışıyoruz. Zaman zaman bizden kaynaklı bağlantımız kopsa da yine bağlanıp kaynaktan doya doya alıyoruz. Mesihin ve İncilin bizlere bildirdiği ibadeti bu şekilde açıklayabiliriz.


    havariler nasıl ibadet etmişlerdir?

    Yukarıda bahsettiğim kurtarış müjdesini alıp sonsuz yaşam armağanını alan elçiler hep birlikte Rabbe şükranla sık sık bir arada dua ederek kaynaktan bağlantılarını koparmadan yaşamışlardır. Her gün bir araya gelip birlikte Bildikleri tanıdıkları ve şahit oldukları Allahın işlerine şükredip dua ve ilahilerle Rabbe yakarmışlardır. Günahlılıklarını bilerek şükran yüreği ile bunu yapmışlardır. Sadece ibadet olsun veya bir şeyleri yerine getirmek için değil kendi ihtiyaçları olan bereketi almak için Tanrıya gitmişlerdir. Belli bir zaman dilimi veya saatte değil her anlarını bu şekilde geçirmeye özen göstermişlerdir. (İncil elçilerin işleri bölümüne bakabilirsiniz.)

    vaftiz gibi komünyon gibi törenler ne zamandan itibaren yapılmaya başlanmıştır ve incildeki yerleri nedir?

    Vaftiz önceden bildiri gereği İsa Mesihin de Vaftizci Yahya tarafından vaftizi ile Mesih inancı kapsamına girmiştir. Kurtuluş imanla gelir ancak vaftizle de mühürlenir. Bu evlenen çiftlerin parmaklarına taktıkları yüzük işareti ile açıklanabilir. Eski ahitte sünnet ile karşımıza çıkar Tanrı halkının itaati ve Tanrı halkı kapsamına yani Tanrının önceden belirlediği planına girişin simgesidir.

    Kominyon İsa Mesihin son akşam yemeğinde (Luka 24:30) öğrencilerine verdiği ekmek ve şarabın ve her toplandığınızda bunu böylece yapın sözünün uygulamasıdır. Yukarıda bahsettiğim törensel ve geleneksel Kilise zaman içinde olayı farklı bir uygulama anlayışa dönüştürüp mistik bir hava kattığından farklı algılayışlara sebep olmuştur. Amaç sadece ruhsal ve simgesel bir şekilde Mesih ve dolayısı ile Tanrıyla olan ilişkinin sıcak tutulması amacını taşımaktadır. Bununla beraber tövbe şansı vermektedir ve sadece iman edenlere açık olan bir uygulamadır. Bir sır gizem yada mistik bir uygulama değildir.

    Bu uygulamalar hemen Mesih sonrası iman edenleri arasında başlamıştır. Şükranla toplanıp ilahiler ile Rabbi yüceltip, dua edip ekmek bölmüşlerdir. Olayın mantığını yitirip törensel şekle dönüşmesi 3. yüzyıl sonrasına dayanır.

    Özellikle gönümüzde filimlerden izlediğiniz törensel yada ayinsel ibadet seronomileri gerçek Mesih inancı ibadet ve uygulamalarını yansıtmamaktadır. Bizler için ibadet tek gerçek ve görkemli olan yaratıcıyla samimi ilişki içerisinde iman edenlerin birlikte ettikleri dualar ve dua amacı taşıyan ilahilerdir. İbadetimiz bir görevin yerine getirilme arzusu dışında tamamen gerçek kaynağa bağlanma isteğine ve yürek ibadetine dayanmaktadır ve iman ümit ve sevgi kavramları ile kendisini tamamlamaktadır.

    **********************************

    Konuyla bağlantılı olarak güncel bir tartışmaya da ışık tutmakta fayda var.

    Bilindiği gibi ülkemizde Hristiyan dendiğinde Meryem Ana ve Aziz heykelleri ve resimleri ile süslü Büyük kilise binalarında sadece kutsal olan pazar günü toplanıp din adamlarının hazırladığı ve yönettiği ayinsel törenlere katılan ve sonrasında ibadetini yapmış olmanın rahatlığı içinde evine dönen ve yaşamına kaldığı yerden devam eden insan modeli algılanmaktadır. Bu verilerle yola çıkıldığında inançla hiç bir alakası bulunmayan tüm Avrupa devletlerinin ve Amerikanın da Hristiyan inancının temsilcisi olduğu yanılgısı ve iddiası ortaya atılıyor.

    Bir önceki yazımda da açıklamaya çalıştığım Mesih inancı iman temeline göre Kilise yukarıda bahsettiğim hepimizin öyle zannetiği bu sistem değildir.

    Kilise "eklisa"kelimesinden türemekte ve topluluk anlamına gelmektedir. Arapçada "cemaa" yani "cami" olarak karşılığını bulmaktadır. Kilise Mesih'in bedeni ve Mesih'e iman edip yaşamlarını O'na göre biçimlendirenlerden oluşan topluluk demektir. Bu şekilde yaşayan insanlar ilk kez ikinci yy. da Mesihe benzeyen anlamına gelen Hristiyan kelimesi ile anılmışlardır.

    Kilise bina değildir. Bina ve ikonlar 3. yy sonrası Kutsal Kitaptan kopularak inancın bozulma süreci içerisinde Kutsal Kitap inancının kurumsallaşmaya doğru gidişi esnasında ortaya çıkmıştır. Ve doğal olarakta Hristiyan dini olarak kendisini ortaya koymaktadır. Hristiyan dini olarak kendisini gösteren bu din tarih içerisinde Tanrıdan olmayan insansal yönetim mantığı nedeniyle büyük yanlışlara düşerek dejenere olmuştur.

    Ancak dikkat edilirse yukarıdaki yazımda da açıklamaya çalıştım gibi bizler bir dine inananlar gibi değil inancı dolu dolu yaşayanlar ve Mesih'in bedenini oluşturduğumuzun bilincinde olanlar olarak yaşamaktayız.


    Özellikle son günlerde bu anlaşılamayan kilise ve yönetim mantığına dayalı olarak basın ve yayında "Korsan" kilise kelimesi teleffuz edilmeye başlanmıştır. Hatta kendisini konunun uzmanı olarak tanıtan uzmanlar bile inancımızın özünü bilmekten çok uzak olduklarından ev toplulukları yada toplanılan yerin kilise binası olmaması nedeniyle bu yerlerin "korsan" olduğunu yani sahte ve yasa dışı olduğunu iddia etmektedirler.

    Oysaki gerçeği biraz araştırabilseler inancımızın temelinde hiç bir kurum kuruluş yada kilise sistemine bağlı olmadığımızı sadece İsa Mesih'te bulduğumuz kurtuluş sevinci ve tapınma arzusunu bulunduğumuz her mekanda rahatlıkla yerine getirme eyiliminde olduğumuzu anlayabilirler.

    Durum böyle olduğunda aslında ortada "korsan" olan her hangi bir şeyin yada gizli ve gizimli hiç bir şeyin olmadığıda açıklık kazanır. Bize göre her yer bir araya gelip dua edebileceğimiz bir mekandır. Bunun için özel bir alan gerekli değildir. Esen kalınız.

    **************************************

    sayın sitesahibi,

    özenli çalışmanız için teşekkür ederim. ibadet konusundaki fikirlerinizi öğrenmiş oldum.

    bir çok nokta var soracağım ama hepsini bir arada sormak istemiyorum. anladığım kadarıyla dininiz size sadece dua etmeyi emrediyor. hz. isa yahudi şeriatını değiştirmeye değil tamamlamaya geldiğini söylüyor önce, uygulamalarıyla da hiçbirine uymayarak sadece duayı ibadet biçimi olarak vazediyor. ve kilisenin uygulamaları da aslında sadece törensel olarak insanların mistik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik. bu sadece sizin fikriniz mi yoksa aslında bu biliniyor fakat insanların biraraya gelebilmesi için mi devam ediliyor?

    Alıntı:
    Mesihin bildirdiği şeriat ruhsal bir şeraittir ve tamamen günahlı insanın Tanrının lütfundan kaynaklı barışmasına ve insanın bu işte bir katkısının olmamasına dayalıdır. Günahını bilip tövbe eden insanın aldığı karşılıksız lütfun sonucunda kendisinde oluşan sevgi ve sevgiden kaynaklı itaat ibadetinin temelini oluşturur. İnsanın hiçbir iyi işi Tanrının gözünde lütuf bulamaz. İnsanın yapabileceği hiç bir ibadetinde tanrının gözünde lütuf bulması mümkün değildir. İnsanın kurabileceği hiçbir cümle görkemli olan yaratıcıyı anlatmaya yada Ona teşekkür ve de şükranını açıklamaya yetmez. Tanrının bütün bu uygulamalara ihtiyacıda yoktur.



    bu biraz sert bir yargı değil mi? elbette allahın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok. ne kadar tesbih etsek onun azametini ifade edemeyiz hakkıyla. buna bizim ihtiyacımız vardır. kul olarak rabbimize kendimizi ifade edbilmemiz onunla bağımızı kuvvetlendirebilmemiz için. bunun şekli elbette farklı farklı olabilir. ama bizim ona ibadet ve taatımızın onun gözünde lütuf bulmaması, insanı ümitsizliğe sevketmez mi? dua da bir ibadettir, lüruf bulmama dua içinde geçerli olabilir. nasıl bir dua allaha olan şükranımızı, af yakarımızı, tövbemizi öyle bir yansıtabilir ki, ondan lütuf bulsun?
    "hiç bir cümle" nin yetmeyeceğini siz de anlıyorsunuz zaten. dua yı tek ibadet haline getiren sır nedir?

    ****************************************

    Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum Kutsal Kitap inancı bize sadece dua etmeyi değil Tanrı ile aramızda samimi içten Ruhta ve gerçekte bir ilişkinin yolunu gösteriyor.

    İnançlarımız arasındaki mantıksal farklılıklar nedeni ile bunu anlamakta biraz zorluk çekilmesi normaldir.

    İsa Mesih'in gelişi sebebi amacı ve misyonunu yukarıda açıklamaya çalışmıştım. İsa Mesih'in tamamlamaya geldiği Allah'ın vaadi ve planıdır. Bu plan tamamlanma sürecinde çeşitli aşamalardan geçmiştir. Peygamberler aracılığı ile bu süreç zamanı geldikçe gelişerek son noktada Mesih'e gelinmiş ve tamamlanmıştır.

    Mesih öncesinde yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi Tanrı tarafından Musa'ya verilen yasa yani şeriat gereği insanlar ibadet ve uygulamalarında törensel ve ayinsel bir yol izlemişlerdir. Ancak yasaya göre bilinmesi gereken şey yasanın gereklerinin yerine getirilmesinin zorunluluğunun yanı sıra gelecek olan kurtarıcı Mesih'e iman etmelerinin gerekliliğidir. Çünkü kurtaracak olan o dur. Yasanın amacı günahın ne derece büyük bir yük olduğunu ve basit işlerle ortadan kalkamayacağının ve bunun yükünü kaldırıp halkını özgür bırakacak olan tek kişinin Mesih olduğunun anlaşılmasının gerekliliğindendir.

    Mesih'in gelişi özgürlüğü getirmiştir yazılı yasa tamamlanarak şekil değiştirmiş gühahtan azat olan halka özgürlük ve kurtuluş gelmiştir. Yazılı olan ruhsal boyutu ile ele alınmıştır. Yukarıda İncilin luka bölümünden vermeye çalıştığım örnekleri incelemekte fayda vardır.

    Özellikle sitemizdende ulaşabileceğiniz İncilin Luka bölümü 18:9-10 ayetlerde anlatılmaya başlanan ferisi yani yahudi din adamıyla vergi görevlisi yani o dönemin en çok can yakan insanının ibadete ve günaha bakışları konusunda İsa Mesihin verdiği örneği inceleyin. Orada anlatılan felsefi bakış farklılığı anlatmaya çalıştığım ve yüce Allah'ın bizden beklediği ibadet kavramlarını tam olarak açıklamaktadır. İbadetin ne olduğu yada ne olması gerektiği tam olarak bu olayada yerini bulmaktadır.




    Alıntı:
    ve kilisenin uygulamaları da aslında sadece törensel olarak insanların mistik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik. bu sadece sizin fikriniz mi yoksa aslında bu biliniyor fakat insanların biraraya gelebilmesi için mi devam ediliyor?



    Yukarıda kilise olarak neyi kast ettiğimi anlatmıştım. Bizler Kutsal Kitap'a göre yaşamlarını sürdüren Mesih inanlıları olarak sizlerin değişi ile Protestan inancına sahip Hristiyanlar olarak törensel yada ayinsel Katolik yada ortadoks kilise ibadetlerinden ve ilahiyatından farklı olarak kendi haftalık toplu ibadetlerimizde tamamen bağımsız, her topluluğa göre değişebilen düzen ve sistem içerisinde, ancak temelde sadece ilahi dua ve kelamdan oluşan ve sadece Tanrıya tapınmayı amaçlayan bir kilise ibadet modelini benimsiyoruz.

    Sorunuzda belirttiğiniz şekilde bahsettiğim diğer ibadet şekli geleneksel bir ibadet şeklidir. Hristiyan ailede doğan ve doğuşla katolik yada ortadoks olduğunu kabul eden insanın alışkanlık ve geleneksel anlayışından ve kültürsel zorunluluktan kaynaklı bir kilise ibadet şeklidir. Bu inançta olmayan birinin orada olması yada katılmasının bir anlamı bulunmadığından kalabalık olsun gibi bir mantık yoktur. Bu benim görüşüm değil genel ve herkesce bilinen bir gerçektir. Katolik protestan ve ortadoks konusu forumun sık sorulan sorular bölümünde bulunmaktadır incelemenizde fayda vardır.



    Alıntı:
    "hiç bir cümle" nin yetmeyeceğini siz de anlıyorsunuz zaten. dua yı tek ibadet haline getiren sır nedir?



    Aynı soruyu bu yazı içinde en başta cevaplamaya çalıştım dua tek ibadetimiz değildir (Sanırım forumun başka bir alanında yazılan bir yazıdan bu kanıya vardınız) dua Tanrı ile konuşmaktır. Dua aracılığıyla Tanrı ile konuşur ve kaynaktan direk olarak bereketi alırsınız. Dua sizin enerjiniz ve kaynağa bağlılığınızı sürdürmeniz için vardır.

    Kardeşlerle yani bedenin diğer üyeleri ile beraber Yüce olana tapınmak olayın başka bir boyutudur. Allah'ın sözünü kelamını sürekli olarak okumak araştırmak yine ibadetin başka bir boyutunu teşkil eder Ruhta ve gerçekteki tapınış biz iman edenler için ibadetimizin temelidir.

    Ama sürekli altını çizmeye çalıştığım gibi bunları yaparken bir memurun görevini tamamlayıp patrona bak ben maaşımı hak ettim sana bir minnetim kalmadı tarzı bir ibadet mantığımız yoktur. Kutsal Kitap ne yaparsak yapalım yaptığımız işin Tanrıya yücelik vermesinin gerekliliğini bizlere bildiriyor. Bu durumda demekki yaşantımızın tümü zaten bir ibadet kavramı içinde ve Tanrıyla derin bir ilişki içinde devam etmelidir.

    Yukarıdada belirttiğim gibi ilahiyat bakış mantığımızın ve uygulamalarımızın birbirinden farklı olması ister istemez bu konuyu açıklamakta ve anlamakta bizleri zorlamaktadır.

    Sanırım anlattıklarımdan anlayacağınız gibi bizler ibadeti sizin inancınızda olduğu gibi sevap kazanmak ve sonuca yani cennete ulaşmak için değil zaten hedefe lütufla peşinen ulaştığımız ve bu karşılıksız lütfa olan şükranımız ve sevincimizden dolayı yaparız. Sorularınızı bekliyorum esen kalmanız dileği ile.

    **************************

    sayın siteyönetimi

    yazdıklarınızı sonuna kadar ve dikkatli bir şekilde okuyorum ve ister inanın ister inanmayın anlamakta zorluk çekmiyorum. yani sizin yazdığınız her yazıdan inancınızı dayandırdığınız mantığı çözebiliyorum. sizin şeklinizle inanmasam da anlayabiliyorum. zaten hiçbir zaman insanın mantıksız bulduğu bir şeye inanacağını düşünmedim. sadece bunun ne olduğu hakkında bilgim yoktu, şimdi kısmen de olsa var.

    aslında sorulacak çok şey var daha önce de söylediğim gibi ama kısıtlı zamanlarda yazabiliyorum ve kopukluklar olabiliyor.



    Alıntı:
    Sanırım anlattıklarımdan anlayacağınız gibi bizler ibadeti sizin inancınızda olduğu gibi sevap kazanmak ve sonuca yani cennete ulaşmak için değil zaten hedefe lütufla peşinen ulaştığımız ve bu karşılıksız lütfa olan şükranımız ve sevincimizden dolayı yaparız. Sorularınızı bekliyorum esen kalmanız dileği ile.



    sondan başlamak gibi olacak ama, bizim inancımızda ibadet sadece sevap kazanmak ve cennete gidebilmek için yapılmaz. allah emrettiği için yapılır. nasıl ibadet edeceğimiz kuranda ve hadislerde belirtilmiştir. ve ibadetin bizim için olduğu da. hiçbir müslüman allahın bizim ibadetimize ihtiyacı var diye düşünmez. sevap kazanmak ve cennete girebilmek düşüncesi ve umudu vardır elbette ama birinci ve en önemli amaç allahın rızasını kazanmak ve ona layıkıyla kulluk edebilmektir. ibadet etmek insanın rabbiyle bağını kuvvetlendirir, bereketlendirir. burada kalp önemlidir. ve bunun ölçüsünü rabbimiz bilir. riya yapıyorsak da bilir samimiysek de. biz sadece yaratanımızla bağımızı kuvvetlendirmek için onun bize gösterdiği şekilde ibadetlerimizi yaparız. her ibadetin de hem kişi için hem de toplum için sayısız faydaları vardır.
    kusura bakmayın biraz uzun oldu ama inanın bu konuda bu özetten çok daha anlamlı, kitaplar dolusu mevzu yazılabilir. yani sözünü ettiğiniz manada çıkarı için allaha yaltaklanan şekilci insanlar değiliz.

    dua etmek bizim inancımızda da çok önemli bir ibadettir. birebir allahı muhatap almak, ona yakarmak, af dilemek ...... her dinde böyledir zaten.
    yazılarınızdan çok faydalandım ama hz isanın tek ibadetinin dua olduğunu - lütfen diğer yazdıklarınızı anlamadığımı düşünmeyin, sonuç olarak demek istiyorum- söylemenizi makul bulmuyorum. daha önceki şeriatta vardı ama mesih gelince gerek kalmadı diyorsunuz. çünkü insanlar affedildi günahtan kurtuldu. üstelik daha öncekilerin yaptıklarının da lütuf bulması, yeterli olması mümkün değildi diyorsunuz. allah öncekilere ibadeti ceza olarak mı emretti, siz günahlısınız şu şu ibadetleri yapacaksınız, aslında benim açımdan değeri yok, mesihe iman edin o gelince günahlarınızdan azat olacaksınız ve artık ibadet etmeyeceksiniz, gibi bir mantık mı vardı? ayrıca zaten tevrata inanan biri mesihe de inanıyordu demek olur ama onun kurtuluşu için yeterli olmayan bir durum ki diğer ibadetler devam ediyordu.

    umarım ne demek istediğimi doğru olarak anlatabilmişimdir. saygıyla
    ********************************

    Öncelikle yazdıklarımı sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.



    Alıntı:
    yani sözünü ettiğiniz manada çıkarı için allaha yaltaklanan şekilci insanlar değiliz.



    Sayın Nil dikkat ederseniz inancınız ile ilgili bir yargıda bulunmak niyetinde değilim ve bu nedenle de özellikle verdiğim örnekler kilise tarihi ve kilise ilahiyatı olarak kabul edilen veya en azından ülkemizde yanlış anlaşılan Hıristiyan uygulamaları ile alakalıdır.

    Yani yazdıklarımla sizin inancınızla alakalı yukarıda yaptığınız tespit tarzı bir sonuç çıkartmaya çalışmıyorum. Kendi inancımın konuya bakışını anlatmaktan başka bir derdim yok. Bu konu sizin kendi inancınızla alakalı bir öz eleştiri olabilir bu tür bir yargıda bulunmak benim görevim değildir.


    Alıntı:
    mesihe iman edin o gelince günahlarınızdan azat olacaksınız ve artık ibadet etmeyeceksiniz, gibi bir mantık mı vardı? ayrıca zaten tevrata inanan biri mesihe de inanıyordu demek olur ama onun kurtuluşu için yeterli olmayan bir durum ki diğer ibadetler devam ediyordu.



    İyi bir konuya değinmişsiniz bu konu inanç temelimiz ile alakalı bir konudur. Konuyu daha iyi açıklamak amacı ile Kutsal Kitaptan ayetler vermem gerekiyor ancak hem konunun çok dağılmaması hem de sizin inancınızla alakalı olmayacağı ve sizi pek ilgilendirmeyeceğini düşünerek konuyu kendi anlatımımla bir kez daha irdelemekte fayda görüyorum.

    Yeniden başa dönmek gerekirse Kutsal kitap insanın başlangıçtan itibaren günahlı olduğunu bize gösteriyor bunun temel inanç akidemiz olduğunu açıklamıştım.

    Yine Kutsal Kitabın bize öğrettiği şekli ile bu günaha karşı Allah bir kurtarış planı açıklar günahlı insan ile kutsal olan Tanrının normalde bir araya gelmesinin mümkünü yoktur ve günahın dünyaya girişi ile ölümünde beraber geldiğini bildirmiştim. Yani var olan tüm insan soyu ruhsal olarak ölmüş bir durumdadır.

    Yüce olan Allah hazırladığı kurtarış planı gereği tarih içinde çeşitli peygamberleri seçer ve onlar aracılığı ile günahlı insan soyuna bu planın tamamlanma aşamalarını sunar bunlara kısaca antlaşmalar diyoruz. Bu nedenle iman ettiğimiz kitap olan Kutsal Kitap iki ana bölümden oluşur, Eski Antlaşma yani Tevrat Zebur ve Peygamberlik Sözleri ikinci bölüm ise Yeni Antlaşma yani İncildir (Sevindirici haber Müjde anlamına gelmektedir). Sanıldığının aksine eski ve yeni kelimeleri bir devrin kapanması ve yerine yenisinin gelmesi değil var olan ve tamamlanan bir sürecin aşamalarını kast etmektedir.

    Eski anlaşmada sizlerin de kendi inancından tanıdığı çeşitli peygamberlerin adları geçer bunlardan en önemlisi İbrahimdir. İbrahim 90 yaşına gelmiş ancak henüz soyunu sürdürebilecek bir erkek çocuğa sahip olamamış bir peygamberdir. Burada belirtmekte fayda görüyorum inancımız peygamberlerin günahsız olabileceğini kabul etmez. Tüm insan soyu gibi Onlarda günahlı insan doğasına sahiptir. İbrahimde kah tanrıyı dinleyen kah dinlemeyen biridir ama itaat ederek topraklarından ayrılır ve Allahın ona bildirdiği yere doğru ilerler. Allah la olan ilişkisi sonucu Allah onunla bir antlaşma yapar bu vaade ve imana dayalı bir antlaşmadır. İlerlemiş yaşına rağmen çocuğu olmayan İbrahime kendisinden bir soy çıkacağını ve bu soyun gökteki yıldızlar kadar çok olacağını ve bu soy aracılığı ile diğer ulusların bereketleneceği bildirilir. İbrahimden bu imana dayalı anlaşma aracılığı ile çıkan soy İsraildir. Tabi bunu söylerken bu günkü İsrail devletini kast etmiyorum. Sonuç olarak İsrail vaadden kaynaklı söz verilen ve bu vaadin ürünü olarak seçilmiş bir halktır. Allahın İsraili seçisindeki amaç çok iyi yada çok kötü olduğundan değil tamamen vaade bağlı olmasından kaynaklanır.

    İsrailin meydana gelişi ve bu vaadin başlangıç adımlarının başından hemen sonra tarih sahnesinde sizinde tanıdığınız Musa peygamber ve Harunu görürüz. Bu sefer vaad sonucu ortaya çıkın bu halkı yönetme ve Mısırdaki kölelikten kurtarma görevi Musaya verilmiştir. Çünkü Tanrı İbrahimle yaptığı antlaşma gereği vaad edilen soy yıldızlar kadar çok ve özgür bir halk olacaktır. Bu nedenle İsrail mısırda daha fazla köle olarak kalamaz ve Musa aracılığı ile oradan çıkartılır.

    Musa ile soyun ve vaadin devamlığı açısından önemli bir ilerleme kaydedilerek tamamlanma aşamasının devamında bir basamak üste çıkılarak işler antlaşması yapılır ve Musaya on emir ile beraber Allahın şeriatı bildirilir. Kullandığım kelimeden de anlayacağınız gibi bu bir iş anlaşmasıdır ve bir sürecin temelinden itibaren tamamlanması aşamasındaki bir parçadır. Temelin yada binanın dip kısmını teşkil eder.

    İş antlaşması dendiğinde kast edilen şey aynen bildiğiniz gibi dünyada var olan ve din kavramı ile açıklayabileceğimiz işler yani kurallar bütününe karşılık olan itaatimiz anlatılmak istenmektedir. Yani bir kural vardır ve siz kurala uymakla aklanırsınız.

    Yasa yazılı olarak Tanrı tarafından verilmiştir. Siz sadece uymakla mükellefsinizdir. Olaylar karşısında ne yapacağınız nasıl hareket edip yargılayacağınız. Ne yiyip ne içeceğiniz tören ve ayinleri dolayısı ile ibadetleri nasıl yapacağınız. Neyin iyi neyin kötü olduğu gibi. Bütün konular yazılı bir şekilde verilmiştir. Daha öncede altını çizmeye çalıştığım gibi bütün bu yazılı yasada yer alan törensel uygulamalar zaten Mesihi bildirmekte ve Ona itaf edilmektedir.

    Bu nedenle şeriatın amacı insan soyuna kendi uyduğu yada uymaya çalıştığı yasa ile değil ama Tanrıdan gelecek olan kurban kuzusu ile Tanrıyla barışacağı bildirilmektedir.

    Bütün bu tamamlanma sürecinin son aşaması yeni antlaşma dediğimiz İsa Mesihin gelişidir. Tanrı aynen eski ahitteki gibi günahın bedeli olarak kan akıtılmasını ve İsa Mesihi yani kendi kelamına verdiği insan bedenini kusursuz kurban sunusu olarak sunar ve çarmıhta kanla barışmayı sağlar. Yani böylece anlaşmayı tamamlar bundan sonra bizlerin şeriatın gereklerinden olan kurban sunmamızın gerekliliği dolayısı ile de yazılı şeriat yasasının ve törensel uygulamaların tamamlanması sağlanmış olur. Asırlardır beklenen kişi gelmiş kendini Allahın lütfu olarak sunmuş ve bu kurbanla halkını aklamıştır. Vaad tamamlanmıştır İsrail gelen Mesih ile sonsuz yaşamı almış ve Tanrı ile barışmıştır. Artık İsrail kelimesi milliyeti yada soyu değil Mesihe ait olan ona iman eden Tanrı halkını temsil etmektedir.

    Sonuç olarak görülebileceği gibi kurban sunuları ve ibadetler zaten Mesihin gelişini simgeleyen belirtilerdir. Ve onun gelişi ile tamamlanmışlardır yani gerçeği gelmişken temsiline ihtiyaç kalmamıştır. Yasa Tamamlanmıştır. Artık bizlerin yasada yaşayanlar gibi şekilsel tören ve ibadetlerle ibadet etmesine ya da yazılı yasaya göre hareket etmesine gerek Kalmamıştır. Mesih aracılığı ile Tanrıyla barışma gerçekleşmiştir bundan sonrası sadece ruhsal olan dolulukta Tanrının gerçeğinde gerçek içsel tapınma ile ve şükranla olur. Esen kalın.


 

Benzer Konular

  1. Dua Nedir, Nasıl yapılmalıdır ?
    By HaNıM aGa in forum AYET - HADİS - TEVHİD - TECVİD - KIRAAT
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.07.2009, 22:56
  2. Dini Terimler ve Cevapları
    By CefA_CasH in forum İSLAMİ SORULAR VE CEVAPLAR
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.01.2008, 21:47
  3. islamiyet hakkında genel bilgi
    By CefA_CasH in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.12.2006, 01:31
  4. IBADET NEDIR?
    By Cem_dalga in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.11.2006, 12:47
  5. Niçin İbadet Ediyoruz arkadaslar sizce_?
    By Cem_dalga in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.10.2006, 13:19

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •