Vukuu muhakkak olan ölüm için elde fırsat dilde ruhsat varken hep
hazırlıklı bulunmaya çalışmalıyız.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i
şerif'lerinde buyururlar ki:
"Ölümün eline düşmezden evvel (tevbe ve istiğfar ve haksız
muamelelerini düzeltmek gibi ön hazırlıklar ile) ölüme
hazırlan." (Câmius'sağîr)
Orada eyvah demememiz için dünyaya niçin geldiğimizi, nereye
gideceğimizi, niçin yaratıldığımızı ve ne yapmamızın gerektiğini
şimdiden düşünmeliyiz. Kazanabilirsek ebedî bir hayat kazanılmış
olacak.
Kabir için hazırlanmak lâzımdır.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i
şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Üç şey ölünün ardından kabre kadar gider. Ehl-ü ıyâli, malı ve ameli.
İkisi geri döner, birisi kalır. Dönenler ehl-ü ıyâli ve malı, kalan da
amelidir." (Buhârî)
Ebu Bekir Sıddık -radiyallahu anh- Hazretlerimiz daha hayatta iken
kabrini kazan bir zâta: "Kabir kazmak marifet değil, kabir için
hazırlanmak marifet" buyurmuşlardır.
Dünyaya niçin geldiğimizi bilerek tedarikimizi ona göre yapmalıyız.
Ölmemek elimizde değil, fakat hazırlanmak elimizde. Bizi gönderen
sahibimiz gönderirken bize sormadığı gibi, alacağı zaman da soracak
değil.
Farz-ı muhal ki denize bir ağ atılmış, balıkların hepsi tutulmuş,
fakat onlar tutulduğunu bilmiyorlar, sağa sola saldırıyorlar. Sahibi
ağı yavaş yavaş çekiyor, hiçbirinin umurunda bile değil. Halbuki biraz
sonra karaya çıkacaklar, çok çırpınacaklar, bu çırpınmanın hiç de
faydası olmayacak. Hepsi ölüme mahkûm. İşte insanların durumları da
böyledir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına
baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan
haberdardır." (Haşr: 18)
Çanta elimizde bulunsun, "İrcıîy!" dâvetinin ne zaman geleceği belli
değil, amma gelecek. Her nefes bizi kabre çekiyor, ömür tükeniyor.
Ölüm ve kabir için hazırlıklı olan bir kimse, ölümden irkilmez. Davet
geldiği zaman hemen göçer. O zaten teslim olmuştu, emir bekliyordu,
emir de geldi.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir cenazede
bulunuyorlardı. Kabir kenarına oturdular. Toprağı ıslatacak kadar
ağladıktan sonra buyurdular ki:
"Ey kardeşlerim! Şurası için hazırlanınız!" (İbn-i Mâce)
Kalanla giden arasında bir gün fark var. İşte geldik işte gidiyoruz.
Bugün üstteyiz yarın alttayız. Bu gün yataktayız yarın topraktayız. Bu
akşam burada, yarın akşam oradayız. Vaktimiz gelince hep gideceğiz de
sıra bekliyoruz.
Burası çalışma yeridir. Sermayenin en kıymetlisi de ömürdür. Burada
yatarsak ahireti nerede kazanacağız?
Bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"İki mühim nimet vardır ki, insanlardan çoğu onda aldanıyorlar: Sıhhat
ve boş vakit." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2019)
Cenâb-ı Hakk'a muhabbetin alâmeti yedidir, birincisi ölümü sevmektir.
Çünkü ölüm mahlûku Hâlik'ine kavuşturan en güzel bir vasıtadır. Eğer
ölüm sevilmezse dünya muhabbeti var demektir.
Hadis-i şerif'te:
"Ölüm müminin hediyesidir." buyurulmuştur. (Taberânî)
Şimdi nefsimizi bir yoklayalım. Ölmek mi istiyoruz, kalmak mı
istiyoruz? Bu teraziye kendimizi koyalım. Neredeyiz ve nasıl yaşamamız
gerekiyor?
Bize Allah gerek. Yarın kabirdeyiz, hiç kimseden fayda gelmeyecek. Bir
daha da geri gelmeyeceğiz.
"Benimle arkadaş olur musun?" diyen bir zâta Sehl-i Tüsterî -kuddise
sırruh- Hazretleri şöyle buyurmuştur:
"Birimiz ölünce ona ahirete kadar arkadaşlık edecek olan yalnız Allah-
u Teâlâ olduğuna göre, şimdiden O'na arkadaş olmaya bak!"
Allah'ımız şiddetli kıştan evvel odun ve kömür almanın lüzumunu
hisseden dünya aklını vermiş olduğu gibi; kabrin karanlığını görmeden
önce onu nurlandırmanın lüzumunu anlayıp kavrayabilecek bir ahiret
aklını da cümlemize ihsan buyursun.