Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) umumiyetle başına, “kalensüve” adı verilen bir takke üzerine sarığını sarar ve ucunu da iki omuzu arasına sarkıtırdı. (Tirmizî, Sünen, Libâs, 12)
Rasûlüllah Efendimiz, sarığı dâimî olarak kullanır ve bunu meleklerin de kullandığını belirtirdi. Nitekim Mi’rac'ta meleklerin çoğunu sarıklı şekilde görmüştür. (Heysemî, 5, 120)
Rasûl-i zîşânın (s.a.v.) başı dâimâ örtülü bulunduğu ve namazlarını böyle kıldığı bilinmektedir.
Bu sebeple fukahamız/fıkıh alimlerimiz, namazda tembellik veya önem vermeme sebebiyle başı açık bulundurmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Zira bu, Peygamber Efendimiz'in tatbik ettiği fiilî bir sünnetidir.
***
Âyet-i kerimede mescidlere giderken giyilmesi emredilen zinete, erkeklerin başlarını örtmesi de dâhildir. Bu bakımdan namazda takke giyilmesi bütün mezheblere göre müstehap kabul edilmiştir. Dolayısıyla namazda başı, secdeye engel olmayacak şekilde takke ve benzeri uygun bir örtü ile örtmek daha faziletlidir. Hatta secdede iken baştan düşen takkenin fazla hareket yapmadan (yani amel-i kesire girmeden, iki elle değil de tek elle) tekrar giyilmesi bile tavsiye edilmiştir. Ancak bir özür sebebiyle veya alçak gönüllülük ve huşû maksadıyla baş açık kılınabileceği de söylenmiştir. (Kevserî, s. 258-259; Hamdi Döndüren, s. 270-271)
Fahr-i Kâinât Efendimiz çoğunlukla beyaz renkli sarık kullanırdı. Zâten o, ümmetine bilhassa beyaz renkli giysileri tavsiye etmekteydi. (Tirmizî, Sünen, Edeb, 46)
Mekke'nin fethi sırasında ve fetihten sonra yaptığı bir konuşmada ise başında siyah renkli bir sarık bulunduğu rivâyet edilmektedir. (Müslim, Sahih, Hac, 451)
Ayrıca, Rasûlullâh'ın sarığını bazen za'feranla (sarı, safran rengine) boyadığı da olurdu. (İbn Sa'd, I, 452; İbn Ebî Şeybe, 5, 160)
Hadislerden anlaşıldığı gibi Efendimiz sarık kullanmada bile sâdeliğe riâyet etmektedir.