1 sonuçtan 1 ile 1 arası
  1. #1
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    40
    Mesajlar
    10.926
    Tecrübe Puanı
    238

    Standart Susmak Hayirlidir

    1.İlâhi takdire karşı susma

    2.Mânevi büyüklerimize mürşitlerimize karşı susma

    3.Avam’a yâni câhil halka karşı susma

    İlâhi Takdire karşı susmayı, dolayısıyla da sabrı kısaca da olsa arz ettik. Şimdide Mânevi büyüklerimize karşı susmanın önemi üzerinde duracağız.



    A’raf sûresi 201: “Kur’an okunduğu vakit onu dinleyin susun ki size rahmet edilsin”



    Efendim bu âyet elbette öncelikle umûmîdir. Kur’an zâhiren okunurken takınacağımız edeble alâklı olup, her Müslümanıda çok yakından ilgilendirir.

    İkici olarakda; Peygamber vârisi olan kâmil insanların, mürşitlerin huzûrunda veya söz ve sohbetlerinde bulunanlara bir işaret, bir uyarı bulunmaktadır.

    Peygamber vârisi olan Hakk dostlarının sözü sohbeti de, Kur’an âyetlerinin dışında olmadığı gibi, ayrıca Kur’anı daha kolay anlamamıza yarayan ledünni bilgilerdir. O nedenle, bu tür sohbetleri Kur’an dinleme âdâbı içerisinde susarak sessizce dinlememiz gerekmektedir.

    Kur’an dinlemenin âdâbını Â’raf sûresinde açıklayan Hz. Allah; özellikle Hucurât ve Ahzâb sûrelerinde; Peygamber Efendimize karşı konuşma âdâbımızı, hâl ve davranışlarımızın nasıl olması gerektiğinide yine çeşitli âyetlerle açıklamıştır. Söz konusu âyetler; Peygamber Efendimizin âli şahsında Peygamber vârisi olan tüm Hakk dostları içinde geçerlidir.

    Konuya açıklık getirmesi niyâzıyla Hucurât sûresi ve bu âyetlerin Mesnevideki şerhini sizlere arz etmek istiyorum.

    Hucurât sûresi 1-2-3-4-5- Âyetler: Ey imân edenler. Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Seslerinizi O peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Kiminizin kiminize bağırarak konuştuğu gibi onun huzûrunda sözü yükseltmeyin. Yoksa hiç farkında olmadan amelleriniz eriyip gider.

    Allah Resulünün huzûrunda seslerini alçaltanlar var ya, onlar Allah’ın gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir.

    Hücrelerin arkasından sana seslenenlere gelince onların çoğu akıllarını çalıştırmamaktadır.

    Eğer onlar sen yanlarına gelinceye kadar sabretmiş olsalardı. Kendileri için elbette daha hayırlı olurdu.

    Arz edilen âyetlerin Mesnevi şerhi: clt.4.3346

    Mâdemki Peygamber değilsin, ümmetten ol. Mâdemki pâdişah değilsin teb’asından ol. Susarak yürüyen âriflerin izine düş ve sende sus kendiliğinden bir karara varma zahmete düşmeğe kalkışma.

    Bir mürşidin bir üstadın gölgesi altında onun emirlerine uyarak ses çıkarmadan susarak yürü.

    Yoksa nice isdidât sahibi olsan, nice kâbiliyetin de bulunsa olgunluk davasına girişir, bilgiçlik taslamaya kalkışırsan, değişir, çarpılır gidersin.

    Sır bilen, her şeyden haberi olan üstâddan baş çeker, ona kafa tutmaya kalkarsan, körleşirsin, istidâttan da mahrum kalırsın, kabiliyetten de

    Hz. Nuh’un imânsız oğlu Kenan gibi aklına güvenerek dağa çıkar kurtulurum deme. Sonra sende nefs çukurunda boğulur gidersin.

    Efendim, Arz ettiğim tüm Mesnevi beyitleri bir tek âyetin şerhidir. Bunca açıklama sadece “Ey imân edenler. Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin” Âyetinin açıklamasıdır. Tüm âyetler şerh edilse kim bilir daha neler söz konusu olacaktı. Ayrıca sizlerinde fark ettiği gibi Hucurât sûresinde Efendimizle ilgili âyetleri Hz. Mevlânâ kâmil insanlar mürşitlerimiz için yorumlamıştır. Az evvel arz edildiği üzere; Efendimizin âli şahsında tüm peygamber vârisleri içinde geçerlidir bu âyetler.

    Bulunduğumuz yüzyılda Efendimiz zâhiren aramızda yaşamıyor, bizler kimin huzûrunda bu âyetlerin hükmü gereğince hareket etmeye dikkat edeceğiz ?

    Eğer söz konusu âyetler sadece efendimiz için geçerli olsaydı, günümüzde bu âyetlerin hükmünün kalkmış olması gerekmez mi ? Hükmü kalkmadığına göre demek ki bu âyetlerin her devirde bir muhatabı var. Dünya durdukça da olacak bundan şüphe yok. Fakat, şunu da arz etmek isterim. Elbette hiç kimse iki cihan efendisinin yerini tutamaz. Fakat O ilâhi nûr’da hiçbir zaman yok olmaz, mutlak yansıtacak birileri bulunur. Bu da Cenâb-ı Allah’ın arzusu ve takdiri gereğidir.

    Bendeniz bu konuyu daha iyi anlayabilmek için Mesneviden bazı beyitleri arz etmek istiyorum.

    Clt.1.1944: Allah’ın nûrunu ister Allah’tan al, İster kamil insandan. Aşk şarabını da ister küpten iç, istersen testiden. Hiç fark etmez.

    Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz; Benim yüzümü görenler, beni görmüş olanları görenler, ne mutlu kişilerdir diye buyurdu.

    Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçektende asıl mumu görmüş olur.

    Böylece o mum’un nûru yüz mum’a nakledilse, o mumdan yüzlerce mum yakılsa, sonuncu mum’un aydınlığını gören bile asıl ilk mumu görmüş gibi olur. İstersen aradığın hidayet nûrunu, aşk nûrunu son yanan mumdan al, istersen bizzat ondan, can mumundan al, aralarında hiçbir fark yoktur.

    Görüldüğü üzere bizlerin kâmil insanlara, mürşitlerimize, Kur’an hükmünce muamele edişimiz, onlara edep ve saygıda kusur etmemeye gayret göstermemiz, tümüyle Peygamber vârisi oldukları, nûrlarını ilk nûrdan alıp aynı nûru bizlere yansıttıkları için. Şekle, sûrete, kişiye, takılıp kalırsak bu puta tapma olur.

    Allah dostları için söylenen bir söz vardır. “Allah adamları haşâ Allah değildir, fakat, Allah’tan da gayrı değildir”

    Bu da aynı şey. Kâmil insanlar Peygamber değiller ama, peygamberden de ayrı değiller. Bu durumu açıklayan hepinizin bildiği kûdsî bir hâdis-i şerif vardır.

    "Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Ben bir kulumu sevdim mi, artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Efendim kısaca şöyle düşünmek gerekir: “Bir damla su ummanda yok olunca artık ona bir damla su diyemezsin. O’da umman olup gitti”

    Mes.clt.6.1592: Sevgililere dostlara ulaşınca susarak otur. Haddini bil. Hemen başköşeye geçip kurulma. Alçak gönüllü ol.

    Aklını başına al Cuma namazına bak. Herkes câmiye toplanmış, bir arada, bir düşüncede, fakat hepside susarak sessizce oturmakta.

    Hayatta neyin varsa, hepsini al susmak tarafına çek götür. Eğer sende kâmil bir insan olmak istiyorsan sus konuşma, sessiz ol gösterişten sakın.

    Peygamber buyurdu ki; sen dostları sıkıntılar denizinde yol gösteren yıldızlar gibi bil.

    Yüzünü yıldızlara dön onlara bakarak yol ara. Söz söylemek görüşü bulandırır. Sus, söz söyleme. Sen konuştuğun zaman belki bir iki tane doğru düzgün söz söyleyebilirsin. Fakat onları karışık bulanık hoş olmayan sözler de takip eder.

    Ağzını açtın mı söylediğin sözleri yakalayamazsın. Temiz doğru sözlerin arkasından kötü biçimsiz hiç söylenmemesi gereken sözlerde arkasından dökülür. O nedenle Hakk dostlarının yanında sus ve sessizce otur dilini de gönlünü de koru.

    Efendim hepinizin bildiği gibi; âlimin yanında diline, ârifin yanında gönlüne sahip ol diye çok güzel bir söz vardır.

    Şems-i Tebriz-i Hz. Makalât adlı eserinde: “Hanendenin yanında şarkı, vâizin yanında söz söylenmez” derken,

    Mes. Clt.2.3014: Peygamber Efendimizde: “Hakkı tanıyıp bilenin dili tutulur konuşamaz” Suskun olur der.

    Bizler Hakk dostlarını yeterince tanımadığımız, onların mânevi yüceliklerini bilmediğimiz için yanlarında dilimize, edeb ve erkâna dikkat etmeyiz.

    Niçin Hakk dostlarının yanında a’zamî derecede dilimize dikkat etmek gerekir ?

    Bunun cevabı Mesnevide çok açık bir şekilde anlatılmıştır.

    Mesnevi clt.4.2061

    Görüş sahibi olan kişiye artık haber de söz de gerekmez. Sözler onun işine yaramaz. Gözü gören kişinin karşısında susmak lâzım. Görenlere haber vermek çok yanlış bir iştir. Bu hâl gafletimizin irfân noksanlığımızın, cahilliğimizin işaretidir.

    Görenlerin karşısında sadece susmak sana fayda verir. Kur’an okunurken susun dinleyin emri bu yüzden gelmiştir. ( Araf 201 )

    Eğer mürşit sana; söylemeni buyurursa, sana söz verirse, sen de emre uy söyle. Fakat az ve öz söyle, lafı uzatıp durma.

    Eğer sözü uzatmanı arzu ederse o zaman mürşidinin emrine uy. Fakat utanarak edebe riâyet ederek konuş. Hiçbir zaman haddi aşma.

    Efendim, burada çocukken dinlediğim bir menkıbeyi de sizlerle paylaşmak isterim.

    Zamanın birinde aynı beldede yaşayan iki şeyh efendi varmış. Bu efendilerden biri diğer şeyh efendiye haber gönderip, bu gece dergahımızda mihmân var. Senin çiftlikten şöyle nar gibi kızarmış bir tavuk bize gönder diye rica etmiş.

    Şeyh efendide besili güzel bir tavuk kestirip kızartmış dervişlerden birinin eline verip şeyh efendinin dergahına yollamış.

    Şeyh efendi tavuk getiren dervişi kapıda karşılayarak elindeki tavuğu alıp; “Evlâdım senin adın ne” ? diye sormuş.

    Derviş: Efendim, Ahmet oğlu Mehmet demiş.

    Şeyh efendi; bu cevap üzerine elindeki tavuğu tekrar dervişe uzatarak, oğlum ben senin şeyhinden nar gibi kızarmış bir tavuk istemiştim, bu tavuk çiğ bizim dergahımızda çiğ tavuk yenmez demiş.

    Derviş daha paketi bile açılmayan tavuğu tekrar eline alıp şeyhinin huzuruna gelmiş ve olup bitenleri şeyhine anlatmış.

    Şeyh efendi büyük bir hüzünle;

    “Oğlum Ahmet ne büyük bir terk-i edeb yapmışsın. Efendi senin ismini sormuş. Ahmet oğlu Mehmet diyerek ne çok laf etmişsin. Bilmez misin Hakk dostlarının karşısında çok konuşulmaz. O sana babanın ismini mi sordu ? Ahmet oğlu Mehmet dedin. Sadece Mehmet demen yeterli değimliydi ? Elindeki tavuğun suçu yok. Çiğ olan, pişmemiş olan sensin. Diline sahip olamamış lafı uzatıp çok konuşmuşsun”

    Evet efendim, işi bilenlerin dil ölçüsü bu. Allah dostlarının karşısındaki sükûtumuzu anlatan ibretlik çok güzel bir menkıbe.

    Hakk dostlarının yanında dilimizi korumanın en önemli nedenlerinden birini de Hz. Mevlânâ Mesnevide şöyle açıklamıştır:

    Clt.2. 28- Ey hakikatı arayan kişi; Hakk dostu olan mürşid senin gözün gibidir. Onu çer çöpten tozdan temiz tut. Aklını başına al da dil süpürgesi ile toz kondurma. Gözün gibi olan mürşidine çer çöp ve toz armağan etme.

    Toz belki çok küçüktür ama gözüne kaçınca seni çok rahatsız eder.

    Mânevi büyüklerimizden Tahirü-l Mevlevi Hz. Bu beyitleri şerh ederken şöyle demiştir. Clt 8.syf.1033 : “Mürşidin yanında çan çan konuşan kişiyi Hz. Pir’imiz namazda yellenerek aptesti bozulan kişiye benzetir.

    Seccadede ikide bir yellenen adamın haliyle Mürşit karşısında gereksiz konuşan adamın hiçbir farkı yoktur”

    Ahmed Avni Konuk ise: “Ekâbirin huzurunda her şeyin sebebini sorup araştırmak, neden ve niçinlere girmek, çok konuşmak sadece hafiflik ve terbiyesizliktir”

    Evet efendim birkaç cümle ile “CAHİL KİŞİLERE KARŞI SUSMA” konusuna da değinerek bu günkü sohbetimizi toparlayalım inşallah.

    Bir kûdsî hâdis-i şerifte şöyle buyrulur: “İnciyi köpeklerin ağzına atmayınız ve cevherleri domuzların boynuna asmayınız”

    O nedenle: Mânevi büyüklerimiz; Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır. Herkesin her sorusunu cevaplama. Yalanlanacak olan sözü halka söyleme, herkes her şeyi anlayamaz. Her bildiğini söyleyen kadar cahil insan olamaz demişlerdir.

    Hz. Ali Efendimiz: Eğer ben Hz.Peygamberimizden duyduğum sırları size söylersem siz Ali yalancıdır böyle şey olmaz derdiniz derken; Hz. Mevlânâ da: Câhil kimsenin yanında kitap gibi sessiz dur, sus konuşma diye buyurmuştur.

    Farklı beyitlerde ise: Şiâya Ebubekirden söz etme. Körlerin yanında göze ait sırları söyleme demiştir.

    Bazen öyle durumlarla karşılaşırız ki, cevap vermek yerine susmak en hayırlı olandır.

    O nedenlede: Mesnevi clt.4. 1490: Cevap vermemekte cevaptır. Ahmağa verilecek en güzel cevap sadece susmaktır”

    Sinirli ve öfkeli insanlarla karşı karşıya olduğumuz zamanlarda ise; Hz. Mevlânâ; Sus sâkin ol. Kızgın yağa su dökme der.

    Malûm kızgın yağa su dökmeye kalkışırsak etrafı yağ ve pislik içerisinde bırakmaktan başka bir işe yaramaz. Karşımızda sinirli öfke dolu bir kişi varsa onun sakinleşmesini bekledikten sonra gerektiği şekilde konuşmak en doğru olanı. Yoksa kızgın yağa su dökme olur ki, buda hiç akıllı bir çözüm değil.

    Mesnevi clt.1.1593: “Bu dil çakmak demiri ile, çakmak taşı gibidir. Dilden sıçrayıp çıkan söz ateşe benzer. O nedenle bazen laf olsun, bazende bir şeyi anlatmak için o demiri ve taşı birbirine vurma.

    Çünkü ortalık karalık her tarafta pamuk var. Kıvılcım pamuğa sıçrarsa sonra ne olur. Şunu iyi bil ki ağızdan dilden ansızın çıkan söz yaydan fırlamış ok gibidir. Ey oğul o oku geri döndüremezsin suyu daha baştan kesmek gerek”

    “İnsan çıplak ayakla dikenlikte yürüdüğü zaman ayağına nasıl dikkat ediyorsa, ondan daha fazla diline dikkat etmeli”

    Hind filoflarından Beydeba’da “Kelile ve Dimne” adlı eserinde şöyle demiştir: “Bil ki, balta ile ağaç kesilir. Fakat ağaç tekrar yetişir. Kılıçla insan bedeninde yara açılır. Fakat kılıç yarası zamanla kapanır. Dilin açtığı yara asla kapanmaz melhemde kabul etmez. Ok insanın vücuduna saplanır fakat sonra çıkarılır. Fakat kişinin kalbine işleyen söz okları bir daha çıkmaz. Her yangını söndürmek mümkündür. Ateş su ile, zehir panzehir ile, hüzün sabır ile, aşk ayrılık ile hızını ve tesirini kaybeder. Fakat sözle gelen kin alevi hiç sönmez. O nedenle ağızdan çıkan her söze çok dikkat etmeli”

    Alinti

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster


 

Benzer Konular

  1. Susmak aşkın dilidir
    By ''ARAZ'' in forum DERİN DUYGULAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.12.2008, 20:01
  2. Susmak İstiyorum... :(
    By ZırcoN in forum SİZE AİT ŞİİRLER
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 12.07.2008, 18:45
  3. Anlamak.. Ve.. Susmak..
    By candy5 in forum DERİN DUYGULAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.07.2008, 11:16
  4. Susmak SuskunLuk .
    By basbeLasi in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.03.2007, 14:00
  5. Susmak .
    By basbeLasi in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 13.01.2007, 00:06

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •