3. sayfa - 3 sayfa var BirinciBirinci 123
28 sonuçtan 21 ile 28 arası
  1. #21
    Çavuş Array
    Üyelik tarihi
    06.06.2006
    Yaş
    29
    Mesajlar
    31
    Tecrübe Puanı
    15

    Standart Selam: Selam: Mi'raç Kandilimiz Mübarek Olsun

    kandiliniz mübarek olsun

  2. #22
    BLueMaSTeR
    Guest

    Standart

    Miraç Kandiliniz Mübarek OLsun....

  3. #23
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    35
    Mesajlar
    10.932
    Tecrübe Puanı
    233

    Standart

    MİRAÇ KANDİLİ

    Hz. Peygamber Efendimizin, gökyüzüne Allah'ın (c.c.) huzuruna kabul edildiği gece


    İslâm dininin kıymet verdiği mübarek gecelerden birisi de Mirac gecesidir. Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'ın beden ve ruh ile beraber, uyanık iken göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü, Allah-u Tealâ'nın emri ile Cennet ve Cehennem'in kendisine gösterildiği gecedir. Mirac, lügatta "merdiven" demektir. Yüksek bir yere çıkılan alet, vasıta veya yükseğe çıkmak mânâlarına gelir. Mirac hadisesi, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), Peygamber oluşunun dokuzuncu yılına rastlayan Receb ayının 27. gecesinde vuku bulmuştur.
    Mirac gecesinde Resûlullah'ın Mekke'den Mescid-i Aksa'ya götürüldüğü Kur'an-ı Kerim'de açıkça bildirilmektedir. Allah-u Tealâ, İsra Sûresi'nin başında meâlen; "Kulumu (Muhammed'i) gece Mescid-i Haram'dan (Mekke'den) Mescid-i Aksa'ya (Kudüs'e) âyetlerimizi göstermek için götürdüm" buyuruyor. Peygamberimiz de, "Beden ile gittim" buyurmuştur.


    Muhterem Müslümanlar!

    Önümüzdeki Pazar gününü Pazartesiye bağlayan gece (bu gece), Miraç Kandili'dir. İslam alemi olarak böyle mübarek bir geceyi idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.

    Miraç; insanlığın kurtuluşu için gönderilen Sevgili Peygamberimizin yaptığı, mukaddes ve manevi bir yolculuktur.

    Birçok ilahi sırrı, hikmet ve bereketi bünyesinde barındıran bu gece, İsra Suresi'nin ilk ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

    "Kendisine ayetlerinden bir kısmını göstermek üzere kulu Muhammed'i bir gece Mescidi Haram'dan çevresini bereketlendirdiği Mescidi Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir."

    Muhterem Mü'minler!
    Miraç mucizesi, biz Müslümanlar için ilahî rahmet ve lütuflarla doludur. Miraç olayının en önemli sonuçlarından biri, İslâm'ın beş temel esasından biri olan beş vakit namazın farz kılınmasıdır.

    Namaz, dinin direği, imanın alameti, amellerin en faziletlisi ve Allah'a en sevimli olanıdır. Namaz, kalbin nuru, gönüllerin safası, takva ehlinin göz aydınlığı, mü'minlerin miracıdır. Bu sebeple, her mü'min namaza başladığında, namazın kendisinin miracı olduğunu dolayısıyla Yüce Allah'ın huzurunda bulunduğunu bilmeli, namazın dışında da miraç şerefine ermenin şuurunda olarak hareket etmelidir.

    Miraç, Peygamberimizin şahsında insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufkudur. Çünkü, miracın özünde her türlü kötülükten arınma, insanlığın yararına değerler üretme, fedakarlık, paylaşma, sorumluluk, zamanın önemini kavrama ve ilahi emirlere teslimiyet göstererek yüce mertebelere erişmek vardır.

    Değerli Mü'minler!

    Miraç Gecesi, duygu ve düşüncelerimizi yenileyerek ilahi rahmeti kazanacak işler yapmamız, kulluk bilincine ulaşarak dua ve niyazda bulunmamız için bir nimettir, vesiledir. Bunun için manevi duygularımızı canlandıran, iç dünyamızı değerlendirme imkanı sağlayan, sorumluluğumuzu hatırlatan bu geceyi iyi değerlendirelim. Duyguların ve hislerin coştuğu, dua ve niyazların semaya yükseldiği, inananların huzur bulduğu bu gecede; gönüllerimizde ümit ve ilahi aşk kandillerini yakalım, miracın engin mesajını ruhlarımızda hissedelim. Yüce Dinimiz İslam'ın "yaratılanı yaratandan ötürü sevme" prensibini hatırlayarak gönül kapılarımızı herkese açalım. Miracın, ilahî yükselişin, gönül ve ruh temizliğinden geçtiğini unutmayalım.

    Bu duygu ve düşüncelerle, Miraç Kandili'nizi tebrik ediyor, Miracın bir bölümünün gerçekleştiği Mescid-i Aksa ve çevresinde meydana gelen üzücü olayların son bulmasını, bu kandilin İslam aleminin birlik ve beraberliğine, insanlığın barış, huzur ve hidayetine vesile olmasını, savaş ve şiddetin yerini huzur ve barışın almasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyoruz.

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  4. #24
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    35
    Mesajlar
    10.932
    Tecrübe Puanı
    233

    Arrow

    miraç kandili,miraç,miraç kandil duaları,miraç kandil gecesinde nasıl dua edilir

    Miraç Kandilinde Nasıl Dua Edilir





    1. YA İL-ALEMİN!


    Bize verdiğin isteme duygusu ve istenenleri vereceğin inancıyla rahmetinin vüs'ati genişliğindeki kapına dayanıyor, şu mübarek gecede bir kere daha hâlimizi arz etmek istiyoruz. Hâlimiz Sana ayan, söyleyeceklerimiz bildiklerinin bir kısmını beyan. Beklediğimiz asırlardan beri bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran dertlerimize derman.. icabet buyur ey Rahîm ü Rahmân!

    2. EY ÇARESİZLER ÇARESİ!

    Senin dualara icabet etme mecburiyetin yoktur; ama bizim ona ihtiyacımız hissettiklerimizden de çoktur. Bütün dileklerimizi kabul buyur ve bunları kabulünü vicdanlarımıza duyur; aç ve yalnızlıkla tir tir titreyen kalblerimizi iman ve itminanla doyur.

    Ciddi bir yol almış sayılmasak da yıllar var hep yollardayız. Ufkumuz gam ve kederle tülleniyor. Önümüzdeki engebeler beşer takatini aşkın görünüyor. Ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü ve’t-teslîmât) perişan, derbeder ve ızdırap içinde.. müslümanlık gelenek ve göreneklerin darlığına mahkum.. ibadet ü tâat kültür televvünlü.. duygular, düşünceler fantezilere emanet.. mücadelelerin esası da çıkarlar, menfaatler, ırkî mülahazalara dayalı. Sen bizlere çıkar yol lutfeyle ya rabbi!

    3. YA RAB!

    Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla başbaşa bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismânîliğin baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibir u gururdan, ibadette riya ve gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor gibi görünüp Senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde içiçe firkat yaşamak, hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur ya Rabbi.

    4. EY GÜNAHLARI BAĞIŞLAYAN!

    Şu mübarek gece hürmetine Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir alemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her halimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bu güne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz ya Rabbi!

    5. EY KENDİSİNE YÜKSELEN ELLERİ BOŞ ÇEVİRMEYEN!

    Bir süre ayrı düştükten sonra dönüp Sana gelenleri kovmayacağını vadediyorsun. Sana yönelenlere hep “Gelin, gelin” diyorsun. Ey Rab! Böyle emekleye emekleye sürünmeyi de gelme kabul edeceksen, müsaade buyur “Biz de geldik” diyelim. Geldik ve Sana, yolların amansızlığını, nefis, şeytan ve hevânın imansızlığını, bizim de dermansızlığımızı şikayet ediyoruz. Bilhassa, her zaman hatalara açık duran, mâsiyetlere meyyal bulunan ve ululuğuna karşı hep saygısız davranan, serkeş nefsimizi Sana şikayet ediyoruz. Sen bizleri nefsin ve şeytanın şerrinden muhafaza buyur ya rabbi!

    Bizleri büyük-küçük hatalardan, günahlardan ve emirlerine karşı isyan kokan tavır ve davranışlardan arındır.. ya Rabbi
    lisanlarımızı yalandan, gıybetten, Senin sevmediğin,
    hoşnut olmadığın bütün kirli sözlerden temizle..
    kalblerimizi gösterişten ve iki yüzlülükten muhafaza buyur ya Rabbi!
    Her hal ve tavrımızı rızan istikametinde eyle..
    niyetlerimizi ihlaslı kıl ve bize lütfettiğin bütün şeylerde de bereket ihsan eyle ya Rabbi!

    6. EY TALİHSİZLERİN SIĞINAĞI, EY ÂCİZLERİN GÜÇ KAYNAĞI, EY DERTLİLERİN TABİBİ VE EY YOLDA KALMIŞLARIN YOL GÖSTERENİ!

    Şu anda duygularımız derbeder, davranışlarımız ahenksiz, ruhlarımız kirli, ayaklarımız titrek, ellerimiz mefluç, çoğumuz itibarıyla ümitlerimiz sarsık, havalar boz-bulanık, mağripler hicranla tül tül, maşrıklar lütfuna kalmış... İşte böyle bir dağınıklık içinde Sana geldik. Böyle gelenlerin ilki değiliz, sonuncusu da olmayacağız. Rahmetin, bu garip pişmanların ümit kapısı, bizler de bu kapının önündeki liyakatsiz dilenciler. Şimdiye kadar gelip Senin kapında ihtiyaç izhar edenlerden boş dönen hiç olmamış; hiçbir kaçkın ve pişman da o kapıdan kovulmamıştır. O kapı Senin kapın, onun başkalarından farkı da her gelene affındır. Bizi hilm ü silminle güçlendir. Zalimlere de varlığını duyur.


    7. EY HER DUADA BULUNANA İCABET EDEN ULULUK TAHTININ SULTANI!
    Şu mübarek gecede binler, yüz binler Senin karşında divan durarak ellerimizi Sana açıyor ve külliyet kesbetmiş niyaz edalı soluklarımızla, kullarına her zaman açık bulunan, hiç olmazsa aralık duran rahmet desenli kapının tokmağına inleyerek dokunuyor ve "Biz geldik" diyoruz. Herkesi ve her şeyi görüp gözettiğine, her sese ve herkese merhamet ettiğine gönülden inanarak kaçkınlığımızı muvakkat dahi olsa görmüyor, günahlarımızı af çağlayanların içinde tasavvur ediyor, karıştırdığımız haltlara değil, Senin afv u safhına bakıyor ve ümitlerimizi ona bağlıyoruz; Enîsimiz Sen isen, çevrenin vahşetinden bize ne! Her yanda şeytan ve avenesi içten içe homurdanıp duruyorlarmış, Sen bizimle olduktan sonra ne ifade eder ki! Sen her şeyin biricik hâkimisin ve hükmünü engelleyecek bir güç de yoktur. Sen saltanat dairen içinde en küçük şeyleri görür, en cılız sesleri işitir, hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi cevapsız bırakmazsın.

    8. EY YÜCELER YÜCESİ!

    Sen biliyorsun, biz de bunun farkındayız; ömrümüzün hasenât kefesi bomboş, pek çoğumuz itibarıyla bir ihlâs bezginliği içindeyiz. Çoğumuz gafil, bedbin, dünsüz-yarınsız sefil birer hâlzede gibi aktüalite ile iç içeyiz. Her hâlimizde âlâyiş, gösteriş, köpük köpük hevâ ve heves; sürekli zevk u sefâya, makama, mansıba, şöhrete, şana ve dünyevî hülyalara oynuyoruz. Yığınların rüya ve hülyaları ekonomi ve refah; taptıkları da dolar, dinar ve euro. Ruhlar meflûç, kalbler kötürüm, basîret âmâ, düşünceler kirli, davranışlar da tam buna göre... Gece ve gündüz gibi iki yüzlü yaşıyoruz, ak görünüyor kapkara davranıyoruz; idare ve siyaset deyip hem ışık türküleri söylüyor hem de karanlık ağıtları mırıldanıyoruz. Devirlere, dönemlere göre renkten renge giriyor, bukalemunları şaşırtacak mârifetler (!) sergiliyor ve aldatmayı beceri kabul ediyoruz.

    9. EY RAB!

    Ellerimiz-ağızlarımız, gözlerimiz-kulaklarımız, dillerimiz-dudaklarımız yaratılış gayelerinden fersah fersah uzak ve âdeta nankörlüğe kilitli; eller memnû meyvelerde, ağızlar harama açık duruyor; gözler başkalarının kusur müfettişi.. yalan revaçta, hıyanet âdiyattan bir şey, hakkın ismi var sadece; adalet "sayyâd-ı bîinsaf"ların hazırladığı kapanların önüne saçılmış birkaç dane gibi bir şey; vefa Kafdağı'nın arkasında, ahde hürmet unutulup da bir köşede kalmış; buna karşılık haksızlık firavunları utandıracak dorukta. Makam sevgisi, şöhret hissi, rahat etme düşüncesi, tenperverlik duygusu boyunlarımızda âdeta çelikten bir kement; her biri birer gayya olan bu duygulardan bir türlü kurtulamıyor ve mahiyet-i nefsü'l-emriyemize göre kendimiz olamıyoruz. Dünya ve ukbâ kazancı adına ne ciddî bir hesap ne de tutarlı bir plâna sahibiz. Kazançlar kuşağında sürekli kaybediyoruz; kaybederken de muhtemel daha kötü durumlarla teselli olmaya çalışıyoruz. Zamanı suçlama, şartlara lânetler yağdırma da ayrı bir avunma yolu.
    Bütün bunlara rağmen ya Rab! , bizi bize bırakmaman en büyük dileğimiz. Kendimiz edip kendimiz bulsak da, rahmetin, istihkaklarımıza lütuf televvünlü haklar bahşedecek vüs'atte. Sen bizlere lütfunla muamelede bulun ya Rabbi!
    Dua edenlere cevap veren Sen, ızdırapları dindirip ihtiyaçları gideren Sen, devrilenleri kaldırıp doğrultan Sen, çatlayıp kırılanları sarıp-sarmalayıp tedavi eden de Sensin! Senden ayrı kalışımız ruhumuza renk attırdı; nefsânîlik ve gaflet, ibadetlerimizin mânâ ve özünü alıp götürdü; samimiyetsizlik dualarımızın kolunu-kanadını kırdı. Sinelerimiz bomboş, düşüncelerimiz tutarsız, kalbî ve ruhî hastalıklarımız bizi yere sermek üzere.. Var eden Sensin, yok eden de Sen; uzak tutan Sensin, yaklaştıran da Sen; Sen bizi biz etmeseydin biz bu duyduklarımızı duyamaz ve bize imanın neş'esini tattırmasaydın şu söylediklerimizi mırıldanamazdık. Verdiklerin vereceklerinin referansı; diliyor ve dileniyoruz, bize yakınlığını duyur ve benliğimizde Sana karşı yaklaşma heyecanları uyar.

    10. EY RAB!

    Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktığın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun.. iç dünyamızı varlığının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız bırakma. Senden kalblerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur.

    11. EY AFFI TECZİYESİNİN ÖNÜNDE RAHMET TAHTININ SULTANI!

    Bu mukaddes miraç gecesinde bizleri de bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her hâlimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz.

    Ey yüceler yücesi!
    Efendimiz Hazreti Muhammede,Muallâ aile efradına ve bütün ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur ya rabbi!..

    Amin Amin Amin

    sevgili peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize bağışlanmak üzere ve dualarımızın niyetlerimizin kabulü, günahlarımızın affı için var mısınız hep beraber dua bir demeti oluşturalım ve elimizde bu demetle o mübarek gece yüce rabbimizin huzuruna çıkalım..

    okunacak dualarımız şunlardır...

    - 10 bin tane sünbanallah
    - 10 bin tane elhamdülillah
    - 10 bin tane allahu ekber
    - 10 bin tane estafirullah
    - 10 bin tane selavat
    - 10 bin tane la havle
    - 10 bin tane yunus suresi
    - 1000 ya şafi
    - 1000 ya vedud
    - 1000 ya cami
    - 1000 ya rezzak
    - 1000 ya fettah
    - 1000 ya mucib
    - 1000 ya vehhab
    - 1000 ya tevvab
    - 1000 ya hadi
    - 1000 ya ALLAH
    - 4444 selat-ı tefriciye
    - 1000 tüncina
    - 1000 hasbinallahu ve nimel vekil
    - 41 vakıa suresi
    - 33 fetih suresi
    - 10 rahman suresi
    - 41 yasin-i şerif
    - 10 tebareke suresi
    - 10 amme suresi
    - esmaül hüsna (sayısız)


    kandil kutlama mesajları,dini mesajlar,kandil kutlama sözleri,miraç kandili kutlama sözleri


    Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yagmuru kadar bol olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun. Miraç Kandiliniz mübarek olsun.



    Bugün ellerini semaya gönlünü Mevla’ya aç, bugün günahlardan olabildigince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç. Çünkü bugün kandil, miraç kandilin mübarek olsun.


    Bu günlerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmisinize, bereketi evinize, nuru ahiretimize, sicakligi yuvamiza dolsun. Miraç Kandiliniz mübarek olsun.



    Ellerin duaya uzandigi, sinelerin dostlara açildigi, gözlerin masumiyet aradigi bu mubarek günde tum dualariniz kabul olmasi dilegiyle iyi kandiller.



    Yağmur yüklü bulutlar gibi gelen, eteğindeki hayır cevherlerini başımıza boşaltan ve bizlere mutluluk veren kandilin, büyüsüne kapılmanız dileğiyle. Nice kandiller.


    Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarınızın Rabbin yüce katına iletilmisine vesile olan kandiliniz mübarek olsun.



    Talihiniz gözleriniz kadar berrak, kaderiniz bakışınız kadar güzel, umudunuz yarın kadar yakın, yarınınız aşkınız kadar mutlu, aşkınız Miraç kadar mukaddes, dualarınız istediğiniz gibi makbul olsun.



    Avuçların açıldığı, gözlerin yaşardığı, ilahi esintilerin kalpleri okşadığı anın bir asra bedel olduğu bu gece dualarda birleşmek dileğiyle kandilinizi kutlarım.



    Mirac Kandili hürmetine..

    Şairler aciz kaldı, dile getiremedi
    Edipler bitab kaldı deyip bitiremedi
    Alimler hayran kaldı, sırrına eremedi
    Miracı Nebevinin, müjdesi hürmetine
    Ya Rab ihsanda bulun Muhammed ümmetine!
    ......
    Bu gece öyle gece, bizlere nasip ettin
    Yüce peygamberinle bize müjdeler verdin
    Tövbe edicileri affedeceğim dedin
    Tövbe ettik, el açtık Yüce azametine
    Ya Rab mağfiret eyle Muhammed ümmetine!
    ......
    Bu gece başka gece, güller seni zikreder
    Gönüllerde sen varsın, diller seni zikreder
    Rahmetine uzanan eller seni zikreder
    Allah’ım sen bizleri gark eyle rahmetine
    Ya Rab in’amda bulun, Muhammed ümmetine!
    ......
    Tevfikin ile bizi doğru yola ilettin
    Habibin Muhammede bizi ümmet eyledin
    Miraçta ümmetini bağışladım söyledin
    Allah’ım nail eyle bizi şefaatine
    Ya Rab ikramda bulun Muhammed ümmetine!
    ......
    Hüsrana düşenlerden etme bizi Allah’ım!
    Kulluğundan kovarak atma bizi Allah’ım!
    Yolunu sapmışlara katma bizi Allah’ım!
    İltica ettik Rabb’im engin merhametine
    Ya Rab merhamet eyle Muhammed ümmetine!
    ......
    Ya Rab ikram etmezsen bize kim yardım eder!
    Gamdan kurtulamayız, kablar kasavet, keder
    Biz sana kul olalım, bu şeref bize yeter
    Ya Rab bağışla bizi, dahil et cennetine!
    Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!



    Miraç kandili duası

    Şairler aciz kaldı, dile getiremedi
    Edipler bitab kaldı deyip bitiremedi
    Alimler hayran kaldı, sırrına eremedi
    Miracı Nebevinin, müjdesi hürmetine
    Ya Rab ihsanda bulun Muhammed ümmetine!

    Bu gece öyle gece, bizlere nasip ettin
    Yüce peygamberinle bize müjdeler verdin
    Tövbe edicileri affedeceğim dedin
    Tövbe ettik, el açtık Yüce azametine
    Ya Rab mağfiret eyle Muhammed ümmetine!

    Bu gece başka gece, güller seni zikreder
    Gönüllerde sen varsın, diller seni zikreder
    Rahmetine uzanan eller seni zikreder
    Allahım sen bizleri gark eyle rahmetine
    Ya Rab inamda bulun, Muhammed ümmetine!

    Tevfikin ile bizi doğru yola ilettin
    Habibibin Muhammede bizi ümmet eyledin
    Miraçta ümmetini bağışladım söyledin
    Allahım nail eyle bizi şefatine
    Ya Rab ikramda bulun Muhammed ümmetine!

    Hüsrana düşenlerden etme bizi Allahım!
    Kulluğundan kovarak atma bizi Allahım!
    Yolunu sapmışlara katma bizi Allahım!
    İltica ettik Rabbim engin merhametine
    Ya Rab merhamet eyle Muhammed ümmetine!

    Ya Rab ikram etmezsen bize kim yardım eder!
    Gamdan kurtulamayız, kaplar kasavet, keder
    Biz sana kul olalım, bu şeref bize yeter
    Ya Rab bağışla bizi, dahil et cennetine!
    Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!

    Mikdat Bal


    Mirac Nedir? ,miraç nediriMirac Gecesi hakkında bilgi, Mirac Kandili Hakkında bilgi

    MIRAC


    Arapça'da merdiven, yukari çikmak, yükselmek anlamlarini dile getirir. Islam'da Hz. Peygamber (s.a.s)' in göge yükselerek Allah'in huzuruna kabul edilmesi olayi. Mirac olayi hicretten bir yil ya da onyedi ay önce Receb ayinin yirmi yedinci gecesi gerçeklesir. Olayin iki asamasi vardir. Birinci asamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'in andigi bu asama, gece yürüyüsü anlaminda isra adini alir. Ikinci asamayi ise Hz. Peygamber (s.a.s)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselisi olusturur. Mirac olarak anilan bu yükselme olayi Kur'an'da anilmaz, ama çok sayidaki hadis ayrintili biçimde anlatilir.

    Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.s), Kâbe'de Hatim'de ya da amcasinin kizi Ümmühani binti Ebi Talib'in evinde yatarken Cebrail gelip gögsünü yardi, kalbini Zemzem ile yikadiktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adli binege bindirilerek Beytü'l-Makdis'e getirildi. Burada Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve diger bazi peygamberler tarafindan karsilandi. Hz. Peygamber (s.a.s) imam olarak diger peygamberlere namaz kildirdi.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Beytü'l-Makdis'te kurulan bir Mirac'la ve yaninda Cebrail oldugu halde göge yükselmeye basladi. Gögün birinci katinda Hz. Adem, ikinci katinda Hz. Isa ve Yahya, üçüncü katinda Hz. Yusuf, dördüncü katinda Hz. Idris, besinci katinda Hz. Harun, altinci katinda Hz. Musa ve yedinci katinda Hz. Ibrahim ile görüstü. Cebrail ile birlikte yükselis Sidretü'l-Münteha'ya kadar sürdü. Cebrail, "Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarim" diyerek Sidretü'l Münteha'da kaldi. Hz. Peygamber (s.a.s) buradan itibaren Refref adli baska bir binekle yükselisini sürdürdü. Bu yükselis sirasinda Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabini müsahede etti. Sonunda Allah'in huzuruna kabul edildi. Kendisine ümmetinden Allah'a sirk kosmayanlarin Cennet'e girecegi müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve bes vakit namaz fari kilindi. Yeniden Refref ile Sidretü'l-Münteha'ya, oradan Burak'la Kudüs'e, oradan da Mekke'ye döndürüldü.

    Hz. Peygamber (s.a.s) ertesi günü Mirac olayini anlatti. Olayi duyan müsrikler yogun bir kampanya baslatarak Hz. Peygamber (s.a.s)'i suçlamaya, alaya almaya basladilar. Bu kampanya bazi müslümanlari da etkileyerek süpheye düsürdü. Olayin gerçek olup olmadigini arastirmak isteyenler Beytü'l-Makdis'e ve Mekke'ye gelmekte olan bir kervana iliskin sorular sorarak Hz. Peygamber (s.a.s)'i sinadilar. Hz. Peygamber (s.a.s)'in verdigi bilgilerin dogrulugu müslümanlari süpheden kurtardiysa da müsriklerin inatlarini kirmaya yetmedi. Mirac olayi inatlarini ve düsmanliklarini artirarak onlar için bir fitne nedeni oldu. Bu olay karsisindaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekr, Hz. Peygamber (s.a.s)'ce "Siddîk" lakabiyla onurlandirildi. Hz. Ebu Bekir olayi kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyecegini soran müsriklere "O söylüyorsa süphesiz dogrudur" cevabini vermisti.

    Ahad hadislere dayansa da Mirac olayinin gerçekliginde tüm müslümanlar birlesmislerdir. Ancak olayin gerçeklesme biçimi Islam bilginleri arasinda görüs ayriliklarina neden olmustur. Buna göre Ibn Abbas'in da içinde bulundugu bazi bilginlere göre Mirac olayi uykuda gerçeklesmistir. Bilginlerin büyük çogunluguna göre ise uyku durumunda ve rüyada degil, uyanik iken gerçeklesmistir. Fakat bu görüsü savunanlar da Mirac'in yalniz ruhla mi, yoksa hem ruh, hem de bedenle mi oldugu konusunda ikiye ayrilmislardir. Sonraki Kelamcilarin büyük çogunluguna göre mirac olayi uyanikken hem ruh, hem de bedenle gerçeklesmistir. Içlerinde Hz. Aise'nin de bulundugu bazi bilginlerle mutasavviflarin büyük çogunluguna göre ise uyanik durumda iken ama yalniz ruhla gerçeklesmistir.

    Mirac olayinin gerçeklestigi gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayilmis ve bu gecenin ibadetle ihyasi geleneklesmistir. Osmanlilar döneminde, camiler kandillerle donatildigi için Mirac kandili olarak anilan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayini anlatan ve Miraciye adi verilen siirlerin okunmasi, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.






    HaNıM aGA

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  5. #25
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    35
    Mesajlar
    10.932
    Tecrübe Puanı
    233

    Standart 8 Temmuz 2010 Perşembe gecesi, mübarek Mirac Kandili’dir, Yarın gece Miraç Kandili

    8 Temmuz 2010 Perşembe gecesi, mübarek Mirac Kandili’dir.
    Mirac Kandili, sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin gecenin bir anında Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Ku düs’teki Mescid-i Aksâ’ya, oradan da göklere se yahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır.
    Nitekim Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de; “Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan kendisine bir kısım âyetlerimizi gös termek için, çevresini mübarek kıldığımız Mes cid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür..buyurmuştur.
    Peygamberimizin hayatı içinde önemli bir yeri olan Mirac, Allah’ın sevgili Rasûlünden başka hiç kimseye sunmadığı ilahî bir ihsandır.
    Yüce Peygamberimiz için pek büyük şan ve şereflerle dolu olan Mirac mûcizesi, biz Müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla dolu dur..Mirac olayının biz Müslümanlar için en önem li sonuçlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dinin di reği olan namazdır..amaz, bize bir Mirac hediye sidir.Onun içindir ki, namaz mü’minin miracı ol muştur. Nasıl ki, yüce Peygamberimiz Mirac’ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlası ile karşı kar şıya geldi ise, mü’min de na.mazda vasıtasız ola rak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O’na kulluk etme ve sadece O’ndan yar dım isteme fırsatı bulur.Eğer mü’min, günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Mirac olur, kul onunla Hakk’a yol bulur.

    Muhterem Müslümanlar!
    Böyle müstesna bir gece vesilesiyle sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e vahyedilen, insanlığı mutluluğa götürecek prensipleri de hatırlamak lazımdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Mirac’ın ruhî hallerinden söz edilirken: “Allah kuluna vahyedeceğini etti” buyurulmaktadır.
    Bu vahyedilen hakikatleri şöylece özetleyebiliriz: “Allah’a ortak koşulmayacak, yalnız O’na kulluk edilecek ve yalnız O’ndan yardım istenecektir. Anne ve babaya hürmet edilecek, onların duaları alınacaktır. Zinaya yaklaşılmayacaktır. Haksız olarak kimsenin canına kıyılmayacaktır. Yetimle re iyi muamele edilecektir. Ölçü ve tartıda doğru luk üzere olunacaktır. Bilmediğimiz bir şeyin ar dından körü körüne gidilmeyecek, şuurlu hareket edilecektir. Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürünmeyecektir.”

    Bu saydığımız prensipler hiç şüphe yok ki bir toplum için gerekli bütün ahlâk ve fazilet kuralla rını ihtiva etmektedir.
    İşte Mirac gecesi böyle mübarek bir gecedir. Bu geceyi ihya ederken, bu gecede vahyedilen üs tün gerçeklere kulak vermeliyiz. Yalnız Yüce Mevla’ya kulluk etmeli, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalıyız.

    Muhterem Mü’minler!
    Mirac gecesi, ulvî bir gecedir. O halde bu mü barek geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, iba detle Allah’a karşı şükran borçlarımızı ödemeli yiz; namaz kılmalı, Kur’an okumalı ve Allah’tan af ve bağış dilemeliyiz, çoluk çocuğumuza bu ge cenin anlam ve önemini öğretmeliyiz. Çevremiz deki yoksullara ve kimsesiz çocuklara yardım ellerimizi uzatmalıyız. Annemizi, babamızı ve bü yüklerimizi ziyaret edip ellerini öpmeli ve duala rını almalıyız.Ebediyete intikal etmiş olanlarımızı rahmetle anarak ruhlarını şad etmeliyiz. Dostla rımızla tebrikleşmeli, sevgi ve saygı duygularımızı perçinlemeliyiz.

    Aziz Mü’minler!
    Kandilleri birer fırsat bilmeli, bu müstesna zaman dilimlerinde Allah’a daha da yakın olmaya çalışılmalıdır. Bilelim ki, Allah’a yakınlık, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasak ettiği şeylerden kaçınmakla mümkündür.
    Gönül aydınlığı olan Mirac Kandili’niz mübarek olsun.

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  6. #26
    www.siirtliler-board.net Array
    Üyelik tarihi
    07.04.2009
    Mesajlar
    3.365
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart



    İsrâ, gece yürüyüşü demektir. Peygamberimizin, biraz sonra açıklayacağımız bu akıllara durgunluk veren mucizesi geceleyin olduğu için bu adı almıştır. Kur'an-ı Kerim bu olayı bu kelime ile ifade etmiştir.

    Mi'rac ismi de yükseğe çıkmak manasına olan "uruc"tan alınmıştır ki merdiven, asansör demektir. Mi'rac ile ilgili hadislerde bu kelime kullanılarak "Yükseğe çıkarıldım" buyurulduğundan bu olaya "Mi'rac" da denmiştir. İslâm dünyasında bu olay genelde bu kelime ile bilinmektedir.

    Sözlük anlamları bu olan İsrâ ve Mi'rac, Peygamberimizin üstün makamlara yükselişi ve Allah'ın yüce katına kabul edilişi olayıdır. Yüce yaratıcıya yakınlığın en üstün derecesi olan Mi'rac, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde bir olaydır. Çünkü bu olayın fizik kanunları ile açıklanması mümkün değildir.



    Olay Nerede ve Ne Zaman Meydana Gelmiştir

    Mi'rac olayının ne zaman meydana geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Bunun sebebi İslâmiyet'ten önce câhiliyet zamanında Araplar arasında yıl tarihin olmayışıdır.
    Kesin olarak bilinen, Mi'rac'ın hicretten önce Mekke'de meydana gelmiş olmasıdır.

    Tarihi, ayı ve günü konusunda birbirinden farklı rivayetler vardır. Biz zamanı da dikkate alarak önemli bazı rivâyetleri özet olarak nakletmekle yetineceğiz.

    Büyük hadis ve kelâm alimi olan ve 1448-1517 tarihleri arasında yaşamış bulunan Kastalânî, Peygamberimizin hayatı üzerine yazdığı "el-Mevâhibu'l-Ledüniyye" adlı eseri ve 1710 tarihinde vefat etmiş olan Zürkânî'nin şerh ettiği bu eserde şu bilgilere yer verilmiştir: Ünlü alim ve tarihçi İbn Kuteybe (H.213-267) ile allâme İbn Abdülberr (H.368-463), Mi'rac'ın, kamerî aylardan Recep ayında olduğunu söylerler. İmam Nevevî (H.631-676) bu tarihi gerçeğe daha yakın bulur. Ayrıca hadis alimi Abdülganî el-Makdisî (H.659)'de bu tarihi kabul eder, hatta Mi'rac'ın Recep ayının 27'nci cuma gününde vuku bulduğunu söyledikten sonra: "Müslümanlar bu tarihi benimsemiş bulunuyor ve bunu en doğru rivâyet kabul ediyorlar" der.1



    Mi'rac hakkındaki ihtilaf, sadece vuku bulduğu tarih konusunda değildir. Olayın nasıl olduğu, ruh ile mi cesed ile mi vuku bulduğu da ihtilaflıdır. Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber alimlerin çoğunluğuna göre Mi'rac hem ruh ve hem de cesetle birlikte meydana gelmiştir. Esasen bu konudaki âyet ve hadisler incelendiği ve Mi'rac'ın Mekke'li müşrikler arasında meydana getirdiği yankı dikkate alındığında çoğunluğun görüşünün doğru olduğu yani Mi'rac'ın hem ruh ve hem de cesedle birlikte olduğu anlayışıdır.
    İşte buna göre İslâm dünyasında Mi'rac Recep ayının 27'nci gecesinde kutlana gelmiştir.

    Olay Nasıl Oldu?

    Buhârî ve Müslim'de yer alan rivâyetlere göre olay şöyle olmuştur:

    Peygamberimiz Mekke'de, evinde iken veya Kâbe'de bulunduğu sırada Cebrâil aleyhi's-selâm bazı meleklerle birlikte gelerek Peygamberimizin göğsünü açmışlar, içini zemzem ile yıkadıktan sonra hikmet ve iman nuru doldurmuşlardır.

    Peygamberimizle ilgili göğüs açma (şerh-i sadr) denilen olay budur. Ancak bu olay ne zaman ve nerede olmuştur? Bu, ihtilaflıdır. Bazıları bunun, sütannesi Halime'nin yanında iken çocukluğunda olduğunu söylerken, diğer bazıları ise bir defa Halime yanında, bir defa da Mi'rac'tan önce olmak üzere iki defa olduğunu söylerler.
    Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, bu olayı yani göğüs açma olayını manevî bir operasyon olarak değerlendirir ve: "Peygamberimizin ruhunda meleklik ruhunun üstün gelmesi, tabiat özelliklerinin yok olması, tabiatın, kudsiyet âleminin ilhamlarına tabi olması" ile yorumlamaktadır.2

    Bir gün Peygamberimize soruldu:

    - Ey Allah'ın Resülü, göğüs açılır mı? Peygamberimiz.
    - Evet, açılır, buyurdu.
    - Nasıl olur? diye sorduklarında, Peygamberimiz:
    - Bir nurdur ki Allah onu mü'minin kalbine atar, o da onunla ferahlanır, açılır, buyurdu.
    - Onun alâmeti nedir? dediler. Peygamberimiz:
    - Aldanma yurdu (dünyadan) uzaklaşmak, ebediyet yurduna (âhirete) yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlanmaktır, buyurdu.3
    Peygamberimizin Mi'rac'tan önce göğsünün açılması, o muazzam olaya bir hazırlık, göreceği olaylar karşısında rahat olması ve kendini kaybetmemesi içindir.
    Daha sonra Cebrâil aleyhi's-selâm Peygamberimizi "Burak"a bindirerek birlikte Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya geldiler. Manevî bir binit olan Burak'ı Peygamberimiz şöyle tarif ediyor: "Bu, merkepten büyük, katırdan küçük uzun ve beyaz bir hayvandı. Adımını gözünün görebildiği en son noktaya koyardı."
    İsrâ sûresinde Mi'rac'ın bu bölümü ile ilgili şöyle buyurulmaktadır:

    "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan' kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için çevresini mubarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir. ''Doğrusu O, işitir ve görür."4

    Peygamberimiz burada (Peygamberlerin ruhlarına imam olarak) namaz kılmış ve bütün Peygamberler de onunla beraber kılmışlar.
    Sonra Mi'rac getirildi. Mi'rac, asansör gibi yükseğe çıkaran manevî bir araçtır. Buna Cebrâil aleyhi's-selâm ile beraber bindiler ve göklere çıktılar. Birinci semaya vardıklarında, Cebrâil aleyhi's-selâm:



    - Açınız, dedi. İçerden bir ses:
    - Kimsin? diye sordu.
    - Ben Cebrâil'im.
    - Yanında kimse var mı?
    - Muhammed (s.a.v.) var.
    - Muhammed gönderildi mi? (Peygamber olarak görevlendirildi mi) Evet, gönderildi. Kapı açıldı ve Peygamberimiz birinci semâya varmış oldu. Orada, sağında ve solunda bir çok gölgeler olan bir adam gördü. Bu adam, sağına baktıkça gülümsüyor, soluna baktıkça da ağlıyordu. Peygamberimizi görünce:
    - Merhaba sâlih Peygamber, hoş geldin, iyi oğul, dedi. Peygamberimiz Cebrâil aleyhi's-selama kim olduğunu sordu. Cebrâil aleyhi's-selam da Hz.Adem olduğunu söyledi. Etrafındaki gölgeler de onun soyu idi. Sağındakiler cennetlik olanlar, solundakiler de cehenneme girecek olanlardı. Onun için Hz.Adem sağına baktıkça seviniyor, gülüyordu. Soluna baktıkça da üzülüyor ve ağlıyordu.
    Peygamberimiz Cebrâil aleyhi's-selam'ın kılavuzluğunda yoluna devam etti. İkinci semâya vardılar. Orada birinci semâda olduğu gibi aynı sorular soruldu ve aynı cevaplar verildi. Böylece her semada bir Peygamber ile karşılaştılar. İkinci semada Yahya ve İsa, üçüncü semada Yusuf, dördüncü semada İdris, beşinci semada Harun, altıncı semada Musa ve yedinci semada İbrahim (a.s.) ile karşılaştılar. Karşılaştığı Peygamberlerin her biri kendisini selamlamış; hoş geldin salih Peygamber, iyi kardeş, dediler.
    Daha sonra, "Sidretü'l-Müntehâ"ya vardılar. Sidretü'I-Müntehâ, gökleri, cennetleri kucaklayan ulu varlık ağacıdır. Peygamberlerin ve meleklerin erebildikleri ilmin son noktasıdır. Ondan ilerisine ne bir melek ne bir Peygamber yaklaşamaz. İlerisi gayb alemidir. Allah'tan başka kimsenin ilmi oraya ulaşmaz.
    Peygamberimiz Sidretü'I-Müntehâ'ya varınca Necm sûresinde ifade buyurulduğu üzere: "Sidreyi bürüyen bürümüştü."5 Yani Sidre'yi bir nûr kaplamıştı. Bundan ötesi tarif ve bayana sığmayan bir âlemdi. Buraya kadar Peygamberimize arkadaşlık ve kılavuzluk eden Cebrâil aleyhi's-selam burada kaldı ve: "Bir parmak ucu kadar öteye yaklaşmış olsaydım yanardım" dedi.
    Bundan sonra Peygamberimiz: "Refref" ile yükselip Allah'ın divanına yaklaştı. (Refref, görmeye engel geniş örtü ve perde demektir ve Allah'ın divanı hadimlerinden biridir.) Nitekim Mevlid'de Süleyman Çelebi bu anı tarif ederken:
    - "Söyleşürken Cebrâil ile kelâm,
    Geldi Refref önüne verdi selâm,
    Aldı ol şâh-ı cihanı ol zaman
    Sidreden gitti ve götürdü heman.
    Mirac'ın bundan sonra ki esrar dolu ulvî sahneleri ise Necm sûresinde şöyle ifade edilmektedir.

    "Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti. Muhammed'in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Ey inkarcılar onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışıyor musunuz? Andolsun ki Muhammed Cebrâil'i sınırın sonunda (Sidretü'I-Müntehâ'da) başka bir inişte de görmüştür. Orada Me'vâ cenneti vardır. Sidre'yi bürüyen bürüyordu. Muhammed'in gözü oradan ne kaydı ne de onu aştı. Andolsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü."6

    Âyet-i Kerîme'lerde Peygamberimize vahyedildiği bildiriliyor, ancak neyin vahyedildiği açıklanmıyor.



    Bu makamda Peygamberimize üç ilâhî ihsanda bulunulduğu hadis-i şeriflerde ifade buyuruluyor.

    Bunlar:

    1. Beş vakit namaz. Mi'rac hediyesi olarak Peygamberimizin getirdiği beş vakit namaz, aynı zamanda mü'minin Mi'rac'ı sayılmıştır.
    2. Allah'a ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesidir.
    3. Bakara sûresinin sonundaki üç âyet ki, İslâm'ın temel inanç esaslarını tamamlamakta ve müslümanların çektiği üzüntü ve sıkıntıların sona erdiği müjdelenmektedir.
    Âyet-i Kerimeler şöyledir:

    "Gökte ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğine azap eder. Allah her şeye kadirdir.

    "Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine iman ettiler. Rabbimiz! affına sığındık, dönüş sanadır, dediler.
    Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde yükümlü kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendisine, yaptığı kötülük de kendisinedir. Rabbimiz! unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbim, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme. Bizi affet. Bizi bağışla. Bize acı. Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."7 Âmîn.
    İşte Peygamberimiz bu müjdelerle Mi'rac'tan dönüyordu.
    Peygamberimiz Mi'rac'ta Allah'ı Gördü mü?
    Yukarda özetlediğimiz Mi'rac, Peygamberler arasında yalnız Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e nasip olmuştur.
    Muhammed'den diğer yok dahil olmuş Kabe Kavseyn'e,
    Kirâm-ı Enbiyâ'dan girmedi bir ferd o mabeyne,
    Haremgâh-ı visale Ahmed'i tenha alıp Mevlâ,
    O halvet mahsus oldu Hazret-i Sultan-ı Kevneyne.
    Yani Muhammed'den başka Kabe Kavseyn'e gıren yoktur. Büyük Peygamberlerden hiç kimse o saraya girmedi. Sevgili ile buluşma haremine yüce Allah Ahmed'i yalnız aldı. O başbaşa kalma iki cihan sultanına tahsis edildi.
    Olay esnasında Peygamberimiz pek çok ilâhî âyetler görmüştür ki, sahih hadislerde bunlara işaret buyurulmuştur. Esasen Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimizin Mi'rac sebebi açıklanırken, "Kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için'' buyurulmuştur. O gece Peygamberimiz pek çok şey gördü, ancak Allah'ı gözleriyle görmüş müdür? Bu hususta ne Kur'an-ı Kerîm'de ve ne de hadislerde kesin bir ifade bulunmamaktadır. Bunun için bu konuda İslâm âlimleri arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu husus ile ilgili görüşlere ve bu görüşlerin dayandığı delillere yer vermeden önce bir hususu açıklamakta yarar vardır. O da Allah'ı görmenin caiz olup olmadığı husustur.
    Akaid kitaplarında konu ile ilgili şu ifade yer almaktadır:
    ''Allah'ı görmek aklen câiz ve naklen sâbittir."8 Yani Alllah'ı görmenin imkânsız olduğuna dair aklî bir delil bulunmamaktadır. Kur'an-ı Kerîm'de de Allah'ın görülebileceğini gösteren âyetler vardır. Nitekim:

    "Mûsa", Ey Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım"dedi. Allah, sen beni göremezsin, ama dağ yerinde kalırsa sen de benigöreceksin, buyurdu."9

    Bu âyet-î kerîme Allah'ı görmenin mümkün olduğuna iki yönden delâlet etmektedir.
    Birisi, Hz. Mûsa Allah'ı görmek istemiştir. Eğer Allah'ın görülmesi mümkün olmasaydı, o, böyle bir istekte bulunmayacaktı. Çünkü bir Peygamberin Allah hakkında caiz ve mümteni olan şeyleri bilmesi gerekir.
    Diğeri ise, Allah Teâlâ yüce zâtının görülmesini dağın yerinde kalmasına bağlamıştır. Dağın yerinde kalması ise mümkün olan bir şeydir. O halde Allah'ın görülmesi de mümkündür.10
    Ayrıca mü'minlerin kıyâmet günü Allah'ı göreceklerine dair ayetler ve sahih hadisler vardır.11
    Bu kısa açıklamadan sonra şimdi konumuza dönelim ve Peygamberimizin Mi'rac'da Allah'ı görüp görmediğini inceleyelim.
    Mi'rac olayına ışık tutan âyetlerde Peygamberimizin Allah'ı gördüğüne dair açık bir şey yoktur. Bu olayın bazı safhalarını açıklayan âyetler ashab-ı kirâm tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır.
    Kadı Iyad (H.476-544) İslâm âlimlerinin bu konuda farklı görüşler ortaya koyduklarını söylüyor.
    Hz. Aişe ve taraftarları Peygamberimizin Mi'rac'da Allah'ı gözleri ile uyanık halde görmediğini söylerken, İbn Abbas (r.a.) ve onun görüşünü benimseyenler, bunun aksini savunarak Allah'ı gördüğünü iddia ediyorlar.
    Mesrûk (r.a.) şöyle demiştir. Hz. Aişe'ye:
    - Vâlide, Muhammed (s.a.v.) Rabbini gördü mü? dedim. O:
    - Söylediğin sözlerden tüylerim diken diken oldu. Nasıl oluyor da bunu bilmiyorsun. Üç şey vardır ki, onları her kim sana söylerse yalan söylemiş olur:
    - Her kim Muhammed (s.a.v.) Rabbini gördü derse yalan söylemiş olur, dedi ve sonra:

    "Onu gözler idrâk edemez. O ise bütün gözleri idrak eder. O, gerçek Iütuf sahibidir. Her şeyden de haberdardır."12


    "Ya bir vahiy ile bir perde arkasından, yahut bir elçi gönderip de kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir beşere söz söylemesi vaki olmamıştır."13

    Âyetlerini okudu.
    Sana her kim yarın ne olacağını bildiğini söylerse yalan söylemiş olur dedi ve:
    "Hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilemez."14 Âyetini okudu.
    Her kim sana Peygamberin bir şey sakladığını söylerse yalan söylemiş olur, dedi ve:

    "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah'ın Peygamberliğini tebliğ ve ifa etmemiş olursun."15 Ayetini okudu. (Hz.Aişe devamla) Fakat Peygamberimiz Cebrâil (a.s.)'i kendi sûretinde iki defa gördü, dedi.16

    İbn Mes'ûd (r.a.) da Hz.Aişe'nin görüşündedir.17

    Ebû Zer (r.a.) da şöyle demiştir: "Peygamberimize sordum:

    - Ey Allah'ın Resûlü, Rabbini gördün mü? dedim. Peygamberimiz:
    - O, bir nûr, O'nu nasıl göreyim, buyurdu.18
    Hz. Aişe ve onunla birlikte ashaptan bazılarının, Peygamberimizin, Allah'ı gördüğünü kabul etmemelerine karşılık İbn-i Abbas (r.a.) ve onunla birlikte diğer bazı sahabiler ve bazı İslâm âlimleri Mi'rac'da Peygamberimiz Allah'ı görmüştür, demişlerdir.
    İkrime (r.a.) Şöyle demiştir: "İbn Abbas (r.a.): "Muhammed, (s.a.v.) Rabbini gördü." dedi. Ben:
    "Gözler O'nu idrak edemez." buyurulmuyor mu? dedim, İbn Abbas:
    - Allah gerçek nuru ile tecelli ettiği zaman öyledir, diye cevap verdi.19
    Yine İbn Abbas (r.a.): "İbrahim (a.s.)'ın Allah'ın dostu olmasına, Mûsa (a.s.)'ın Allah ile konuşmasına ve Muhammed (a.s.)'ın Allah'ı görmesine şaşıyor musunuz?'' demiştir.20
    Görülüyor ki, Peygamberimizin Mi'rac'da Allah'ı görüp görmediği konusunda iki görüş vardır. Hz. Aişe ve taraftarlarına göre Peygamberimiz, Allah'ı görmemiş; İbn Abbas ve onun görüşünde olanlara göre ise Allah'ı görmüştür.
    Bu incelemeden de anlaşılacağı üzere bu hususu ifade eden kesin bir şey yoktur. Sadece Mi'rac'tan söz eden âyetlerin bir kısmının ashap tarafından farklı yorumlanması sonunda bu görüşler ortaya çıkmış bulunmaktadır. Esasen Hz. Aişe ile İbn Abbas (r.a.) da onun kalbi ile Allah'ı görmüş olduğunu iddia etmiş olması muhtemeldir. Böylece her ikisinin görüşü telif edilmiş olur. Nitekim İkrime'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre, İbn Abbas şöyle demiştir:



    ''Muhammed'in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.'' Âyet-i kerimesinin tefsirinde, "O'nu kalbi ile gördü." demiştir.21 Ata'nın da İbn Abbas'tan aynı mealde rivâyeti vardır.22 Hatta İbn Abbas (r.a.)'ın: "Resûlullah Rabbini gözü ile değil, kalbi ile görmüştür." dediği de rivayet edilmiştir.23

    Bunun içindir ki Said İbn Cübeyr: "Peygamberimiz Rabbini gördü diyemem, görmedi de diyemem.'' dediği rivayet edilmiştir.24
    En doğrusunu Allah bilir.
    Evet, değerli mü'minler, Peygamberimiz böylece bu mübarek yolculuğu tamamlayarak aynı gece evine döndü.
    Mi'rac'ın Yankıları
    Peygamberimiz evine döner dönmez gece olup bitenleri ailesine ve arkadaşlarına anlattı. Her söylediğinin gerçek olduğunda şüphe olmayan Peygamberimize ailesi ve arkadaşları inanmıştı. Mekke'lilerin bazıları olayı duyar duymaz şaşkına dönmüşler; bir gecede bu kadar yer hiç gezilir mi demişlerdi. Çünkü onlar Mi'rac'taki üstün gerçekleri kavrayacak seviyede değillerdi. Bu sebeple Mi'rac olayı kendilerine anlatılınca inanmadılar. Her şeyi maddî ölçülere göre değerlendirdikleri için böyle şey olur mu? dediler. Kainatta olup bitenlerden, Allah'ın sonsuz kudretinden haberleri yoktu. Her yeni şeye karşı gelen câhil halk seviyesinden yükselmiş değillerdi. Kervanların bir ayda gidip bir ayda geldikleri mesafeyi Muhammad (s.a.v.) bir gecede nasıl alabilecek, dediler. Halbuki Hz. Muhammed onların kullandıkları vasıtaları kullanmış değildi. O, Burak'a binmişti. Burak, şimşek manasındaki berk kökünden gelir. O halde Mi'rac'ta şimşek sür'ati vardır.
    Evet, değerli mü'minler, Mekke'liler bu olay karşısında şaşkına döndüler. Hemen Ebû Bekir (r.a.)'e koştular ve Peygamberimizin İsrâ'ya dair verdiği haberi ona naklettiler. Hz. Ebû Bekir onlara:
    - Muhammed'in doğru sözlü olduğuna kanaatim vardır. Bu kanaatimi size de bildiririm, dedi. Onlar:
    - Demek Muhammed (s.a.v.)'in bir gecede Mescid-i Aksâ'ya gidip sonra dönüp geldiğini sen de tasdik mi ediyorsun? dediler. Hz.Ebû Bekir:
    - Evet, tasdik ediyorum. Değil bu, bundan daha ziyade uzaklarına da meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır, dedi. Bu cihetle Ebû Bekir (r.a.)'e "Sıddık" denildi.
    Peygamberimizin daha önce Mescid-i Aksâ'ya gitmediğini biliyorlardı. Onun için kendisine Mescid-i Aksâ ile ilgili sorular sordular. Peygamberimiz çok bunaldı. Çünkü bir an uğrayıp geçtiği bir yer hakkında ne kadar bilgisi olabilirdi. Kendisi bu anı şöyle anlatıyor:
    "Kureyş beni yalanlayınca Mescid-i Haram'a gidip Hicr'de ayakta durdum. Bundan sonra Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasındaki mesafeyi kaldırdı da ne sordularsa bakarak haber vermeye başladım.25
    İşte Mi'rac ve safhaları kısaca böyle.
    Mi'minin Mi'rac'ı sayılan namazın farz kılındığı bu mübarek gecede yüce yaratıcıya yönelmeli, O'ndan af ve bağış dilemeliyiz. Birbirimize sevgi ile yaklaşmalı düşmanca davranışlardan uzak durmalıyız. Sağlıkla kavuştuğumuz bu kutlu günleri değerlendirmeli ve Allah'ın Iütfettiği sayısız nimetlerine şükretmeliyiz.
    Bu duygularla hepinizin Mi'rac kandilini kutlar, bu mübarek gecenin hepimiz için hayra vesile olmasını yüce Mevlâ'dan dilerim.


    DİPNOTLAR

    1 Zurkânî, c. I, s. 307-308.
    2 Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, Hüccetüllahi'l-Baliğa, c. II, s. 866.
    3 İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azîm, c. II, s.174.
    4 İsrâ, 1.
    5 Necm, 5.
    6 Necm, 10-18.
    7 Bakara, 284-286.
    8 el-Îcî, Şerhu'I-Mevakıf, c. II, s. 368.
    9 A'raf, 143.
    10 Şerhu'I-Mevakıf, c. II, s. 368.
    11 Kıyame, 23; Mutaffifîn, 15; Yunus, 26; Buhari, Salât, 16; Müslim, Mesâcid, 37.
    12 En'am, 103.
    13 Şûra, 51.
    14 Lokman, 34.
    15 Maide, 67.
    16 Buhari, Tefsîru'I-Kur'an, Sûre ve'n-Necm, 1; Müslim, İman, 77.
    17 Askalânî, Fethu'I-Bârî, c. IX, s. 493, Mısır, 1948.
    18 Müslim, İman, 78.
    19 Tirmizî, Tefsîru'I-Kur'an, 54.
    20 Fethu'I-Bârî, c. VIII, s. 492.
    21 Necm, 11.
    22 Umdetü'I-Kârî, c. XIX, s. 199.
    23 Müslim, İman, 77.
    24 Aliyyü'I-Kârî, Şifa Şerhi, c. I, s. 422.
    25 Buhari, Menakıp, 41; Müslim, İman, 75.

    Kaynak
    "Arza hacet yok halim sana ayandır. Dile gerek yok sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok suskunluğum Sana kelamdır"

  7. #27
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    11.02.2009
    Mesajlar
    2.695
    Tecrübe Puanı
    67

    Standart

    öncelikle board ailesinin ve tüm islam aleminin mirac kandilini kutlarım..
    dualarda bulusmak ümidi ile..
    Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim. Ne güzel de darma duman ediyorsun beni.

  8. #28
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    35
    Mesajlar
    17.668
    Tecrübe Puanı
    375

    Standart



    Bu gece mübarek gecelerden Mİ’RAC KANDİLİ’DİR. Bütün Üyelerimizin, Hemşerilerimizin, Müslüman Milletimizin ve İslâm âleminin kandillerini kutluyor, tüm insanlık için dostluk, barış ve kardeşlik getirmesi diliyoruz...

    Siirtliler Board Yönetimi


 

Benzer Konular

  1. Berat Kandiliniz Mübarek Olsun
    By HaNıM aGa in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 15.07.2011, 18:42
  2. Her Derde Deva Esma'ül Hüsna
    By DeRBeDeR in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 28.01.2009, 15:44
  3. Kandilimiz mübarek olsun
    By DeRBeDeR in forum ÖZEL GÜNLER
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 26.09.2008, 20:14
  4. aLÇak qönüLü Kız
    By Dj_EToL_FoRT in forum GEYİK - GIR GIR - ŞAMATA
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 24.06.2007, 14:44
  5. Bayram Mesajları
    By emrerojava in forum ESKİ SEVGİLİYE MESAJLAR
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.12.2006, 18:13

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •