4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    28
    Mesajlar
    11.006
    Tecrübe Puanı
    228

    Arrow

    Huzur Sokağı

    Huzur Sokağı, satış rekorları kırmış, her yaştan ve her kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşıp, adeta kapışılan bir eser olarak haklı şöhret kazanmıştır.

    Birleşen yollar adıyla film yapılan Huzur Sokağı, bu filmle de halkımızın büyük ilgi ve teveccühünü kazanmıştır.

    Hasretiyle kavrulduğumuz huzurlu bir cemiyetin, bir çok ana hatlarıyla küçük bir sokakta sembolleşmiş şeklidir. Huzur Sokağı.

    Huzur Sokağı, özlenilen huzur için.

    Yazar : Şule Yüksel Şenler
    Yayınevi : Timaş Yayınları
    Sayfa Sayısı : 544
    Etiket Fiyatı : 15,00 YTL
    Basım Tarihi : Ağustos 2008

    Huzur Sokağı Kitabının Özeti

    Kitap okumaya huzur sokağı kitabını okumakla başladım diyebilirim. Tabiki bundan öncede kitaplar okudum ama çok ara vererek.Bu kitaptan sonra sevdim kitap okumayı.Herkese tavsiye ederim .

    Huzur Sokağı, satış rekorları kırmış, her yaştan ve her kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşıp, adeta kapışılan bir eser olarak haklı şöhret kazanmıştır. Birleşen Yollar adıyla film yapılan 'Huzur Sokağı' bu filmle de halkımızın büyük ilgi ve teveccühünü kazanmıştır. Hasretiyle kavrulduğumuz huzurlu bir cemiyetin, birçok ana hatlarıyla küçük bir sokakta sembolleşmiş şeklidir 'Huzur Sokağı'. 'Huzur Sokağı', özlenilen huzur için. (Arka Kapak) Şenler, Şule Yüksel

    Huzur Sokağı artık klasik bir roman. Yıllardır, onbinlerce genç tarafından okunup, satış rekorları kırmış, gençlerin hayata bakışlarını değiştirmiş bir kitap. Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı adlı romanını orta 3. sınıfta okumuştum. Okuma zevkini yeni keşfettiğim dönemlerdi. Yaz tatilinde babamın kitaplığını altüst ederken bulmuş, iki kalın cilt gözümde büyüyünce sadece ilk cildini okumak üzere yanımda getirmiştim; ama 2 günde bitirince pişmanlık sarmıştı. Çok merak ettiğim devamını okuyabilmek için en az 1 ay geçmesi gerekiyordu. Huzur Sokağı, ortaokulun başında Çalıkuşu ile başlayan okuma serüvenimde bir dönüm noktasıydı. Bundan sonra dinî içerikli yayın dünyasına dalmış, İslam ile ilgili ne bulduysa okuyan bir kitap oburu haline gelmiştim. Birçok insan için Huzur Sokağı, çocukluktan sıyrılma döneminde farklı şeyler okuma isteği artarken keşfedilen, bir solukta okunan; ama hiç unutulmamış olmasına rağmen sonraki yaşlarda edebi gücünün yetersizliği nedeniyle geri dönüp okumaya değer görülmeyen bir eser özelliği taşıyor. Ancak, kitabın 30 yılı aşkın sürede 80 baskıyı geçmiş olması zamana karşı durma gücünü ve klasik bir eser olduğunu ispat ediyor.
    İlk olarak 1969-70 yıllarında Bugün gazetesinde tefrika edilen Huzur Sokağı, o dönemde büyük yankı uyandırmış, toplum üzerinde yazarının da beklemediği bir etki bırakmıştı. Romanında şehirli, eğitimli, aynı zamanda hayatını İslami kurallara göre şekillendiren alışılmışın dışında genç kadın ve erkek tipleri tasvir ediliyordu. Eser, bugünün gençleri arasında da elden ele dolaşıyor. Kendi türünde sonradan yazılan birçok esere rağmen popülerliğini koruyor. Romanın kurgusu, duygusal ve sosyal yönü, gençlerin hem merakını cezbediyor hem de hayatı aşkla yaşamayı isteyen idealist yönlerini tatmin ediyor. Romanın kahramanı Feyza’nın yalnız bir kadın olarak ayakta kalma ve dininin gereklerine uygun yaşama mücadelesi, kızını okullarda karşısına çıkan sorunlara rağmen inançlı yetiştirmeyi başarması örnek oluyor. Feyza ile Bilal’in arasındaki duygusal bağ öyle yüceltiliyor ki, romanı modern Leyla ve Mecnun hikâyesi gibi okuyan çoğu kişi benzer muhatabını aramaya başlıyor.
    Kitabı, gençlere örnek olması amacıyla yazan Şenler, aradan yıllar geçmesine rağmen yeni nesil tarafından hâlâ okunuyor olmasından mutluluk duyuyor. Bugün olsa daha ılımlı bir üslup kullanmayı tercih edeceğini belirten Şenler, “Bugün kaleme alsam, üniversitedeki birtakım böyle açık kıyafetler, uyumsuz davranışlarda bulunan kızlarımızı öyle resmetmezdim. Biraz şematik buluyorum şimdi. Ama değiştirmeye de imkan yok artık.” diyor. 1970’li yıllardan bu yana her yıl standart satışlarını koruyan ve binlerce kişinin hayatının şekillenmesinde önemli basamaklardan biri olan romanın hâlâ satış listelerinin başında yer almasını kitabın gençliğin meselelerine, toplumun ahlak ve inanç meselelerine yer vermesiyle açıklıyor Şenler. Etkileyici atmosferiyle ilk gençlik yıllarında tanışan edebiyat severlere Huzur Sokağı’nı sorduk.
    ŞEMSİNUR ÖZDEMİR

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  2. #2
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    11.06.2010
    Yer
    Siirt
    Mesajlar
    126
    Tecrübe Puanı
    6

    Standart Huzur Sokağı'nı yazan Huzursuz Kadın

    'Şulebaş türban' tasarımından kara çarşafa uzanan sıradışı bir hayat

    Hayrünnisa Gül'den Emine Erdoğan'a kadar birçok kadının başlarını bağlama şekline "Şulebaş" deniyor.
    Bu başörtüsüne adını veren Şule Yüksel Şenler kimdi? Nasıl ve neden örtündü? Bu türban modelini nasıl buldu? Terzilik öğrendiği Ermeni ustasının etkisi oldu mu? Türbandan sonra neden kara çarşafa büründü? Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım birlikteliğinin arabulucusu Şule Yüksel Şenler, neden iki kez evlenip boşandı? Türban konusunda Türkiye'de "çığır açan" bir gazeteci-yazarın işte yaşam hikáyesi.

    KIBRISLIYDILAR. Babası Hasan Tahsin ile annesi Mihriban Ümran Hanım, teyze çocuklarıydı. Altı kardeştiler: Özer, Örsel, Şule Yüksel, Gonca Gülsel, Tuncer ve Çiğdem.

    Tarih 29 Mayıs 1938. Kayseri. Şule Yüksel dünyaya geldi. Babası, Sümer Fabrikası'nda görevliydi. 6 yıl sonra görevinden ayrıldı. İstanbul'a yerleştiler. Bütün aile; anneanneler, babaanneler tüm akraba kadınları modern kıyafetler içinde, zarif ve şık giyiniyorlardı.

    Şule Yüksel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu'na giderken ailenin ekonomik düzeni bozuldu. Şenler çiftinin çocuklarına okul aile birlikleri yardım etti. Şule Yüksel, ortaokula kadar okuyabildi. Annesi kalp krizi geçirip yatağa bağlanınca okuldan alındı.

    Artık evden çıkmıyor; temizlik yapıyor, yemek pişiriyordu. Arta kalan zamanlarında hep kitap okudu; ne bulursa onu okudu. Öyküler yazmaya başladı. Bunları Safa Önal'ın çıkardığı "Yelpaze" Dergisi'ne gönderdi. İlk yazarlığa burada adım attı.

    Sonra Gökhan Evliyaoğlu, Peyami Safa gibi devrin ünlü isimlerinin bulunduğu "Yeni İstanbul" Gazetesi'nin gençlik köşesinde yazmaya başladı.

    Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey'den resim dersi aldı. Resim derslerini müzik dersleri takip etti. Ney ve kanun çalmayı öğrendi.

    AĞABEY BASKISI
    Ağabeyi Özer Şenler, Said-i Nursi'nin yakın çevresi içine girmişti. Ailesinin modern yaşamına; annesi ve kız kardeşlerinin örtünmemesine ve hele hele evde bile olsa kız kardeşlerinin erkek musiki hocalarından ders almasına çok kızıyordu. Bir gün evi terk etti.

    Artık ağabeyi Özer'in yeni bir hayatı vardı. Dizinin dibinden ayrılmadığı Said-i Nursi, "Özer" adını da değiştirip "Üzeyir" koymuştu! Ağabey Özer Şenler'i, Said-i Nursi ile tanıştıran kişi ise, "Milliyetçiler Derneği"nden arkadaşı Nevzat Yalçıntaş'tı.

    Şule Yüksel o günlerde áşık oldu. Lise öğrencisi mahalleli bir gence tutuldu. Aşk karşılıklıydı. Dört yıl flört ettiler.

    18 yaşına bastığı gün iki aile yan yana geldi. Ancak bu söz kesme merasimi tatsızlıkla sonuçlandı. Müstakbel kaynanasının, oğlu ve geliniyle aynı evde yaşamak istemesi bu birlikteliğin sonunu getirdi.

    Baba Hasan Tahsin Şenler bu teklifi kabul etmedi. Bu acı sonucu mutfakta öğrenen Şule Yüksel bayılıp kaldı.

    Ve yıllar geçse de bu acı dünür olayını hiç unutamadı. Hatta çocuk sahibi olamamasını da bu olaya bağladı...

    ERMENİ TERZİ
    Annesi, aşkını unutması için Şule Yüksel'i Bakırköy'de bir Ermeni terzinin yanına çırak verdi. Gencecik yaşında her türlü elbiseyi dikebilecek düzeye geldi. Zamanla kalfalığa kadar yükseldi.

    Ermeni ustasının Avrupa'dan getirdiği moda dergilerini elinden düşürmedi. Bu dergilerde gördüklerinden etkilenip ileride "Şulebaş Türban" tasarımı ortaya çıkaracağını kuşkusuz tahmin bile edemezdi...

    Moda magazin dergilerini elinden hiç düşürmedi ama siyasi olaylara da ilgisiz kalmadı. 1950'li yıllarda başlayan Kıbrıs mitinglerine katıldı. Ata yurdunu unutmamıştı. Mitinglerde kürsüye çıkıp ağlayarak şiirler okudu.

    27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi'ne katıldı. AP Bakırköy Gençlik Kolları, Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanı oldu.

    Faruk Nafiz Çamlıbel'in çıkardığı "Kadın Gazetesi"nde köşe yazmaya başladı. Asıl adı "Yüksel" idi. Ama kadın olduğunun anlaşılması için adının önüne "Şule" ekledi. O artık "Şule Yüksel Şenler" idi. O dönem siyasal görüş olarak aşırı milliyetçi Nihat Atsız'a yakınlaştı. Ama ağabeyi Özer'in (Üzeyir) hastalığı yaşamını değiştirdi.

    OJELİ TIRNAKLAR
    Ağabeyi sarılıktı. Annesi, kız kardeşleri hastanede başında beklediler günlerce. Ağabeyi kendine gelince onlardan son bir istekte bulundu: "Örtünün!"

    Şule Yüksel sinirlendi: "Ağabey, neden bizden yapamayacağımız şeyler istiyorsun?"

    Ağabeyi, "O halde Risale-i Nur toplantılarına katılın" dedi. Ağabeyin ölüm döşeğinde morale ihtiyacı vardı. Kabul ettiler. Risale-i Nur toplantılarına aileden ilk olarak Şule Yüksel Şenler gitti.

    Bir evde beyaz örtüler içindeki on kadın, karşılarında başı açık, modern kıyafetli ve üstelik kendilerine göre hayli dekolte bir elbise içinde onu görünce çok şaşırdı.

    Şule Yüksel eteğini çekiştirip, manikürlü ojeli parmaklarını saklayarak bir köşeye çekilip oturdu. Risaleleri dinlemeye başladı. Hiçbir şey anlamadı. Sıkıldı. Birkaç toplantıdan sonra kadınlardan biri, ojeli tırnaklarını "orangutan maymunlarına" benzetince çok utandı. Kendini "düzeltmeye" önce tırnaklarından başladı, artık oje yoktu.

    Sonra kadınlar başını örtmesini istedi. O da, "ayıp olmasın" diye başını yarım örtmeye başladı.

    "Ağabeyin çok iyi okuyor, bakalım sen nasıl okuyacaksın" diye eline risaleleri verdiler. Çok güzel okudu; kadınlar hayran kaldı.

    Takdir edilmek, kabul görmek çok hoşuna gitti.

    O günden sonra namaza başladı.

    'KÜRT KARISI DİYECEKLER'
    Yıl 1965...

    Bir gün aynanın karşısına geçti:

    Besmeleyi çekip örtündü. İçinden, "Ne kadar çirkin oldum" dedi. Bu kez saçının ön tarafı görünecek şekilde başörtüsünü bağladı. "Ne kadar iradesizim" diye kızdı.

    Aynanın karşısında başörtüsünü tekrar tekrar çeşitli şekillerde bağladı:

    "Besleme kızlara benzedim!"

    "Hizmetçi kız oldum!"

    "Herkes bana gerici, yobaz gözüyle bakacak!"

    Ve sonunda...

    Bugün moda olan "Şulebaş tipi türban" o gün, o aynanın karşısında ortaya çıktı. "Öyle şık bir tarzda örtünmeliyim ki herkes çok beğensin!"

    Beklediği olmadı. En büyük tepki, anneannesi İkbal Hanım'dan geldi. İlk sözü, "Kürt karılarına benzemişsin" oldu!

    Ağabeyi dışında tüm ailesi örtünmesine karşı çıktı. Ne olduğunu soranlara "Başı ağrıyor" dediler.

    Yolundan dönmedi. Kadınlara başörtüsünü sevdirmek için çok uğraş verdi; farklı şık eşarplar dikti; biyeli, atkılı, tokalı özel başörtüler taktı. Çevresi tepki gösterdikçe o örtüsüne sarındı. Örtüsü bayrağı oldu.

    PAPA'NIN GELİŞİNE KARŞI
    Örtünmesiyle birlikte çalıştığı yayın organı da değişti. Yeni yayın organıyla birlikte artık davalar süreci de başlayacaktı. 26 Ocak 1967 tarihinde Mehmet Şevket Eygi'nin çıkardığı "Yeni İstiklal" Gazetesi, Pakistan'da üniversiteye, ellerinde kitapları kara çarşaf içinde giden üç genç kızın fotoğrafını basıp, yanına da Şule Yüksel Şenler'in, "Müslüman kadınların örtünmesi şarttır" diyen yazısını koyunca, Türk Kadınlar Birliği dava açtı.

    Şule Yüksel Şenler ilk kez mahkemeyle tanıştı. Ama bu son olmayacak; iki kez de cezaevine girecekti. Anadolu'nun her yanında seminerler vermeye başladı. Şule Yüksel gibi İstanbul'da yaşayan modern bir kadının örtünmesi, "itilmişlik duygusu" içindeki çevrelerde memnuniyet yarattı.

    Her gün bir yerde panele katıldı. "Başı açık kadınlara laf atılıyor; oysa kapalı kadınlara ana-bacı gözüyle bakılıyor" diyordu.

    Laf atan Müslüman erkeği değil de, laf yiyen Müslüman kadını düzeltmeye çalışıyordu!

    Said-i Nursi hayranıydı. "Bugün" Gazetesi'nde Necip Fazıl Kısakürek, Said-i Nursi'nin evlenmeyişini ve sakal bırakmayışını eleştirince en sert tepkiyi o gösterdi.

    Giderek radikalleşti. 1967 yılında Papa'nın Türkiye'ye gelmesine karşı çıkıp, "Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim ağlayın" diye makale yazdı.

    Ankara'da İmam Hatiplere ve İlahiyata Kız Yetiştirme Kursu açılmasını sağlayıp, müdür oldu.

    Öğrencileri onun gibi "Şulebaş" türban takmaya başladı. Bu kurstan yetişen öğrencilerden biri de ünlü gazeteci Abdurrahman Dilipak'ın eşi Asiye Hanım'dı.

    Tayyİp ErdoĞan İle Emİne HanIm'In evlİlİklerİnde arabulucu OLDU

    Yaşadığı ilk aşk ve ilk hayal kırıklığının da etkisiyle yıllar sonra "Huzur Sokağı" adlı romanını yazdı. Bestseller oldu. Ünlendi.

    Roman, "Birleşen Yollar" adıyla 1970'te sinemaya uyarlandı; yönetmen Yücel Çakmaklı'nın İslami içerikli ilk filmi oldu. Başrolde Türkan Şoray ile İzzet Günay vardı.

    Başörtüsü sinemaya girmişti...
    32 yaşındaki Yüksel Şule Şenler o yıl evlendi. Eşi, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars idi. Şehir şehir dolayıp İslami tiyatro yapıyordu. Yani aynı zamanda dava arkadaşıydılar. Evlenmelerine Risale-i Nur talebelerinden Sait Özdemir vesile olmuştu.

    Gelinliğin modelini Şule Yüksel Şenler çizdi. Kadın-erkek ayrı ayrı yapılan düğün, müziksiz ve danssız oldu. Davetiyelere ilk kez ayet ve hadis konmuştu. Konukların tesettüre uygun giyinmesi istenmişti.

    Fakat:

    Bu İslami düğün mutluluk getirmedi. Eşi, Şule Yüksel'i hep dövdü. Toplantılarda, "Eziyet gören kadının sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşacağını" söyleyen Şule Yüksel'in dayanacak gücü kalmadı. Beş yıllık evlilik hüsranla bitti; boşandılar.

    KOCA BASKISI
    Hayat devam ediyordu. Koca baskısından kurtulmuştu. Tekrar panellere gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başladı.

    "İdealist Hanımlar Derneği"ni kurdu. Manevi başkanı oldu.

    Derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan) da vardı. Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım'ın evliliklerinde arabulucu olan isim de Şule Yüksel Şenler'di.

    Bu arada ikinci evliliğini yaptı. Eşi Kanada'da yaşamış bir maden mühendisiydi. Daha önce evlenmiş ama eşini kaybetmişti. Bir kızı vardı. (Şule Yüksel Şenler, üvey kızının yaşamına saygısından dolayı, eşinin adının yazılmasını istemedi.)

    Şule Yüksel Şenler için damat adayının en önemli özelliği, namazında niyazında olmasıydı.

    Evlendiler. Bakırköy'de dubleks bir apartman katına yerleştiler. Eşi dolayısıyla yeni çevre edindi. Yeni çevre, Nakşibendi İsmailağa Cemaati'ydi.

    Burada tanıştığı kadınlardan; simsiyah çarşaf giyen Dr. Sevim Asımgil, yaşamında ikinci radikal değişime neden oldu.

    "İslamiyet'ten soğutuyor", "Mümkün değil çarşaf giymem" diyen Şule Yüksel Şenler bir gün kara çarşafa giriverdi.

    Modern başörtüsüyle başlayan süreç, kara çarşafa gelip dayanıvermişti. Tercih kendinindi kuşkusuz. Ama ortada bir reel durum da yok muydu?

    Ağabeyinin isteğiyle Nurcu olup türban takan Şule Yüksel Şenler, bu kez eşinin isteğiyle Nakşibendi olup kara çarşafa girivermişti!

    KARA ÇARŞAF GİYİYOR
    Türban takarak modern hayat sürdüren çevresini şaşırtan Şule Yüksel Şenler, bu kez kara çarşafa girerek türbanlı arkadaşlarını hayretler içinde bıraktı. Türbanlı arkadaşlarından koptu. Eşiyle ve üvey kızıyla Fatih Çarşamba'ya yerleşti. Milli Gazete'deki yazılarına son verdi.

    Bir gün Başbakan Erdoğan'ın dünürü, gazetenin başyazarı Sadık Albayrak İsmailağa Cemaati şeyhi Mahmut Hoca'ya gelerek, Şenler'in tekrar Milli Gazete'de yazması için izin istedi.

    Şeyh Mahmut Hoca, istiharede olan Şenler'in durumuna göre, belli konularda yazmamak üzere izin verebileceğini söyledi.

    İki erkek Şule Yüksel Şenler hakkında karar verirken; o dönemde Şule Yüksel Şenler'in derdi başkaydı.

    İkinci kocası da fiziki şiddet uyguluyordu. Her seferinde şeyhine koşuyor ama Mahmut Hoca, "Hele sabret" diyordu. 11 yıl sabretti. Boşandı. Boşanmasıyla birlikte, İsmailağa Cemaati kendisiyle tüm ilişkisini kesti! Yapayalnız kaldı.

    AKIL HASTANESİNDE
    Annesi Ümran Hanım vefat etmişti. Babasının yanına taşındı. Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. Sorunlar yakasını bırakmadı. Babası Hasan Tahsin ağır psikolojik hastaydı; hafızasını kaybetmişti. Bir gün evden çıktı ve geri dönmedi.

    Akıl hastası Hasan Tahsin'i vatandaşlar, Bakırköy Akıl Hastanesi'ne götürdü. Hastanede diğer hastalardan dayak yiyen Hasan Tahsin vefat etti.

    Aynı hastalık Şule Yüksel Şenler'e de bela oldu. Hafızasını kaybetti. Kimseyi bilemedi ve tanıyamadı. Kıblenin nerede olduğunu, namazda hangi duaları hangi sırayla okuyacağını soruyordu hep.

    Aynı zamanda uyuyamıyor; sabaha kadar ağlıyordu. Doktorlar sürekli uyuttular. Bu ağır yorucu hayat beynini, vücudunu yıpratmıştı. Kimbilir belki de akraba evliliği sonucuydu çektiği bu ıstıraplar? Tedavisi bugün hálá sürüyor...

    Allah şifa ve uzun ömür versin...

    SONUÇ
    Şule Yüksel Şenler'in yaşamı, aslında toplumsal hayatımızın dönüşümüyle paralellik gösteriyor; yani Türkiye bugünlerde "ağabey" baskısı altında örtünüp örtünmemeyi tartışıyor.

    Bundan sonra nelerin yaşanacağını Şule Yüksel Şenler'in yaşam hikáyesi anlatıyor zaten.


    Alıntı: Soner YALÇIN Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmalısınız
    İşsizlik, "En Ağır İş"tir

  3. #3
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    11.06.2010
    Yer
    Siirt
    Mesajlar
    126
    Tecrübe Puanı
    6

    Standart Yazılmamış bir destan Anadolumuz

    İşsizlik, "En Ağır İş"tir

  4. #4
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    22.10.2010
    Mesajlar
    150
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Yıllar önce okumuştum bu kitabı.
    ben 3'üm
    siyahım (varım)
    beyazım (yokum)
    griyim (şüphe)




    Koku, tad, sıcak... sende her aranan vardı:
    Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.


 

Benzer Konular

  1. Hz. Mehdi ve altınçağ
    By kaan ansay in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.04.2009, 17:27
  2. MEDRESELER
    By HaYaT in forum TARİHİMİZİ BİLELİM
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 10.01.2008, 23:36

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •