2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    29
    Mesajlar
    18.015
    Tecrübe Puanı
    376

    Standart Debbağlık ve Siirt'te Debbağ Ailesi

    DEBBAĞLIK VE SİİRT’TE DEBBAĞ AİLESİ





    M. ŞAKİR ÖZMAZI


    UNUTULAN BİR ZANAAT “DEBBAĞLIK” VE SİİRT’TE DEBBAĞ AİLESİ

    Bir zamanlar Siirt’te yaygın olan mesleklerden “Debbağlık” nedir? “Debbağ” kimdir? Mesleğini nasıl icra eder? Bu mesleği yapan ve benimde mensubu olduğum ailenin yapısı ve konumu nedir, sorularına cevap aradım. İşte sora sora elde ettiğim bilgilerin harmanlaşmış hali ile sizleri baş başa bırakıyorum:
    Debbağlık, dericilik demektir. Debbağlık ile uğraşanlara Debbağ denir. Debbağ kelimesi zaman içerisinde "Dabak" olmuştur. Arapça’da Debbağ, hayvan postunu işleyen deri terbiye eden kimseye denir. Derinin dibağlanarak günlük hayatta kullanılması ilk insanla başlandığı bilinmemektedir. Yerel lisanla işlenmemiş deriye “Tak”, işlenmiş deriye de “Çerm” denir.

    DERİ İŞLEME MERKEZİ: “MEDBEĞE”
    Hayvancılığın yaygın olduğu Siirt’te, Debbağlık sanatının geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Siirt’te geçmişte Debbağlık mesleğinin ileri seviyede geliştiği anlatılıyor. Şöyle ki yukarı iller (Veleyet Fok) tabir edilen komşu vilayetlerin deri tüccarların siparişlerini alan debbağlar hem derinin hazır ve işlenir hale gelmesinde 6 ay süre lazımdı hem de işlerinin yoğunluğundan sıraya koydukları söylenir.

    Debbağlar, Cumhuriyet Caddesi ile Sakıp Beygo Caddesini enlemesine kesen, Helvacılar ve Yemeniciler Çarşısının devamı, yaygın tabirle “Medbeğe” denen çarşıda mesleklerini icra etmişler. Hem de yıllarca. Nüfusun artışı ve derilerin yaydığı koku nedeniyle hem Vali hem de Belediye Başkanlığı görevini yürüten zat tarafından şehir dışına çıkmaları istenir. Ham derinin terbiye edilmesinde en çok ihtiyaç duyulan bol su olunca Şeyh Musa Türbesi ve ismiyle anılan mezarlık yolu üzerinde, Doğu Kışla karşısındaki alana yerleşir bu esnaf gurupları. Kimi kuyu kazarak su ihtiyacını gidermiş ise de dedemler üç ortakla suyu bol olan ve her zaman sahrici (Sarnıç) aslanağzından akan suyla dolup taşan “Bısten Ubeydalla” ismiyle bilinen Bostanı satın alırlar. Ön bölümde sebze ekerlerken arkada da cas malzemesinden iki katlı Medbeğeler inşa etmişler. Alt katta bir kaç büyükçe oda ( Bu odalarda icra ettikleri Debbağlık mesleği için gerekli olan malzemeler depolanırdı. Sumak ağaç yaprakları, mazı, palamut kireç vs.) İkinci katta odalar ve önlerinde “Ceğ” adlı uzunca balkon bulunurdu. Medbeğe’de sahriçlere su dolarken çıkardığı melodi sesi ile yaz akşamlarında balkonda yıldızları seyrederek yatmanın tadına doyum olmadığını hasretle anlatırlar bu meslekle dirsek temasta bulunan yaşlı amcalar.

    Anadolulun birçok ilinde olduğu gibi Siirtlilerinde İlginç halk inanışlarından nasiplerini aldıklarını görmekteyiz. Şöyle ki: Çocuğu olmayan kadınlar Medbeğe’ye götürülür ve “Tağar” denen havuzların üzerinden geçirilirmiş. Böylelikle çocuk sahibi olacağına inanılırdı. Bir de kocası tarafından sevilmeyen kadınlar Medbeğe suyundan alıp tütün tabakasına az bir miktar dökerlerdi. Kocası, sigara sarıp tüttürdükten sonra sevileceklerine inanırlardı.




    Dedem H. Nuri Obut

    DEBBAĞLIK ZOR’UN DİĞER ADIYDI
    Sabah ezanı ile birlikte Medbeğe yolunu tutarlardı Debbağlar. Bismillah deyip idare lambasının ışığı altında işbaşı yaparlardı. Buralarda birkaç işlem geçirirmiş deri. Deri yüzüldükten ve üstündeki tüyler dökülsün diye içi kireç dolu tağar denen havuzlara konulup birkaç gün bekletildikten sonra çıkarılırdı. Tüyü dökülmemiş yerler varsa özel yapılmış keskin bıçaklarla iyice temizlenirdi. Hiçte kolay değildi meslekleri. Hastalıklara davetiye çıkaran bir ortamda nafakalarını temin etmek için her gün, akşama kadar kötü kokular içinde debbağlık yaparlardı. Hastalıklara neden olan derilerden yayılan kokulara her ne kadar alışmışsalar da farkına varmadan beyinlerine, damarlarına, iliklerine kat kat sinmekteydi. Böylelikle hastalık onlar için kaçınılmazdı.

    İlerlemiş yaşına karşın çok dinç ve sağlam hafızalı dayım Hacı İsmail OBUT’la oturup sohbet etmiş ve mesleğe olan rağbetin azalması neticesinde bırakıp memurluğu tercih etse de gençlik yıllarında bu zanaatı yapmış bir ustası olarak kendisinden “Debbağcılık” konusunda bilgiler aldım. Bir derinin işleniş evrelerini şöyle anlattı. Havuz denen tağarlar insan boyu derinliğinde her birinin işlevi farklıydı. Ham deri kasaptan geliyor. Deriyi ilk etapta kireçte bekletiyorduk. Burada deri kıldan ve etten kurtuluyor. Bu işlem sırasında deride bulunan mikroplar da ölürler. Deriler (50–60 Deri birden) kireç havuzuna atılıyor. İki ay süresince haftada bir çıkartılarak havalandırılıyor ve tekrar kuyuya atılıyor. Kireçten çıkan deri yıkanıyor. Özel tahtalarda ve özel aparatlarla kireci kazınıyor, tekrar yıkanıyor. Deri içerisine nüfuz eden kireci kusturmak için sıcak suyla yapılan güvercin gübresi bulamacında bir gün bekletildikten sonra tekrar yıkanıyor. İçi kireçleniyor. Üç gün bekletiliyor. Daha sonra bunca emek sonunda artık satışa hazır hale gelen deriler katlanıyordu.

    AŞAĞI MEDBEĞE VE YUKARI “MEDBEĞE”
    Aşağı ve yukarı “Medbeğe” ismiyle iki bölümden oluşan imalata yıllarca burada sanat olarak devam ettirmişler. Bu sanat, günümüzde fabrika türü derilere yenik düşerek asırlardır devam eden, babadan oğluna geçen meslekte yok olmuş oluyor böylelikle. Takriben 45 yıldır tamamen terkedilmiş bir durumdadır. Debbağlar da 1960’lı yıllardan itibaren başka işler yapmaya yönelmişler. Yıllar önce Türkiye’de dericiliğin ileri olduğu iller arasında bulunan Siirt’te bugün maalesef dericilik yapılmamaktadır. Bu işten günümüze geriye birkaç yıl öncesine kadar bu işin vaktiyle yapıldığı yerde medbeğe kalıntıları da yeni yapılan ipek yoluyla o da yok olmuştur maalesef. Bu meslekten geriye sadece Eski Debbağlar çarşısında bulunan Debbeğ ailesinden 2–3 Derici, kesilen hayvanların derilerini satın alıp tuzlayarak, araçlarla İstanbul- Uşak ve Konya’da bulunan deri fabrikalarına göndermektedirler.



    VURMALI ÇALGILARA NE KADAR DA DERİ GERDİRMİŞLER
    Düğünlerimizin vazgeçilmezi vurmalı çalgılarımızdan Davul (Nakkara), Bendir (Def) ve Darbuka (Tımbıl), işlenen koyun ve kuzu derisi gerdirilerek yapılmaktaydı. “Beliteye Mit Mara”, “Immi Rohi Tışşıya” gibi türküleri defalarca hanımlara terennüm eden, sünnet, kına, düğün, asker uğurlama gibi özel eğlence gecelerinin duayeni Sebo Tete’nin kim bilir kaç defa define deri gerdirmiş Debbağlar? Ya Halenzeli şık giyimli Dırveş Hammet Ali’nin zilli defini.

    Şimdi de benim de mensubu olduğum oldukça kalabalık “Debbeğ” ailesinden söz edeyim müsaadenizle.



    ADLARINA MAHALLE OLAN AİLE
    Karakol ve Algül Mahalle sınırlarının iki tarafı, Melih ve Uvandurra Camii arasında bulunan alana veya enine, Şeyhler Çarşısından başlayarak romanlara da konu olan Çarnaçar Mahallesi olan Holaniye (Doğan Mahallesi) sınırına kadar; boyuna, Beyt’ıl Mep’uni Mezarlığından Şeyh İlyas Türbesine kadarki alanı içine alan bölgeye yerleşmişler diyebiliriz. O zamanlar nüfusu az olan Siirt’imizde bulunan yedi mahalleden birinin adı, bu köklü aileden almıştır. Aile Meclisinin toplanma merkezleri Melih Camii idi. Toplantı belirlenen günün yatsı namazına müteakip yapılırdı.

    Oy potansiyeli yüksek olan bu kalabalık aileye siyasiler seçim zamanlarında mutlaka aile büyüklerinin kapısını aşındırırlardı. Bağlılık ve birliktelik en son 25 sene öncesine kadar sağlanabilmiş. Nedense tılsımlı büyü bozulur ve dağılır. Bırakın mahalleyi, ili terk edenlerin sayısı artınca ve biraz hayat şartları, biraz da nemelazımcılık eklenince tabi haliyle organize olunamaz, bir araya gelinemez oluyor.

    Siirt’te epeyce genişlemiş olup Debbağlar ailesinin kız ve erkekleri evlenmelerle yeni aileleri oluşturmuşlar. Dışarı kız vermemişler önceleri. Daha sonraları dışarıya hem kız vermişler hem de kız aldıklarını görmekteyiz. Zamanla da soyadı değişiklikleriyle aileler bölünmüş, yeni nesil birbirini tanımaz olmuş maalesef. Debbağ ailesine mensup fertler her ne kadar farklı soyadı almışlarsa da akrabalık bağının göstergesi olarak birbirlerine amcaoğlu(Iben em) diye hitap etmeleriydi. Veya yakınlık derecesi sorulduğunda amcazade anlamında (Beni A’mem) denirdi.

    Debbağ sülalesine mensup olan her ferdi, söz meclislerinde mutlaka yüksek ve başköşede otururmuş. Konuşmaları da büyük olurmuş. Hani derler ya, “Büyük adamın lafı da büyük olurmuş.” Debbağ Ailesi Siirtçe dediğimiz mahalli Arapçayı en iyi kullananlardan ve söz sanatını en iyi bilenlerdendir. Bir durumu temsil yoluyla anlatmak maksadıyla kabul görüp yayılmış ve meşhur olan bayağı darb-ı meselleri vardır bu aile büyüklerinin.

    Beyt’ıl Mep’uni Mezarlığı, Dabbakların aile mezarlığı idi. Daha sonraları Şeyh Musa Mezarlığını tercih etmişler.

    Mesleklerine, yıllarca yürek ve emek veren Debbağ Ailesi, gerek sanatlarını icra açısından ve gerekse zenginlik bakımından belirgin bir hale gelmişlerdi. Son zamanlara kadar hem yapısını ve hem de geleneklerini koruyarak geldiğini ve kökenini unutmadığı görüyoruz.
    Debbağ ailesi de diğer aileler gibi halk inanışlarından nasibini almıştı. Tamamında yoksa bile kısmen mesela bizim ailede Salı günleri yeni eşya alınmaz ve hiçbir zaman turşu salamura yapılmazdı. Turşu ihtiyacımız akraba ve komşuların hediye olarak getirmeleriyle karşılanırdı. Unutarak veya yanlışlıkla Salı günü almışsak yeni bir eşyayı hemen komşulara ertesi güne kadar emaneten bırakırdık. Unutamadığım çocukluk hatıralarımdan biri de bununla alakalı. Günlerden salı idi ve annem o gün unutarak yeni bir eşya almış eve. Hatırladığında tereddüt etmiş. İnşallah bir şey olmaz deyip komşulara göndermemişti. İşte tam o sırada ben, plastik topla oynarken duvarda asılı aynayı kırmışım. Hemen karara varıyorlar. Salı günü aldığımız yeni eşya… Ben de paçayı yırtmış azar işitmemiştim. Çünkü suçlu bulunmuştu.




    “DEBBEĞ” AİLESİNİN TESPİT EDEBİLDİĞİM BELLİ BAŞLI SOYADLARI ŞUNLAR:
    ARIK
    AYHAN
    AYYILDIZ
    BAYSAL
    CANDABAKOĞLU
    CANDER
    ÇAĞLI
    ÇAVUŞ
    ÇAVUŞOĞLU
    ÇENGEL
    ÇİNGİL
    DABAKOĞLU
    DELEK
    DÜLGE
    ERDABAKOĞLU
    ERES
    FİNİK
    GÖNCÜ (KARRASA)
    GÜNÇ
    KESKİN
    KIVANÇ
    KLAY
    KURBAN
    MAZI
    OBUT
    ÖZDABAKOĞLU
    ÖZEKİCİ
    ÖZGÖNCÜ
    ÖZMAZI
    ÖZTURAN
    ÖZYAŞAR
    SABAZ
    SAKLAN
    SOYSAL
    SUSAM
    SÜRME
    TAYBOĞA
    ULU
    UYANIK
    VURAL
    YENİ
    10.03.1980 tarihli ve rahmetli Nasri Soysal imzalı yazıyı tabloya dökerek aynen aşağıya aldım.




    TASAVVUFLA İLGİLİYDİLER



    Şeyh Muhammed Diyauddin Hazretleri

    Aşağı Medbeğe imalatçıları Debbağlar ile Halenze (Bağtepe)’lilerin bir bölümü, bölgede namını duydukları Nakşî Tarikatı Altın Silsilenin önemli bir halkasını teşkil eden Şeyh Muhammed Diyaeddin Hazretlerine intisap ederler. Böylece Tasavvuf halkasına dâhil olurlar. Peki, sohbetlerine devam ettikleri bu zat kimdi?
    Asıl adı Muhammed Diyauddin (K.S). Seydayi Taği Hazretlerinin oğludur. Hazret, lakapları olur. Hazret, yedi yıl kadar Şeyh Fethullah Verkanisi Hazretlerinin yanında amel eder. Sonunda da daha mürşitleri sağlıklarında kendisine irşat izni verilir. Mürşitlerinin vefatlarından sonra da tam yirmi dört yıl dini tedrisat ve irşatla meşgul olmuş. Zaman zaman müridanlarının bulunduğu illere davet edildiğinde kırmayarak ziyaret edermiş. İşte bir gün Hazret, Siirt’e gelir. Rivayet olunur ki, o gün ilde resmi tatil ilan edilir. Muhipleri, Hazret’i Kezer çayına kadar gidip orada karşılarlar. Yaşadığı devrede çıkan 1.Dünya Savaşında talebeleriyle beraber Ruslarla göğüs göğüse mücadele vermiş. Bir top mermisinin patlaması sonucu, şarapneli sağ kolunu koparmıştır. Ondan sonra artık tek kolla hayatının sonuna kadar İrşat ve tedrisata devam etmiştir. Güroymak’ta bulunan ilim yuvası, talebelerin gerçek manada hem zahiri hem de batıni ilimleri tedris etmişler. Ardından 15 Halife bırakan Hazret, 1923 yılında Güroymak’ta Hak’kın rahmetine kavuşmuştur. Güroymak’ta bulunan babalarının yanına defnedilmiştir.

    Nesilden nesile, aralıksız devam eden, ilimizdeki Debbağçılık mesleğinin son temsilcilerinden Dedem Hacı Nureddin Obut işte, bu zata gençlik yıllarında eteğine yapışmış. Vefatına kadar öğretileriyle çizdiği yola baş koymuş ve silsile yoluyla devam eden halifelerinin yanına gidip gelmiştir. Çok istifade ettiğim ve çok sevdiğim dedemle lise yıllarımda beraber Güroymak köyüne beraber gidip Hazret’in Markadını ve Dergâh işlevini yürüten torunlarını ziyaret etmiştik.
    Yaşlı bir amca, dedemi anlattı bana geçenlerde. Gönül verdiği mesleğini yaptığı zamanlarda derileri kireçlerken, parlatırken tasavvufi, duygu yüklü kasideler terennüm edermiş, aşk ve muhabbetle. İzmir’de vatani görevimi ifa ettiğim süre içinde vefat eden dedemin hayat tecrübesi mükemmel dereceydi. Okuma-yazma bilmezdi, ama anlattıklarını dinleyenler hayrete düşerlerdi. Neyi, nerede konuşulması gerektiğini iyi bilenlerdendi. Dini bütün mütedeyyindi. Dizi dibinde Kur’an öğretti bütün torunlarına. Nüktedandı. Bir fıkra anlatışı vardı ki biz torunlar topluluğu kahkahalara boğulurduk. Rasıl Hacar panayırını son nesil olarak yaşayanlardanım dedem sayesinde. Ahir ömründe yaptığı organizeyle doğa harikası mekânı çocuk yaşta görmüştüm. Hayırla yâd ediyorum. Nur içinde yatsın.

    Toplum olarak bizler her geçen gün kendi akrabalarımızı tanımamakta, öz benliğimizden uzaklaşmaktayız. Örf, adet ve geleneklerimiz kaybolmakta ve yabancı bir kimliğe bürünmekteyiz.
    Aile kavramının günden güne önemini yitirdiği günümüzde, hem vefat etmiş aile büyüklerinizi anımsamış hem de bu köklü aile hakkında derleyip toparlayabildiğim bir demet bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim.

    Sözlü kültür birikimi zihinlerden silinmekte, geçmişle bağlarını koparmakta olduğunu üzülerek görmekteyiz. Ailemize ait bir soyağacının var olduğunu duydum. Elde etmek için gayret gösterdim ama olmadı.

    Merak edip, dedemler hakkında araştırma yapmak istedim. Dar çerçevede, gücüm nispetinde eğer Dabbaklar ailesini bir nebze anlatabildiysen kendimi şanslı hissedeceğim.
    Her türlü yapıcı eleştiri öneri, istek ve katkınıza beklerim. Aile bilgilerinin toplanmasında katkı sunacaklara şimdiden teşekkürü bir borç bilirim.

    Katkı sağlamak isteyenleri sabırsızlıkla ve heyecanla bekliyorum efendim.

    Saygıyla…

    M.Şakir ÖZMAZI
    sakir.56@hotmail.com

    1940’lı yıllarda Siirt’te şehrin dışında bulunan “Medbeğeler”
    (Bekir Sami Seçkin koleksiyonu)


  2. #2
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.997
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Dericilikte Siirt oldukça ilerideydi.

    Şakir abiye de bu konuyu eşsiz araştırması ve sunumundan ötürü teşekkür etmek istiyorum.

    Allah razı olsun.


 

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 11.04.2009, 00:00
  2. Siirt'te Bir Yıl Nasıl Geçti
    By DeRBeDeR in forum SİİRT'TEN HABERLER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.01.2009, 11:02
  3. Siirt'te "Anadolu Aşkı" adlı dizi filmin çekimlerine başlandı.
    By cenkyildiz in forum SİİRT'TEN HABERLER
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 25.05.2008, 22:16
  4. Siirt'te Bakırcılık ve Bakırcılar
    By RoHaN in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.03.2008, 04:24
  5. Tatilinizi Siirt'te Geçirin!!!
    By DeRBeDeR in forum SİİRT'TEN HABERLER
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 17.03.2008, 13:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •