Peygambere Mektup Yarışması İkincisi
Ey Sevgili Sultanım!
Ellerim titriyor, adınızın her harfini bu ak sayfaya işlerken. Kalbim, sizin adınızın azametliğine dayanamıyor. Kendimi heyecanın can alıcı pençesinde yüzüyor hissediyorum.
Size olan sevgi ve saygımı bu yıpranmış ve pörsümüş sözlerle ifade etmenin mümkünatı yok. Her ibadet edişimde ve her şehadet'i şerifeyi terennüm edişinde o mübarek adınızla yeniden doğuyor ve yeniden hayat buluyorum, bu sömürülmüş ellerde.
Ey Sevgili! Sizi ilk, meleklerin meleğinden, annemden öğrendim. Sizi öğrendikçe, muazzam bir heyecan ve anlatılmaz bir mutluluk, bir sevinç deryası içinde hissediyorum kendimi. O, anlattıkça pak olan kalbimi sizin o erişilmez nûrunuzla nakşediyordum. Çünkü kalbime işlediğim bu nakışlar, beni kötülüklerin şerrinden koruyacak ve zalimlerin zülmü sefasından uzak tutacaktı.
Sevgilisi olduğunuz Yüce Rabbim'e her gün binlerce defa şükürler olsun ki ben de sizin ümmetinizden bir kulum. Ben de yüreği İslamla müjdelenmiş bir âcizaneyim. Sizin ümmetinizden olmak, sizin yolunuzda ilerlemek bana mutlulukların en büyüğüdür. Bu yolda ilerlerken yarı yolda kalmışların ve tutunacak dalı kalmadığına inananların yüreklerine sizi ve Rabim'i işlemek, en büyük görevim olduğunun inancı içerisindeyim. Feryadı figan edenleri, İblisin tuzağından kurtarmak ve onlara sizi anlatmak istiyorum. İblis mi yıllardan beridir, susamış yüreklere zulmetmekten vazgeçecek!
Ey sevgili, yıllarca, siz geleceksiniz diye yolunuzu beklemiş ve sizin o mübarek cemalinizi görmek aşkıyla yanıp tutuşan İbni Said gibi kalplerden biri olmak isterdim. Bu yüzden, her akşam sizi rüyamda görme umuduyla yorulan gözlerimi kapatarak yatıyorum. İşte önümde açık bir kapı ve uzunca dar topraklı bir koridor.. Her iki tarafında, beyaz giysili melekler sıralanmış. Kolumdan tutan iki kol, beni bu uzun koridorda uçuyormuşçasına müthiş ışık saçan ucuna götürüyorlar. Yalnız bırakıldığım anda, önümde yüksekçe, toprak kalıplı bir yerin üzerinde buluyorum Kur'an-ı Kerim'i. Şaşkın ve heyecan dolu gözlerle oturup, besmeleyle açıyorum, elimde hissettiğim bu kutsal kitabı. Kur'an-ı Kerimi açtığım an, topraktan bir kapı açılıyor ve tüm cemaliyle karşımda birini görüyorum. Etrafa öyle bir ışık şaçıyor ki, gözlerim kamaşıyor bu ışık karşısında. Sevinçten gözyaşlarım yağmur damlaları gibi akıyor. İşte bana doğru geliyor ve önümde açık duran Kur'an-ı Kerim'i bana göstererek; "oku!" diyor. Okumak ne mümkün... Gözyaşlarım diniyor biran ve dilim çözülüyor. Heyecanla ve coşkuyla okumaya başlıyorum. Okurken başımda o mübarek elin dalaştığını tüm vücudumda hissediyorum. Vücudumun her hücresi parçalanırcasına bir heyecan içinde. "Oku, oku, oku..." sesleriyle uyanıyorum. Yastığımda gözyaşlarımın ıslaklığını hissediyorum. Gördüğüm sadece bir rüyaydı. Rüyamda gördüğüm zat, sizden başkası değildi. Çünkü; ancak sizin yüzünüz bu kadar nurlu olur ve ancak sizin cemaliniz hiçbir şekilde tasvir edilemez. Ne mutlu bana& Yüce Rabbim bunu, bana bahşettiği için binlerce kere şükürler olsun.
Kör olmuş gözler, hakaretler yağıyor size, o iğrenç kalemleriyle. Ne kötüdür, kör gözlü gafil adam olmak! Ama onlar gafil olduklarının farkında olmayan, yok olmuş fakat yaşayan kör misali derbederlerdir. Sizin "Allah'ım sen ıslah eyle bu neslin evladını!" dermişçesine hissediyor kalbim. Evet, Rabbim onları ıslah eylesin. Onlar kendilerini kızıl ateşlere körüklediklerinin farkında olmayan sefillerdir.
Şu kısacık ömrümde tek dileğim ve tek hayalim sizin o mübarek ayaklarınızla bastığınız ve her adımınızla arşınladığınız o toprakları görmekten ibarettir. Yüce Rabbim, orayı görmek aşkıyla yanan tüm gözlere nasip eylesin...
Fatma ELÇİÇEK
14 Eylül Anadolu Lisesi
9-A, No:38