-
Çeçenya'ya Ağıt
Çeçenya'ya ağıt
Öncesi...
(Magamed, Çeçenyalı bir baba idi)
"-Evim, kırmızı tuğladan çevirme,
ve bahçem hep rengarenk oldu.
Kapım dostça gelene açık, gönlüm gibi.
Ben bu sisli ve dumanlı yurdun tamamlayıcısı,
Burada hayat bulanı, burada kök salanı, buranın
malı...
Evim kırmızı tuğladan çevirme,
İçi hep sımsıcak, senin ve başkalarının yuvası gibi."
(Leça, bir Çeçen genci idi)
"-Ben acımı sağaltmayı bilirim
Ben elimdekini bölüşmeyi,
Yüreğimdekini üleşmeyi
Dağlardan aşan yolları bildiğim gibi bilirim.
Ben dünyası bu dağlardan ibaret küçük bir halkın,
Bir avuç yüce gönüllü adem oğlunun çocuğuyum."
(Madina, bir Çeçen nine idi)
"- koca dünyanın kaç köşesinde parçam var
kaç köşesinde yüreğimden kopardığım
bağrımdan söküp alınmış
izlerini kaybettiğim çocuklarım.
Ama güneşe gülümsemeyi ben bilirim,
Yağmurda ıslanmayı, karda üşümeyi."
. . .
(Onlar Çeçenler idi)
"-Memleketim,
Nuh'tan beri yurdum,
Dost selamı, özgürlük şarkısı, garmon sesi...
Şen misafir sofraları, duanın ve imanın yurdu.
Memleketim, hak ettiğim, sevdiğim, döndüğüm...
Gök gözlü kızların, ak tenli anaların ve kanın yurdu.
. . .
Şimdi
(Aylık bir siyasi dergiden Çeçenya manzarası)
Havada boğucu bir sis ve dışarıda dondurucu rüzgar,
Gökyüzü hep dumanlı, renkler hep mat orada.
Her şey gri, her şey siyah.
Her şey ortada.
En kuytu yerinden vurulmuş kanamakta
Sahipsiz taşlar gibi kimsesiz kullar,
Görülmedik kabuslar ve hafakanlar.
Duyulmadık aşağılamalar ve baş aşağı düşüş.
Duymasa da kimse, duyumsamasa da...
........
( Bir gazetecinin objektifine yansıyan görüntü)
Şimdi elindeki son mumum son aydınlığında,
Yüzünü son kere göreceğim ve kararacak sığınak.
Küçük çocuğum, yorgun anam ve yaralı kardeşim.
Sığınaklar kırmızı tuğladan evimiz gibi değil.
Ellerim öyle soğuk, yüreğim öyle halsiz ki.
Halim terk edilmiş şehirler gibi.
Şenliksiz, sessiz ve bitkin.
Dışarıda bomba sesi, çığlıklar, naralar...
........
(Başkent Grozni'de kimsesiz kalmış bir yaşlı...)
yaratıldığından beri dağlar ve insanlar,
hiç bu kadar utanmadı dağ ve insan olduğuna.
Tanıdık değil bu hal insanlığın en ince yaşandığı
Sisli ve dumanlı ve kayalık ve karlı doruklara.
Ben yaşamda yer etmeyi ve soluk almayı
Ben kara olan her şeyi beyaza boyamayı,
Ben çocuklarım için ümitlenmeyi, sevdiklerime
sarılmayı
Ve güzelliklerle hatırlanmayı
Öyle özlemişim ki...
(Bir gazetenin sekizinci sayfasında katliam görüntüleri)
ölüm hiç bu kadar korkunç olmadı
ve ölüm meleği hiç bu kadar yorulmadı
ve hiçbir ölüm bu kadar sessiz,
bu kadar fark edilmez ve umursanmaz olmadı.
Çiçek yapraklarına çiğ düşer gibi,
Toprağa kar düşer gibi,
Yiğitlerimiz, yaşlılarımız bebeklerimiz toprağa düştü.
(Ajans Kafkas'ta haber... Çeçen analardan protesto)
bombalar dövüyor şehir yıkıntılarını
şimdi sus pus oldu dağlar nicedir
nicedir analar yollarda
nicedir beklenen oğullardan ümit kesildi.
Şimdi tel örgüyle çevrili kamplara doluştuk
Nicedir sesimiz rüzgara karışıyor,
Çağrımız suya yazılıyor
Nicedir...
(Çeçenya'ya gazeteciler sokulmuyor)
şimdi yıkıntılar var kalabalık şehirlerin yerinde
şimdi parçalanmış vücutlar ve gururu kırılmış kadınlar
var
şimdi dağılmış aileler, kaybolmuş insanlar var
şimdi kemikler var kimliği teşhis edilemeyen
şimdi kan var
şimdi göz yaşı var.
şimdi insaf yok, insanlık onuru yok
şimdi...
karanlık her taraf.
(Mashadov'dan açıklama; SA-VA-ŞA-CA-ĞIZ!)
sen gururu ve onuru hiçbir zaman bir kenara bırakma
yaşam o kadar kısa ki...
sen yıkıntılar içinde, toz dumanda, soğukta ve sıcakta
sen bomba sesleri, kurşun vızıltıları ve çığlıklar
arasında
yangında ve yanılsamada,
insanlığa son kez özgürlüğün bedelini hatırlat.
........
(Timur Mutsurayev'in gitarıyla seslenişi...)
Anne! Öldüğümü görürsen
Evimizin bahçesine göm beni.
Anne! Eğer cesedim sana ulaşırsa
Onurlu savaşta teslim olmadığımı söyle
Tanıdıklarıma, çocuklara ve silah arkadaşlarıma.
Anne! Öldüğümü duyarsan,
Cesedimden bir parçayı olsun sana getirsinler.
Evimizin bahçesine göm onu.
Ve sakın anne,
Sakın benim için ağlama...
........
(Tanrıdan sonra en kutsal olan insandı)
Dost olmayı onlardan öğrenmeliydi dünya,
güzel günü paylaşmayı, kötü günü sırtlanmayı,
şiir gibi yaşamayı ve bir gün destan olmayı
güzelliği, zarafeti, cesareti, nezaketi...
usanç veriyor artık yiğitliği ispatlamak
ama yaşam utanç vermiyor.
........
Sonrası
Asra yemin olsun ki insan oğlu hep hüsrandadır.
yemin olsun ki insanlık pişman olacaktır
ki bu asır insanlığın en utandığı çağ olacaktır.
Nerede üzerine insan haklarını karaladığınız kağıt
parçaları
Nerede haddi aşana vereceğiniz ceza
Ve nerede kanunsuzların koyduğu kanunlar
Çocuklarınız nerede, kadınlarınız neden susuyor
Nerede cımbızınız ve aynanız
Nerede tankların önüne geçecek onurlu insanlarınız
Çevrecileriniz, savaş karşıtlarınız, hümanistleriniz
Ve insan dostlarımız.
. . .
Savaşın bilançosu bir küçük kağıtta artık.
Üç yüz bin can deyiveriyoruz bir çırpıda
Üç yüz bin canın bir tanesini bile
Dünyaya duyurmaya güç yetiremiyoruz.
. . .
Dağlar sisli, hava hep dumanlı orada
dağlar sisli,
hava dumanlı...
Hulusi Üstün