Tanınmayan bir yer.. (ARDAHAN) Tanımak isteyen yumulsun :)
Ardahan.. bu konu sayesinde memleketi tanıyacaksınız..
önce LopbazTeam'dan bahsetmek istiyorum.. gerçek hayatta da sizden iyi olmasın iyi dostlarım var :) bizden bir kaç kuşak önceleri bizim mahalle sakinlerinin genel lakabı "lopbaz" imiş.. anlamı ise dik başlı, kendi dediğini yapan, kimseyi dinlemeyen gibi bişeyler olması lazım :) grubun adının neden LopbazTeam olduğunu az çok kestirebilmişsinizdir umarım..
Bizim genelde hep beraber oturduğumuz sigara içtiğimiz sohbet ettiğimiz bi bahçemiz var. Bu bahçenin ise ayrı bir mazisi var.. Kurtuluş Savaşı ve yakın tarihlerde olan ermenilerin Kars-Ardahan-Erzurum da büyük soy kırımlar yaptığı zamalarda Mahallemiz insanlarının bir kısmı bir camii'ye doldurulur ateşe verilmek suretiyle canlı canlı yakılır.. Ve bir zaman sonra bu Camii'nin anısına bir bahçe yapılır ve Adı Yanık Camii Bahçesi konur.. Tabi bizim arkadaşların tabiriyle Yanık Cami Şehitlik Parkı :)
ilk önce o bahçeyi paylaşayım istedim..
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Şimdi Ardahan genelinden bir kaç güzel fotoğraf ekleyelim..
Bu da Ardahan kalesinin üstünden çekilmiş bir fotoğraf...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Bu da Ramazan Tabyası diye adlandırılan eski askeri Kışladan çekilen bir foto..
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
İşte Burası Ardahan Kalesi Girişi..
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Yılda Bir Kez Dağlarımıza vuran Atatürk Silüeti...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Ardahanda kış şartlarını gösteren bir kaç foto...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Kura Nehrimiz...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Ardahan gecelerinden bir görünüş..
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Şimdilik bu kadar yeter.. Sonra Ramazan tabyası anılarımızı resimli olarak anlatacağım.. :) sayqılar..
Selam: Tanınmayan bir yer.. (ARDAHAN) Tanımak isteyen yumulsun :)
Neresi Gezilir?
DOĞANIN CÖMERT DAVRANDIĞI ARDAHAN VE TARİHİ GÜZELLİKLERİ
Ardahan ve çevresi tarihin en eski dönemlerinden beri çeşitli uygarlıklarca iskan olunmuş önemli bir yöremizdir. Urartu, Med, Pers, Roma, Sasani, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan yörede birçok tarihi eser ve kalıntı bulunmaktadır. İl genelinde Urartu Kalelerinin özelliklerini andıran kaleler, bu yörede yaşamış gayrimüslim tebaanın yaptığı küçük şapel niteliğinde kiliseler, tarihi camiler, Ardahan ve çevresine özgü mimari özelliklerine sahip evler, hamamlar, çeşmeler, çeşitli dönemlerin izlerini taşıyan heykel ve figürler bulunmaktadır
IŞIK YATAĞI POSOF
Kış aylarının yazdan çaldığı, Ardahan'ın iklim bakımından en şanslı ilçesi Posof. Şimdi, gökte delişmen bahar mavisi, yerde toprak içten içe cıvıldıyor. Posof, bir kasaba değil, rengárenk bir vadidir, ışık yatağıdır. Gürcülere, Selçuklulara ve Osmanlı'ya korumalık etmiş Kol Kalesi'yle aynı adı taşıyan Kol Köyünün yanında doğan Posof Çayı, Gürcistan'ı geçip Hazar Denizi'ne giderken, bölgeyi yıkayıp arındırıyor, vadileri ışıtıyor.
Arıcılık buranın tarihinde bakırcılık, bıçakçılık gibi başka zanaatlar kadar yer tutar. Saf Kafkas arı ırkının mekánı Posoftur. Çünkü doğa hem korunaklı hem de çok zengin. Ardahan bir zamanlar, başka illerin karşısında övünecek denli büyük ormanlara sahipmiş.
Posof'tan yola çıkıp Ilgar Dağı'nı aşınca orman bitiyor. Damal'ın düz çayırları başlıyor, ağaçsız yamaçlar; geleneksel giysileriyle bezedikleri bebekleri kadar saf, çocuksu insanların toprağı başlıyor. Evliya Çelebi, eski adını Bortekerek diye yazıyor buranın; Feridun Ababay, Kuzeydoğu Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası adlı çalışmasında Pertekrek diye. Asıl önemli olan ve burayı diğer yerlerden ayıran, giyimi kuşamı ve bütün bunu dünyanın çeşitli yerlerinde temsil eden bebekleridir.
DAMAL'IN BEBEKLERİ
Damal'da bebek imal edilmiyor. Bebekler giydiriliyor. Damal bebekleri denildiğinde akla gelen ilk isim Damal bebeklerine öncülük eden Fidan Atmaca oluyor. Burada doğup büyüyen Atmaca, çocukluğunda tahta parçalarını giydirerek kendi bebeklerini yapıyormuş. Gün gelmiş yerel giyim söz konusu olunca, herkes Fidan Hanım'dan yardım istemeye başlamış; genç kızların çeyizleri, tören giysileri için...
Derken, Atmaca'nın aklına otuz yıl sonra yeniden kendi yaptığı bebekleri giydirmek gelmiş. Tanımadığı bir adam 1990 yılında, bebeğini satmasını istemiş. O da satmış. Bebek, İzmir'de katıldığı bir yarışmada birincilik almış. Aynı bebek 1996'da Japonya'daki bir yarışmada da el emeği kategorisinde birinci olmuş. Ancak, Fidan Atmaca'nın bütün bunlardan hiç haberi olmamış.
BİR DOĞA HARİKASI ÇILDIR
Ufkun sınırlarını burada dağlar çizer. Bir kuşatılmışlık hissi verir etrafı çepe çevre saran dağların yüksekliği. İnsanın kaderini yağan kar belirler. Dağların ötesi hep hayaldir, umuttur yada gurbet. Yaşlılar yada diğer deyimle eski topraklar benimsemiştir bu durumu. Onlar için gurbet yolu gözlemek, sevdikleri için hasret çekmek sıradanlaşmıştır. Yeniler kaçmak ister buradan sıcak denizlere, büyük şehirlere, umutlara&.
Ardahanın ilçesi Çıldırdan bahsediyorum.
Çıldır tüm Anadolunun gelişmemiş şehirleri köyleri gibi kahvehanelerle doludur.
Kahvehanelerin tahta masalarında bir ömür tüketir erkekler. Hayvanların bakımını kadınlar üstlenmiş durumda.
Çıldır derin bir yalnızlık şehri, bir unutulmuşluk anıtı gibi dağların arasına sığınmıştır. Şehrin etrafındaki dağlar doğal yapılmış surlara benzer, çıkmak zor, girmek zor. Şehre ötelerden selam getirip başka illere selam götüren tek tesellisi, ortasından geçen çay olsa gerek. Çaydaki suyun sesi ve çayda yüzen kazların sesi olmasa terk edilmiş bir şehri andırır.
Baharda bir yayladır, yeşilin üzerinde papatya, hayvanlar, çobanlar bir armoni oluşturur. Kışın ise beyazlar giymiş gelin gibi, utangaç ve bir o kadarda sessizdir. Hani bir kar yağdı mı rüzgar savurdu mu karları boşluğa, yaslı bir gelin olur Çıldır, susar suskunluk denizinin içinde boğulur çığlıkları.
Tüm kuşlar Çıldırın uzağında, dağların arkasındaki çıldır gölüne çekilmiş yada buraları terk etmişlerdir. Çıldırın tek kuşu kargalardır.
Çıldır da yaşayan kargalarla, Çıldırlıların kaderini bir gördüm. Ne kargalar gidebiliyor buradan nede Çıldırlılar. Çıldırdan ekmek parası için göçenler, leylekler, yaban kazları turnalar gibi gelir bana. Göçenler bir daha dönmezler yurtlarına.
BÜYÜLÜ ÇILDIR GÖLÜ
Kimi kaynaklarda adı Zurzuna'dır Çıldır'ın. Bulutlar güneşin kaynağını açtığında su boyları, çayırlar içten içe buğulanıyor. Çıldır bir eyalet adıdır geçmişte, büyük ve kapsayıcıdır; en önemli merkezi Ahıska'dır.
Elbette bütün bu meşakkatin en görkemli ödülü, Van Gölü'nden sonra, doğunun en büyük ve büyülüsü Çıldır Gölü'dür. Ortasında 2 bin 200 metrekarelik bir ada kent var. Akçakale Adası'nda eski çağlarda kimlerin yaşadığı iyi bilinmiyor. Bugün çeşitli kuş türlerinin yavrulayıp gittiği bir arkeolojik sit alanı. Su, etrafında yaşayan insanları etkiliyor. Çıldır, Ardahan coğrafyasının son derece sarp bir yeri. Eğer Ardahana kuşbakışı bakarsak; Ardahan'ın akarsular, platolar ve kanyonlar bölgesi olduğunu görürüz.
KÜÇÜK ARDAHAN GÖLE(MERDİNİK)
Söylencelerde Göle
Derler ki: ''Çok eskilerde burası kocaman bir göl imiş. Sonra sular çekilmiş, güzel, güzel olduğu kadar da yeşil bir ova oluşmuş. Bu yerleşim bölgesine, göl adından esinlenerek Göle adını vermişler.''
Göle adına ilgili başka söylenceler de dinledim. ''Kol-kola'' anlamında bir isim daha var imiş. Giderek ''Kola'' adı Göle olmuş.
Bu yöreye yerleşen Türkmen ya da Terekeme boylarının yeşil renge göğ dedikleri için, bu yöreye Göglü Ova demişler: Göglü sözcüğü giderek, ''Göyle'' Göle olarak değişime uğramış. Şimdi bu yöreye Yeşil Göle deniyor.
Bu söylencelerin hemen hepsini yazmak yerine, birini daha aktaralım. Köle Bey diyarı olarak bilinen bu yöreyi, Osmanlılar 16. yüz yılda kendi topraklarına katınca Köle adını değiştirerek Göle koymuşlar.
Bildiğim kadarıyla eski adı ''Merdinik'', Merdinik ilçesi, Merdinik Tepesinin eteğinde kurulan şirin bir köydür. Daha sonraları Merdinik halk tarafından merkez adıyla anılmaya başlanmış. Çok sonraları Göle olarak değiştirilmiş.
Göle ilçesi çok önceleri, Ardahan sancağının güney kesiminde olduğu için, adına ''Küçük Ardahan'' da denmiştir.
Söylencelerden sıyrılarak günümüze gelelim. Göle ilçesi, bir yönüyle de Deli Yusufun yurdu olarak tanımlanan Yiğitkonağı Boğazından önce birleşen Kür Irmağının beş kolundan dördünün yayıldığı kocaman bir ovadır.
Göle ilçesinin güneyinde Allahu Ekber Dağları yeralır. Kuzeyinde Ardahan, doğusunda Kars, batısında ise Erzurum sınırlarıyla çevrilidir.
ÖZGÜR BİR DİYAR HANAK
M.Ö. 680 li yıllara kadar Urartu hakimiyetinde kalan Hanak ın yazılı kaynaklarda
bilinen ilk ismin Kırmalar mevkiindeki Kaya yazıtından alınan Urartuca bilgilere dayanılarak ''Tariu'' olduğu anlaşılmaktadır.
Çeşitli medeniyetlere beşiklik eden Hanak Oğuzların eline geçtikten sonra farklı isimlerle anılmıştır. (Kanak- Kanık) Oğuz boylarından (Kıpçak) ağzıyla ''KHANAK'' oymağından kalma olduğu sanılmaktadır. Zamanla baştaki ''K'' harfi düşüp ismin sonundaki ''H'' harfi telaffuz zorluğundan dolayı ''K'' harfine dönüşerek Türkçe büyük ses uyumuna uygun hale gelmiş ve ''Hanak'' olmuştur.
İlçeye bağlı Karakale köyü ortaçağda ilbeyi merkezi idi. Bugünde köyde eski şehrin harabeleri mevcuttur. Kırmalar mevkiinde bulunan Kaya Yazıtı şehrin tarihine ışık tutmaktadır.
Selamverdi mahallesinde bulunan Kilise kalıntısı ile şehrin Güneybatısında merkeze yaklaşık 5 km. mesafede bulunan Kırnav Kalesi tarihi değere sahip yerlerdir. Ayrıca ''Harosman'' adıyla maruf Ortakent yakınlarında bulunan kaya oymalı, irili ufaklı mağaralar tarihçi ve arkeologların araştırma ve tetkiklerini beklemektedir.
Osmanlı taşra teşkilatı ve eyalet sistemi içinde Hanak ve yöresinin ''Meşe Ardahan'' namıyla ve ''Küçük Ardahan'' olarak yer aldığını biliyoruz.
Hanak, 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı- Rus savaşından sonra 3 Mart 1878 de imzalanan Ayestefanos Andlaşması ile Elviye-i Selâse (üçvilayet) den olan Ardahan ile birlikte Rusya ya savaş tazminatı olarak verilmiştir. Rusya nın I. Dünya Savaşı devam ederken Bolşevik ihtilaline sahne olması nedeniyle savaştan çekilmesinden sonra imzalanmak sorunda kaldığı Brestlitowsk Barışı ( 3 Mart 1918 ) ile Bolşevik Rusya buraları Osmanlı Devleti ne teslim etmek zorunda kalmıştır. 30 Ekin 1918 de Mondros Mütarekesiyle tekrar elden çıkan Hanak, 3 Aralık 1920 de imzalanan Gümrü Antlaşmasıyla resmi olarak Gürcülerden alınmıştır. Fakat bu tarih Ardahan ın Türkiye ye İltihak tarihi olup asıl Milis Kuvvetleriyle düşman işgalinden kurtuluş tarihi 1 Marttır. 11 Mart 1921 tarihinde yapılan Moskova Andlaşması ile bu durum siyasi sonuca bağlanmıştır. Ardahan ın nahiyesi iken 1958 yılında ilçe olmuştur.
KİLİSELER
Kilise kelimesi Yunanca ekkelisia kelimesinden gelmektedir. Kilise kelimesi toplanmak anlamına gelmektedir. Bu kelime bizdeki cemaat ve cami kelimelerinin karşılığıdır. Hıristiyanların ibadet et**SANSÜRLÜ-KELİME**mek için toplanmalarına mahsus olarak inşa edilen ibadethanelere de kilise denilmektedir.
Kiliselerden daha küçük ölçülerde yapılan ve umuma mahsus olmayan küçük kiliselere, bizim mescidin karşılığı olmak üzere şapel denilmektedir.
Ardahan ve çevresinde, kaynaklarda adlar dahi geçmeyen Hıristiyan dönemi dini mimarisine ait, çok sayıda küçük şapel niteliğinde kilise bulunmaktadır. Büyük oranda tahrip edilmiş olan bu yapıların, yörede Bizans hakimiyeti sırasında yaptırılmış oldukları tahmin edilmektedir.
ÖLÇEK KÖYÜ KİLİSESİ
Ardahan'ın 15 km. doğusundaki Ölçek Köyü'nde yer alan bir kilise kalıntısıdır. Yapım tarihi tam kestirilemeyen bu kilisenin X.-XI. Yüzyıllardan kalmış olabileceği tahmin edilmektedir.
Kalıntılar oldukça harap durumdadır. Kilise yakınlarında, kare biçimli oyuğa sahip eski bir sunak taşı çevreye gelişi güzel atılmış bir şekilde durmaktadır.
ÖVÜNDÜ (VAŞLOP) MANASTIR KİLİSESİ
Çıldır ilçesine bağlı Kurtkale beldesinin yaklaşık l km. kadar doğusundaki Övündü (Vaşlop) Kö-yü'nün 450-500 m. güneyinde bulunan vadide, Kura Nehri'nin akış yönüne göre solunda yer almak**SANSÜRLÜ-KELİME**tadır. Bu kilisenin yaklaşık 150-200 m. kuzeyindeki kayalıkta ise eski mağara yerleşimleri bulunmak**SANSÜRLÜ-KELİME**tadır.
Kesin yapım tarihi hakkında fikir yürütülmesinin güç olduğu ifade edilen bu kilisenin XI.-XII. yüz**SANSÜRLÜ-KELİME**yıllardan kalmış olabileceği düşünülmektedir. Kilise, yörede bulunan Hıristiyan mimarisine ait kalın**SANSÜRLÜ-KELİME**tılardan farklı bir plan özelliğine sahiptir. Diğerlerinden farklı olarak ve çok programlı şekilde inşa edilmiştir. Küçük ölçülerde ele alınmış ve bir manastır kilisesi özelliği gösteren yapı**SANSÜRLÜ-KELİME**nın iç mekanı, iki bölümden oluşmaktadır. İbadethane olarak düzenlenmiş olan gü**SANSÜRLÜ-KELİME**ney kısım, tek katlı olarak in**SANSÜRLÜ-KELİME**şa edilmiştir. Manastır odalarının yer aldığı kuzey kısım, iki katlı bir düzenlemeye sahiptir.
Yöre halkı, manastırın bir çevre duvarı ile çevrili oldu**SANSÜRLÜ-KELİME**ğunu, alt katlarında ahır ve yemekhane bölümlerinin bulunduğunu ifade etmekte**SANSÜRLÜ-KELİME**dir. Ancak, bugün bu mekanları tespit etmek güçtür.
ŞAPELLER
Ardahan Bölgesinde X.-XI. yüzyıllardan kalma çok sayıda kilise ve şapel yer almaktadır. Söz konusu kilise ve şapellerin Kıpçak-Gürcü hakimiyeti sırasında inşa edildiği sanılmaktadır. Bu yapıların, Osmanlı hakimiyeti döneminde onarılarak bölgedeki Hıristiyan halk tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kiliselerin dışında, küçük kilise diyebileceğimiz şapellerin ise şunlar olduğu söylenebilir:
Ardahan şehir merkezinin kuzeydoğusunda ve merkezde kilise mevkiinde iki ayrı şapel, Ölçek-Tulumba Mezrası Şapeli, Kazankale'nin güneyindeki şapel, Akyaka (Koduzhara) Şapeli, Yalnızçam yaylasında iki ayrı şapel, Sarme köprüsü yakınındaki şapel, Çakıldere köyü yakınındaki şapel, Uğurlutaş'ta (Dört Kilise) üç ayrı şapel, Budaklı (Cicor) Şapeli, Kotanlı (Sikheref) Şapeli, Gülyüzü (Pekreşen) Şapeli, Şeytan Kalesi Şapeli, Kurtkale beldesinin güneyindeki şapel, Kurtkale Şapeli, Börk Köyü Şapeli, Çak Kalesi yakınında iki ayrı şapel, Çambeli Şapeli, Al Köyü Şapeli.
Yukarıda isimlerini verdiğimiz şapellerin hemen hepsi tamamen harap haldedir. Günümüze çok az olmakla birlikte yine de kalıntıları kalmıştır.
KÖPRÜLER
En eski köprü örneklerine Anadoluda rastlamak mümkündür. Türkler askeri hareket ve ticari nakliyat amacıyla Anadoluda yol ve köprülere büyük önem vermişlerdir. Bu bakımdan Türkler, Anadoluda köprü inşasında bir hayli başarılı olmuştur.
Ardahan ve çevresinde XIX. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş birkaç köprü örneği bulunmaktadır. Ancak bu köprüler içerisinde şüphesiz en önemlisi, bölgedeki en eski köprü özelliğini taşıyan Çıldır-Taşköprü Köyündeki Urartu Kralı II. Sarduriye ait köprüdür.
Posof Çayı Köprüsü : Bu köprü, Posof ilçe merkezinin yaklaşık 1,5-2 km. güneydoğusunda Yurtbekler sınır karakolu yakınlarında ve Posof çayı üzerinde bulunmaktadır. Bu köprünün XIX. yüzyıl sonlarında Ruslar tarafından inşa ettirildiği bilinmektedir. Yaklaşık 10 m. uzunluğunda ve 6 m. genişliğinde olan köprünün yan kısımlarında, düzgün blok taşlarla 40-50 cm. yüksekliğinde korkuluklar oluşturulmuştur.
Taşköprü : Çıldır ilçesinin yaklaşık 30 km. güneyinde, adını köprüden alan ve günümüze kadar adı hiç değişmemiş olan Taşköprü köyünde bulunmaktadır. Bugün büyük oranda harap olan köprünün, Anadoludaki en eski köprülerden biri olduğu ve Urartu Kralı II. Sarduri tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir. Bugün sadece yuvarlak kemer kısmı görülebilmektedir. Kalan izlerden yanlarda iri blok taşların korkuluk olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Gülyüzü (Pekreşen) Köyü Köprüsü : Çıldır ilçesinin yaklaşık 20-25 km. güneyindeki Gülyüzü (Pekreşen) köyünde, köyün güneyindeki dere üzerinde yer almaktadır. Kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş bu köprünün orijinal topuk kısımları ve topuk hizasına denk gelen korkulukları Posof çayı üzerindeki köprü ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla bu köprünün de XIX. yüzyıl sonlarından kaldığı tahmin edilmektedir.
Günümüzde köprünün geçişi sağlayan yürüme zemini yıkılmıştır. Bunun yerine yakın tarihlerde, betonarme bir yürüme zemini yapılmıştır. Ancak sağlam kalan topuklar ve korkuluklar bu köprünün de Posof Çayı Köprüsü gibi çift gözlü olduğunu ve kemer köşeliklerinde de tahliye gözlerinin olabileceğini akla getirmektedir.
TABYALAR
XIX. yüzyılda kalelerin önemini kaybetmesiyle birlikte Tabya denilen yeni askeri savunma yapıları ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devletinde de aynı dönemde, stratejik bakımdan önemli geçit yerlerinde, boğazlarda ve sınırlarda bu tür savunma yapılarına ihtiyaç duyulmuş ve Kırım savaşından sonra, Batum, Erzurum, Kars ve Ardahanda bu tip savunma merkezleri meydana getirilmiştir.
Bu dönemde stratejik bir konuma sahip olan Ardahanda tabyalar ile güçlendirilerek önemli bir savunma merkezi haline getirilmiştir. Burada yapılan Ramazan, Emiroğlu, Singer, Kaz, Kaya, Ahali, Düz, Mihrap Tabyaları ile Batum, Ahıska, Ahılkelek, Kars, Oltu ve dolayısıyla Erzurum yolları kontrol altına alınmıştı. Bu tabyalar Ardahan Kalesinin güney, doğu ve kuzeyinde şehre, kaleye ve Kura düzlüğüne hakim konumdaydı. Bunların içerisinde en önemlisi Ramazan Tabyasıdır.
Ramazan Tabyası : Ardahan il merkezinin 5 km kuzeyinde yer alan Osmanlı yapısı tabyanın 19. yüzyılın başlarında inşa edildiği bilinmektedir. 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından önce yapılan tabya bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. 2500 m. yükseklikte bir tepe üzerine yapılan tabya yeraltında kışlalar ve bunun etrafında toprak yığınlarından meydana gelmektedir. Yörenin en yüksek tabyası olup, U şeklinde inşa edilmiş ve şehri üç yandan gözetleme imkanına sahiptir.
ÖREN YERLERİ
AKÇAKALE ADA ŞEHRİ KALINTILARI
Akçakale adası, Çıldır gölü içerisinde 2200 metre karelik bir alana sahiptir. Ada üzerinde bulunan kalıntılar, burada daha önce bir yerleşim biriminin bulunduğunu göstermektedir. Akçakale adası doğal güzellikleri yanı sıra birinci derecede arkeolojik sit alanıdır.
Tarih öncesi dönemlere ait kalıntıların mevcut olduğu ada şehrinin, ilk yerleşim evresinin hangi döneme ait olduğu tam olarak tespit edilememiştir. Ancak yapılan ilk yüzey araştırmalarında elde edilen veriler, adadaki ilk yerleşimin Cilalı Taş çağına (MÖ 4000) kadar uzanabileceğini göstermektedir. Adada, üzeri düz bir dolma tepenin (tümülüs) eteklerine açılan çukurlara kurulmuş olan Dolmenler (Taşlıdam) bulunmaktadır. 1943 yılında yapılan yüzey araştırmalarında burada çok kaba, mat ve siyah renkli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Dolmenlerin ve bu kapların yapılış şekilleri ve işçilikleri, Neolitik devre ait oldukları fikrini güçlendirmektedir. Ada yerleşiminde bugün net olarak anlaşılabilen bir kale, bir şapel ve bir kule kalıntısı bulunmaktadır. Ayrıca ada üzerinde kayalar üzerine işlenmiş çeşitli motifler bulunmaktadır. Değişik dönemlerde yapıldığı anlaşılan bu motiflerin çoğunluğunu haç motifleri oluşturmaktadır.
Çıldır / Taşköprü Kitabeleri : Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 30 km. güneyindeki Taşköprü köyünde köyün kuzeyini sınırlayan kayalıkta, büyük bir kaya üzerinde yer alan bir kitabedir.
Bölgedeki en eski kitabe olduğunu sanılan bu kalıntının Urartu Krallarından II. Sarduriye ait olduğu ifade edilmektedir.
1. ARDAHAN KALESİ :
Şehir merkezinin kuzeyindeki Halil Efendi mahallesi ile, şehir merkezini birbirinden ayıran Kura Nehri'nin hemen sol kıyısında bulunmaktadır. Tarihi oldukça eskilere dayanan ilk inşa evresi kesin olarak bilinmeyen Ardahan Kalesi'nin, Selçuklular tarafından yapıldığı ve Osmanlılar döneminde de sürekli olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Kalenin inşasında mimari açıdan dikdörtgen bir plan düzeni esas alınmıştır. Klasik Osmanlı hisarları görünümündeki kalenin, ana girişi batıdandır ve giriş kapısının eyvan tarzında yüksek bir kemeri bulunmaktadır. Giriş kapısının üzerinde 963 H. tarihli bir inşa kitabesi vardır. Dikdörtgen plan oluşturan sur duvarları baştan başa kare tabanlı ve çokgen planlı çok sayıda kule ile desteklenmiştir. Kale içerisinde bir mescit ve hamam kalıntısı bulunmaktadır. Kale dendanları, duvar örgü tekniği, çokgen kuleleri ve konumlandırılış biçimi ile Rumeli Hisarının küçük ölçüde ele alınmış bir varyasyonu gibidir.
2. KAZAN KALE :
Ardahan'ın yaklaşık 12-13 km kuzeydoğusunda Kura vadisinin nehrin akış yönüne göre sağında yer almaktadır. Kesin tarihi bilinmeyen kale çevresinde eski yerleşim izleri mevcuttur. Büyük oranda yıkılmış olan kaleden, sadece doğu yöndeki kule kısmı ayakta kalarak günümüze ulaşabilmiştir. Bu kulenin MS 8-9. yüzyıllarda Türkistan'daki Kazan bölgesinden gelip, bu yörede yaşadıkları bilinen Türkler tarafından inşa edildiği anlaşılmıştır. Yüksekliği 15 metre olan bu kulenin, burada daha önce mevcut olan bir yerleşim üzerine sonradan inşa edildiği anlaşılmıştır.
3. ALTAŞ (UR) KALESİ :
Ardahan-Hanak karayolunun 18. km'sindeki Altaş (Ur) köyünün doğusunda yer alan sivri bir tepe üzerine kurulmuştur. Tarihi kaynaklarda sadece adı ve yeri belirtilen kalenin, ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak VH.-VTII. yüzyıldan beri bu kalenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Çevresinde eski yerleşim izlerinin mevcut olduğu tespit edilen kalenin, Türk dönemi öncesine ait kalıntılar üzerine, Türk döneminde inşa edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
4. KİNZİ KALESİ :
Ardahan'ın 30 km. batısında Bağdeşen köyünün kuzeyinde yer almaktadır. Kalenin inşa tarihi bilinmemekle birlikte, önemli bir geçit noktasında bulunması, buranın milattan önceki asırlardan beri mevcut olduğunu göstermektedir. Konum ve altyapı özellikleri bakımından Urartu kalelerinin genel karakteristik özelliklerini akla getirmekte olup, çevreden yaklaşık 130 metrelik yüksekliği ile ortaçağ şatolarını andırmaktadır. Üç yönden derin vadilerle çevrilmiş yüksek bir dağın dil biçimindeki uzantısı üzerine kurulmuş olan kalenin, iç ve dış bölümlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.
5. KALECİK KALESİ :
Göle ilçesine bağlı Kalecik köyünün yaklaşık 450-500 metre güneyinde, köyden gelen derenin oluşturduğu vadi ile Kura vadisinin kesiştiği noktada sarp bir alana kurulmuştur. Kalenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, MÖ VIII. yüzyılda yöreye egemen olan Urartular tarafından yaptırılmış olduğu tahmin edilen yöre kaleleri ile benzerlik göstermektedir. Üç yönden çok dik ve sarp kayalıkların sınırladığı ve akarsuları ile birlikte iki derin vadinin kesiştiği bir konumda inşa edilmiştir.
6. ŞEYTAN KALESİ :
Çıldır ilçe merkezinden l km. uzaklıktaki Yıldırımtepe köyünün yaklaşık 1,5 km. kuzeydoğusunda Karaçay vadisinde oldukça sarp ve müstahkem bir alana kurulmuştur. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yörenin diğer kalelerinde olduğu gibi bu kalenin de mimari özellikleri Urartu kalelerini andırmaktadır. Tarihi kaynaklarda bu kaleye Çıldıran Kalesi, Kal'a-ı Şeytan, Kaçiş, İblis Hisarı gibi adlar verilmiştir.
Bugün Çıldır yönünden tek bir yolla gidilebilen kalenin, üç yanı oldukça derin bir yataktan dolaşarak akan Karaçay'ın sınırladığı sarp bir yarımada üzerine kurulmuş olması, kaleyi kolay kolay ele geçirilmeyecek müstahkem bir konuma sokmuştur. Kalenin oturtulduğu oldukça yüksek, sarp ve yalçın kayalık alan, yapının güvenliği açısından en az burçlar kadar önemlidir. Kayalık konumun etrafı yaklaşık 2 metre yükseklikte sur duvarları ile çevrilmiştir. Kale surlarının içinde bir şapel ve su sarnıcı bulunmaktadır. Ayrıca suya inen gizli bir su yolunun mevcudiyeti günümüze yıkıntı halinde gelen izlerden anlaşılmaktadır.
Şeytan Kalesi yöredeki en önemli kalelerden biri olup, tarihte birçok savaşın bu mevkide yapıldığı bilinmektedir. Kale, sırasıyla Med, Pers, Roma, Sasani, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ve Osmanlı gibi çeşitli uygarlıklara yerleşim yeri olmuş, bu dönemlerde kaleye birtakım onarım ve eklemeler de yapılmıştır.
7. KURT KALE :
Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 36 km. kuzeydoğusundaki Kurtkale nahiyesinin l km. güneyinde ve Gürcistan sınırında bulunmaktadır. Kura nehrinin, üç yanını oldukça derin bir yataktan dolaşarak aktığı sarp bir yanmada üzerine kurulmuştur.Yapılış tarihi ve adını nereden aldığı konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, konum ve mimari bakımdan Şeytan Kalesi ile benzer özellikler göstermesi nedeniyle, Kurtkale'nin de Şeytan Kalesi ile birlikte birbirine yakın tarihlerde inşa edilmiş olduğu izlenimi vermektedir. Yöre halkına göre kale, adını kuzeydeki girişin solundaki kurt figüründen almıştır.
Üç yanı vadiyle çevrili sarp bir konumda inşa edilmiş olan kalenin, bir iç kale bir de dış kaleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Konumu açısından bakıldığında Kurtkale'nin boğazı ve sınırı güvenlik altına almak için yaptırılmış bir savunma yapısı olduğu, merkeze yapılabilecek saldırıların doğudan gelecek olanını, merkeze yakın Şeytan Kalesi'ne gelmeden önce durdurabilmek amacıyla inşa edildiği, bir bakıma da bir ön karakol vazifesi üstlendiğini akla getirmektedir. Kalenin Kura Nehri ile bağlantısını sağlayan bir gizli su yolu bulunmaktadır. Ayrıca bir giriş ve küçük bir apsise sahip şapel, su sarnıcı ve hamam kalıntıları mevcuttur.
8. SEVİMLİ KALESİ :
Hanak ilçe merkezinin yaklaşık 18-20 km. güneydoğusundaki Sevimli (Vel) köyünün, takriben 500 m. güneyinde, Kura nehri vadisinde, yarımada biçimli sarp bir tepe üzerinde yer almaktadır.Kesin tarihi bilinmeyen ve mimarisi büyük oranda değişmiş olan kale Urartu kalelerinin özelliklerini akla getirmektedir. Kaleye, biri kuzeyden (köyden), biri kuzeybatıdan, biri güneydoğudan, diğeri de güneybatıdan olmak üzere dört tabii yolla ulaşılmaktadır.
9. CAK KALESİ :
Posof a bağlı Türkgözü (Yurtbekir) sınır karakolu yakınlarında, Türkiye-Gürcistan sınırını çizen Caksuyu kenarında, yüksek ve sarp bir tepe üzerinde inşa edilmiştir.Tarihi konusunda kesinlik bulunmayan kalenin, konumu, plan ve mimarisi itibariyle Ortaçağda, kurulduğu yerdeki önemli geçidi kontrol altında tutmak amacıyla ve karakol mahiyetinde küçük bir kale olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır.
10. SAVAŞIR KALESİ :
Posof ilçesine bağlı Savaşır (Cancah) köyünün güneydoğusunda üç yanı vadi ile çevrili, dil biçiminde sivri bir tepe üzerine kurulmuştur.Kesin inşa tarihi bilinmeyen kalenin ortaçağda inşa edilmiş bir kuleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
11. MERE KALESİ :
Ardahan-Posof yolu üzerinde, Posof'a yaklaşık 5 km, güneydoğuda yer almaktadır. Kesin inşa tarihi bilinmeyen kalenin tarihi kaynaklarda ismine rastlanmaktadır. Kale doğu batı istikametinde ve dikdörtgen planda inşa edilmiştir. Doğu ve güney yönü oldukça harap durumda olan kalenin güneybatı yamacında bugün tahrip olmuş bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.
12. KOL KALE :
Posof ilçe merkezinin yaklaşık 6 km. batısında bulunan Kol köyünün doğusunda yüksekçe bir tepe üzerinde yer almaktadır. Yapılış tarihi bilinmeyen kalenin milattan sonraki asırlarda yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir.
13. KIRNAV KALE :
Hanak ilçemizin 5 km. batısında Ardahan-Hanak karayolu üzerinde yer almaktadır. Bu kalenin de kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Alçak bir tepe üzerinde yer alan kale, oldukça yüksek beden duvarlarına sahiptir. Bu kalenin güneyinde sıralanan tepeler üzerinde belirli aralıklarla inşa edilmiş, daha küçük ölçekte 2-3 kale kalıntısı daha bulunmaktadır.
14. ÖLÇEK KÖYÜ KALESİ :
Ardahan'ın 15 km. kadar doğusunda, Ölçek köyünün güneybatısındaki sarp tepe üzerinde bulunmaktadır. Kalenin güneydoğu, doğu ve kuzeydoğu yönlerini, köyün batısından geçen Taşlıdere suyu çevrelemektedir. Tarihi kaynaklarda sadece adına değinilen Ölçek Kalesi'ııin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de, buranın ilk çağlardan beri mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin yapım tekniği ve çevredeki eski yerleşim izleri, bölgedeki Türk dönemi öncesine ait kalelerin en eskilerinden biri olduğunu göstermektedir.
Kalenin, köyün bulunduğu zemin seviyesinden takriben 130 m. yükseklikte ve üçgen şeklinde doğal kayalığın üzerine inşa edildiği görülmektedir. Kale çevresinde, eski iskan izleri ile bugünkü köy yerleşimine ait evler mevcuttur.
15. DEDEŞEN KÖYÜ KALE KALINTILARI :
Kale kalıntıları, Göle ilçesine bağlı Dedeşen köyünün kuzey sırtlarında bulunan alçak tepe üzerinde yer almaktadır. İlk yapım tarihi bilenmeyen kalenin, tarihi kaynaklarda adına da değinilmediği görülmektedir. Ancak tarihi kaynaklarda, Dedeşen köyünde yer alan cami, türbe, medrese, hamam ve çeşmenin varlığından söz edildiği tespit edilmektedir.
Kaynaklarda, klasik Osmanlı üslubunu yansıtan bu yapıların XV.-XVI. yüzyıla ait olduğu kabul edilmektedir. Kalıntılar harap halde de olsa, kalenin daha eski dönemlerden kaldığını göstermekle birlikte, buranın Selçuklulardan bu yana Türk yerleşim bölgesi özelliğini devam ettirdiğini göstermektedir. İçinde XV. yüzyıldan kalma bir türbenin de bulunduğu Dedeşen köyünün adı, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinden bu yana aynı isimle anılarak ve değişmeden günümüze kadar gelmiştir.
Tarihi kaynaklarda Göle Kalesi diye bir kaleden söz edilmektedir. Aynı kalenin Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinden dönerken, buradan geçtiği sırada harabe halinde olduğu belirtilmektedir. Yapılan incelemelerde Göle'nin içinde ve yakın çevresinde böyle bir kale kalıntısına rastlanmadığı söylenmektedir. Ancak, Dedeşen köyü kale kalıntılarının Göle'ye en yakın kale kalıntısı olması ve köyün adını, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferinde buradan geçişi sırasında almasından hareketle tarihi kaynaklara Göle Kalesi olarak geçen kalıntıların burası olduğu ifade edilmektedir.
Kapladığı alan bakımından yörenin en büyük kalelerinden biri olan Dedeşen Köyü Kalesi'nin duvarları, bugünkü köyün kuzey kısımlarını da içine alacak şekilde geniştir. Tamamen yıkılmış olmasına rağmen, kalan izlerden 250x350 m. boyutlarında, dikdörtgen bir alana kurulduğu anlaşılan kalenin doğu surlarının yarım silindirik burçlarla takviye edildiği görülmektedir.
Kale yerleşiminde bir-iki yerde tahrip edilmiş ve yatık vaziyette koç heykelleri bulunmuştur. Bu koç heykelleriyle aynı yerde köye bakan yamaçta kafası tahrip edilmiş at şeklinde bir mezar taşının bulunması, eskiden beri burasının Türkmenler tarafından iskan edildiğini gösteren önemli kalıntılardan biridir.
16. ÇILDIR YAKINLARINDA KARAKALE :
Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 8 km. doğusunda bulunan Karakale köyünün 300 m. doğusunda ve Karaçıngıl deresinin akış yönüne göre sağında, sarp kayalıklar üzerine konumlandırılmış bir kaledir. Karakale'nin ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmediği gibi, tarihi kaynaklarda da adına rastlanmamaktadır. Çevresindeki eski yerleşim izleri ve kale yapım tekniği Karakale'nin, yöredeki en eski kale yerleşimlerinden biri olduğu izlenimini vermektedir.
Büyük ölçüde yıkılmış olan kale, vadiye hakim bir noktaya inşa edilmiştir. Kalan izlerden yapının, bir dış kale ile bir de iç kaleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Dış kale surları büyük oranda yıkılmıştır. Dış kaleye oranla daha sağlam olan iç kalenin oval planlı olduğu tahmin edilmektedir. Kalenin güneyindeki dereyle bağlantılı bir su tüneline sahip olduğu, ancak bu kısmın bugün harap ve tamamıyla kapanmış olduğu görülmektedir. Kalenin güneybatı yönünde içi doldurulmuş bir sarnıç kalıntısı vardır. Ayrıca kale çevresinde tarih öncesi dönemlere kadar indirilebilecek eski yerleşim izlerinin mevcut olduğu da görülmektedir.
17. KIŞLAHANAK (AVCILAR) KALESİ :
Eskiden Meşe Ardahan da denilen Hanak ilçesinin ilk merkezi olan ve bugün Hanak'a 3 km. uzaklıktaki Kışlahanak (Avcılar) köyünün 2 km. kadar kuzeybatısında, Kalecik mevkii denilen yerde bulunmaktadır. Kalenin batı ve güneyinden Hanak (Maçkap) çayı geçmektedir. Tarihi kaynaklarda sadece adına değinilen Kışlahanak Kalesi'nin ilk yapım evresi ve kesin tarihi bilinmemektedir. Ancak çevresindeki eski yerleşim izleri ve yapım tekniği göz önüne alındığında, bu kalıntının da bölgedeki en eski kale yerleşimlerinden biri olduğu tahmin edilmektedir.
Üçgen biçimli ve sivri bir tepenin üzerine kurulmuş olan kale, iki bölümlü bir hisardan oluşmaktadır. Güneydeki hisar, iri blok taşlardan inşa edilmiştir. Bunun gerisindeki ikinci hisar ise daha yüksekte olup, güneydekinin üç katı büyüklüğünde ve yaklaşık 12x15 m. boyutlarındadır. Kalenin kuzeyinde, derince bir savunma hendeği bulunmaktadır. Kalenin Maçkap suyuna kadar inen gizli bir su yolunun mevcut olduğu yöre halkı tarafından ifade edilmekle birlikte, bugün bunlardan hiçbir ize rastlanmamıştır. Kışlahanak Kalesi'nin güneyindeki Kaleboynu mevkii diye adlandırılan tepe üzerinde ayrıca bugün tamamen yıkılmış olan eski bir kalenin izleri daha mevcuttur.
18. HANAK YAKINLARINDA KARAKALE :
Hanak ilçe merkezinin yaklaşık 19-20 km. kuzeybatısındaki Cin dağının l km. doğusundaki Karakale köyünün doğu ucunda yer alır. Tarihi kaynaklarda sadece adı geçen bu kalenin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak temel seviyesinde günümüze gelebilmiş olan bu yerleşimin çevresindeki eskiye ait izlerden, bu kale kalıntısının bölgedeki en eski yerleşimlerden biri olduğu sanılmaktadır. Karakale, doğusundan geçen vadiye hakim bir tepe üzerinde inşa edilmiştir. Kale yerleşimin kuzeyden bir savunma hendeği ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.
CAMİLER
Ardahan Merkez Mevlit Efendi Camii : Ardahan şehir merkezinde Halil Efendi Mahallesinde, kalenin yaklaşık 150-200 m. doğusunda yer almaktadır. Giriş kapısında bulunan kitabeye göre, yapımı 1701 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu caminin yakın tarihlerde beden duvarlarının yarıdan yukarısı ve üst örtüsü yenilenmiştir.
Posof Merkez Camii : Posof merkez camisinin minberinde kitabeye göre 1868 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Cami, boyuna dikdörtgen planlı olup, kesme taşlardan yapılmıştır. İç yapısı Osmanlı mimarisini yansıtmaktadır. Ayrıca caminin doğusunda yer alan dikdörtgen hazire alanında bulunan bir lahitte yazan 1771 tarihi caminin tarihinin minberindeki tarihinden daha eskiye dayandığını düşündürmektedir.
MAĞARALAR
Övündü Mağaraları : Çıldıra bağlı Kurtkale nahiyesinin 1 km. doğusundaki Övündü köyünün yaklaşık 250-300 m. güneyindeki kalker kaya kütlesine oyulmak suretiyle oluşmuş iki grup mağara yerleşimidir.
Ortakent (Büyük Nakala) Mağaraları : Hanak ilçesinin 10 km. kadar doğusunda yer alan Ortakent (Büyük Nakala) nahiyesinin yaklaşık 7-8 km. güneyinde, Kura Nehri Vadisinde, nehrin akış yönüne göre sol yanındaki kayalıkta, çok sayıda mağara yerleşimi ve büyük bir kaya kilise bulunmaktadır. Tarihi kaynaklarda bu mağara yerleşimi grubunun da kendisinden sonra gelen Tahtalı, Vaşlop, Ampur ve Colit Mağaraları gibi Yontma Taş Çağı izleri taşıdığı belirtilmiştir.
GÖLLER
İl merkezine 45 km. uzaklıkta bulunan göl, deniz seviyesinden 1956 m. yükseklikte ve 25 km2lik bir alanı kaplamaktadır.
Çıldır Gölü kışları çok soğuk geçtiği için kasım ayı sonlarında donmakta ve buz derinliği 1 myi aşmaktadır. Gölün buzları nisan ayı başlarına kadar çözülmemektedir. Kışları yüzeyinde 2 m. civarında buz oluşan Çıldır Gölünde, buz delinerek balık avı yapılmaktadır.
Çıldır Gölü dışında, Aktaş ve Aygır gölleri ile Posof Çayında da sportif olta balıkçılığı yapılabilmektedir.
Kuş Gözlem Alanı
Ardahan Ormanı Kuş Alanı,Aktaş Gölü Kuş Alanı ve Çıldır Gölü Kuş Alanı Ardahan ili sınırları içinde bulunmaktadır.
KULELER
ZİYARETDERE KULESİ :
Ardahan merkeze bağlı Bağdeşen (Kinzo Damal) Köyü yakınlarında, Zi-yaretdere mevkiinde bulunan bir kuledir. Kura nehrinin geçtiği bu vadiyi kontrol altında tutmak amacıyla ortaçağlarda yaptırılmış bir kule olabileceği kanaati hakimdir. Kule yüksek, doğal bir kayalık üzerinde yer almaktadır. Kule çevresinde, çok sayıda doğal mağara ve kaya oyukları da bulunmaktadır. Kura nehri seviyesinden yaklaşık 100 m. yükseklikte inşa edilmiş kulenin güney cephesinde düz, diğer yönleri yuvarlak ve silindirik şekilde inşa edilmiştir.
Üst kısmı yıkılmış olan kulenin gerçek yüksekliğini tam olarak kestirmek güçtür. Kaide kısmı iri ve düzgün taşlardan inşa edilen kulenin, gövde kısmında düzgün kesme taş malzeme ve horasan harcı kullanılmıştır.
TEPELER (KONK) KÖYÜ KULESİ :
Ardahan'ın 10 km. batısındaki Tepeler (Konk) köyünün güneyindeki yüksek bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Hayli tahrip olmuş kuleden, çok az bir parça kalmıştır. Bu parçalar da çok az yükseltideki duvar izleridir. Moloz-yonu malzemeyle inşa edilmiş kule duvarlarında horasan harcı kullanılmıştır. Kule çevresinde daha geniş olan alanda eski yerleşim izleri mevcuttur.
YİĞİT KONAĞI KÖYÜ KULESİ :
Göle ile Ardahan arasında ve Ardahan'a 28 km. uzaklıktaki Yığitkonağı köyünün 4-5 km. yakınında, Kura nehrinin akış yönüne göre solundaki bir tepe üzerinde yer almaktadır. Doğal kayalık üzerine inşa edilen kule, hayli harap durumdadır. Yapının kuzey yönünde bulunan mazgal pencere, kulenin diğer yönlerinde de benzer açıklıkların bulunduğu izlenimini vermektedir. Yığitkonağı Kulesi'nin, çevreyi gözetim altında tutabilecek bir yerde inşa edilmesi, kulelerin ortaçağlarda hayli fonksiyonel olduklarını düşündürmektedir.
ÇAKILDERE KÖYÜ KULESİ :
Ardahan il merkezine bağlı Çakıldere köyünün yaklaşık 5-6 km. kuzeybatısında alçak bir tepe üzerine kurulmuştur. Kübik altyapı üzerine kare planlı olarak inşa edilen kulenin üst kısımları yıkıktır. Kulenin sağlam kalan kısmının yüksekliği yaklaşık 5,5-6 m. kadardır.
UĞURLUTAŞ (DÖRT KİLİSE) KÖYÜ KULESİ :
Göle ilçesine bağlı Uğurlutaş (Dört Kilise) köyünün doğusundaki Bellitaş mevkiindedir. Büyük bir kısmı yıkılmış olan kule, hayli harap haldedir. Kalan izlerden, plan ve mimarisi hakkında net bir fikir sahibi olabilmek mümkün değildir.
UĞUZ (MAĞLİSA) DAĞI KULESİ :
Hanak ilçesinin yaklaşık 12-13 km. doğusundaki Börk köyünün l km. kadar doğusunda yer alanı yüksek bir dağın tepesine inşa edilmiştir. Uğuz yada Ziyaret Dağı da denilen bu dağın tepesinde, halk arasında Kula veya Mağlisa denilen bir kule vardır. Kulenin dibinde bir tandır ocağı kalıntısına rastlanmıştır.
Ahbar-üd Devt-is Selçukiyye'de yer alan bir bölüm, aynı zamanda bir efsane niteliği taşımakta, Oğuz efsanesinden izler taşımaktadır. Kitapta, 1067-1068 kışını Tiflis'te geçiren Sultan Alparslan'ın ilkbaharda yukarı Kura boylarına ve Ardahan Bölgesi'ne yürüdüğü anlatılırken şu ifadeler yer almaktadır: "Nemrut ibnıi Kenan'ın sakin olduğu ve oradan göklere çıkmak istediği memleketi (Ardahan suyu solundaki Uğuz Dağı ve etrafını) harap ederek, onun civarına bir memleket ve bir mescit bina etti." Bu tarihi kayıtta adı geçen ve Nemrut gibi göklere çıkmak isteyen memleket beyinin Üç Uğuz kardeşler efsanesinde anlatılan ve Uğuz Dağı'nda kulesi bulunan Uğuz Beyi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır.