3) Di er özellikleri
Tevrat’tan 3. âyet; Abdullah b. Amr b. Âs, Abdullah b. Selâm ve Ka’bu’l-Ahbâr (r.anhüm) ki, bunların üçü de geçmiş kitapları en iyi bilen insanlar olarak şöhret yapmış zatlardır. Kendi devirlerinde, o günkü kadar tahrife u ramamış Tevrat’ta şöyle bir âyet bulundu unu naklediyorlar:
“Ey Nebi! Biz seni şâhid, müjdeleyici, uyarıcı ve ümmîlere sı ınak olarak gönderdik. Sen Benim kulum ve elçimsin. Sana “Mütevekkil” adını verdim. O, haşîn ve kaba de ildir. Çarşılarda yüksek sesle ba ırıp ça ırmaz. Kötülü e kötülükle mukabele etmez. Fakat affeder, ba ışlar. Allah O’nunla e ri bir milleti ‘lâilâheillallah’ demek suretiyle do rultuncaya kadar O’nun ruhunu kabzetmez.” (Buhari, Büyû 50; Müsned, 2/174)
Şimdi düşünelim. Tevrat’taki bu hitap kimedir? Derinlemesine bir tahlile ihtiyaç dahi duymadan, âyetin zâhiri mânâsı bu hitabın gelecek bir peygambere ve peygamberler içinde bizzat Hz. Muhammed’e (sas) yapıldı ını göstermektedir. O, bütün insanlı a gönderilmiş bir peygamberdir. Ve bu mevzuda sanki âyet O’na şöyle demektedir:
Seni bütün insanlı a, do ru yolu müjdeleyici ve onları e ri yolun encamından da sakındırıcı bir beşîr ve nezîr olarak gönderdim. Sen fenalıklara gö sünü gerecek ve insanların, gidip cehennem çukurlarına düşmelerini engelleyeceksin. Aynı zamanda bu e ri bü rü, dolambaçlı yollarda karanlık içinde kalmışlara, bir ışık olacak ve ellerinden tutup, onları cennete ve Cemalullah’a kavuşturacaksın.
Seni cahiliyye devrinin ümmî cemaatına bir hırz, bir sı ınak olarak gönderdim. Sana uyandıkları zaman korunacak ve kollanacaklar.. Ve yine sana dayandıkları müddetçe varlıklarını sürdürebilecekler. Sen Benim kulum ve Resûl’ümsün -Evet, bizler de tahiyyatımızda hep O’nun kullu unu ve risaletini dile getiriyoruz- Ben sana “Mütevekkil” adını koydum.
Cihan senin karşına dikilse ve sen de onlarla yaka paça olmak zorunda kalsan, yine zerre kadar sarsıntı geçirmezsin. Evet, her peygamberin kendine göre bir tevekkül ufku vardır. Ama sen bu hususta bir başkasın. Onun içindir ki, Ben sana “Mütevekkil” dedim.
Sonra da hitap gayba dönüyor ki buna iltifat diyoruz:
“O öfkeli, etrafını kıran bir nefret insanı de ildir. Aksine O bir edep, vakâr, ciddiyet ve temkîn insanıdır. O, sokaklarda ba ırıp ça ırmaz. Çünkü bu tür dikkat çekme gayreti, bir zaaf ve bir gurur alâmetidir ki, O böyle mezmûm sıfatlardan münezzeh ve müberrâdır.”
Kötülü e asla kötülükle mukabele etmez. Bir bedevi gelir, cübbesinden tutup sarsar ve küstahça “Hakkımı ver!” derdi de sahâbeyi çıldırtan bu türlü hareketler, o şefkat âbidesini tebessüm ettirir ve “Bu adama istedi ini verin.” buyururdu.
Tevrat’ın bahsetti i Nebi kimdi?
O’nun Refik-i A’lâ’ya yükselişi, din tamamlanıp O’nun vazifesi sona erince olacaktı. Yetiştirdi i insanlar, hakkıyla O’nu temsil edecek seviyeye gelince, O, insanlar arasından ayrılıp hakiki dostun huzuruna gidecekti. Çünkü dünyaya ait vazifesi ancak o zaman bitmiş olacaktı. Evet, Tevrat O’nu böyle anlatıyordu, O da vakti gelince hayat-ı seniyyeleriyle bunu temsil ediyordu. Do rusu orada anlatılanlar, bizzat Allah Resûlü’nün yaşadı ı hayat tarzıydı. Öyleyse Tevrat’ın bahsetti i bu şanı yüce nebî kimdi? Tarihte bu anlatılanlara denk hayatı olan bir başkası var mıydı? Elbette ki hayır! Öyle ise bahsedilen insan ancak Hz. Muhammed Aleyhisselâm’dı!
İncil’in Habîb-i Ekrem’le ilgili müjdeleri
Faraklit
Yuhanna İncili’nden bir âyet: “Mesih: ‘Ben, benim ve sizin Rabb’inize gidiyorum. Ta ki size Tevil’i getirecek olan Faraklit’i göndersin’ dedi.”
Faraklit, ‘hakkın ruhu, hak ile bâtılı birbirinden tamamen ayıran’ mânâlarına gelir. Evet Allah Resûlü, hakkın ruhudur. Çünkü ölü kalbler ancak O’nun getirdi i hak ile hayat bulmuştur. O insanların hidayete ermesi için kendini feda edercesine bir mücadele vermiştir ki; hak ile bâtılın birbirinden ayrılması, ancak böyle bir mücâdele ve mücâhede sonucu vuku bulmuştur. İşte Hz. Mesih’in haber verdi i bir Faraklit gelmiştir. O da Allah’ın (cc) son elçisi İki Cihan Güneşi Hz. Muhammed (sas)’dir.
Yuhanna İncili bab: 14. âyet 15 ve 16’da şöyle deniyor:
“E er beni seviyorsanız, emirlerimi tutarsınız. Ben Rabb’e yalvaraca ım ve O size başka bir tesellici, hakikat ruhunu (Faraklit) verecektir; tâ ki daima sizinle beraber olsun.”
Şimdi de sırasıyla şu âyetlere bakalım: “Faraklit, öyle bir Ruhu’l-Kudüs’tür ki, Rabb O’nu benim ismimle (yani peygamber olarak) gönderecektir. O size her şeyi ö retecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır.” (Yuhanna, Bab: 14, Âyet 26).
“Faraklit geldi inde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz.” (Yuhanna, bab: 15, âyet, 26-27).
“Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez. Ama ben gidersem O’nu gönderirim.” (Yuhanna, bab: 16, âyet, 7).
“Faraklit geldi inde bütün âlemi, hataları sebebiyle kınar ve onları terbiye eder.” (Yuhanna, bab: 16, âyet, 8).
İncil’in ilk gelişi İbrânicedir. Daha sonra Yunanca’ya tercüme edilmiştir. Bizim elimizdeki Arapça tercümeler ise Yunanca’dan yapılan tercümelerdir.
“Faraklit” ismi, Yunanca’ya yapılan ilk tercümelerde geçti i için, İbranice asıllarında bu kelimenin karşılı ı nedir onu bilemiyoruz. Faraklit, Yunanca bu kelimenin Arapça karşılı ıdır. Yani ta’rîb (arapçalaştırma) yoluyla Arapça’ya girmiştir. Ancak biz sadece bu kelime üzerinde durup meselemizi ona binâ etmeyece iz. Belki, İncil’de müjdelenen gelecek nebînin, bütün hususiyetlerini, Efendimiz’de tahakkukunu görmeye çalışaca ız.
Peygamber âşı ı bir zâtın sözlerini serlevha edelim.. evet, Mevlânâ Hazretleri ne güzel söyler!:
“Mustafa (sas)’nın sıfatları İncil’de vardı, O ki peygamberlerin sırrı, ve bir bahr-i safâydı, Hilyesi, şemaili, gazveleri, orucu ve yemesi, Hep teker teker İncil’de bulunmaktaydı.”
Âlemin Reisi
Yuhanna İncil’i, bab: 14, âyet 30’da şöyle demektedir:
“Mesih şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu âlemin reisi geliyor. Bende asla O’nun nesnesi yoktur.”
Zebûr, 72. bab, 8. âyet ve devamında şöyle deniyor:
“O denizden denize ve nehirden zeminin müntehasına kadar saltanat sürecektir. Çöl ahalisi O’nun huzurunda diz çöküp düşmanları toprak yalayacaklardır. Tarşiş’in ve Adaların melikleri peşkeş (bâc) getirip, Şeba ve Şeba melikleri hediye takdim edecekler. Cümle melikler dahi O’na secde ve hep tâifeler O’na kulluk edeceklerdir. Zira feryâd eden fakire ve bîçâre ile yardımcı olmayana O necât verecektir. Muhtaç ve fakire merhamet edip fukarânın canlarına halâs edecektir. Canları zulm ve zorbalıktan kurtarıp, onların kanı kendi nazarında kıymetli olacaktır. Yaşayacaktır ve O’na Şeba, altınından verecektir. Ve O’nun için daima duâ edip, O’nu her gün senâ edeceklerdir. İsmi ebedî olup, ismi Güneş durdukça baki kalacak ve adamlar O’nunla mübarek olacaklar. Milletlerin cümlesi O’na ‘mübarek’ diyecekler.”
Hased ve kin, iliklerine kadar işlemiş bazı Yahudi ve hristiyanların dünden bugüne bütün tahrif gayret ve çabalarına ra men yine de eldeki mevcut Tevrat ve İncil’de Allah Resûlü’nün peygamberli iyle alâkalı bir hayli işaret ve beşaret bulmak mümkündür. İnşaallah, ileride talihli tarihçilerimizin gayretiyle, Tevrat, İncil ve Zebur’un en az tahrife u ramış nüshaları bulunabilirse, zannediyorum hiçbir te’vil ve tefsire ihtiyaç kalmadan Allah Resûlü’ne çok sarih işaretler bulundu u, en âmi insanlar tarafından dahi görülecektir.
* M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ‘Sonsuz Nur’ adlı eserinden alınmıştır.
