-
yagmur yagiyor ruhuma
Anlar var yasami zor kilan tek istedigim sana sarilmakti belki yokluguna sarildigim gunlerden kacip kokuna siginmakti belki yuz cizgilerini ezberlemekti seni sevmek
biraz da dudaklarinda avunmakti istedigim
belki cokca da kucagimda uyutmakti huzursuz ruhunu nefes alisverislerini hissetmeye calismakti seni sevmek
en cok da guvenmekti gozu kapali dusebilmekti seni sevmek
bir gidisin binlerce gidisine bedelmis nerden bilebilirdin
simdi gozu kapali dusemiyorum ben varliginda bir gidiste yoklugunun korkusunu saldin icime ne yasayabiliyorum seni ne kaybedebiliyorum
yagmur yagiyor ruhuma artik senli yanlizliklarimda gelsen de islaniyorum gelmesen de
sonsuz kildim gitmelerini
sadece hapsediyorum seni benli bensizligine
sadece hapsoluyorum gitmelerinin fikrine
avunamiyorum senliligime agliyorum sadece
-
çok uzaklarda!!!
Bir yatağa uzanmışım....Düşünüyorum...
Taptaze,pürüzsüz olan yüzünü hayal ediyorum,ve birden seni, evimizde sabahın ilk ışıklarında seyrederken buluyorum kendimi. O sırada sana bakmak,rüyalarındaki hıçkırıkları,ter atmalarını,gülücüklerini,bebeksi nazlarını gözlemek derin bir mutluluk veriyor bana.
Kendimi bir melek gibi hissediyorum....Seni korumaya çalışan,kanatları olmayan ve asla buna layık olamayacak,hayatını takvim yapraklarının yitirilmesine göre düzenleyen ve o beyaz renge bürünemeyecek kadar kirli olan bir melek...Ama tüm bunlara rağmen sana bakmanın onurunu taşıyan bir melek...
Daha sonra; uyanıyorsun uykundan ve açıyorsun o sorgulayan gözlerini,şaşırmıyorsun beni gördüğüne çünkü,beni oraya çivileyen zaten sensin!Asla oradan kalkacak cesareti bulamayacağımı
biliyorsun!
Bir zaman tünelinden geçiyorum ansızın,hiç bilet bile almadan.
Sen yine uzanmışsın karşıma...Yüzün taptaze ve pürüzsüz değil artık,derin çizgilerin olgunluğunu taşıyor dudakların,saçlarındaki aklar büyük bir savaştan yadigâr adeta.
Uyurken yüzündeki mimikleri göremiyorum!Sadece bir acı var,hiç değişmeyecek ve asla sana yakışmayacak bir acı!
Daha sonra.... asla olmuyor ve gözlerin kirpiklerinin kilidinde açılmıyor. Senden geriye kalan soğuk bir beden sadece...Ama yine de gün doğuyor,sabahın ilk ışıkları puslu ve kırgın sana karşı!Güneşin bir yarısı cenaze töreni için evimize inmiş...
Kırgın gün ışığından,aynı mutlulukla sana bakıyorum,hiçbir fark yok;o çocuksu cıvıltıları yüzünde ilk gördüğüm günle bugün arasında...
Sadece, kalp atışlarım daha düzensiz. Artık kendimi melek gibi hissetmiyorum. Çünkü,
arkamda devamlı beni izleyen,yanına gelmem için ısrar eden bir melek var!
Bir yatağa uzanmışım...Bitkisel hayattayım...
Konuşmam,hareket etmem ve bakmam dahi Tanri tarafindan yasaklanmiş.Bedensel olarak kapali olan gözlerime,üçüncü gözümü-ruh gözümü-de ekliyorum ve onu da kaybediyorum!
Artık yakınım bir ufka erişmeye...
İlk kez ruhumda, ağlayan bir göz yaşı hissediyorum ve beni yasaklayan Tanrıya son bir umutla;beni bedenimden Azrailin yerine senin alman için yalvarıyorum!
Ve ufkun çizgisine varmışım...Bir yatağa uzanmışım....
Halâ bitkisel hayatta sanılan bir bedene,gökyüzünden seninle bakıyorum....
-
Bitmeyecek hikaye.....
Bir İstanbul akşamında başladı herşey......
Hayatımın en kötü akşamlarından birinde başladı....Bir ışık huzmesi girdi hayatıma,beni dipsiz bir kuyudan çekip alırcasına....
Umut oldu,hayat oldu,sevda oldu,inanç oldu...Herşeyden öte ışık oldu karanlıklara gömülmüş hayatıma.......
Hayal mi diye ovuşturdum gözlerimi defalarca,rüya mı diye uyanmaya çalıştım saatlerce....Gerçek mi diye sorguya çektim zihnimi gecelerce...
Ama gerçekti,eşsizdi.....Su gibi berrak,okyanuslar kadar engin bir eşsizlik.....
Evet,çıkıyordum artı o kuyudan.....Işığa doğru yükselen bendim,az önce balçık balçık karanlıklara saplanmış olan da ben....Ölümü beklerken,yaşama bağlanan ben....
Şimdi......
Acaba yalan mıydı? Olabilir mi?
İnanmak yaşamımken,nasıl yalan olduğuna katlanabilirim?
Dün güldüğüm anların bugün beni ağlatmasına müsade edebilir miyim?
Hayır.....
Sevda vazgeçilmek için değil,uğrunda savaşılmak içindir diye öğrettiler bana küçükken...Sevdiğini seni sevdiği için değil,sen onu sevdiğin için sev dediler....
Birşey bekleyerek değil birşeyler vererek sev ki sevdiğin kişiyi sadece ve sadece sevdiğin için mutlu ol....
Vazgeçmek mi? O da ne demek.....
Bir İstanbul akşamında başladı herşey ama bir İstanbul akşamında bitmeyecek....
Bir şarkı varki dilimde asla dilimden eksilmeyecek...
"Ben seni unutmak için sevmedim,
Gülmen ayrılık demekmiş bilmedim,
Bekledim sabah akşam yollarını,
Ölmek istedim bür türlü ölmedim..."
Eğerki uzaklarda bir ses bu şarkıyı artık söylemiyorsa,
Anlaki ben artık ölmüşüm bebeğim.....
-
sanırmısın bırakırım seni !!!
Gitmişsin, ağzına doladığın ihaneti tatmaya. Ölümle sevişmişsin bir gece, sadece o doyurabilirmiş kalbindeki öfkeli açlığı Gitmişsin, ölümün koynunda yeni yuvana; toprağa.
Oturdu mezar taşının karşısına.
Ne kadar da güzeldi
İçinde yaşadığı ihtişamlı ve soğuk binaların yanında mezar taşı o kadar ufak ve sıcak geldi ki. Bir an tereddüde düştü, yuva nerdeydi? Pahalı tahta ve tekstil parçalarının kapladığı evinde mi, yoksa burada kara toprağın altında,
mezar taşının yanında mı?
Yuva evet ordaydı. Karşısındaydı gerçek yuva. Toprağın sarıp sarmaladığı beden İçine çekerdi toprak, toprak yapardı misafiri olanı. Sıcacık kollarıyla sarardı önce soğuk ölüm kokan bedeni, sonra okşardı yavaşça sonu olmayan bir misafirlikti bu, zamanla toprağa dönüşen bedenin, yuvası olurdu toprak.
Yuva, belki de en sıcağı.
Eminim mutluydun, benden daha mutluydun. Ah nasıl da kıskanıyorum seni Ben senin hayaletinle cebelleşirken lanet olası her gün, sen toprakla oynaşıyor, zamanın nasıl sana değemediğini görüp keyifleniyorsun. Oysa ben! Oysa ben yaşlanıyorum, ve zaman acımasızca akıp gitmekle kalmıyor, her geçen saniye seni diriltip getiriyordu bana. Geçmişin o pembe anılarını bir bir batırıyordu gözüme, öyle ki kör oldum,
artık sadece geçmişte yaşıyorum.
Öyle bir geçmiş ki, yegane parçası olan sen yoksun! Absürd bir neden seçmişsin yaşamak için, ve aynı saçma nedenden tüm dünyayı yakmış, ardına bakmadan kül olmuşsun kendi yarattığın alevlerin içinde. Gitmişsin, ağzına doladığın ihaneti tatmaya. Ölümle sevişmişsin bir gece, sadece o doyurabilirmiş kalbindeki öfkeli açlığı
Gitmişsin, ölümün koynunda yeni yuvana toprağa.
Sanır mısın bırakırım seni!
Bu kadar kolay mı bu yükü yükleyip de kaçmak!
Sanır mısın huzuru bulabilirim sen hançerini unutmuşken kalbimde İhanetse benden alasını yaptın, sanır mısın bırakırım peşini?
Sadece üzülmemen için atarken kendimi hüznümün, bitmişliğimin girdabına, nasıl da bir hançer sen vurup kaçarsın bana?
Sanır mısın bırakırım seni!
Boğuk ama güçlü ses yankılanırken küçük mezarlıkta, kim duyabilirdi ki bir hayaletin çığlıklarını, ve bir kalbin kahkahasını Bir mektup parçasıydı neden, şimdi kızıl kanlara bulanmış, hafifçe düştü kızın elindenBen yaşamak için bir neden olamam, ancak ölümün ve karanlığın habercisi olabilirim” diye yazıyordu beceriksiz bir el yazısı, yorgun bir genç kızın kalbinden dökülen kelimeleri....
-
eski sevgiliye mektup!!!
Merhaba eski sevgilim....
Nasılsın? Pek iyi görünmüyorsun. Aslında değişin pek bir şeyin yok. Belki biraz kilo almışsın, belki saçlarının birkaç teli kırlaşmış. Ama aynısın işte. Peki neden bana farklı görünüyorsun?
Esprilerinde aynı, o kasıntı uzak duruşunda. İltifat ediş biçiminde, ses tonun da, ellerin de, giysilerinde aynı. Zaten neden değişesin ki?. Bu sensin ve herkes gibi kendini çok beğeniyorsun, değişmek gibi bir niyetin yok doğal olarak. Benim gibi başka kadınlar da hoşlanmadıkları taraflarını değiştirmek istemişlerdir ama, onlar da becerememişler işte...
Acaba değişen ben miyim?. Bensem neden değiştim, yoksa bu değişme değil de başka bir şey mi?. Beni hiç etkilemiyorsun, seni görünce kalbim çarpmıyor, yanaklarım pembeleşmiyor, 'Akşam ne yapacaksın, yemek yiyelim mi?' diye sormanı beklemiyorum, sormayınca üzülmüyorum ve de en önemlisi sorsan bile asla evet demem. Çünkü seninle beraber olmayı hiç düşünmüyorum. Yanındaki kadına da hiç 'kulp' takma ihtiyacı duymuyorum. O kadın bana; çirkin, cüce, antipatik, şişman, çarpık bacaklı gelmiyor şimdi. Seni istemediğim, beğenmediğim için değiştiğimi sandım. Oysa ben senin için ağlamıştım bile... İlk ciddi kavgamızda çekip gittiğinde 'gerçek gözyaşları' dökmüştüm kendi kendime. İçime bir yumruk tıkanmıştı sanki. Artık asla başka aşklar yaşayamayacağıma, kimseden hoşlanmayacağıma, yapayalnız kaldığıma inanmıştım.
Beni aramadığın o üç - beş gün, senden başka hiçbir şey düşünemiyordum, ne iş ne güç. Telefonun başında oturup kalmıştım. Aradığında nasıl süslenmiştim o akşam, nasıl istemiştim beni beğenmeni. O gün ağzıma lokma koymamıştım belki akşama kadar zayıflarım diye. Ve nasıl sarılmıştım sana sımsıkı. Bir kez daha gidersen dayanamam diye geçirmiştim içimden.
Ah eski sevgilim ah!...
Şimdi de seni gördüğümde yüreğimin hop etmesini isterdim. O kadar tutkulu, arzulu, özlemli, kıskanç, meraklı günler geçirdik ki seninle. Ay gülmek geliyor içimden, o ağladığım günleri hatırlıyorum, bu saçma sapan adam için mi? o kadar gözyaşı dökmüşüm, hep bu adama dokunmak için çırpınmışım... O'na dokunmadan uyuyamamışım...
Bir ara kıkır kıkır güldüm ya durup dururken, aklıma bunlar geldi de güldüm işte. Şaşırdım durdum kendi kendime 'Ben bu adam için mi? böylesi duygular hissettim' diye dalga geçiyordum kendimle. Biliyor musun? bundan sonra ömrümün sonuna kadar erkeksiz kalacağımı bilsem, bir kez bile birlikte olmam seninle. O kadar etkilemiyorsun beni, o kadar sıradansın.
Ben nasıl seninle birlikte olmuşum da, o durumları AŞK sanmışım. Peki pişman mıyım?. Hayır tabii ki pişman değilim.
Dilerim sende değilsindir eski sevgilim!...
-
Olen Sevgili...
Genc adam ellerinde bir buket cicek, sahile kosarak geldi... Gozleri
soyle bir sahilde gezindi, aradigini gormeyince ilk gordugu banka
oturup sevdigini beklemeye basladi. Ellerinde her zamanki ciceklerden
vardi. Sevgilisinin en sevdigi cicekler bunlardi. Kirmizi, kipkirmizi, kan
kirmizisi guller... Sanki dalindan yeni koparilmis gibi tazeydiler,
buram buram kokuyorlardi, sevgi kokuyor, ask kokuyor en onemlisi de
ozlem ve hasret kokuyordu guller... Hepsinin uzerinde damlalar vardi.
Sanki agliyor gibiydiler. Genc adam gullere bakti, sanki onlarla
konusuyormus gibi, "Ne agliyorsunuz, bakin ben ne kadar mutluyum"
dedi. Az sonra sevdigini gorecegi icin kalbi yine deli gibi atmaya
baslamisti. Ne zaman onu dusunse, onunla bulusacagini hayal etse
kalbi ayni boyle yerinden cikacakmis gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini
sevmelerine ragmen ikiside sevgisininden hic bir sey kaybetmemisti...
Onlari hic bir sey ayiramazdi... Ne hasret, ne ayrilik, ne de olum...
Gence adam telasla saatine bakti. Sevdigi yine gec kalmisti, 1 dakika
gec kalmisti. Ustelik o, sevdigini bekletmemek icin dakikalarca once
kosarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdigi her zaman
bunu yapiyordu. Devamli kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru
olurmus diye dusundu...
Ve gozlerini onundeki ucsuz bucaksiz denizlere dikti... Denizin sonu yok
gibiydi, tipki sevdigi kiz karsi olan aski gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzlu
ga uzaniyordu. Aslinda bugun onlar icin cok ozel bir gundu. Kendi arala
rinda sozleneceklerdi. Delikanli once bunu sevdigine acmis, sonrada
gidip iki yuzuk almisti. Bu kadar onemli bi gunde bari onu bekletme
meliydi... Ama alismisti artik beklemeye, zarari yok biraz daha beklerim
diye dusundu. Gullerin yapraklari nedense hala yasli idi. Bir turlu
anlamiyordu onlari. Her sey bu kadar guzelken neden agliyorlardi ki?
Iste az sonra sevdigi gelecek, ona sarilacak, kucaklasacaklardi...
Sonra soz yuzuklerini takip, evlilige ilk adimlarini atacaklardi.
Genc adam oyle heyecanliydi ki sevdigine kacusmak icin can atiyordu...
Martilara bakti, birbirleriyle oynasip, ucusan martilara... Ne kadar gusel
dans ediyorlardi havada. Tekrar saatine bakti genc adam.
Endiselenmeye baslamisti. Sevgilisi yine gec kalmisti, hem de cok...
Bu kadar gec kalmamasi gerekiyordu. Iste her gun burada bulusmak
icin sozlesmiyorlar miydi? Her gun sahilde, martilara bakarak,
denizin onlara anlattigi masallari dinleyerek birbirlerine sarilip hasret
gidericeklerine soz vermiyorlar miydi? O zaman neden gelmemisti yine?
Aklina kotu dusunceler gelmeye basladi. Hayir.. hayir.. olamazdi.
Sevdigine bir sey olamazdi. Onsuz hayat yasanmazdi ki... O olse bile
devamli benimle yasar diye dusundu genc adam. Bunun dusuncesi bile
hos degildi. Zaten nedense etrafindaki insanlar ona sanki kacik gibi
bakiyorlardi. Rahatsiz olmaya basladi bakislardan. Artik bikmisti... Yine
sevgilisi geldi aklina... Neden gelmedi acaba diye dusunmeye basladi.
Gozlerini kapatti.
7 sene oldu dedi. 7 senedir her gun bu sahildeydi, sevdigini bekliyordu.
Daha fazla dayanamadi. Kalbi parcalanacak gibi oluyordu. Gozlerinden
1 damla yas gullerin uzerine damladi... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi
ben onun evine gideyim, diye mirildandi... Hic olmazsa gulleri her
zamanki gibi yanina koyar, ona vermis olurdu... Genc adam ayaga
kalkti. Sevdigiyle bulusmak uzere, yesil tepenin ardindaki kabristan'a
dogru yurumeye basladi...
Ona olan Aski ve Sevgisi onunla beraber olmemisti.
-
Senin için olurum!!!
Bir genç kız delikanlıya sorar:
"Benden hoşlanıyor musun?"
Çocuk hayır diye
cevap verir.
Kız sorar: "Beni sevimli buluyor musun?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar: Kalbinde yerim var mi?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar:"Peki gidersem benim için ağlar misin?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner.
Çocuk onu kollarına, alır ve:
Ben senden hoşlanmıyorum, seni seviyorum.
Seni sevimli değil bas döndürücü buluyorum.
Kalbimde sana yer yok, benim kalbim sensin ve
senin arkandan ağlamam, senin için olurum der.
-
Seni düşündüm dün gece yarısı. Gidişini, ayrılıklarımızı ve birlikte
olduğumuz günleri...
Şimdi sen uzaklardasın belki ama ben hala ayrılık anındayım. Radyoda
sevdiğimim türkü yüreğimi kanatıyor. Seninle birlikte bütün güzellikler
yolcu olmuş. Bir tek ben bırakıp gidemiyorum anıları. Bir tek ben
yapayalnız kalmışım. Bir tek ben kaçırmışım otobüsleri. Kent boşalmış gibi
sokaklar bomboş...
Sevgiler hep yürekte taşınır ve hiç ağır gelmez. Ağır gelen,
ayrılıkların verdiği acıdır. Ağır gelen ikiyüzlülüktür. Ağır gelen kötülerin iç
dünyasıdır. Ağır gelen yalnızlıktır. Ağır gelen söyleyecek çok şeyi olup
da konuşamamaktır. Ağır gelen, sözcüklerin boğazında düğümlenmesidir.
Sessiz çığlıktır insanın içinde ki ağır gelen...
Balkondayım, biraz yorgun, biraz da durgun. Acı bir yalnızlık içimi
kemiriyor ve hiçbir şey dört duvarın verdiği yükü hafifletemiyor. Çünkü
sen uzaklardasın. Yokluğun bir yıldız kadar uzak, bir dokunuş kadar
yakın.
Hiçbir şey istediğimiz gibi tam olmuyor, demiştin bir gece. Her
şeyin bir sonu var. Uzak ya da yakın. Doğruydu. Her şeyin bir sonu vardı.
Kimbilir belki de Eylül gecelerinin o ılık rüzgarlarında bir daha
birlikte olamayacağız.
Ben, hep seninle birlikte bir yaşamı dilerdim gökteki yıldızlardan.
Sense uzaklara bakardın. Kısa bir sessizlik olurdu aramızda öylesi
anlarda. Tebessüm dolu yüzüne sanki bütün yıldızlar gülümserdi. Ve sen
sevgili, gülümsediğinde çok daha tatlı olurdun. Gülümseyişinde yüreğim çiçek
tarlasına dönüşür, gözlerim bahar şölenlerine tutulurdu sevinçten.
Şimdi ellerinin sıcaklığını özledim.
Şimdi sen de özlüyor musun geçmiş günlerini? Unutmak kolay değil
bilirsin. Ayrılıklarda hep kavuşmanın umudu vardır şimdi seni beklediğim
gibi. Kavuşma umudu olmayan ayrılıklar yok oluşu anımsatıyor. Ne kadar
yoğun başlarsa başlaşın aşk, sevgi büyüsü bitti mi bitiyordu her şey.
Her ayrılık, içinde onarılması mümkün olmayan yaralar açıyor insanın.
Hiçbirimiz masum değildik. Ve bir çoğumuz da olması gereken yerde
değildi. Senin yanında olamadım. Oysa sen gökteki yıldızlardaki hayalimdin.
Bulutlara tutunup günün güneşini göremedik birlikte. Sonsuzlukta
sessizce kayıp gittin gecenin içine doğru. Bütün dileklerim silindi, kabul
olmadı.
Bu koca kentte, insan selinin içinde kimi zaman yalnız hissedersin
kendini. En çok mezarlıklardan dönüşte akıllara düşer bir gün sonun
geleceği. Uzun ağaçların rüzgar esintileri uzak diyarlara götürür insanı. Hoş,
kendine özgü bir esintisi vardır mezarlık ağaçlarının. O mezarlıkların,
o kalabalığın içinde, kimbilir ne kadar çok insan vardı birbirini
seven, ne çok sevgililer vardı. Sevenlerin yanında birbirini istemeyen, hep
kin güden akrabalar da vardı. Ama oralarda, o mezarlıklarda, o sessiz
yolculukta her şeyden uzak bir sessizlik var, değil mi? Birbirini
tanımayan, aynı kentten olmayan insanlar kardeşcesine aynı kaderi nasıl da
paylaşıyorlar?
Sevememek mutsuzluğa giden bir yolda ilk adımdı. Kötü sözlerin izleri
yıllarca devam ediyordu kapanmayan bir yara misali. Ailemden öğrenmiştim
insanın tutamayaçağı sözleri vermemesi gerektiğini , İnsan
tutamayacağı sözleri vermemeli Oysa söz verip de tutmadığımız o kadar çok şeyimiz
var ki. Sen de uzaklara gitmeyeceğine, hep dost kalacağına, sevginin
hep benimle olacağına söz vermiştin. Sen de sözünü tutmadın, bak yanımda
yoksun. Canım sıkıldığında, odalara sığamaz olduğumda sığınacak kimsem
yok. Hüzünlerimi anlatabilecek, sarılıp ağlayabilecek, bütün sırlarımı
paylaşabilecek, her şeyiyle güvenebileceğim hiç kimsem yok. İyi
günlerde dost olan, kötü günde arayıp sormayan, dargınlığında bütün
bildiklerini başkalarına anlatan, özel sırlarımı bir koz olarak kullanmak isteyen
kötü insanlarla dolu dışarısı. Kendine güven duyan, kendisine saygısı
olan, iyi günde de, kötü günde de o güne kadar bildiklerini
anlatmayacak, gözümde küçülmeyecek kaç insan var ki tanıdığım? Belki de hiç kimse
yok. Olsa da çok az. Belki de hiç kimse sandığımız kadar büyük değil.
Değer verdiklerimiz o kadar da değerli
değil.
Bu ilk değildi böyle aldanışım.
Bu ilk değildi ağlatışın.
Balkondayım. Vakit akşam. Biraz yorgun, birazda durgunum. Yüzündeki o
tatlı gülümseyişini anımsıyorum. dudaklarını, öpüştüğümüzü. Kanım
hızlanıyor. O dudaklarınla başkasını öptün mü bilemiyorum? Bunu düşünmek bile
istemiyorum.
Bir çok şeyi erteledik yaşamımızda.
Bir yanımız ertelenmiş düşlerin toplamı.
Bilemedik ertelemeyi bırakmayı. Geçmişi unutup yeniden başlamayı
ögrenemedik. Sıyrılamadık geçmişin izlerinden. Hatalarımızla, gururumuzla
yeni yaşamlar kuramadık. Başaramadık çünkü geleceğin bilinmeziyle değil,
geçmişimizle var olduk.
Şimdi anımsamak da güzeldi.
Anımsamak ve birbirimizi aramamız az şey değildi en dar vakitlerimizde.
Telefon tellerinden sesini duymak bile çok güzeldi. Mutluydum.
Mutluluk, yıldızların parlamasıydı her gece. Yalnız tek başına olunca mutlu
olamıyor insan. Çünkü mutlulukta bütün boşluklar doluyordu ama tek başına
her şey anlamsızlaşıyordu.
Gözlerinin içinde binlerce yıldız vardı o Eylül gecelerinde. Bütün
günlerin gecelerinde yıldız var sanırdım gökyüzünde, yokmuş. Yanılmışım
ben. Yanılmışım sen de yaşıyorsun bu dünyada. Hemde o yüreğinle.
Seni düşününce gece gözlerim yaşardı ve ben ağladım sevgili. Sevgiler
yürekte taşınır ve hiç ağır gelmez. Ben seni yüreğimde taşıyorum.
Ve sonsuz bir acının esiriyle.
Tatlı rüyaları, iyi geceler dilekleri çalınmış geceler benim artık.
Oysa ne çok isterdim, bir bebeğin ağlayan sesinde gece yarılarında seninle
birlikte uyanmayı...
İnsan tek başına kök salamıyor bu dünyada. Tek başına hayat
paylaşılamıyor...
-
Bu senin son gidişin miydi sevgili..?
Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Hani hep giderdin ve gelirdin ya geriye, bu da onlardan biri miydi..? Uzun zaman oldu bu sefer, söylemek ve sormak zor geliyor ama bu senin son gidişin miydi sevgili...? Küçük bir oyun oynuyor gibiyiz sanki. Ben ebe olmuşum sen saklanan...Nerelere saklandın da bulamıyorum seni. Ah işte ordasın dediğim yerlerden hep başkaları çıkıyor, herkes hep bir ağızdan, dalga geçer gibi, çanak çömlek patladı diyor,bense garip bir umutsuzlukla geri dönüyorum ağacıma, kaldığım yerden seni aramaya başlamak için.
Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Göremeyeceğimi sandığım zamanlarda birden karşıma çıkıyor, içimde yeni yangınlar bırakarak geri dönüyorsun. Kimlerin yanına dönüyorsun da uzun sürüyor sessizliklerin? Gittiğin yerlerde bana benzeyen ve tanıdık bir şeyler var mı bari.? Gülmeyi unuttuğun zamanlar, kimleri çağırıyorsun yanına..? Hüzünlerini kovan yürekli biri var mı yani..? Hani bir anda gelip de o puslu havayı dağıtan, seni içmeden sarhoş eden ve güldüren, hüzünlerini bulamayacağın yerlere saklayan biri..Sen dayanamazsın yalnızlığa. Dokunmak ve karışmak istersin. Yalnız kalmak sana acılarını hatırlatır..bir erkeğin teninde istemeyerek bıraktığın acıları. Yalnız kalmak sana çocukluğunun masum düşlerini hatırlatır..ağlamak istersin ama ağlayamazsın. Yalnız kalmak sana tutunamadığın sevgileri hatırlatır; çaresizliğini, yıkılmışlığını...arkanda bıraktığın, dokunmaya korktuğun özlemleri. Yalnız kalmak sana göre değil sevgili..Sen yalnızlığında kendinle karşılaşır ve ürkersin yüreğinin saatlerce sana karşıt konuşmalarından. Bu yüzden merak ediyorum ya, başkalarına da hüzün kovan kuşum diye sesleniyor musun acaba..?
Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Hani birden için çocuklar gibi şımarmak istediğinde, parmakların telefona gider, arar ve kusardın ya, dizginleyemediğin coşkunu ve manyaklığını..hani bir tek ben anlardım ya, senin bu ani çıkışlarını, serseriliğini ve türk dil kurumunda bulunmayan hafif meşrep kelimelerini ve cümlelerini..hani kimseyle böyle konuşulmaz deyip de, sınırlarını aşardık ya gereksiz kibarlığın ve nazlanmaların..Uzun zaman oldu içimizdeki bu deliliği ve bastırılmışlığı dışa vurmayalı. Bu yüzden merak ettim, bu senin son gidişin miydi sevgili, anlayamadım...
Söylenmemiş ve çoğaltılabilecek bütün sözleri kendi adına söyledin ve gittin..Umuduma, çılgınlığıma ve erkekliğimin senin yanındayken güzelleştiğine inanırken, yokluğunu mutlu edemeyeceğime inandın ve gittin..Sana karışıp, yüreğine akmama izin verip, beni göklere çıkartırken; bir anda yere indirdin, midemi bulandırdın ve ayrılığı sıkıştırdın parmaklarımın arasına, gittin..Ne kadar değerli ve farklı olduğumu anlatmakta zorluk çeken sen; yalnızlığımın en ıssız, en karanlık ve en savunmasız zamanlarında beni dinlemedin, gelmedin ve gittin..Sevmek bu kadar basit, bu kadar kolay ve taşınabilir bir eşya gibi hafif değil; çıkartıp da bir başka yere koyabileceğin. Bu yüzdendir ki sen beni hiç sevmedin sevgili. O seni çok seviyorum diye haykırdığın nadir zamanlarda bile, bunu söyleyen sen değil, senin geçmiş bir sonbaharda bıraktığın, sana benzeyen ama sana çok yabancı olan sesindi. Bu yüzden sen beni gerçekten sevmedin sevgili. Kendini daha ne kadar kandırabilirsin bilmiyorum ama sen acı çekmeyi seviyorsun...bense balonlar patlatmayı, uçurtmalar uçurmayı ve yaşamayı seviyorum her şeye rağmen. Sen korkularını seviyorsun..bense, korkularımın üzerine gitmeyi, savaşmayı ve hatta gülmeyi kaybederken bile...Artık biliyorum, bu senin son gidişindi sevgili ve benim son bekleyişim, son vazgeçişim sevdandan...
Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Ben; sana olan kırgınlığımı, yokluğunu, özlemini, umutsuzluğunu sevmeye başladım. Ben senin giderken bende unuttuğun ve zaman zaman öksüzlüğüne ağlayan sevdanı sevmeye başladım. Ben senin artık beni unutan, merak etmeyen ve değer vermeyen yüreğini sevmeye başladım. Şimdi hangi tende üşüyorsun da titrediğini hissediyorum kilometreler ötesinden? Ben senin başka mevsimleri tanımak isteyen o heyecanlı ama tutunamayan bakışlarını sevmeye başladım. Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Parçaladığın sevgimi toparlayabilecek ve çiçekler toplayıp yollarıma serebilecek kadar güçlü değilsin sen. Sen, ben değilsin. Hiç olmadın ve olamazsın..O sakladığın yüreğine hiç almadın beni, hiç özlemedin, gözlerin hiç uzaklara dalmadı, belki de şerefime hiç kadeh kaldırmadın. Bu yüzden bu senin son gidişin olsun sevgili, ayrılığın hakkını ver. Böyle bir sevgiyi terk edebilecek kadar yürekli oldun, beni unutacak kadar da korkusuz ol. Özleme, yolunu yolumdan geçirme, sesime düşme, salaş meyhane masalarında konuşmalarımı arama, rakının yanında anma adımı..ayrılığın hakkını ver. Çünkü bunu sen istedin..
Bu senin son gidişin olsun sevgili, bıraktığın son acı olsun. Ve ben senin yaşayamadığın son sevda olayım...
----->GİDEN GİTMİŞTİR GİTTİĞİ AN BİTMİŞTİR.....<-----