çok güzelr :71:
Printable View
çok güzelr :71:
HAYAT VE KELIMELER
YasI kIrka geldigi gün, hayatInIn anlamInI bir türlü anlayamadIgInI fark eden yazIcI, "Mademki böyle olmuyor" dedi,
"Ben de baska bir yol tutarak hayatImIn anlamInI çözerim, hayatImIn ve böylece hayatIn anlamInI." Bütün görevlerinden istifa etti. Bütün dostlarIndan, ailesinden ve çocuklarIndan ayrIldI. Var olan neyi varsa hepsini sattI. Bir tek kitaplarI kaldI geriye. Yeni kitaplar satIn aldI ve yeni defterler. Bir oda tuttu kentin varoslarInda. KapIsInI kapattI kendi üzerine, simsiyah perdeleri sImsIkI örttü. Sadece bir adam, sabahlarI geliyor,gerekli ne varsa bIrakIp gidiyordu.
"Simdiye kadar bütün ögrendiklerim" dedi yazIcI, "Hayata dair, hiçbirsey anlamama yetmediler. Öyleyse onlarI unutmalIyIm.
UnutmalI ve yeniden baslamalIyIm."
Gözlerini yumdu ve bildigi ne varsa hepsini unuttu. Hiçbir sey kalmadi geriye.
KalIn bir defter çekti önüne. "HayatIn anlamI" diye yazdI bas sahifesine, altIna daha küçük harflerle ekledi: "Yani benim hayatImIn." Defteri bir tarafa itiverdi. KitaplIgIn önüne gitti bu kez. Kocaman mesin ciltli bir kitap aldI. Dünyadaki Bütün Çiçekler. Koca sahifeleri teker teker çevirdi, okudu, bitirdi. Sonra aklInda ne kaldIysa kendi defterine geçirdi. ArdIndan bir baska kitap çekti önüne: Dünyadaki Bütün Hayvanlar. Onu da okuyup aklInda kalanlarI defterine geçirdi. InsanlarIn Halleri'ni okudu, gülmeye dair, aglamaya dair, aska ve sevmeye dair ne varsa hepsini ögrendi. Gelmis geçmis bütün insanlarIn yasamlarInI okudu. Gelmis geçmis bütün ögretileri. YazIlmIs ne varsa, kitaplara geçirilmis, okudu ve kendi defterine geçirdi. Kelimeler çok hos göründü gözüne. Hepsi dedi nekadar anlamlI, hepsini içi nekadar dolu. Hepsi bana hayatI ne kadar çok kuvvetle ögretiyorlar. Gözleriyle, giderek elleriyle, kelimeleri oksamaya koyuldu. Kelebek yazdI sevgiyle, harflerini teker teker sevdi. YIldIz yazdI, hilal yazdI, dag lalesi, yazdI. Gökyüzü yazdI, "hayatIm" dedi "iste bunlar benim." YazIcI bütün kitaplarI ve ansiklopedileri bitirince sIra lügatlere geldi. Elli bin kelimelik, yüz bin kelimelik, mecazlar ve deyimlerle genisletilmis birçok kelimelik. Hepsini bastan sona ezberledi, hepsinin karsIlIgInI geçirdi defterine. "Z" hanesindeki son kelimeyi de ezberleyip defterine geçrdikten sonra, tahta karyolasIna uzandI, çizgili battaniyesinin üzerine.
Bir derin nefes aldI.
"Ne kadar zaman geçti kimbilir" dedi; ama bu kez tamam, artIk ögrenmis olmalIyIm. ben ki bütün kitablarI okudum, bütün lügatleri hatmettim. Ben ki bütün kelimeleri ezberledim, artIk hayatIn anlamInI bilmedigimi kim iddia edebilir? Degil mi ki hayatI kelimeler yapIyor, degil mi ki hayat kelimelerden çIkIyor?"
Böylece yazIcI, hayatInIn, yani bütün hayatlarIn anlamInI ögrendigine kani olarak simsiyah perdeleri açtI geriye. Parlak bir günes IsIgI dodu içeri. Gözleri acIdI, "bu da ne" diye söylendi. DIsarI çIktI. Bir kelebek kalktI kapI önündeki dag lalesinin üzerinden. "Ne hos çiçek" diye düsündü "ve ne hos bir uçus, acaba isimleri ne?" Fakat zihnini ne kadar zorladIysa da ne dag lalesini tanIyabildi, ne kelebegi. "Bunlar" dedi "mutlaka ögrendigim kelimeler arasInda yoktular."
Fakat aksama kadar yol boyunca gezinip de hiçbir seyi ama hiçbir seyi tanIyamayInca. Hele aksam olup da üzerindeki
lacivert ve sonsuz boslukta asIlI duran IsIk toplarInI hayranlIkla seyredince. Bir portakal dilimine benzeyen aydInlIgI
anlamaya çalIsInca içtenlikle. Ve hiçbirisinin ismini bilemeyince. Içi acIdI. "YazIk" dedi "kelimelerle hayat uymuyor demek birbirine. Kim bilir bunlara ad olan kelimeyi kaç kez ögrendim, kaç kez geçirdim defterime. Kim bilir kelebek bunlardan hangisidir, hangisidir dag lalesi, hangisi yIldIzdIr ve hangisi adI hilal olan?"
Gerisin gerisine odasIna döndü. Bütün kitaplarInI ve defterlerini fIrlatIp attI bir köseye. "Ben" dedi " hayatIn kelimelerden çIkarIlabilecegini zannetmistim. Oysa karsIladIklarI nesneyi bile gösteremiyorlar. Demek kelimeler hayattan çIkIyor, hayat kelimelerden degil."
Tahta karyolasIna uzandI, çizgili battaniyesini üzerine. Sonra ansIzIn yerinden kalktI, dIsarI fIrladI. KarsIsIna ilk çIkan adama, hayatInda bir tek kitap okudugu bile ümit edilemeyecek bir adama, "BayIm" dedi "Bana gösterir misiniz, kelebek bunlardan hangisidir ve hangisidir dag lalesi olan?" Adam "ha" diye kabaca cevapladI, "su gördügünüz dag lalesidir, onun üzerindeki havalanan da kelebek."
NAZAN BEKIROGLU
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Karışık zor bir gün anlatacak hiçbir şey yok aslında ne yaptığımı nereye gittiğimi ne ben biliyorum nede başkası biliyor. Gitmek istediğim yere hemen gitmek istiyorum bunun için koşmaya çalışıyorum ama san ki bir şeyler beni engelliyor koşamıyorum yürümek de bile zorlanıyorum. Ama böyle bu yol bitmez ki bende ulaşmak istediğim yere ulaşamam, gitmek istediğim yeri göremem ki. Daha beynim dayanmıyor sonsuza kadar böyle, ulaşamayacağım yoldamı yürüyeceğim ben? Yeter artık şurada bir çeşme var biraz oturayım dinleneyim, bir yudumda su içeyim dizlerim daha tutmuyor beni. Biraz dinlendim bak ilerde bir tepe var yolun sonu o tepenin arkasında olabilir, neden olmasın evet orada yolun sonu. Hadi kalk son gücünle yürü koş az kaldı ulaşmak istediğin yer tepenin arkasında az kaldı hadi gayret beş dakika sonra bitecek bu çile, bu çıkmaz yol. Geldim evet inşallah bu tepenin arkası ulaşmak istediğim yer Allahım ne olur bakıyorum bana yardım et. O da ne burası değil karşıda bir tepe daha var. Artık halim kalmadı öyle uzanıp kaldım orada güneşte karşıda ki tepenin arkasından batıyor.
Bundan sonra nerden ve ne şekilde doğar bilmiyorum.
[GLOW=skyblue]Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende. [/GLOW]
çok güzel bir yazı
:62:
üşümek akşam üstleri bir bankta hayat
yüreğinin sıcaklığını yansıtmak yüzüne bir nebze
elini tutamamak belki hayat
soğuk bir gecede
nedeni var mı bu nefes almanın
durdurulabilir mi yoksa zaman
yarınlar mı üşütüyor içimizi
kurşunlar mı yoksa bizi yakan
anılara bir an dalarken insan
sonbaharı ne kadar unutabilir ki
ey aşk,
ey hayatın anlamlı yanı,ey duyguların şahı
ey kelebeklerin son durağı
ey üşümelere sebeb
ey kuşların kanat çırpışı
hadi saklama artık kanatlarını
herkes bilsin melek olduğunu
belki o zaman anlarız
hayatın hayat olduğunu...
ey aşk,
ey hayatın anlamlı yanı,ey duyguların şahı
ey kelebeklerin son durağı
ey üşümelere sebeb
ey kuşların kanat çırpışı
hadi saklama artık kanatlarını
herkes bilsin melek olduğunu
belki o zaman anlarız
hayatın hayat olduğunu...
:1: