ASAYİŞ YILDIRIM VAR!
İnternetin, cep telefonlarının bulunmadığı, sabit telefonların bile otomatik olmadığı ve şehirlerarası konuşmaların ancak PTT'den kayıt yapılarak gerçekleştirilebildiği dönemlerde yaygın medyaya muhabirlik yapmak gerçekten zordu.
O dönemlerde, yaygın medyaya muhabirlik yapanlar, güncel olmayan haberleri, fotoğrafları mektupla gönderirlerdi. Önemli olayları ise telefonla verirlerdi. İşte, o dönemlerde bir ajansa muhabirlik yapan Ahmet Arıtürk, bir gün önemli bir haberi telefonla vermek için PTT'nin santraline "Acele, basın ödemeli" kaydıyla bir telefon numarası vermiş ve bağlanmayı beklemiş. Aradan epey süre geçtiği halde telefonun bağlanmaması üzerine tekrar santral memurunu aramış, verdiği kaydın "Basın ve acele" olduğunu, basının öncelik hakkı olduğunu anımsatmış.
Ama bayan santral memuru:
-Basın acele, ama kendi kategorisinde öncelikli. Yıldırım taleplerinin önüne alamam! diye cevaplandırmış. Kafası bozulan Ahmet Arıtürk bu defa:
-O zaman, benim telefon kaydımı, "Basın yıldırım" yap, demiş.
Santral memuru bayan da:
-Tamam! diye cevap vermiş...
Ancak, bir süre geçip de telefon bağlanmayınca, Ahmet Arıtürk yeniden telefona sarılmış:
-Basın yıldırımdan daha öncelikli var mı artık! Telefonu hala neden bağlamıyorsun? diye biraz hiddetle sormuş. Bayan santral memuru ne cevap verse beğenirsiniz:
-Evet var. ASAYİŞ YILDIRIM!
Bunun üzerine, Ahmet Arıtürk son çare olarak PTT müdürünü aramış ve durumu iletmiş. Sonra anlaşılmış ki, bayan santral memuru, bir başka ajansın muhabiri için bunları yapıyormuş. Böylece önce, o muhabirin haberlerinin geçmesini sağlıyormuş. Hatta, kanıtlanması mümkün olmasa bile diğer ajans muhabirlerinin haber telefonlarını dinleyerek, karşı tarafa bilgi aktarıyormuş.
