Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Tüm bu derin duygular yüklü sözlerin temelinde Şukûfe Nihal’ın romantik karakteri ve ideal aşk arayışının olduğu da kuşku götürmez bir gerçektir. Evli bir kadının yasadığı gönül macerası, sosyal hayatta hoş karşılanabilecek bir durum değildir. Ancak, istemediği bir evlilik hayatı geçirmesine rağmen Şukûfe Nihal’ın direnci, eşinden ayrılana kadar Osman Fahri’nin hayatıyla ilgilenmeyişi bu durumu hafifletir görünmektedir. Hatta belki de mükemmellik arayışı, bu askı değerli kılmıştır. Çünkü Osman Fahri ölmüştür ve asla geri dönmeyecektir. Kavga edemeyecek, kalp kıramayacak, yaslanmayacak, hep öldüğü hâl üzere kalacak ve sevecektir. Asla geri dönemeyecek olan ölü sevgili, samimiyetinden en çok emin olunan, hep temiz kalacak olan sevgilidir.Bunun için idealdir, bunun için onca şiirin kahramanıdır… Belki de bunun için Yakut Kayalar kaleme alınmıştır…
Adile Ayda, Sükûfe Nihal’in son zamanlarında hep Osman Fahri’den bahsettiğini, onunla ilgili şiirlerini defalarca okuduğunu, bu şiirlerin her birinin, ölmüş bir sevgiliye yakılan en derin ve içli ağıtlar olduğunu söyler.
Yakut Kayalar: Sükûfe Nihal’in 1931 tarihli romanıdır. Bir kadın duygusallığının hâkim olduğu, günlük ve mektup gibi birinci elden malzemenin kullanıldığı, “iç dökme” romanı olarak değerlendirilmektedir;İdeal evlilik anlayışını öğrendiğimiz genç kız, ailesinin isteği üzerine kendi ruh anlayışının çok dışında olan biriyle nişanlanır ve bu, onun hayatının ilk çelişkisi olur. Bu duruma alışmaya çalışırken, aradığı askı bulması ikinci çatışmadır. Bu asktan, önce ailesi için vazgeçer; sonra biraz bekleyip, sevgilisine gitmeyi kafasına koyar ve nihayetinde aile karsısında küçük düşmemek için, aşkın yanına kini de koyup, perişan hâline rağmen yoluna devam eder.
Roman, yazarı eskiye dönmeye mecbur eden bir ney sesi ile baslar.Ney, bilindiği üzere dertlidir ve semavîdir. Bu noktada yazarın ilk işaretini ney sesi ile vermesi, dikkate değerdir ve yaşanan aska yüklediği kutsiyet bakımından ilginçtir. İşitilen ney sesi, “ince, sihirli bir nefes!” olmuş ve yazarın üzerine “yığın yığın yüklenen ölü senelerden haberler”
getirmiştir. Sesin kaynağı hemen devam eden satırlarda açıklanır:
“Sende muhakkak mukaddes bir hatıra saklı! Sen, beni bütün ömrümde füsunlu zinciriyle saran bir ruhtan kopmuş gibisin! Sihirli bir duman gibi kıvrıla kıvrıla ruhuma sarılan ses, sen bir mezardan geliyorsun, anladım.” Ve anlarız ki bu ses, kaybedilen sevgiliden gelmektedir:
“Senelerden sonra, bir ney sesi hâlinde ruhuma giriyor, kendini hatırlatıyorsun, öyle mi? Sen, evet, bu ses sensin! Sen, artık bir ölüsün. Ve ben yaşıyorum!”
Yakın dostlarına, "Tek aşkım odur. Beni tek seven de odur. Nasıl ziyan ettim bu büyük aşkı" diye dert yandı hep. "Yakut Kayalar" adlı romanının kahramanıydı Osman Fahri. Onun aşkı uğruna mecnun oluşu, ideal aşkı arayan romantik Şükûfe Nihal’e şiirler yazdırdı:
"Sana mecnun dediler/ Mukaddestir gözümde/ Cinnet, o günden beri..."
Hafızasını kaybedene kadar düşüncesinde, dilinde, kaleminde hep Osman Fahri vardı...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
ve daha yüzlerce site
------------
Sayın Okuyucu:
İster geçmişte yaşanmış olsun,
İster şimdi yaşanıyor olsun,
İsterse gelecekte yaşanacak olsun
Tüm aşkları ve o aşkları –bazen yaşamlarını hiçe sayarak- yaşayanları
Yüreğimiz sevgi dolu aşıkça saygı duruşuna geçip büyük bir ihtiramla selamlayalım derim….