VARLIĞIN DERİNLİĞİ(Risale-i Nur Külliyatı)
Varlığın mahiyeti ve dereceleri farklıdır. Âlemleri ayrıdır. Onun içindir ki, kendi içinde derinliği olan bir zerre, başka bir tabakadaki bir dağ kadar olabilir, o kadar yükü taşıyabilir. Mesela, maddî âlemde, beyinde bir hardal tanesi kadar yer işgal eden hafıza kuvveti, manevî âlşmde bir kütüphane kadar vücudu içine alabilir. Ve maddî âlemdeki tırnak gibi bir aynaya, misal elemindeki koca bir şehir sığabilir. Bir göz aynasına koca semanın yıldızlan ile sığması gibi... Eğer o aynanın ve o hafızanın şuura ve icat kuvveti olsaydı, o bir zerrecik kuvvetleri ile mana âleminde çok geniş tasarruflar yapabilirlerdi. Demek ki, vücut derinlik kazandıkça kuvveti artar. Ve eğer vücut, tam bir derinlik kazanarak maddî urbasından sıyrılırsa, kayıt altına girmezse, o zaman küçük bir cilvesiyle koca âlemleri çevirebilir. İşte, bu temsillerin çok ötesinde, şu kâinatın Sani-i Zülcelâli, Vacib-ül Vücuddur. Onun vücudu zatîdir, zevali muhaldir ve vücut tabakalarının en rasihi, hakimi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. O derece Vücud-u Vacib, varlığı o derece ötenin ötesinde, o derece hakikatlidir ki, sair varlıklar Ona nispeten son derece hafif ve zayıf, gölgenin gölgesinde kaldıklarından, Müh- yiddin-i Arabi gibi bir hakikat eri, varlığın vücudunu hayal derecesine indirmiştir. Yani, "Vacib-ül Vücuda nispetle, başka şeylere vücudu var denilmemeli, onlar vücud unvanına layık değiller." diye hükmetmiştir.
(20.Mektup 2.Makam 10.Kelime Üçüncüsü 1. Sır)
HER HARF BAŞINA SİLİNEN GÜNAHLAR(Nükteler)
Hazreti Musa (a.s.) bir gün yolda giderken, iki büklüm olmuş, belinde zünnar bağlı ve ateşe tapan bir ihtiyar görür. İhtiyara yaklaşarak:
Ey pir! Ne kadar zamandan beri bu ateşe taparsın?
470 yıldan beri bu ateşe taparım.
Hiç vakit bulmadın mı ki, bu ateşten ibadetten yüz çevirip tevbe ederek, Melik-i Cebbar olan Hal Tealaya ibadet etmezsin.
Ya Musa! Eğer ateşe tapmaktan vaz geçsem, Hak Tealanın beni kulluğa kabul edeceğini bilir misin?
Niçin kabul etmesin? O Hak Teala hazertleri ekramül ekremindir.
Ya Musa! Eğer hak tealaya benim gibib kendisinden kaçanları kabul ederse, bana İslamı arz eyle , dedi. Bunu üzerine Hz. Musa (a.s.) da İslamı arz etti. Fakat o zat, imanın kendisine verdiği ferahlık ve sevinçten dolayı feryad ederek kendindn geçti. Hz. Musa onun elini ve ayağını ovmaya başladı ise de ihtiyar bir müddet sona ruhunu teslim etti.
Hz. Musa (a.s.) ihitiyarın techiznini yaparak defnetti. Sonra da kabrinin başında, Hak Teala hazretlerine şöyle tazarru ve niyazda bulundu:
Ya Rabbi! Bu ihtiyar kuluna bir defa kelime-i tevhid söylediği için neler ihsan eyledin? Demesi üzerine Hz. Cebrail (a.s.) gelerek buyurdu ki:
Ya Musa! Rabbinin sana selamı var. Şöyle buyurdu:
Bir kimse Kelime-i tevhidi bir defa ihlas ile söylerse bizi onu kapımıza yakın edip izzet ve keramet hilatımızı giydirerek, rahmet deryamıza gark ederiz.
Hz. Musa bu kıssayı ümmetine haber vererek buyurdu ki:
La ilahe illallah Musa Resulullah kelimesinin harf adedi 24 tür. Hz. Allah her harf başına o ihtiyarın 27 yılılk günahını afveylemiştir.