Ömrümce sevemezsem seni,ömrünce olamazsan benim,doyuma ulaşır mıyım sana sanma….
Bakışların, çok şey anlatır bana,ruhum ruhuna aşina,sanma ki sana olan aşkım bedenine;şayet bedenine olsaydı terk edebilir miydim ki; asla….
Bedenin sadece aşkımın yansımasına ayna olabilir, aşık olduğum ruhun,bedenine aşık olsaydım ruhunu yabana atsaydım nadan bir adamın güneşi bırakıp çamurdaki yansımasına koşması gibi olmaz mıydı halim ey yaarrr…
Sözlerinle beni kendinden uzaklaştırmak istediğinde; sende beni kendine çeken bir şey vardı ve o beni mıknatıs gibi çekerdi.Ben senden uzaklaşamazdım,bedenin senle arama duvarlar örerken, ruhun ruhuma yapışıp kalırdı.yüreğimden yüreğine bir pencere açılırdı,ben alemi o pencereden seyre dalardım,hicran kokan sisli havalara inat yüreğim yüreğinde vuslatı bulurdu…
Çaresiz uzaklaşıverdin benden,kendimi kapana kısılmış bir mahkum gibi hissederdim,benden uzağa attığın her adımda biraz daha çemberimin daraldığını sezerdim ve sonunda düşlerimi buruşturup oracıkta ateşe verirdim,yakalanışında intiharı tercih eden bir militan kesilirdim,rehin düşerdim ama düşlerimi ele vermezdim…
Ruhum tasasız bir çocuk gibi bozkırlarında koşardı hayallerimin ve en narin, ince ve güzel kokan papatyalarını dererek avuçlayıp sana bir daha ki sefere sunmanın telaşındayken ardından koşup papatyalarımla sana vardığımda tam soluğuna devrilecekken serap gördüğümün farkına varıp dizlerimin üzerine çöküveririm….
Ve bu çöküş öyle bir çöküş ki; yere çakıldığında balyoz darbesi gibi iner yere o yeri çukur eder balyoz sesine benzer sesi ile benim Leyla deyişim karışıveriri birbirine, kendimi soğuk yalnız, karanlık ve çaresiz yaşamın kıyısında buluveririm….
Sessizliğin sonsuzluğuna sığınırım sana anlatacak çok şeyim olduğu zaman,çünkü ancak o zaman ruhuna sonsuz derecede aşina olan ruhumun sevgisini yüreğimden yüreğine devirebilirim,sessizliği bozan bir çift gözüm vardı ardından yetim baka kalan…
Zaman geçmek nedir bilmezdi,sanırdın ki gözümden damlayan bir yaş yada yüreğimden akan bir kan damlası öylece dona kalırdı yokluğunda…
Bu gece son defa gözlerimle baktım gözlerine, baktım sen eski sen değilsin, benimde sevdiğim sen değilsin diye içimden geçirdimse de bir türlü yüreğimi ikna edemedim,erim giderim unutur bir başkasını severim dediysem de bu palavralarıma yüreğim toktu,hiç kale bile almadı…
Fakat sonunda ben kendimi yalnızlığın kolları arasında kimsesizliğe itilmiş bir şekilde buluvermiştim.hayatım belki de bir daha akord edilmesi mümkün olmayan hurda yığınına dönmüştü…
Yalnızlığımda hep seni sayıkladım ve dedim ki;
Sen ey pusulam
Sen ey limanım
Sen ey papatyam
Sen ey hüznüm
Sen ey neşem
Sen ey dostum
Sen ey sırdaşım
Sen ey kedim
Sen ey cadım
Sen ey ruhum yetiş nerdesin diye çok bağırdım,ama nafile bir defa kapılıp gitmiştim sessizlik fırtınasına ve sensizliğin fırtınasında ilerlerken hayatım alabora olmuştu,sahili selamete çıkmamın imkanı kalmamıştı,çaresiz yine O’na(c.c) yöneldim ve çok şükrettim,bana acı versen de seni karşıma çıkardığı için ve hayatımın alabora olmuş bu aşamasında hatıralarımızı aklımda tutuğu için…
Düşlerimi ateşe verdiğimi söyledim ya! düş kurmuyorum artık geçmişin mahzenine dalıp seni yad ediyorum,göz yaşlarımı meze yapıyorum geçmişteki kahkahalarına ve ne garip ki bunlar bana hayat veriyor, taşıyor sensiz yarınlara….
Olmadığım yarınlarında mutlu olman dileklerimle hoşça kal papatyam…
