Gülün bendinde kaybolmak!
Bilirim…
Kelam etmek haddim değil!
Halin deruniliğinde anlamlaşmak hiç değil!
Fakirliğimin…
Ve belagatleşen acizliğimin izi,
Kalbimin kireçlenen çeperleri yeterli değil!
Gülü anmak…
Onu anlatmak, renginde solmak,
Hissiyatın titremelerine maruz kalmak uzak!
Hasır olmak…
Kilim misali sabırla dokunmak,
Minder olmayı başarmak divanda emin olmak!
Haşyeti anmak…
Sürurun saadetine erişmek,
Edebin diyarında muvazene bularak koklamak!
Kokusunda,
La mekân olmayı başarmak,
Kalbi ferahlığa ulaşmak, vicdan sancısını anmak!
Suhuletle yaklaşmak,
İşaret taşlarında emaneti solumak,
Zarafetinde ülfetle buluşmak zamanı hesaplamak!
Haline nüfus eden,
Rüzgârı anmak, toprağı koklamak,
Dikenin hamiyetinde yeksan olmak zannı bırakmak!
Kalan nefesleri,
Ömrün sahifelerinde eşsizliğini,
Ruhun ekseninde ki ebediyete muhabbetle uzanmak!
Hiddet ve kinin,
Husumetin içindeki zelilliğin,
Sevgiyi kurutan cahilliğin, şefkatsiz alınan her nefesin!
Mihenksiz vaktin,
Vuslatı düşlemeyen abdi acizin
Sakıt olmayan ecelin ve ölüm için vaat edilen güzelliğin!
Mustafa CİLASUN
Sevda manasından kopunca!
Neler etmedim
Neleri terk etmedim ki
Kendimden mi geçmedim
Mekânı mı bırakıp ta gitmedim
Yıllara niye küstüm
An’a hiç ses vermedim
Halime rasgeleliği seçtim
Sineme çekildim öyle demlendim
Çaresiz nefestim
Kime ne diyebilirdim
Kendi halinde seven biriydim
Aşk için divaneydim ve bir fakirdim
Çileyi seçmiştim
Çünkü seven bendim
Sevildiğimden habersizdim
Üzmek ve üzülmek istemedim eridim
Ne diyebilirdim
Haliyle müsavi değildim
Seslensem, nazar etsem çekindim
Sefilliğimle şenlendim, hederliği seçtim
Olsun yinede ben
Sevmeyi öğrenmiştim
Hissiyatın renginde nefeslendim
Asla reddedilmeyi düşünmedim, acizdim
Sevmem yetmiyordu
Vaat etmek ne ifade ediyordu
Hüsranı yaşatmak çok ağır geliyordu
Yokluğun neler yaptıracağı korkutuyordu
İki gönül bir olsa da
İmtihan her vakit olacaksa
Kalbim ruhun nizamında olmayınca
Hışımla alacağım nefesler çok yakınımda
Selvi boylum solunca
Muhabbetimiz zail olacaksa
Sevda manasından uzaklaşacaksa
Aşk, anılık olarak anlaşılacaksa hazanım işte
Mustafa CİLASUN
Sen fevkalade bir farksın!
Ne kadar içlensem de,
Hiç söylenmeden halime dönsem de,
Senin hamiyetinin karşısında kar misali eriyorum.
Nefeslerinde soluyor,
Her ah çekmende bizar oluyorum,
Varlığım beş para etmez biliyorum aciz kalıyorum.
Ulvi hasletin güzelliği,
Metanetin dirliğinde ki hikmeti,
Sabrın karşısında, azimeti hissettikçe yoruluyorum.
Nasıl bu kadar eminsin,
Halin güzelliğinde kokan bir gülsün,
Ruhi zenginliğinle aşiyanı olan muhabbetli bülbülsün.
Bu minval üzerine hürsün,
Kalbi lekelerinden arî olan suhuletsin,
Edep zaviyesinden fevkalade zengin olan bir nefessin.
Hukukunu bilen mürebbiyesin,
Ve hatta hedefine aşkla uzanan bir öndersin,
Adamlık kimliğinde erkekliğe taş çıkartan net kimliksin.
Solgun nefesler için üzülen,
Yorgun yürekler için şefkati önceleyen,
Hayatını hizmet yoluna vakfeden nisa adına şahanesisin.
Hilkatin zenginliğine uzanan,
Aidiyetini ülfetle anlatan, ruhi aksın,
İnsan kimliğinde fevkalade bir farksın, nefsini tanıyansın.
Hiddet adına ne varsa dışlayan,
Nedamet içinde konuşmayan cansın,
Sabrın bir sanat olduğunu söyleyen çok engin kanaatsin.
Zamanı saadet addeden,
Evrensel beyan karşısında hicapla nefeslenen,
Gülün zarafeti ve renklerinde aşkın öteler için sezgisiyle,
Toprağın muhlis tevazusunda,
Semadan sudur eden sağanak karşısında,
Gecenin en mübariz gerdanında huzura avdet için koşardın.
İnsan olmasına insandım ama
Sende bulunan hasletlerden çok mahrumdum,
Kalbi fakirliğimle solurdum gözlerimin kuruluğuna yanardım.
Mustafa CİLASUN
Nazarında eriyen bir nefestim!
Kim ne derse desin,
İsterse ölümün adresini göstersin,
Her bir dost terk etsin lakin sen benim kaderimsin.
Hicran alıp götürsün,
Hüzün kapımda nöbette dursun,
İsterse ruhum, kendi serencamında sukutu yaşasın.
Kalbim an’a yaklaşsın,
Hayatımın her anı hazanla anlamlaşsın,
Yalnızlık kaderimden sahifelerde bir bir haykırsın.
Lakin sen derdimsin,
Muvazenem için vazgeçilmeyensin,
Halin derinliğinde, dilin sessizliğinde bir şevkimsin.
Yıllardır sabrettim,
Mütemadiyen çekindim söz etmedim,
Gözyaşlarım arkadaşım oldu, gece sığınağıma kondu,
Sen üzülmeyesin diye,
Bir maraz halini kuşatmasın hissiyle,
Kalbimin titremeleriyle ve ruhumun solgun haliyle,
Sana yaklaşmak,
Halimin perişanlığını anlatmak,
Yüreğimin hıçkırıklarını bırakmak için çok bekledim,
Hiç üzülmeni istemedim,
Çünkü sen müstesna bir derdimdin,
Kimseye söz etmedim, aşkını sinemde düğümledim,
Artık biliyorum ki tükendim,
Her şeyi göze alacağıma söz verdim,
Senin halini bilendim, nazarında eriyen bir nefestim.
Nelere direnmedim ki,
Diyarların hikâyelerinde nefeslendim,
Yıllardır çileyi demledim sabırda kemaliyeti keşfettim.
Adamlık kimliği için azmettim,
Âdemi beşerliğimle sürekli iftihar ettim,
Ölümle barışıklığımı biledim, tefekkürde aşkı hissettim,
Suhulete seninle eriştim,
Ülfeti idrak ettim, hamiyeti bildim,
Aşkın sahifelerinde mütemadiyen nefeslenerek geldim…
Mustafa CİLASUN
Sen benim kaderim değilsin!
Çok geçte olsa
Anladım ki artık sen
Benim, ne kaderimsin ve ne de dert hanemsin
Her ne kadar
Yılları sana hasretsem de
Yüreğimin burukluğuyla nefeslenip tükenmişsem,
Yetti artık,
Ne gözyaşlarıma,
Ve nede yılgın umutlarıma bir kapı aralamayacağım.
Ömür boyu
Sukutu hayal yaşamayacağım,
Nazarlarımı senden saklayacağım, kalbi burkacağım.
Diyarları arşınlayıp,
Solgun nefesleri arayacağım,
Sinemde bıraktığın uhdeleri hazine gibi saklayacağım.
Kimsenin sevdasında,
Kalbi kanamaların sancısıyla,
Hicran sağanağında kalmasına tahammül edemeyeceğim,
Mütemadiyen gideceğim,
Öteler için nefeslenip hamd edeceğim,
Zülfüyâr için, hüznü nefeslenmek olmayacak benim işim,
Aşk kimin nasibi
Kalbi vuslat, tahkikin hakkı değil mi?
Azimete ne demeli, çileyle nefeslenmeyi haz edebilmeli.
Her yağmur damlasında,
Yağan karın beyazlığında berivanın,
Suhuletini, kanaat içinde ki meşkini, o sabrın hikmetiyle,
Derlenmeyi,
Muvazene için birliği,
Aklın en zaruri refakatini, eren kimliğinde ki mefkûreyle,
Nefiste eriyerek,
Meclisin meşkinde nefeslenerek,
Keramete asla tevessül etmeyerek, terk etmeli mukallitliği,
Halin serinliğinde,
Aşkın bir dem olan güzelliğinde,
Müddeti nefes tefekkürüyle, ölümün müstesna iklimine şek ile…
Mustafa CİLASUN
Gizlediğin hıçkırıkların!
Aslında hissettiğim
Ne bir sevdanın başlangıcı
Ve ne de bir hicranın sancısıydı sadece bildiğim hazdı.
Uzak diyarlardan,
Serdettiğiniz kelamın karşısında,
Ne kadar yüreğim yansa da, lakin kuşandığın hicranla,
Lütfediyordunuz,
Kalbi kanaatinizi sevk ediyordunuz,
Sevgi adına halinizi hasrederek şevk bahşediyordunuz,
Okuduğum,
Satırlarınız karşısında,
Ne kadar hicrana yaslansam da içim hayli kabarıyordu.
Sinemden,
Seni daha yakinen tanımak,
Haline ram olmak, yaren ikliminde solumak istiyordum.
Çünkü biliyordum,
O kadar çok yutkunduğun,
Hıçkırıkların vardı ki, vakıf oldukça içim çok burkuluyordu.
Yaşadığın şarlar,
Çok acımasızdı, teslim olmak vardı,
Hayatın baharında, çilenin yumaklarıyla arkadaş olmuştun.
Melalinde demlediğin,
Ne kadar uhde varsa çaresizdi,
Suskunluğun karşısında anlaşılır olmak adına aşk bir seraptı
Mütemadiyen
Başarmaktan söz etseler de,
Hissiyat adına, kalbi yakarış sevdasıyla kuraklık karşındaydı,
İçinden geçirdiğin,
Sığınacağım iyi ki sabır var demen dahi
Zamanın girdabında ve yokuşun sancılarında pek yetmiyordu.
Düşlediğin her şey,
Solgunluğa maruz kalıyordu,
Umut adına, hasretin tavında kelam etmek dahi kifayetsizdi.
En bariz ihtiyacın,
Samimiyetle ve bakir hislerle sevilmekti,
Çünkü insan olmak yeterli bir sebepti, lakin aşk kimin derdiydi…
Mustafa CİLASUN
Ecrin kadrinde yoğrulmak!
Bilir misin?
Sevdada kaybolmayı,
Ve ruhi muvazeneye ram olarak nefes almayı.
Hüccetin,
Gerekçelerinde solumayı,
Aşk için yanmayı yorgunluk hissettirmeyen anı.
Nefesin,
Kalan sayfalarını anlamayı,
Ömrün baharında sabrı kuşanmayı ve yılmamayı.
Önüne,
Serilen çilelerde coşmayı,
Nasibin halinde kanaati solumayı ve vefayı anmayı.
Hak adına,
Azimetle yol almayı,
Ecrin kadrinde yoğrulmayı kalbi itminanlığı bulmayı.
Yüreğin,
Çırpınırken durmayı,
Hissiyatın sağanağında keşkelere geçit vermeyen kanı.
Ne deyim,
Şimdi ki ben sana,
Var olan kıt aklımla, ziyadesiyle saflığımla hayırlar ola.
Öncelikle,
Şevkle hisset ve serinle,
Sakın ola sen hiç aldırma derinliğin var olacak girdabına.
Zaman,
Üzülme zaten ekendi yolunda,
Ruhun, asla değil iptidai bir harmanla nasip olmayacaksa.
Aşk,
Senin halinde nur olunca,
Aklın acizliği çıkacak karşına, nefsin hizmet sual olacaksa,
Aldırma,
O vakit asla kaygı yaşama,
Zira ruhi eminlik arkanda, enaniyet hurdalığın paslarında,
İnsan,
Kamil olarak anılacaksa,
Kalp bunun için varlıksa, işte aşk mütemadiyen yakınında.
Mustafa CİLASUN
Âdem olmaktır tek hevesim!
Söyleyemem,
Has kelamınızla boy ölçülemem,
Edebin sevdasıyla ve kelamın anlamıyla yürüyemem.
Ne sazendeyim,
Ve ne de meşk âleminde nefesim,
Ben tasavvufu nerden bilirim, fakirliğimden eminim!
Gecesinde uyuyan,
Gün içinde pek zorlanan âdemim,
Hizmet bendinde çok sefilim, nefsimle pek dertliyim!
Elbette ki,
Âdem olmaktır tek hevesim,
Tefekkürü mevti ben nereden bilirim, ben ahenksizim!
Enaniyet,
İçinde nefeslenen bilinçsizim,
Hadsizliğin sahifelerinde gezinirim çünkü çok idraksizim!
Ne mezarda,
Ve nede hazanda hissedenim,
Zevki uğruna varlığını gark eden bir nefesim neyi bilirim!
Kalbi duyuşlardan,
Ruhi algılamalardan nasipsizim,
Günümü gün eder, hezeyan içinde kelam eder gezinirim!
Düşünmeyi özlerim,
Lakin bilgisizliğimle acz içindeyim,
Muhabbeti yarenlik için öncelerim, dostluğa evet hasretim!
Sanki
Bir boşluğun kadrindeyim,
Elbette dost nefesleri hissederim, lakin bilirim ben fakirim!
Ancak,
Sizinle hamiyeti müşahede ederim,
Suhuletli halinizde şefkati görürüm onun için şevk içindeyim.
Ötelerin,
Ruhi iklimde ki her nefesin,
Mezar içinde bekleyen mevtin, haşyet içinde ki düşüncelerim,
Bir bir sıralanıyor,
Acımasızca karşıma çıkıyor,
Kalbim o vakit fevkalade titriyor, ruhum çok daralmalar yaşıyor!
Mustafa CİLASUN
Anlatmak hisleri okşamak!
Artık
Ne anneme ve nede gülüme,
Ve hatta gönlümde demlenen yâre söz etmeyeceğim.
Bir yılgınlık adına,
Sinemde harlanan bir hicrana,
Hazin gözyaşlarım aksa da, aldırmayacağım nasıl olsa.
Yıllardır
Husule gelen suskunluğumu,
Heveslerimdeki solgunluğumu anlamak adına korkumu,
Çaresiz ötelemiştim,
Dertten azade bir kimlikle nefeslendim,
Kulağıma ilişenlere meyletmedim zira ben sebebiydim.
Nereden bilirim,
Bir kadını en büyük hasmının,
Yine bir kadın olabileceğini hiçbir zaman akledemezdim.
Çekişmelerin arasında,
Nedametlerin furyasında kalamazdım,
Geçte olsa anlamıştım lakin onlara bir şey anlatamazdım.
Bir hıncın içinde,
Rekabetin ağır bedeliyle kararamazdım,
Birini yekdiğerine bahis konusu yapamazdım sancılıydım!
Oysaki her ikisi de,
Zaman devran ettikçe yaşıyorlardı,
Lakin anlamak adına tefekkürle yoğrulmuyorlardı, acıydı!
Doldur boşalt,
Muvazene için dinlediklerin ne kadar şart,
Akıl hakkıyla kullanılmazsa, idrakle kuşanmazsa onu da at!
Ne annem rahat,
Ve nede dirliğimde bulunur şevki hayat,
Birlik için düşünmek, lüzumu halinde feragati seçmek şart!
Lakin anlatmak,
Anlamak için hisleri okşamak,
Duyarlılığa kapı aralamak ve hayatı zindan etmeden yaşamak!
Hak nerede vasıl olmak,
Nefesin sahibinde muhabbetle ayılmak,
Ruhun gideceği ikimi hiç kurutmadan, muvazeneyle buluşmak!
Mustafa CİLASUN
Vasıl olamadığım sevdasıyla!
Yıllar geçip giderken,
Ne idrakle yoğruldum ve nede kalbi soludum,
Halimde ki yegâne korkum, gül kokusundan uzaklığımdır.
Olmuyor işte onsuz,
Hiçbir letafetin ne tadı ve nede tuzu,
Vuzuha ermeyince, hal gülün bendinde demlenmeyince.
Aşk ikliminde nefeslenmeyince,
Sevda kendi hilkatinden yol vermeyince,
Ömür şevksizleşince ve anlamakta fevkalade güçleşince!
Özlemeyi nefeslenmek,
Lakin bilmeden enginliği dilemek kolay mı?
Halini hasretmeden, bir niteliğe erişmeden aşk kokar mı?
Onu andığım yalnızlığımda,
Düşlerimde dahi vasıl olamadığım sevdasıyla,
O an çıkıyor acımasızca karşıma ve ömür anlamlı olacaksa!
Kalbim şayet süruru bulacaksa,
Ruhum hilkatiyle nazarın vakarını yaşayacaksa,
Umut şahlanacaksa, hal fütuhatı anacaksa, şayet aşk varsa!
Kelamı serdetmeden,
Halin insicamında demlenmeden nefeslenmek,
Her canın müsaviliğinde yaşamak ne acı, kalbimde bir sancı!
Tahkik bu kadar mı yabancı,
Hanif olmak mazide mi kaldı sen söyle ey hancı,
Acıyı ve sancıyı hakkiyle idrak etmeden nefeslenmek ne acı!
Vakifiyet bana mı kaldı,
Kemaliyet sandalına binen kim ey yolcu,
Selamı sabah etmeden, himmetini hasretmeden hüzün kaldı!
Neyleyim terk eden anı,
Ve yüreğimden sudur eden hıçkırıkları,
Hamiyetsiz ham halimi, suhuletsiz kederimi al götür yabancı!
Ne olacaksa olsun artık,
Kalbim solgunluğuyla baş başa kalsın,
Kimde halimde anlam bulmasın ve bir boşluğun kadrini yaşasın!
Bırak kızan kızsın,
Ve arkamdan hiç ağlamasın an’ı yaşasın,
Neslimden kalan nefesler ibreti hakikatin ne olduğunu anlasın!
Mustafa CİLASUN
Seninle enginliğe uzanmak!
Varlığın her zerresinde,
İklimlerin ötesinde ki o suhuletli güzelliğe,
Emin adımlarla gidebilmek bir mefkûreyse o zaman niye?
Gerekçeler gözler önünde,
Düşünmek insan için ilelebet bir hedefte,
Nefeslenmek, bahşedilen müstesna bir güzellikse, aşk ile!
Hilkatte donmak,
Hevesler için coşkunlukta boğulmak,
Dareyn saadetini unutarak an’ı yudumlamak ne kadar acı!
Sancılardan da sancı,
Ey akşamcı, nafakası uğruna koşturan sabahçı,
Uyanmak için gün bugün işte, akşamdan sabaha olmayacak!
Yıllarca derlediğin gerekçe,
Nefes şayet müddetin sancısıyla verilense,
Kalk git yoluna, tercihlerinin umuduyla ve solgun soluğunla!
Anlaşılmaz bir hal nasıl olsa,
Kim kimden ne soracak, idrakinde yoksa!
Ruhun yalnızsa, kalbin boşluk içinde adımlıyorsa hüzün orda!
Yollar, yıllara çok direndi,
Bir düşün zaman içinde kimler vardı,
Göçüp gidenlerden geriye ne kaldı, yaşamak bir zamanı andı!
Hesap niye vardı,
Ömür içindeki sahifeler seninle anlamlıydı,
Arzı cihanda anılan nefesler, seni kul yapacak latif devrandı!
An çekip gittikçe,
Keşkeler ne kadar anlam bulan bir kelamdı,
Kalbin sahibi için atandı, ruhun bahşedilen sevdanın aşkıydı!
Sen anlamayınca,
Kelam her ne kadar durmadan yazılsa da,
Bir yaprak dökümü, bağ bozumu iklimi sudur ediyor melalime!
Her ne kadar niyaz etsem de,
Sen bizzat talep etmeyince sabırda nafile,
İraden seninle hesabın dürülünce kabrin serinliğinde nefsinle!
O vakit hicran kuşatıyor işte,
Sevgi, hak adına serdedilen bir hakikatse,
Muhabbet, bunun için nefeslenilecek bir meşk ise haydi söyle!
Mustafa CİLASUN
Sine-i sürurumdan kopan yapraklar...
Teşebbüs etme!
Sende
Kurtarmak için ter dökme
Kendine bağlamak için bir gayrete de girme
Artık
Gidiyorum işte sessizce
Kalbimin hüznüyle aşkı ne kadar özlesem de
Ruhumun
Hicran damlalarıyla
Hazanın solgun rengiyle, yapayalnız halimde
Sevdaya
Hasretin mısralarını
Nakşederek yazsam da, hissiyatım ağlıyor işte
Gözlerime
Boşalacak yaşlar sökün edince
Nedense utanıyorum kendimce söz etmesem de
Yanan
Sinemde kavrulmak hissedilince
Anlaşılır olmak ne kadar kabil, hislerin renklerinde
Olsun
Fark etmiyor desem de nafile
Hüzün güfteleri bir bir sıralanıyor kendi ikliminde
Neyden
Sudur eden öteler kavlince
Soruyorum bir halime hangi ben göster dilediğince
Nefsim
Mevsimler misali hilkatinde
Onu nizam etmek bir hamiyet işi, hoyratlıktı soyadı
Adı, tadı, kıvamı
Âdemi hakikatteydi anlamı
Lakin layık kulluk hani, maslahatlar sultası ve ne acı
Aşkın ilhamı
Serencamında dizlenen hazzı
Kalbin sarihliğinde kod adı sahibi yeksan olunca hancı
Her misafir
Kendi halinden davacı
Sancı olan, marazlarda ki hulule gelen inkişaf dışlandı
Mustafa CİLASUN