Dramatik bir yaşamın yarattığı Şiirler, Romanlar.
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
NİYE ŞUKUFE NİHAL?
Son günlerde siyaset dünyasında Çingeneleri sahiplenme, onları onore etme yarışı başladı. Bilmem neden, yıllar önce –herhalde bir duvar takviminin yaprağında - okuduğum Çingenelerle ilgili bir şiiri anımsamaya çalıştım ama hiçbir dizesini tam olarak hatırlayamadım. Ama o şiirde hem betimlenen doğayı, hem de o doğada en doğal biçimde yaşayan Çingeneleri o zaman nasıl imgelediysem aynı şekilde gözümde canlandı ve bundan yine büyük bir tat aldım. O şiiri okuduğum güne kadar ben de -insanların çoğu gibi- Çingeneleri aşağılayan bir görüşe sahiptim. Oysa babam zaman zaman onlardan “iyi” olarak söz ederdi. O şiiri okuduktan sonra onları anlamaya , empati yapmaya başladım. Ve keşke onlar şafak vakti kırlarda, tarlalarda -dünyaya boş vermişlik tavırlarıyla- büyük bir coşkuyla dans ederek, neşeli türküler söyleye söyleye giderken bene de içlerinde olsaydım, onlardan biri olsaydım diye çok kez içimden geçirmişimdir.
Şiirin dizilerini anımsayamadığım gibi, şairini de tam olarak anımsayamadım; şiirin altında sanki “Şukufe Nihal” yazıyordu. Google arama motoruna “Şukufe Nihal Çingeneler Şiiri “ yazdım. Şiiri bulamadım, ama karşıma yüzlerce sitede yayımlanan çok acıklı bir yaşam ve bu dramatik yaşamın yarattığı içli şiirler, yazdırdığı romanlardan alıntılanan insanı ağlatacak kadar duygusal anlamlar yüklenmiş sözler çıktı karşıma
İşte bu nedenle, bahtız, kişilikli, nitelikli, aydın, güzel, cazibeli sanatkar kadından kısaca söz etmek ve –sanal da olsa- yaşadığı büyük aşkı hürmetle selamlamak istedim…
Şükufe Nihal: Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Şükufe Nihal (1896-1973), Şair. yazar.
1896’da İstanbul Yeniköy’de bir köşkte doğdu, 1973 yılında bir huzur evinde yalnız öldü.
Yakın arkadaşı (yazar Pınar Kür’ün annesi) İsmet Kür, "Yarısı Roman" adlı eserinde Şükûfe Nihal’i şöyle anlatıyor:
"Şükûfe Nihal hemen her görenin aşık ya da hayran olduğu kadınlardandı. ’Güzel’ denemezdi pek. Gözleri çukurdu ve ufaktı... Boyu hiç uzun değildi. Beden çizgileri dikkati çekmekten uzaktı. Ne ki, zarifti, her zaman bakımlı ve çok şıktı. Dünyaya metelik vermeyen, kendine çok güvenen bir havası vardı. Onu bu kadar çekici yapan da, bu ’dünyaya metelik vermeyen’ haliydi. Çocukluğumda, şıklık sembolüydü benim için. Onun üstünde görüp hayran olduğum kimi renkleri, kimi desenleri hálá sevdiğimi biliyorum. Çok kaprisli bir kadındı. Biraz cıvıltıya benzeyen, kendine özgü ve de hoş konuşma biçimi vardı. Evet, pek çok kişi sevdalanmıştı, zamanın en gözde şairlerinden biri olan bu kadına."
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
İlk eşi biraz da ailesinin ısrârı ile çok genç yaşta (17 yaşındaydı) evlendiği Türkçe öğretmeni Mithat Sadullah (Sander) Beydi. Aralarında büyük yaş farkı vardı. Babasının zoruyla evlenmiş, evlenmemek için bileklerini keserek intihara teşebbüs etmişti. Zorla evlendirildiği eşinden iki sene sonra ayrılmıştı. Bu ayrılık günlerindeki sıkıntılarına teselli olan ve ona aruzu öğreten biri vardı. Cenap Şahabettin’in küçük kardeşi edebiyatçı, şair ve ressam olan otuz yaş civarında genç adam; Osman Fahri. Osman Fahri Şukûfe Nihal’a çılgınca âşıktı. Yani, "Arkadaş" adlı dergiyi birlikte çıkardığı yakın dostu Mithat Sadullah’ın eşine aşıktı (yasak aşk) . Genç şair, yıllardır sakladığı hislerini o günlerde açığa çıkardı. Olumsuz yanıt aldı. Osman Fahri karşılıksız aşkı yüzünden mecnun oldu. İstanbul’u terk etti. Elazığ’da öğretmenlik yapmaya başladı. Ancak platonik aşkını unutamadı. Şiirler gönderdi karasevdasına karşılık alabilmek için. Hiç yanıt alamadı; bu acıyla yaşamamak için kafasına tabanca dayayıp tetiği çekti. Yıl 1920 idi...
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Şukufe Nihal, Osman Fahri’ye karşı o günlerde bir şeyler hissetmiş miydi? Bilinmiyor. Bilinen Şukufe Nihal’ın, karasevda yüzünden intihar eden Osman Fahri’yi yaşamı boyunca unutamadığı... Son nefesini verdiği 24 Eylül 1973 yılına kadar onu düşündü. Onun için şiirler, romanlar yazdı. Son nefesine kadar Osman Fahri’yi hayalinde yaşattı ve ona duyduğu aşkla hayata veda etti.
Şukufe Nihal’ın edebiyat çevrelerindeki en bilinen aşkı ise hiç şüphesiz, Faruk Nafiz Çamlıbel idi...
Edebiyatı bir iç dökme alanı olarak görmek, Aristo’dan beri mevcut bir anlayıştır. Bu anlayışa sahip yazarların eserleri samimi bir tonda, geçmiş yasam tecrübelerinden hareketle oluşturulur. Şukufe Nihal de roman ve şiirlerinde bu yolu denemiş bir sanatçıdır… Yasadığı iki büyük gönül macerasını edebî eserlerine taşıması, onun eserlerini biyografik okuma ile gözden geçirmeyi gerekli kılmaktadır.
Şukufe Nihal, iki evlilik ve iki büyük ask yaşamış; evlilikleri ayrılıkla neticelenmiş, aşkları da mutsuzlukla son bulmuştur. Ancak yasadığı iki büyük aşk, onun eserlerine damgasını vurmuş ve Şukufe Nihal külliyatını biyografik okumaya uygun hâle getirmiştir. Bu isimlerden ilki Osman Fahri’dir ve Şukufe Hanım. Bu aşkı yasadığında henüz on altı-on yedi yaslarında, evli bir kadındır. İkincisi ise Faruk Nafiz Çamlıbel’dir ve Şukufe Hanım’ın yorgun ruhuna bu sevgi ile bahar yeniden gelmiştir.
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Faruk Nafiz, Şukûfe Hanım’ı çok sevmiş ve onun tarafından da sevilmiştir. Ancak Şukûfe Nihal’ın, kızı Günay’ı düşünerek Faruk Nafiz’in evlilik isteğini geri çevirmesi, bu birlikteliğin sonunu getirmiş ve Faruk Nafiz, belki de kızgınlıkla, ani bir evlilik yaparak, Şukûfe Nihal’ı hayatından çıkarmış, Ankara Lisesi’nde coğrafya öğretmenliği yapan Aziziye Hanım ile ani bir evlilik yaptı. Yıl 1931’di. Faruk Nafiz Çamlıbel’in ani evliliğinin ardından Şükûfe Nihal de evlilik kararı aldı. Ahmet Hamdi Başar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden sınıf arkadaşıydı, 1960’da boşandı.
Ancak bu aşkın sonunda taraflarda büyük bir kırgınlık kalmış ancak edebiyatımız pek çok eser kazanmıştır. Şukufe Nihal bu aşkın sonunda yine biyografik bir anlatı olan Yalnız Dönüyorum romanını kaleme almış; Faruk Nafiz ise duyduğu askı ve ıstırabı, Yıldız Yağmuru isimli romanında ve bu unutulmayan sevgiliyi anlattığı pek çok şiirde islemiştir. Yani bu eserler yaşanılan sevdaların yazıya dökülmesidir.
Osman Fahri aşkı ise, çok daha acı ve derindir. Şukûfe Nihal aşkı sadece ruhunda yaşıyordu. O aşkın sahibi ise sevdası uğruna ölümü seçen Osman Fahri’ydi. Şukûfe Nihal’ın gönlünün ilk aşkı ve ilk yarası, bu hassas kadının ilk vicdan azabı olan Osman Fahri; Şukûfe Nihal’a karşı yasak bir aşk beslemiş, bu aşk uğrunda intihara teşebbüs etmiş, aklını yitirmiş ve henüz yirmi dokuz yasında iken, Şukûfe Nihal’ın adını sayıklayarak dünyaya veda etmiştir.
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Sükûfe Nihal’in ilk evliliği, Mithat Sadullah ile aile isteği üzerine yaptığı evliliktir. O dönemde eğitimli kadının trajedisi olarak Sükûfe Hanım da ruh esini bulamamanın ıstırabını çekmektedir. Mutsuz olduğu ancak devam ettirdiği evlilik, Osman Fahri’nin askını kabul etmemesinin yegâne nedenidir. Osman Fahri, bir zamanlar kendisinden aruz dersleri de alan Sükûfe Hanım’ı tanımakta ve sevmektedir. Ancak Mithat Sadullah ile birlikte dergi çıkaracak kadar iyi arkadaştır. Çok yakın bir dostunun eşine âsık olmayı kendisine yediremeyerek, İstanbul’dan uzaklaşmaya karar veren Osman Fahri’nin dramı da bu andan sonra başlayacaktır. Bir süre Aydın’a, oradan da Harput’a giden Osman Fahri; Anadolu insanına hizmet gayesiyle bir süre oyalanır ancak unutamadığı aşkı nedeniyle zihnî dengesini günden güne kaybetmeye başlar. Gece gündüz Sükûfe Nihal’i düşünen ve onu zihninde adeta bir saplantı hâline getiren Osman Fahri, aşkını tuttuğu hatıra defterinde ve şiirlerinde anlatmaya devam eder. Zaman zaman Sükûfe Nihal ile mektuplaşır. Ondan arkadaşça ve nazik cevaplar alır. Ancak yaşadığı ruh acılarına ve belirsiz birarada kalmışlığa dayanamadığından olsa gerek, bir bunalım anında tabancası ile intihara kalkışır. Beynine saplanan kurşun onu bitkisel hayata sokar. İstanbul La Paix Hastanesi’ne getirilir ve buradaki tedavisi sürecinde aklî dengesini yitiren Osman Fahri, dört ay sonunda, 1920 yılında vefat eder.
İntiharından önce, Elazığlı yakın arkadaşı Mehmet Mevlüt Bey’e hatıra defterini, Şukûfe Nihal için yazdığı siirleri ve mektupları bırakır. Mevlüt Bey, bunları elden geldiğince muhafaza etmeye çalışır, evrakın bir kısmı çıkan bir yangında yanar ve nihayetinde kadirşinas dost, bu vesikaları Sükûfe Hanım’a bir mektupla gönderir. Hayali kurulan ideal aşk, yitirilen bir ideale dönüşür ve bu, Sükûfe Nihal’in en büyük dramı olur. Bu hatıranın Sükûfe Nihal’de çok derin izler bıraktığı, hatta onun da dengesini sarstığını söyleyebiliriz. Özellikle mutsuz evlilikler ve sonuçsuz aşklardan sonra, Osman Fahri’nin sevgisi onun için sığınılacak ve tekrar tekrar dönülecek bir liman hâline gelir.
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Çevresinde hayranlık haleleri doğuran, cemiyet hayatının aranılan insanlarından olan, uğruna şiirler yazılan, güzelliği dillere destan olan Şukûfe Nihal; ömrünü âdeta terk edilmiş biçimde, bir huzur evi yatağında, duymayan ve konuşmayan bir yaşlı olarak tamamlayacaktır.
Bilinçli olarak konuşmamayı seçtiği anlaşılan Şukufe Hanım’ın o günlerinde de, sızlayan yarası olan Osman Fahri hayalinin daima yanında olduğu muhakkaktır. Otuz yaşını bulmamış bir genç insanın, hayatını sonlandırmak istemesi herhangi bir tanıdık için bile oldukça sarsıcı iken, bu ölümün sorumlusu olarak kabul edilmek daha da ağır bir yüktür ve Osman Fahri, bu dünyadan ayrılırken aslında Şukûfe Hanım’ın hayatında da ağır bir travma etkisi bırakarak gitmiştir. Çünkü Şukûfe Hanım, Yakut Kayalar romanında Osman Fahri’ye olan aşkını anlatmış ve şiirlerini de onun için yazdığını Adile Ayda’ya itiraf etmiştir: “Zaten insan hayatında bir defa sever. Gerisi kapılış, aldanış. Ben bütün şiirlerimi bir tek şahıs için yazdım. Hep onu anlattım, ona seslendim.” Gerçekten de yalnızlığı günden güne artan Şukûfe Nihal’ın, Sabah Kuşları ve Yerden Göğe adlı şiir kitaplarında, Osman Fahri askının izlerini görürüz.
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Yolum uzundu biraz, kayalıklar çetindi;
Sona yaklaşınca da gün bitti, akşam indi;
Dediler: "Pek boş yere değil verdiğin emek,
Eriştin demek!..."
Hazırlık da bir büyük savaş bu yolculukta.. .
Nu uçurumlar aşmak gerekmiş bir solukta!...
Bir cılız su başı da bulsam şimdi tasam yok;
Dayandığım kayaya değemez ateş ve ok!...
Yalnız,
Gönlümde bir acı var, adını bulamadım;
Kırık gibi kanadım!
Bir şey mi kaybettim, ne? Ellerim bomboş gibi.. .
Bir yakuttan kadeh ki varlık çatlamış gibi .. .
Ses mi, çiçek mi desem;
Işık mı, renk mi desem;
Sanki, geçtiğim yolda bir şey unuttum!...
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Karanlıklar gölgemi sildikçe gözlerinden
Sesim bir sızı gibi ardından sürüklendi
Bir can damarı kopmuş gibi ta içerimden
Kalbimde son damla kan boşalarak tükendi
Yalvardım gitme kal bile demedim sana
Bu yalvarışı sende bekledin mi kimbilir
Yarı yoldan dönerken hiç baktın mı arkana
Adımı son bir defa söyledin mi kimbilir
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
İnanma
Güldümse inanma, bil ki bu gülüş
Güldüğüm sabahın bir rüyasıdır
Dudaklarımdaki acı bükülüş
Veda akşamının sonsuz yasıdır.
Hangi kudret var ki solan ruhuma
Senden sonra yeni bir ışık versin
Söner gün geçince bu hain humma
Ağlar mıyım başka acıyla dersin?
Bir salgın alevsin içimde bugün
Yakmaya en sönmez yerden başladın
Eriyip sönersem ancak büsbütün
Sevmiş diyeceksin beni bu kadın...
Son Hatıra
…………….
………………….
Ayrılmayız beraber dalarız derinlere
Derken bıraktı gitti elimi arkadaşım..
Şükufe Nihal : Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikayesi
Tüm bu derin duygular yüklü sözlerin temelinde Şukûfe Nihal’ın romantik karakteri ve ideal aşk arayışının olduğu da kuşku götürmez bir gerçektir. Evli bir kadının yasadığı gönül macerası, sosyal hayatta hoş karşılanabilecek bir durum değildir. Ancak, istemediği bir evlilik hayatı geçirmesine rağmen Şukûfe Nihal’ın direnci, eşinden ayrılana kadar Osman Fahri’nin hayatıyla ilgilenmeyişi bu durumu hafifletir görünmektedir. Hatta belki de mükemmellik arayışı, bu askı değerli kılmıştır. Çünkü Osman Fahri ölmüştür ve asla geri dönmeyecektir. Kavga edemeyecek, kalp kıramayacak, yaslanmayacak, hep öldüğü hâl üzere kalacak ve sevecektir. Asla geri dönemeyecek olan ölü sevgili, samimiyetinden en çok emin olunan, hep temiz kalacak olan sevgilidir.Bunun için idealdir, bunun için onca şiirin kahramanıdır… Belki de bunun için Yakut Kayalar kaleme alınmıştır…
Adile Ayda, Sükûfe Nihal’in son zamanlarında hep Osman Fahri’den bahsettiğini, onunla ilgili şiirlerini defalarca okuduğunu, bu şiirlerin her birinin, ölmüş bir sevgiliye yakılan en derin ve içli ağıtlar olduğunu söyler.
Yakut Kayalar: Sükûfe Nihal’in 1931 tarihli romanıdır. Bir kadın duygusallığının hâkim olduğu, günlük ve mektup gibi birinci elden malzemenin kullanıldığı, “iç dökme” romanı olarak değerlendirilmektedir;İdeal evlilik anlayışını öğrendiğimiz genç kız, ailesinin isteği üzerine kendi ruh anlayışının çok dışında olan biriyle nişanlanır ve bu, onun hayatının ilk çelişkisi olur. Bu duruma alışmaya çalışırken, aradığı askı bulması ikinci çatışmadır. Bu asktan, önce ailesi için vazgeçer; sonra biraz bekleyip, sevgilisine gitmeyi kafasına koyar ve nihayetinde aile karsısında küçük düşmemek için, aşkın yanına kini de koyup, perişan hâline rağmen yoluna devam eder.
Roman, yazarı eskiye dönmeye mecbur eden bir ney sesi ile baslar.Ney, bilindiği üzere dertlidir ve semavîdir. Bu noktada yazarın ilk işaretini ney sesi ile vermesi, dikkate değerdir ve yaşanan aska yüklediği kutsiyet bakımından ilginçtir. İşitilen ney sesi, “ince, sihirli bir nefes!” olmuş ve yazarın üzerine “yığın yığın yüklenen ölü senelerden haberler”
getirmiştir. Sesin kaynağı hemen devam eden satırlarda açıklanır:
“Sende muhakkak mukaddes bir hatıra saklı! Sen, beni bütün ömrümde füsunlu zinciriyle saran bir ruhtan kopmuş gibisin! Sihirli bir duman gibi kıvrıla kıvrıla ruhuma sarılan ses, sen bir mezardan geliyorsun, anladım.” Ve anlarız ki bu ses, kaybedilen sevgiliden gelmektedir:
“Senelerden sonra, bir ney sesi hâlinde ruhuma giriyor, kendini hatırlatıyorsun, öyle mi? Sen, evet, bu ses sensin! Sen, artık bir ölüsün. Ve ben yaşıyorum!”
Yakın dostlarına, "Tek aşkım odur. Beni tek seven de odur. Nasıl ziyan ettim bu büyük aşkı" diye dert yandı hep. "Yakut Kayalar" adlı romanının kahramanıydı Osman Fahri. Onun aşkı uğruna mecnun oluşu, ideal aşkı arayan romantik Şükûfe Nihal’e şiirler yazdırdı:
"Sana mecnun dediler/ Mukaddestir gözümde/ Cinnet, o günden beri..."
Hafızasını kaybedene kadar düşüncesinde, dilinde, kaleminde hep Osman Fahri vardı...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
ve daha yüzlerce site
------------
Sayın Okuyucu:
İster geçmişte yaşanmış olsun,
İster şimdi yaşanıyor olsun,
İsterse gelecekte yaşanacak olsun
Tüm aşkları ve o aşkları –bazen yaşamlarını hiçe sayarak- yaşayanları
Yüreğimiz sevgi dolu aşıkça saygı duruşuna geçip büyük bir ihtiramla selamlayalım derim….
Eteklerinde altın rengi bir yığın yaprak...
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın, semâya ağlayarak…
Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…
A.Haşim
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Yeşil ördek gibi daldım göllere
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]
Güneşle beraber söndüğün akşam...
[Üyeler Mesaj Yazmandan Misafirlerde Kayıt Olmadan Link GöremezlerKayıt İçin Tıklayın ! ]