paylaşım için teşekkürler...
burdan Siirtliler-Board ailesine ufak bir mesaj ;
şeker gibi üyelere (Adminler-Modlar vs.) şeker gibi kutlama
Ramazan Bayramı İslam aleminde, oruç tutma ayı olan Ramazan'ın ardından üç gün boyunca kutlanan dini bir bayramdır. Hicri takvime göre onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır. Bayramdan bir önceki gün, Ramazan ayının son günü olan arifedir. Ramazan Bayramı 2009 yılında Türkiye'de 20 Eylül Pazar günü başlamaktadır.
Arapça kökenli bir sözcük olan "Ramazan", "Ramaza" (çok sıcak olma) kökünden gelir. Bunun nedeni muhtemelen Ramazan orucu ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına tekabül ediyor olmasıdır.Ayrıca bayramda ziyaretçilere, şeker sunmak töresi yerleşmiş bir gelenek olduğu için bayrama, Şeker Bayramı'da denir.
Arapçadaki adı 'Ayd-ül El-fitr'dir. Fitr kelimesi Arapça'da kahvaltı anlamına gelir ve ramazanın bitimiyle birlikte yapılan ilk kahvaltıyı ifade eder. Ramazan bayramı oruç süresinin bitmesi dolayısıyla yapılan bir tören niteliğindedir. Ramazan Bayramı, Malezya ve Singapur'da Hari Raya Aidil Fitri, Endonezya'da Idul Fitri veya Lebaran, Bangladeş'te iseShemai Eid olarak da anılır.
BAYRAM NAMAZI
Bayram sevinç günü demektir. Topluca kılınan bayram namazları; müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin güzel bir göstergesidir. Bayramlar müslümanları birbirine yaklaştıran, dargınlıkları ortadan kaldıran, kardeşlik duygularını kuvvetlendiren önemli günlerdir. Bayramlar, Allah'ın mü'min kullarına birer ziyafet günleridir.
Bayram sabahı erkenden kalkmalı, yıkanıp temizlenmeli, en iyi ve temiz elbiseleri giyerek güzel kokular sürünmelidir.
Yılda iki dini bayramımız vardır:
1) Ramazan Bayramı.
2) Kurban Bayramı,
Cuma namazı farz olan kimselere, bayram namazlarını kılmak vacibtir. Bayram namazı iki rek'attir. Cemaatle kılınır. Bayram namazlarında ezan okumak, ikamet getirmek yoktur. Bayram hutbesi sünnettir ve namazdan sonra okunur. Cuma hutbesi ise farzdır, namazdan önce okunur.
Diger namazlardan farkli olarak bayram namazlarının birinci rek'atinda üç, ikinci rek'atinda da üç kere olmak üzere fazladan alti tekbir alınır. Bunlara ''Zevaid'' tekbirleri denir.
Ramazan Bayramı Namazının Kılınışı
Birinci Rek'at:
1 ) Cemaat düzgün siralar halinde imamin arkasinda yeralir ve ''Niyet ettim Allah rizasi için Ramazan Bayrami namazini kilmaya, uydum imama" diye niyet eder.
2) imam ''Allahü Ekber'' deyip ellerini yukariya kaldirinca. cemaat de ''Allahü Ekber'' diyerek ellerini yukariya kaldirip göbegi altina baglar.
3) Hem imam, hem de cemaat gizlice ''Sübhaneke''yi okur .Bundan sonra üç kere tekbir alinir. Tekbirlerin alinisi söyledir:
Birinci Tekbir: imam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice ''Allahü Ekber'' diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirip sonra asagiya saliverirler. Burada kisa bir süre durulur.
ikinci Tekbir: ikinci defa ''Allahü Ekber'' denilerek eller yukariya kaldirilip yine asagiya saliverilir ve burada da birincide oldugu kadar durulur.
Üçüncü Tekbir: Sonra yine ''Allahü Ekber'' denilerek eller yukariya kaldirilir ve asagiya saliverilmeden baglanir.
4) Bundan sonra imam, gizlice ''Euzü Besmele'', açiktan fatiha ve bir sure okur .(Cemaat bir sey okumaz, imami dinler)
5 ) Rüku ve secdeler yapilarak ayaga (ikinci rek'ata) kalkilir ve eller baglanir .
ikinci Rek'at:
6) imam gizlice Besmele, açiktan da fatiha ve bir sure okur. Sure bitince imam yüksek sesle, cemaat da içinden
(birinci rek'atta oldugu gibi) üç kere daha tekbir alir , üçüncü tekbirden sonra eller baglanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varilir,.sonra da secdeler yapilarak oturulur.
7) Oturusta. imam ve cemaat, Ettehiyyatü. Allahümme salli, Allahümme barik ve Rabbena atina... duasini okuyarak önce saga, sonra sola selam verip namazi bitirirler. Namazdan sonra hutbe okunur. Kurban bayrami namazinin kilinisi da bunun gibidir. Sadece niyeti degisiktir.
Toplum Barışı Açısından Bayramın Önemi
Bayram; Allah'ı bir, Peygamberi bir, Kitabı bir, aynı kıbleye yönelen, aynı heyecanı taşıyan müslümanların sevinçlerini paylaştığı mukaddes bir gündür.
Mü'minler; Allah'm emrini yerine getirmek maksadiyla, bir ay boyunca imsak vaktinden akşama kadar en tabii haklari olan yemeyi, içmeyi terkederek insani adeta meleklestiren oruç ibadetinin manevi zevkini duyarlar.
''Düsmanla savasin küçük cihat, nefisle savasin büyük cihat'' olarak kabul edildigi bu mücadelede mü'minler büyük bir zafer kazanarak kulluk imtihaninda gösterdikleri basarinin sevincini tasirlar.
Çok mübarek bir gün olan bayramda, kutsal mekanlar olan camilerde topluca ibadet etmenin suuruna eren müslümanlarin arsa yükselen tekbir sesleri, kalblerimizdeki imanin açik bir delili, yanyana gelerek. omuz omuza vererek cemaat halinde kilinan bayram namazlari müslümanlar arasindaki birlik ve beraberligin en güzel göstergesidir.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de:
''Süphesiz mü'minler birbiri ile kardestirler; öyle ise dargin olan kardeslerinizin arasini düzeltin...'' buyurarak bütün müslümanların kardeş oldugunu bildirmis, birbiri ile dargin olanlar varsa, bunlarin aralarinin düzeltilmesini diger müslümanlara görev olarak vermistir .
Müslümanlarin birlik ve beraberligi üzerine titreyen Sevgili Peygamberimiz de, din kardesligine gölge düsüren davranislardan sakinmanin geregine dikkatimizi çekerek söyle buyurmustur:
''Bir müslümanin din kardesleri ile üç günden fazla dargin durmasi helal olmaz."
Darginligin uzun süre devam etmesinin, çok büyük bir günah oldugunu da su sözleri ile ifade etmistir:
''Bir kimse müslüman kardeşi ile bir sene küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girmiş olur.''
Müslümanların arasının açılmasına ve toplumda birlik ruhunun zayıflamasına sebep olan kin, haset ve düşmanlık duygularını kalplerimizden söküp atarak bunların yerine insan sevgisini ve kardeşlik duygularını yerleştirip, dargınlıklara son verdiğimiz takdirde, bayram işte o zaman gayesine ulaşmış olacaktır.
Dinimiz bütün müslümanlari tek bir vücut olarak kabul eder, insan vücudunun bir tarafında meydana gelen rahatsızlığı vücudun diğer kısımları hissettiği gibi, dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir müslümanın karşılaştığı sıkıntıyı da diğer müslümanların yüreklerinde hissetmesi gerekir. Bugün en çok muhtaç oldugumuz sey bu şuura sahip olmaktır.
Diyanetvakfı
İnsanLar PapatyaLarın Peşinde Koşarken,
EzdikLeri Kır ÇiÇekLerinin Farkına ßiLe Varmazlar....
paylaşım için teşekkürler...
burdan Siirtliler-Board ailesine ufak bir mesaj ;
şeker gibi üyelere (Adminler-Modlar vs.) şeker gibi kutlama
Konu (_EsOo_) tarafından (19.09.2009 Saat 18:54 ) değiştirilmiştir.
♥ Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim. Ne güzel de darma duman ediyorsun beni. ♥
Bayram sabahları, demli bir çay ve su böreği...
Bayram şekerleri, ve kapıya gelen mahallenin çocukları...
Bayram harçlıkları, mendil ve kolonya ikramları...
Bayramlık giysiler, bir telaş, bir koşturmaca.
Bayram programları, yollar hep kalabalık...
Bayramda ev gezmeleri, kısa hal hatır sormalar, el öpenlerin çok olsunlar...
..ve daha bir dolu küçük ayrıntı.
Herkes için mutlu bayramlar...![]()
İnsanLar PapatyaLarın Peşinde Koşarken,
EzdikLeri Kır ÇiÇekLerinin Farkına ßiLe Varmazlar....
ÇOCUKLUĞUMUZDA BAYRAM COŞKUSU
Hayatımızı renklendiren, sevincimizi arttıran bütün toplumun katmanlarında dayanışma duygusunun artmasına vesile olan Bayramlar. Her karesinde sevgi ve kardeşlikle işlenen motifler görmenin mümkün olduğu, akraba ziyaretlerinin, sosyal yardımlaşmaların yapıldığı çok önemli günlerden Bayramlar.
Çocukluğumuzun sisli sayfalarına baktığımızda, Bayram sevinci ve coşkusunda ne kadar da mutlu sahnelerimiz vardı. İşte eskiden bayramlar böyle yaşanmıştı “Beyaz Kent” Siirt’imizde.
Arife günü, kadınlar mezar ziyareti yaparken erkekler de ölmüşlerinin ruhlarına sevabının ulaştırmak üzere fukaraya “Kısme” adı verilen ekmek ile beraber susamlı helva, pasta veya mevsim meyveleri gibi yiyecekleri gönderilirdi. Siirt’te bayramlar çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp giderken bu adetleri kimileri devam ettirir kimileri de kısmen terk etmiş olduklarını görmekteyiz.
Biz çocuklara alınacak bayramlık giysileri düşünür beklerdik bayrama yakın. Giysiler alındığında da başucumuzda yanı başımızdaydı. İple çektiğimiz bayramdan önceki gece heyecandan uyku girmezdi gözlerimize. Sabah bir an önce yeni giysilerini giymek, büyüklerin ellerini öpmek ve bayram harçlıklarını almak için sabırsızlanırdık. Mahalledeki müdavimi olduğumuz Mabed olan Uvendurra Camiinde Bayram Sabahı Bayram Namazının huşusu ve huzurunu yaşardık.
Büyükler cemaatle musafaha edip Salâvat getirirken, biz çocuklar da büyüklerin ellerinden öperek devam eden bayramlaşma faslı. Ardından Şeyh Musa Aile Kabristanında ölmüşlerimizi ziyaret ederdik. Çok önem verilen ve devam ede gelen bu ziyaret, hem mutlu günde ölümü hatırlamış olur; hem de vefat etmiş yakınlarımıza olan saygı ve vefa bu ziyaretlerle gösterirdik. Herkes bildiği kadarıyla yasinler ve fatihalar okuyarak sevabını ölülerine gönderirdik. Ziyaretin ardından eve dönüş ve aile bireyleriyle bayramlaşma, sohbetler muhabbetler. Biz küçükler dört gözle büyüklerin bizlere verecekleri harçlığı beklerdik. Kahvaltı yerine “Bayram Yemeği” pilav, et ve hoşaf olurdu sofrada.
Üzeri örtülü bir tepside muhtaç komşulara bu yemekten götürme geleneği de vardı. Yemeği götürme işini başkasına kaptırmazdım. Bu işi hep ben üstlenirdim. Sorumluluk bilinciyle bundan müthiş haz alırdım. Yemek sonrası cümbür-cemaat yani tüm akrabalar dedemlerdeyiz. Dede evi bayram sabahı ilk toplanma merkezimizdi. Cas konağın divan diye tabir edilen sedir döşeli misafir odasında dedemin (Min Beyt Debbeğ Rahmetli Hacı Nuri Obut-Nam-ı diğer hepimiz ona “Ette” derdik.) elini öper, bayramlaşır harçlığımızı aldıktan sonra başka akrabaların eş ve dost evi ziyaretlerine başlardık.
Bayramların tadını özellikle biz çocuklar çıkarır; bayram şekeri almak için bütün evler sıra ile gezilir. “Bayramınız kutlu olsun” diye seslenerek gelen çocuklara, ev sahipleri şeker ikram ederler. Güzel şeker ikram edenler olduğunda birbirimize bunu hemen haber verirdik. Bu da o eve yapılan ziyaretlerin artmasını sağlardı.
Bayram harçlığımız yeteri kadar olunca üzerimizde cicili-bicili elbiselerimizle nefesi Bayram yerinde alırdık heyecanla. Yetiştirme Yurdunun karşısındaki boş alan şimdilerde hayvan ve saman pazarı alanı çocukluğumuzda önemli bir yeri olan Bayram yerimizdi. At arabaları, salıncaklar, tombala ve aklıma gelmeyen türlü türlü oyunlar. “Hayyel haps” çocukluğumuzda bayram yerinde kulaklarımızın aşina olduğu sözdü.
Bayram yerinden şimdiki açık ceza evine kadar at arabasıyla yapılan mini gezintiyi hala ararım. Ne kadar da mutlu olurduk. Süren adam kamçı gücüyle hız verirken biz çocuklarda sevinç nidaları ayyuka çıkardı. Sefer sayısını arttırmak için ne kadara hızlı sürerdi arabacı. Ne kadar da acırdık o zavallı atlara. Ya ahşap salıncak. Kocaman kutu gibi. İçinde oturaklar mevcut. ilk binenler otururken sonradan binenler ise ayakta. Takriben 30 çocuk. İçimiz kıpır kıpır. Bizi sallamakla vazifeli adamın bir ayağı yerde bir ayağı salıncakta.
Ha bire hız veriyor. Bazen devrilecek sanırdık. Biz içindekilerde bir korku bir heyecan. Havalandıkça çığlık sesleri şiddetini arttırıyordu tabi. Tombalacılardan söz etmeden geçilebilir mi? Müstakil bir evin kaldırımında dizilmişler ve etraflarında yığınla çocuklar. Seçilen kart ve ardından keseden çıkan numara ile eşleştirme. Kazananlara, Zagor, Tommiks, Teksas, Mandrake v.s. çizgi roman kitapları verilirdi. O zaman delikanlıların elinden düşürmedikleri başucu kitaplardan.
Acaba bizim yaşadığımız Bayram sevincini çocuklarımızın yüzünde okumak mümkün mü? Sorusunu cevabı benden sorulsa tereddütsüz yok derim. Biz çocuklarımızdan çok daha şanslıydık.
Bayramlar; Bayram sabahları tarihe karışmaya yüz tuttu. El öpme ile başlayan bayram günlerinde, verilen harçlık sevindirmeye yeterdi. Artık bayramlar sadece tatil kaçamakları yapmaya yarayan günler halini aldı maalesef.
Geleneklere sadık kalarak eski Bayramlardaki sevinç ve coşkuyu tekrar yaşamak muhakkak elimizde…
Ne dersiniz acaba?
Bence denemeye değer.
Bu yazıya uygun düşer düşüncesiyle isterseniz son olarak veciz ifadelerle gönüllere hitap eden Şair Yahya Kemal Beyatlı’ya kulak verelim:
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr'i
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd'den, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
Bayramın hayırlar getirmesi niyazıyla… Şimdiden bayramınız bayram ola efendim.
Saygıyla…
M. Şakir ÖZMAZI
sakir.56@hotmail.com
paylaşım için teşekkürler.emeğinize sağlık
İnsanLar PapatyaLarın Peşinde Koşarken,
EzdikLeri Kır ÇiÇekLerinin Farkına ßiLe Varmazlar....
"Hüzünle birlikte elveda demek zamanı geldi çattı "Ey Mübarek Kur'an ayı, Saimlere gufran ayı, Müminlere ihsan ayı, Şehri Mübarek elveda!
Gündüzlerin rahmet idi, Gecelerin nimet idi, Âşıklara vuslat idi, Şehri Mübarek elveda!
Hakkıyla kadrin bilmedik, Pek çok kusurlar eyledik, Nâdim olup tövbe ettik, Şehri Mübarek elveda!
RAMAZAN EY GÖNÜL DÜNYAMIZA ESEN RAHMET RÜZGARI...
BAĞIŞLANMA GETİRDİN VE BAYRAMLA GİDİYORSUN...
ELVEDA EY GÜZELLİKLER DEMETİ...
Rabbim anne ile, baba ile, eşle, dostla, arkadaşla bir bayram yaşama sevinci nasip etsin.. Sağlıklı, sihhatli, mutlu ve huzurlu bir ömürle nice bayramları görmeyi nasip etsin..
Böyle kutsi ve mübarek gün ve gecelerde dünyada çile çeken, işkenceye maruz kalan aç, susuz, öksüz, kimsesiz, hasta, dertli, borçlu, mutsuz olan ve yiyecek ve bakıma ihtiyacı olan bütün mü'min kardeslerimizede dua edelim.. Hemde her gün.. Filistin'de, Lübnan'da, Irak'ta, Çeçenya'da, Bosna'da, Endonezya'da, Afganistan'da, Pakistan'da... Ve bütün dünyada perişan halde kalan ve yardıma muhtac olan bütünn kardeslerimize her gün dua edelim insallah..
Siirtliler Board olarak Bütün Islam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun..
Buyrun Bunlarda benim ikramim
![]()
Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."Paul Auster
RAMAZAN BAYRAMI
Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı "Fıtır bayramı" adı da verilmektedir.
Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm'ın iki bayramını onlara haber verdi: "Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti" (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan'ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan'ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval'in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).
Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocuklarin, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah'a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Ramazan'ın ilk gününde oruç tutmak ise haramdır.
Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılığını hissetmek, diğer günlerden farklı bir gün olduğunu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, ağzı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun diğer yerlerindeki kılları sünnete uygun bir şekilde temizleyip düzene koymak, İslâm'ın adabından olan güzel şeylerdir ve müstehabtır. Ayrıca fertlerin birbirine karşı diğer günlerden daha fazla güleryüzlü davranması, neşeli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir şey yemek; bunun da bir, üç, beş gibi tekli olmasina dikkat etmek; namaza giderken Allah'ı zikretmek, karşılaşılan müslüman kardeşlerle selamlaşip bayram sevincini paylaşmak, bu günü daha bir anlamli kılacak davranışlardır ve Hz. Peygamber'in sünnetleridir. Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak müslüman evlatların terketmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.
Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yettiğince sadaka vermek, daha fazla müslümanla karşılaşıp sevinci paylaşmak için namaza gidilen yoldan gelmeyip başka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakalarin dışında, üzerlerine vâcib olan müslümanlar, bayram namazından önce "fitre" adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâcibdir (Tecrid-i Sarih, Tercümesi, 367). Bayram namazından sonra müslümanların birbirleriyle bayramlaşıp musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları İslâm'ın hoş karşiladığı güzel geleneklerdir.
Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs'tan gelen bir rivâyet şöyledir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı..." (Tecrid-i Sarih Tercümesi III, 174).
Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geniş ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine'ye bin arşın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya "Musallâ" adı verilmişti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: "Resulullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ'ya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib şöyle anlatır: "Resulullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyacağız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir" buyurdu (Ebu Davud II, 225).
Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için çağrı yapılabileceği yönünde mürsel hadisler de vardır. Örneğin, "Resulullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmuşlardır... Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip 'namaza gelin' gibi sözlerle namaza çağırmak mekruh olmaz. Ancak "Hayyaalessalah gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur" (Tecrid-i Sarih, III, 181) diyen âlimler de vardır.
Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görüşler vardır. Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmuş bir gerçektir. Hattâ şu hadis hayizlı kadınların dahi namaza durmamak şartıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir: Ümmü Atiyye'nin bildirdiğine göre "Taze, kocaya varmamış kızlara, hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar (namaza katılmazlardı)" (Tecrid-i Sarih, III, 183). Diğer bir rivâyette İbn Abbas diyor ki: "Resulullah, kadınların hutbeyi işitmediklerini düşünerek Bilâl'i alip onların yanına geldi, onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzüğünü Bilâl'in eteğine atıyorlardı" (Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241). Bütün bunlara rağmen, ahlak ve namusa verilen değerin azaldığı, fitne ve fesadın yaygınlaştığı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslâm'ın ruhuna daha uygundur.
Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle olduğu için, hilalin görünüp görünmediği hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram olduğu anlaşılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir. Ancak, bayram namazı öğle vaktine kadar kılınabileceği için, eğer o günün bayram olduğu öğleden önce anlaşılmışsa, bayram namazı hemen kılınır; yok eğer öğleden sonra oruçlar açılmışsa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayacağı konusunda İslâm âlimleri arasında görüş farklılığı vardır. "Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Resuluüllah'a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine şâhitlik ediyorlardı. Resuûlullah onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ'ya gitmelerini emretti" (Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabileceği görüşündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.
Bayramlarda eğlenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, ağırbaşlılığı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, müslüman şahsiyetine yakişir bir şekilde olmasina dikkat etmek gerekir.
Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."Paul Auster
Ramazan bayramının üç ayrı özelliği vardır:
1. Müslümanlar zekat görevini bu bayramda yerine getirir.
2. Müslümanlar arasında karşılıklı görüşme, barışma ve birbirini ziyaret etme ve hediyeleşme adettir.
3. Müslümanlar bu bayramda, özellikle bayram namazından sonra yakınlarının kabirlerini ziyaret ederler.
Ramazan Bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılınan orucun da sonunu ifade eder. Ramazan ayı biterken, oruç da biter ve Ramazan Bayramı'nın ilk günü olan Şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz.
Ramazan Bayramı'nın bu ilk gününde camilerde bayram namazı kılınır. Bayram namazını yalnız erkekler kılar. Bayram namazından sonra ise hutbe okunur. Namazın bitmesiyle bayrama girilir. aile ve arkadaş ziyaretleri, çeşitli eğlenceler gibi. Ayrıca Ramazan Bayramı boyunca müslümanlar, ziyaretlerle birbirlerinin bayramını kutlar
Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."Paul Auster
Türkiye'de Ramazan
Ramazan ayı ve bayramının İslam ve Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Ramazan ayı boyunca Türkiye genelindeki büyük camilerin minareleri arasına mahya denilen ışıklı süsler asılır. Ramazan ayının ilk günlerinde genelde "Hoşgeldin ya Şehri Ramazan" benzeri mesajlar gösteren bu süsler, Ramazan ayı boyunca her gece farklı bir mesaj göstermesi için değiştirilir. Ramazan bayramından birkaç gün önce mahyalarda genellikle "Elveda" benzeri uğurlama mesajlarına yer verilir.
Ramazanın son haftasında bayrama hazırlık olarak evler temizlenir, bayramlık elbiseler dikilir. Anadolu köylerinde, ramazan bayramında şenlikler düzenlenir. Davul, zurna, kemençe gibi yerli çalgılar çalınır, halk oyunları oynanır. Bazı yerlerde bayramda yoksullara yemek yedirilir. Şehirlerde, özellikle askerî birliklerin bulunduğu bölgelerde bayramın gelişi topla bildirilir, bayram günlerinin belli saatlerinde (genellikle namaz vakitlerinde) top atılır.
Türkiye'de Ramazan ayı ve bayramıyla özdeşleşen bir başka kültürel öğe de gölge oyunudur. "Hacıvat ve Karagöz" ile gölge oyunu Türk kültürünün önemli bir parçasını oluşturur. Eski zamanlarda, gölge oyunu ramazan gecelerinde insanların en büyük eğlencesini oluşturmaktaydı. Aileler iftardan sonra toplanıp gölge oyunu izlemeye giderlerdi. Her ne kadar bugün bu gelenek pek revaçta olmasa da, halâ Ramazan ayı ve bayramıyla özdeşleşmişliğini korumaktadır. Ramazan'a ilişkin her türlü etkinlik ve çalışmada, gölge oyunu ve karakterleri en baş figürler olarak yer almaktadır.
Ramazan bayramı ailelerin bir araya gelip beraberce eğlendiği, etik anlamda ailenin önemini vurgulayan bir bayramdır. Herkes çok özenli giyinir. Çocuklar bayramlıklarını giyerler. Ramazan Bayramı'nda ailelerin genç bireyleri daha yaşlı olan bireyleri ziyaret eder. Büyüklerin elleri öpülür. El öpen çocuklara büyükleri harçlık verir. Tatlılar, şekerler, çikolatalar ikram edilir. Baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardan biridir. Ayrıca küs olanların bayram sebebiyle barışması da bir gelenektir.
Ramazan Bayramı boyunca (3 gün) nüfusunun çoğunluğu müslüman olan ülkelerde genellikle resmî tatil ilân edilir.
Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."Paul Auster