Organ Bağışının Manası ve Önemi Nedir
Organ bağışından ne kastediyoruz ? Organ bağışı, yaşarken yaptığımız bir bağış ama ölümümüzden sonraki bir uygulamayı yansıtıyor. Canlı vericilerden yapılan nakillerde organlarından birini ya da bir parçasını bağışlamak organ bağışı kapsamında mıdır ? Organ bağışının ailemizi ilgilendiren yönleri nelerdir ?
Teknik Yönüyle Organ Nakli ve Bağışı Organ Bağışının Manası ve Önemi
Organ bağışından ne kastediyoruz ? Organ bağışı, yaşarken yaptığımız bir bağış ama ölümümüzden sonraki bir uygulamayı yansıtıyor. Canlı vericilerden yapılan nakillerde organlarından birini ya da bir parçasını bağışlamak organ bağışı kapsamında mıdır ? Organ bağışının ailemizi ilgilendiren yönleri nelerdir ?
Organ bağışı dediğimizde her şeyden önce ikinci tip organ nakillerini kastettiğimizi vurgulamamız gerek. Yani kadavradan ya da tıbben ölmüş kimselerden olan nakiller için ortaya atılmış bir kavramdır organ bağışı.
Canlıdan nakillerin genellikle akrabalar arasında olması münasebetiyle tam bir bağış sayılmaması doğaldır. Akraba olmayan bağışlarda da özellikle dünyada uygulandığı şekliyle yakınlığın yanında diğer menfaatlerin de bulunabileceği göz ardı edilemez. Zaten canlıdan nakiller tıp etiği yönüyle de sağlıklı bir insanın hayatının riske edilmesi açısından bazı soru işaretleri taşımaktadırlar. Yine de bulunan organların yetmediği bu koşullarda insanları kurtarmanın yegane yolu olmaları münasebetiyle kaçınılmaz olarak uygulanmaktadırlar.
Asıl organ bağışı kavramı ise kadavra nakilleri için kullanılmaktadır. Yaşam boyu kullandığımız bizi yaşatan organlarımızın, öldüğümüzde bambaşka hem de tanımadığımız insanları yaşatmak amacıyla kullanılması ve bu organlardan, bağışlayanların herhangi bir menfaatinin olmaması, kavram olarak gerçek bir bağış olduğu gibi aynı zamanda büyük bir insanlık örneğidir de.
Bu aynı zamanda insanın yaşama duyduğu saygının da bir ifadesidir. Dünyanın malının dünyada kalacağı bilinciyle, sadece insana has olan ardında bir şeyler bırakabilme, insanlık adına da bir şeyler yapabilme duygusunun da doruk noktasıdır. Belki o anda organları bağışlanan kişi bunun bilincinde olamamaktadır ama zaten tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu bağış daha ziyade yaşayanları ilgilendiren bir olgudur. Ölen kişinin bağış kartı olsa da olmasa da bağışı yapacak olanlar ölenin yakınlarıdır. Yakınlarının istememe halinde kişinin kendi organ bağışı hiçbir şey ifade etmez.
O nedenle organ bağışı denildiğinde kendimize sormamız gereken asıl soru; kendi organlarımızı bağışladığımız kadar en sevdiklerimizin organlarını bağışlayıp bağışlayamayacağımız olmalıdır ? Görüldüğü gibi bu çok zor bir sorudur. Ama bir gün organ bekleyen bir yakınımızın olabileceği gibi organını bağışlamak veya bağışlamamak durumunda
Tek hayali balon şişirmek!
Kimi bir bardak suya kimi çiçek kokusuna hasretti. Denize ancak uzaktan bakıyorlardı. Antalya'da biraraya gelen organ nakilli çocuklar, şimdi ikinci hayatın tadını çıkarıyor. Minikler 'Lütfen organ bağışında bulunun' çağrısı yapıyor.
Organ bağışıyla hayata yeniden dönen çocuklar, Antalya'da düzenlenen 'ONKOD II. Geleneksel Çocuk Kampı'nda buluştu. Koşup oynayacakları dönemi yatakta, diyaliz makinesine bağlı olarak geçiren çocuklar, başkalarına ait organlarla yeniden başladıkları yaşamlarında ilk kez birarada tatil yaptılar...
BİRLİKTE ŞARKI SÖYLEDİK
Koşup oynamak onlar için hayaldi. Diyalize girdikleri için çok susadıkları halde su içmeleri yasaktı. Balon şişirmeyi istemek sizin için basit olabilir ama doğuştan akciğer nakli bekleyen Mehmet için bu bir düşten ibaretti. İşte biz de hayatları birer düşten ibaret olan bu çocuklarla birlikte aynı kamptaydık. Hep birlikte şarkılar söyledik, resimler yaptık. Organ Nakli Koordinatörleri Derneği'nin (ONKOD) düzenlediği kampta tatili unutan çocuklarla tekrar sağlıklı olmanın keyfini çıkarttık. Organ nakli olmaması durumunda, bu çocukların hayatta olamayacağını kamuoyuna göstermek istediklerini söyleyen ONKOD Derneği Başkanı Ahmet Çakıroğlu, "Çocukların hepsi diğer çocuklar ne yapıyorsa onları yapabiliyorlar, tek farkları, eğer nakil olmasaydılar; bugün burada olamayacaklardı" diyor. Birbirlerini çok iyi anlayan çocuklarsa 'Lütfen organ bağışında bulunun' çağrısını yapıyor. Lütfen siz de bu çağrıya kulak verin! Bir gün siz de bir miniğin hayatını kurtarabilirsiniz.
MUCİZE GERÇEK OLDU, ARANAN KALP BULUNDU!
Doğuştan kalp yetmezliği yaşayan Egemen'in, kalp kasları çalışmıyordu. Hastalık tam olarak 4.5 yaşındayken ortaya çıktı. Karında sertlik, dudaklarda morarma ve çabuk yorulma belirtileriyle hastalık kendini gösterdi. Erdem Ailesi; Egemen'in tedavisi için Mersin'den İzmir'e yerleşti. İzmir'e taşındıktan dört ay sonra mucize gerçekleşti, kalp bulunmuştu. 6 Eylül 2008'de Ege Üniversitesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Mustafa Özbaran başkanlığında nakil gerçekleştirildi.
O AİLEYE MİNNETTARIZ!
Beş saatlik ameliyat sırasında yaşadıklarını kelimelere dökmekte zorlanan annne Hamiyet Hanım, "Hayatını kaybeden çocuk için saatlerce ağladım..." diyor. Erdem Ailesi, çocuklarına hayat veren aileye minnettar olduklarını, eğer bağışta bulunmasaydılar bugün Egemen'in hayatta olmayacağını söylüyorlar.
TEK HAYALİ BALON ŞİŞİRMEK!
Türkiye'nin ilk çift taraflı akciğer nakilli çocuk hastası olan Mehmet, Ege Üniversitesi'nde Prof. Dr. Mustafa Özbaran başkanlığında gerçekleştirilen operasyonla hayata yeniden döndü. Mehmet 1.5 yaşında zatürree oldu. Karnı şişti ve bağırsak kanaması geçirdi. Bu da ciğerlerini etkiledi. 100 gün hastanede kaldı. Tedavi yapılıyordu ancak durumu bir türlü düzelmiyordu. Tek çaresi nakildi ama o zaman Türkiye'de akciğer nakil yapılamıyordu. 14 sene boyunca devamlı oksijene bağlı yaşayan Mehmet'i annesi Gönül Palas, sırtında okula götürüyor, çantasını ise arkadaşları taşıyordu. Okula gidemediğinde derslerine evde çalışan Mehmet, devamlı takdir alıyordu. Ve derken beklenen haber, 8 Nisan 2009'da geldi. Mehmet bugün yaşıtı bir çocuğun ailesi sayesinde hayata döndü.
KOLA İSTEDİ, AYRAN İÇTİ!
Mehmet yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Ameliyattan sonra en çok balon şişirmek istiyordum. Ama heyecandan hastaneye balon istemeyi unuttum. Ameliyattan çıkar çıkmaz kola istedim ama doktorlarım bana ayran verdi. Eskiden nefes alamıyordum, yürüyemiyordum. Şimdi nefes alıp, doya doya çiçek kokluyorum..."
İKİ YAŞINDAKİ BİR MİNİĞİN BÖBREĞİNİ ALDI!
Ailesinin üçüncü ve en küçük çocuğu olan Sibel doğuştan böbrek hastasıydı. İki yaşından sonra gelişme geriliği ve iştahsızlık gibi belirtilerle hastalık ortaya çıktı. Sibel altı sene ilaç tedavisi gördükten sonra böbrekleri tamamen iflas etti. Küçük Sibel, 1.5 sene her akşam on saat diyaliz makinesine bağlı yaşadı. Ve 27 Ekim 2008'de İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kadavradan böbrek nakli oldu. İki yaşındaki bir miniğin böbreği Sibel'e can oldu. Sibel şimdi çok heyecanlı. Çünkü sağlıkla okuluna devam edebilecek.
ARTIK ARKADAŞLARIYLA KOŞUP OYNAYABİLECEK!
Küçük Mehmet, doğduktan sonra sarardı. Şiddetli kaşıntı ve gelişme geriliği olarak ortaya çıkan karaciğer yetmezliği ile doğar doğmaz mücadele etmeye başladı. Kaşıntısı yüzünden dört sene boyunca uykusuz geceler geçirdi. Karabük'te yaşayan Çetinkaya Ailesi diğer çocuklarını anneanneye bırakıp, Mehmet için İstanbul'a geldi. Beklenen haber geldiğinde takvimler 1 Ekim 2007'yi gösteriyordu. Mehmet'e Memorial Hastanesi'nde kadavradan karaciğer nakli yapıldı. Altı yaşındaki Mehmet, şimdi ekim ayında okula başlayacak, arkadaşlarıyla koşup oynayabileceği için de çok mutlu...
Yeni hayatlarına başlarken ‘hiç acıtmadı’ diyorlar!
Antalya'daki 'ONKOD İkinci Geleneksel Çocuk Kampı'ndaki en ilginç hikayenin sahibi 17 yaşındaki Burcu Beyza Demirtaş'tı. Doğuştan hasta değildi, "Yürüyerek girdiğim hastaneden yeni bir böbrekle çıktım" dedi.
Kimi doğuştan hastaydı, kimi hasta olmanın ne demek olduğunu sonradan anladı. Antalya'daki 'ONKOD Çocuk Kampı'ndaki miniklerin ortak noktası, kendilerine bağışlanan organlar sayesinde bugün hayatta olmalarıydı. Burcu amcasının, Ayşe babaannesinin, Burak annesinin, Mensur babasının böbreğiyle, Okan ise annesinin ciğeriyle hayat buldu. İşte çocukların anlattıklarıyla yeniden yaşama tutunma öyküleri:
AMCAM'LA BÖBREK KARDEŞİYİZ BİZ!
Kampın en büyüğü 17 yaşındaki Burcu'ydu. O doğuştan böbrek hastası değildi. Geçen sene eylül ayında bir pazar günü, arkadaşının doğum gününe gitti. Ertesi gün yüzünde bir şişle uyandı. "Grip oldum herhalde" deyip, hastanenin acil servisine gitti. İşte ne olduysa; o zaman oldu. Hastaneye acilden giren Burcu, tam beş hafta yoğun bakımda kaldı. Tansiyonu bir türlü düşmeyen Burcu'nun böbreklerinin iflas ettiği ortaya çıktı.
AMCASI RÜYASINDA GÖRDÜ!
Tek çaresi böbrek nakli olan Burcu'nun annesinin kan grubu uymadı, babasının böbreğinde problem olduğu anlaşıldı. Geriye kadavradan böbrek nakli için beklemek kalıyordu. Burcu diyalize girmeye başladı. Hastanede yatarken bir sabah amcası geldi. Rüyasında yeğenine böbreğini veren amca, hastanede de aynı kararı aldığını açıkladı. Dört ay diyalize girdikten sonra tarihler 10 Şubat 2009'u gösterdiğinde Burcu ikinci hayatına 'merhaba' dedi. Memorial Hastanesi'nde amcasının böbreğiyle yaşama tekrar tutundu.
ARAMIZDAKİ BAĞ GÜÇLENDİ!
Burcu o günleri şu sözlerle anlattı: "Amcam sevgisini belli eden bir insan değildi. Onu çok seviyordum ama şimdi aramızdaki bağ çok farklı. O benim her şeyim. Onun sayesinde bugün buradayım. Bir lokma yemeğin, bir bardak suyun bile çok farkı var. Şimdi tuzlu bir yemeğe çatalımı batırsam aklıma amcam geliyor, tuzlu yemekleri hemen bırakıyorum." Bu sene üniversite sınavına hazırlanan Burcu, uluslararası ilişkiler bölümünde okumak istiyor.