Sokak çocukları ve bizler
Gündem'in birkaç gün önce haberleştirdiği Sokak çocuklarının acıklı hikayesini okuyunca büyük devrimci Che Guevara'nın paraya yabancı o destansı hayatı geldi gözümün önüne.
Bu soğuk kış günlerinde evinin kapı ve pencerelerini naylonla kaplayan veya evi olmayan sokak çocukları..
Ne utanç verici bir durum ki, ben kaloriferli bir evde yaşıyorum. Ben sıcak bir evde yaşarken Sokak Çocukları bedenlerine işleyen o keskin soğuğu nasıl hissedebilirim?
Bu çocuklar aç, üşüyor ve bazıları hasta. Bense tokum ve sağlıklıyım; kardeşlerim de öyle. Ve ben güya bu yoksulların kavgasını sürdürüyorum! Köprüleri yıktım, diyorum. Ah, bu ne büyük bir yalancılık, bu ne büyük bir çelişki! Bencil ruhumun beni esir ettiği bu hayat ne büyük bir işkence! Nedir benim bu işkenceli hayata katlanmama neden olan? Korkularım mı yoksa? Gerçek mutluluğun kaynağı tüm bencilliklerden arınmış devrimci bir ruh değil mi? Devrimci ruh halkla aynı hayatı yaşamak ve paylaşmakla elde edilmiyor mu? Ama ben Sokak çocuklarının hayatını ne yaşıyor, ne de paylaşıyorum.
Sokak çocuklarının kalbi sızılar içindeyken Che Guevara yatağında rahat uyuyamazdı. Sokak çocukları sanki onun çocukları Hilda imiş gibi tasalanır, o küçücük yavruyu kurşun yağmuru altında bile olsa doktorlara yetiştirmeye çalışırdı. Çünkü o, ünlü devrimci José Marti'nin 'Söylemenin en iyi yolu yapmaktır.'sözünü yaşam felsefesi haline getirmişti.
Che Guevara neyi savunmuşsa öyle yaşamıştır. Savunduğu eşitliği en önce kendine uygulamıştır. Küba dağlarında gerilla savaşı verdiği günlerde çok ağır bir astım krizine yakalanır. Astım krizi yüzünden sık sık durmak zorunda kaldığı için gerillalar onu beklemek zorunda kalırlar. Gerilla savaşında durmak tehlikeli olduğundan arkadaşları komutanlarını bir katıra bindirirler. Che katırın üstünde yarı baygın bir haldedir. Bir gerilla onlar yürürken katıra bindiği için ona suçlayıcı sözler söyler. Komutan Guevara hiç sesini çıkarmadan aşağı iner ve ölümcül astım krizleri arasında sürüne sürüne yürümeye devam eder.
1959 yılında devrim olunca Che Guevara sanayi bakanı olur. Ülkede büyük bir kıtlık vardır. Kıtlıkla başa çıkmak ve eşitliği sağlamak için her şey karne ile verilmektedir. Che 1964 yılının son günlerinde Amerika' da yapılacak Birleşmiş Milletler toplantısında Küba devletini temsil edecektir. Ama ne var ki, ayağındaki çoraplar lime lime olmuştur. Çünkü herkese altı ayda bir çorap verilmektedir. Üstünde rengi solmuş eski püskü bir elbise vardır. Şeker kamışı tarlalarında ve fabrikalarda çalışırken de aynı elbiseyi giymektedir.
Che, gencecik eşi Aleida ile çocuklarını Küba devletine emanet edip ülkeden ayrıldığında üstündeki elbiseden başka hiçbir mal varlığı yoktu. Çocuklarına bıraktığı mektupta: 'Size miras olarak babanızla gurur duyacağınız onurlu bir hayat bırakıyorum.' demiştir.
Che İstanbul,Ankara,İzmir,Denizli,Diyarbakır' da olsaydı Sokak çocuklarıyla ile aynı hayatı yaşardı. Hem hümanist olduğu için, hem de Sokak çocuklarıyla ile birlikte zengin, özgür ve mutlu bir hayata kanat açmak için yapardı bunu. Che eti çok sevdiği halde halk yemiyor diye evine et sokmamıştır. O yaşasaydı cezaevindeki arkadaşları yesin diye et yemeyi kendisine yasaklardı.
Ya ben, ya biz...
Sokak çocukları nasıl güvensinler bize?
Serap hanım yaptığınız iyi girişimlerden dolayı tebrik eder birçok hayırlı işlerin önderliğinizde gerçekleşmesinde niyaz ederim..![]()
![]()


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı




