4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Kum saati

  1. #1
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    06.02.2007
    Yaş
    36
    Mesajlar
    2.929
    Tecrübe Puanı
    72

    Standart Kum saati

    Her yıl etekleri denizle yıkanan farklı kasabalar a kaçardı. Bu yıl da aynı alışkanlıkla denize koştu. Aslında sıkılmıştı. İsimleri farklı olsa da gittiği kıyı kasabaları birbirini n benzeriyd i. Rant hoyratlığı tüm bedenleri ni parçalamış, yüzlerine aynı anlamı vermişti. Kendi kendine kızdı. Bu karmaşa içerisinde ne işi vardı? İçindeki karmaşadan kurtulma isteğiyle geldiği, kentleşen bu sahil kasabasında, içini yıkaması mümkün müydü? Taşlaşan yüreğinde filizlene n dağ çiçeğini, kökünden çıkarıp attığı çok olmamıştı. Bu yolculuğa yaralarını sarmak için çıkmıştı. Önce yaralı ruhunu inzivaya çekmiş, bedeninin iplerini koparmıştı.
    Şimdi, bir şezlongta bedenini şımartıyordu. Şemsiyenin gölgesiyle yüzünü güneşten saklarken, vücudunu güneşe teslim etmişti. Yakıcı sıcaklığıyla yıkanan bedeninde tatlı bir uyuşukluk vardı.

    Gözlerindeki boşluğu dolduran mavilikte gölgeleşen insanlara ve can çekişen doğaya baktı. Bireysel hırslarından arınan insanların çocuksu mutlulukl arı karşısında içi yandı. Yaşam didiklenm eye gelmiyord u aslında… Ana renk ve ana çizgiler yeterliyd i. Bunları karıştırmanın, yeni renkler elde etmenin lüzumu yoktu. Ayrıntıların canı cehenneme ydi.

    Gözlerini kapatıp biraz şekerleme yapmak istedi. “Çakmağınız var mı?” sorusuyla irkildiğinde, güneşin ısıran sıcaklığının yerine tatlı bir esintinin aldığını fark etti. Sanki derin bir uykudan uyanıyordu. Kekeleyer ek “Hayır, sigara kullanmıyorum.” diyebildi . Rüya ile gerçek karışımı bir duyguyla konuşan gölgeyi takip etti. Gölge uzaklaştıkça, bir adama dönüştü, ilerdeki şezlonga oturdu Bir süre yüzleri buluştu. Kadın, bu buluşmadan rahatsız oldu. Gözlerindeki boşluğu dolduran maviliğe döndü. Yalnızlığında kimsenin ayak seslerini istemiyor du. Çevresindeki tüm yüzleri sildi.

    Yerçekiminin etkisinde n kurtulmuş gibi hafifleye n bedenini bir süre uykuya bıraktı. İyot kokusu hafif bir esintiyle burnunu gıdıklarken, çocuklar gibi mutlu oldu. Yarı uyanık gölgeleşen insanları seyretti. Tek bir bulutun olmadığı gökyüzünde uçurtma uçurdu, balonlar bıraktı. Yakındaki havaalanından ayrılan uçaklara el salladı. İyi yolculukl ar diledi. Kitabından bir öykü okudu, kahramanıyla sohbet etti. Dağların arkasında kaybolmak üzere olan güneşle vedalaştı. Bir şezlongda, bundan sonra ne kadar soluğu kaldığı bilinmeye n yaşamından saatler aldı. Kendini bırakıp, kalabalığa karıştığında kumsalın hızla boşaldığını, bir de gölge adamın gitmediğini fark etti. Korkuları ayaklarını zincirler e vurdu. Bedenini taşlaştırdı. Orada bir heykel gibi gölgenin çekip gitmesini bekledi.

    Kalabalık, hızla çekilen sular gibi kumsalı terk etti. Ayak izlerini bırakarak, birbirine karışarak… Deniz ise yorgun bedenini dinlendir mek ister gibi gittikçe durgunlaşıyordu. Gökyüzü yavaş yavaş yıldızlı perdeleri ni örtmeye başladı. Deniz gözlerini kapadı, karanlığa gömüldü şarkı söylemeyi sürdürerek.

    Şimdi kendisi de bir gölgeydi. Kumsalda iki gölge kalmıştı. Erkek gölge, bedeni ağırlaşan bir yük gibi yavaş yavaş kumsalı terk etti. Ayak izleri kadının yüreğinden akan kanla doldu.

    Kadın, savaş sonrası yıkık dökük acılı yüreğinin çığlığını duydu. Vur emri verdi kalbinin sınırlarını zorlayan yabancıya.

    Ayak izi olmayan yeni bir yol çizip, odasına sığındı. Tenindeki denizin tuzlu öpücük izlerini yıkadı, güneşin ısırık izlerini kremledi. Gözleri, kahve köpüğü rengine dönen teninde yeni yeni tomurcukl anan yapraklar gibi tazeydi. İçinden geldiği gibi gözlerini, dudaklarını, yanaklarını renklendi rdi. Saflığını boyalı bir örtünün altına gizledi. Acıların tenindeki izlerini kapattı. Vücudundan tıpkı su gibi dökülen hint işi elbisesin i giydi. Bedenini başkalaştırmaktan büyük bir haz alıyordu. Tıpkı bedeni gibi yüzünü de değiştirdi, maskesini taktı.

    Terasa yürürken, kalbi adeta koşuyordu. Gölgenin yine orada olmasını istiyordu . Kalabalığın birbirini n içine geçen yüzlerine bakmadan, en sakin köşedeki masaya sığındı. Sırtını kalabalığa dönüp, denizin dinginliğine attı ruhunu. Diplerde inci aradı. Küçük bir balık olup, büyük balıklarla saklambaç oynadı. Deniz kızı olup, aşkı için bedeninde n vazgeçti. Bu oyunda prensin gölge adam olduğunu hissettiğinde gerçeğe döndü. Gerçekte gölge adam hala yoktu.

    Odasına döndüğünde yumurtasından çıkan bir civciv gibi ürkek ve çaresiz hissetti kendini. Uykunun yumuşak kanatlarının altına sığındı. Gecenin ayazında uyandığında, ölüm sessizliğini yan odadaki çiftin oynaşmaları kesiyordu . Tüm otel sessizliğin kuş tüyü yatağında derin uykuya dalmıştı. Sadece karşı blokta yanan bir odanın ışığı insana yalnızlığını unutturuy or, korkularını bastırıyordu.

    Sabah baş ağrısı ile uyandı. Tüm gün tıpkı bir ada gibi yatağına sığınmak istedi. Fakat gölge ile karşılaşma ihtimalin e daha fazla karşı koyamadı.
    SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?

  2. #2
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    06.02.2007
    Yaş
    36
    Mesajlar
    2.929
    Tecrübe Puanı
    72

    Standart

    Masaları boşaltan kalabalık, denize koşuyordu. Masadan kalkacağı sırada gölge yüzüne düştü. Sevimli yüzüyle: Yalnız kahvaltı etmeyi hiç sevmem, lütfen oturun diye adeta yalvarıyordu. Dün gece hiç uyumamıştı. Ben de demedi. Hangi odada kaldığınızı bilseydim, gece camınıza taş atıp sizi uyandırabilirdim. diyen gölgeye, odanızı merak ettim, demedi. Bir süre sustular. Gözlerindeki ışık mavilikle yıkandı. Gözleri tekrar birbirini buldu. Adamın bakışları kadının gözlerini kesti. Korkudan tekrar maviliğe sığındı. Sizden çakmak istemem tamamen sizinle tanışmak içindi, diyen gölgenin yalanını bildiğini itiraf etti. Yine suskunluğa gömüldüler.

    İç hesaplaşmasından döndüğünde adamın yüzünü acı içinde buldu. Sanki o fark etmeden gölge gitmiş, bir başka adam gelip oturmuş, şimdi de özür dileyerek yanından uzaklaşıyordu. Bir süre dönmesini bekledi. Ama o gelmedi!...

    Odasına dönüp, gölgenin odasını gözetlemeye başladı. Hiçbir hayat belirtisi yoktu. Terk edilen evler gibi perdeleri çekiliydi. Abarttığını düşündü. Mide rahatsızlığı, sahil kentlerin e gelen misafirle rin başlıca hastalığıydı. Adını bile bilmediği bir adam için bu kadar huzursuz olduğu için kendine kızdı. Bir süre direndi. Fakat iç sesi, gölgeye gitmesini söylüyordu. Sonunda kendisini onun kapısının önünde buldu. İçeriden bir yaşam belirtisi gelmesini bekledi. Kapıyı çekinerek hafifçe tıklattı. Hiç ses gelmiyord u.

    Resepsiyo na gidip, herhangi bir rahatsızlık nedeniyle kendileri ne başvurulup başvurulmadığını sordu. Olmadığı söylendiğinde biraz daha huzursuz oldu. Yoksa tüm bunlar gerçek değil miydi? Öyle bir adam yok muydu? Oda numarasını söyleyip, onun adını öğrenmek isteği kabul edilmediğinde büyük bir utanç duydu.

    Odasına bir adaya sığınır gibi sığındı. O da dünyanın yüzüne perdeleri ni kapattı.

    Saatler sonra tekrar sahile koşup, kuvveti kesilen dalgaların ayaklarıyla oyununda eğlendi. Yalnızlığına düşen bu gölgeden uzaklaşmaya karar verdi. Otelden ayrılmalıydı. Kendini hafiflemiş hissetti. Bu kararı ile odasına dönerken gölge yine yüzüne düştü. Çıkan sakalları, sararmış yüzünde tıpkı karalama resimler gibi gölgeler oluşturmuş, gözlerinin ışıltısı buğulanmıştı. Rahatsızlığınız nasıl? diyebildi . Neredeyse 24 saat yatmıştı. Neden? Diye sormadı. Çünkü o, eski şımarık haliyle kurt gibi acıktığını söylüyordu. Oradan gitme fikri tamamen aklından çıkarak, şimdi terasta onunla oturuyord u. Mideniz hassas herhalde gibi bir şeyler mırıldandı. Sorusunu duymazdan gelen adam çocuksu bir sevinçle Ne de olsa bozkır çocuğuyum. Bugün denizle iyi bir hasret gidereceğim. Kadın da gülümseyerek:

    Yüzme bilmesem de denize neden koştuğumu hiç anlamadım.Dedi. Adam şaşırmadı Sen de bozkır çiçeğisin demek ki diyerek göz kırptı, aralarındaki örtüyü kaldırdı. Denizle tanıştığı ilk yazı anlatmaya koyuldu; “Bozkır çocukları için denizin büyüsü farklıdır. Halamların bozkırdan İstanbula taşınmasıyla, denizi ilk o zaman gördüm

    Çocukluğunu anlatırken, içindeki yarayı unutmuş gibiydi. Bugün, koli basilinin teslim aldığı İstanbul kıyılarında kumdan kaleler yapmış, araba lastiği ile yüzmüş, güneş yanıklarına yoğurt sürülmüştü.

    Bir an içindeki patlamala r sonrası gözlerinde krater gölleri oluştu. Tüm yüreğini açmaya devam etti: Çocukluğumun yoksulluk içinde hiç de kolay geçmediğini düşünürdüm. Ama mutluyduk . Sahipsizl ik içerisinde özgürdük. Şimdiki çocuklar ise kuşatılmış durumda. Özgür değiller. Yeğenimi gördükçe içim daralıyor. Büyük anneler, bakıcılar, annesi, babasının kuşatması altında. Yemek, uyku saati saniye şaşmıyor. Yazık! Yaralanma dan berelenme den büyüyor. Bedeni tabii ki Ruhu tıpkı hormonlu meyveler gibi tatsız.

    Mesela ben evden çok kaçardım diye devam etti: Arkadaşım Hasanla Porsuk çayında balık yakalamay a giderdik. Eve döndüğümüzde annemden bir ton sopa yerdim. Terliğini eline alır, evire çevire pataklardı. Ama ertesi gün yine kaçardım. Şimdiki çocuklar ağaca tırmanmayı bile bilmezler . Ağaçtan koparılan meyvenin tadını daKomşumuz Remziye Teyzenin bahçesinin kapısı, Nasreddin Hocanın kapısı gibiydi. Üzerinde demirden kocaman asma kilit takılı olsa da, kapı kırık döküktü. Sürüne sürüne alt tarafındaki kırıklarından bahçeye girerdik. Mora çalan dutlardan ağzımız burnumuz mürekkebe batmış gibi olurdu. Remziye Teyzenin romatizma lı bacaklarının tıkırtısını duyduğumuzda geldiğimiz delikten bir fare gibi kaçardık. Remziye Teyze arkamızdan Mübarekler daha ham, karnınızı ağrıtır, olsunlar, ağaç sizin olsun diye dişsiz ağzından kelimeler i kaçırarak sitem ederdi.

    Çocuk yüreğinin dönmesi karşısında hüzünlenmişti. Kelimeler i ağıt yakıyordu: Çocukluğumu unutmuşum. Şu anda kafamda o günlere ait binlerce anı uçuşuyor. Yaşlanıyorum herhalde. Yaşlı insanlar yakın tarihi değil, çocukluk, gençlik yıllarını daha iyi anımsarmış. Komşumuz Hüseyin amca vardı. Ellerinde doğmuşum. Okuduğu hikayeler i, kahramanl arının adı ile anlatır, beni her gördüğünde ise adımı sorardı. Kim olduğumu unuturdu. Ben de her defasında farklı isimler söylerdim. İnsanoğlu için unutmanın ceza olduğunu düşünürdüm. Aslında ödül. Yoksa onca acıyla nasıl yaşanır. diyebildi .
    SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?

  3. #3
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    06.02.2007
    Yaş
    36
    Mesajlar
    2.929
    Tecrübe Puanı
    72

    Standart

    Sesinin tutunduğu tüm dallar kırılmıştı. Gözleri yağmur sonrasındaki toprak gibi nemlenmişti. İnsanoğlu için en büyük acı ölüm diye devam etti: Ölümden nasıl da korkarız. En sevdiğimiz insanları kaybettiğimizde onlarla birlikte çıkmak istemediğimiz tek yolculuk ölümdür. Ne büyük ikiyüzlülük! Televizyo n ve gazete programla rında ölümü geciktirm e üzerine birçok öğüt verilir. Hepsi palavra Bunların hepsini yaparsın, bir bakarsın saniye farkla bir lastiğin altında kalmışsın. Ya da senden habersiz vücudunun milyarlar ca sayıdaki hücrelerinin içinde birisinin tepesi atar ve seni yok etmeye başlar. Hiçbir şey yapamazsın, sadece teslim olursun. Ölüm cezası alan mahkum gibi, infazın gününü beklersin . Üstelik af umudu olmadan. Susmuştu, bir süre sessizce denize daldı, kadın da

    Kadın yeniden yanındaki adamın yok olduğunu hissetti. Biraz önce hüzünlü adam adeta buharlaşmış, şımarık bir çocuk gelip yanına oturmuştu: Yarın kumsalda sabahlaya lım mı?diye adeta yalvarıyordu. Kabul etmese bir çocuk gibi yere yatıp tepinebil irdi. Kadın, gençlik çağındaki yazları anımsadı. En güzel aşklar yaz aşklarıydı. Emek harcanmad an, yorulmada n, diplere dalmadan yaşanırdı. Yaz yağmurları gibi insanın içini serinleti rdi. Vedalaşırken adresler alınır, fakat en çabuk da yaz aşkları unutulurd u. Yaz aşkları yüreğinin kıyısından köşesinden seslenmey e başladığında, bu duyguyu ne kadar özlediğini fark etti. Ve çocuk yüreğinin iplerini çözdü.

    Bu çocuk adamın daha ismini bile bilmediğini fark etti. Issız bir kumsalda sabahlaya cağım adamın ismini bilmem gerekmiyo r mu diye çocuk adamla şakalaştı. Yeni bir oyun arayışı ile o da soruyla karşılık verdi: Adımın ne olmasını isterdini z? Tipimden tahmin edin bakalım.Her şeyi oyuna çevirme merakına kadın da katıldı. İlk defa çocuk gözlerine baktı. Güneşte yer yer sarı başaklara dönen saçlarının bal rengi gözlerine de düşmüş, sarı çiğdemler açmıştı. Kadın, Burnum çok güzel, değil mi?, Fena sayılmamö diyerek şımarıklığını sürdüren gölgenin bu çoşkun halini gittikçe daha fazla seviyor, o da bu oyuna gönüllü olarak katılıyordu: Sen bozkır çocuğusun. Adın ya dedenin adıdır. Ya Kuran -ı Kerim;den alınmıştır, ya da babanın tuttuğu siyasi partinin başkanının adıdır. Adının modası geçmiştir dediğinde gözlerindeki sarı çiğdemler sevinçten titredi: Çok zekisin. Demokrat Partili dayımla, Cumhuriye t Halk Partili babam sürekli tatlı bir çekişmenin içinde olurdu. Gazeteler de çıkan karikatürleri birbirine postalarl ardı.Kadın heyecanla atıldı: Yoksa adın Ecevit mi?” Parmağını sus işareti yaparak fısıltıyla: Devrim diye cevapladı.

    Kadının: ;Sen de adın gibi radikal misin?sorusuna Hayatımda hiç ihtilal yapamadım diye pişmanlıkla karşılık verdi. İhtilaller kansız olmaz. Kurban vermen gerekir, kendini bile Boğazında yağlı bir ipi hep hissetmen gerekir. Ve yeri geldiğinde kendi sandalyen i kendin tekmeleme yi bilmelisi n.diye konuşmanın akıntısına kapılan kadın, adamın suskunlaştığını sonradan fark etti. Oradan oraya koşan kelimeler in ayağı tökezlenip düştü. Canı acıyordu. Kadın içini üşüten bu sessizlik karşısında şaşırmıştı. Ağzını bıçak açmıyordu. Adamın yüreğini kesen neydi? Sadece mırıldar gibi özür diledi.

    Gözleri karda buz bağlayan cama dönüşmüştü. Ne içerisi görülüyordu, ne de dışarısı Robottan çıkan bir ses tonuyla karşılık verdi:Hepimiz aslında boynumuzd a yağlı bir iple dolaşmıyor muyuz? Mesele sandalyey i kimin tekmeleye ceği değil mi? Oyun sıkıcı bir hal almıştı. Kadın yalnızlığına dönmek istedi. Bu defa o gölgeyi arkasında bırakıp odasına sığınacaktı. Gölgenin: Bugün güneşin doğuşunu bekleyeceğiz, unutmadeyişini duyduğunda, bunu unutmayac ağını biliyordu .

    Telefonun sesiyle gerçekle düş arasında gidip geldi. Burası neresiydi? İçini kesen bu acı neydi? Ahizeyi tereddütle kaldırdığında, gölge adamın, Devrimin içini ısıtan çocuksu sesini duydu. Senin adın ne? diye soruyordu . Oyun bıraktığı yerden sürüyordu. O da tahmin etmesini istediğinde, bozkır güzellerine babaannel erinin adı verildiğini söyleyen Devrim arkasından hemen ekledi: Erkek anaları Anadolu kültüründe kraliçeyle neredeyse aynı yetkiye sahip olmuştur. Ocağı tüttürecek olan erkek sıkı mı baş kaldırsın. diyen Devrime kadın da aynı muziplikl e cevap verdi:

    Vallahi babam baş kaldırmış. Köyden kente göç eden babam ilk kentleşme hareketin e çocuklarının isimleriy le başlamış. Doktorun karısı koymuş adımı Bu yüzden babaannem babama küsmüş. Böyle isim olur mu diye dalga geçmiş. Sonunda onun adı da göbek adım olarak verilmiş. Ben dedim, Anadolu kaynanala rı şeytana pabucu ters giydirir diye.

    Kadın birçok çağrışımlar yapan bu gevezelik ten garip bir keyif alıyordu. Devrim ise birçok kentli isimleri söyleyerek, kadının ismini tahmin etmeye çalışıyordu. Kadın dayanamayıp adını söylediğinde, Devrim her zaman yaptığı gibi oyuna son verip, telefonu kapattı.

    Kadın bu iniş ve çıkışlardan yorulduğunu hissetti. Adını kendi kendine defalarca tekrarladı. İçinde yankılanan sesinin hissettir diği duygulara dikkat kesildi. Onu rahatsız eden neydi? Belki ayrıldığı karısının adıydı, belki kavuşamadığı sevgilini n Bu oyuna bir son verme isteğiyle bir solukta onun odasının önünde buldu kendini. O kapıya vurmadan kapı kendiliğinden açılır gibi açıldı. O da sihirli bir eve girer gibi girdi.

    Yatakta saatlerce sessizce oturdular . Suskunluğu ilk Devrim bozdu: Bu akşam geliyorsu n değil mi? Evet, geliyorum . Fakat lütfen bir daha böyle bir şey isteme bendenHayır emin ol, istememİlk ve son olacak.Bu adamı sanki yıllardan beri tanıyordu. Yüreğindeki kıvılcım yangına dönüşmüş, bir türlü söndüremiyordu. Çığlık çığlığa kalan yüreği ile Adım niye rahatsız etti sizi Alt tarafı bir ad. Rahatsız oluyorsan yeni bir ad ver banadediğinde yağmur bulutlarının gittikçe yaklaştığını, fırtınasının her yeri tozu dumana kattığını anlıyordu. Ve buna karşı koymadı. İki kutup gök gürültüsü ve şimşek oldu. Geçmişin, kimlikler inin önemi yoktu. Adam ve kadın acılarını birbirler inin teninde bastırıyor, bugüne kadar prangalar bağladığı tutsaklıklarını özgür bırakıyordu.

    Akşam yemeğini sessizce yediler. Kadın bir an önce gecenin başlamasını, el ayak çekilmesini istiyordu . Devrim de ise daha çok hüzün vardı.

    Kumsala iki yabancı gibi yürüdüler. Onlardan başka, hiç kimse yoktu. Maviliği siyaha dönen deniz ürkütüyordu. Kadın, Devrimin kumsalda özel olarak hazırlattığı mekanı görünce gözlerine inanamadı. Sultan tahtı gibi hazırlanan kanepenin üstü bir sürü yiyecek ve içecekle donatılmıştı. Kadın: Kemanlar nerede ? diye dalga geçti. Devrim: Düşündüm, ama nöbetçi kemancı yokmuş. Ne yapalım, dalgalard an, rüzgardan yerel müzik dinleyeceğiz. dedi ve arkasından ekledi: Evet sultanım tahtıma hoş geldinizYanağına küçük bir buse kondurdu. Dudakları hala yanıyordu. Başını bir bebek gibi kadının omuzuna dayadı. Kadın: Uyursan uyandırmam.diye şaka yaptı. Devrim: Güneşi bekleyeceğim dedi. Kadının ise zihni hala dağınıktı. Gölgenin sırrını öğrenmek için gittikçe sabırsızlanıyordu. Adından başka hiçbir şey bilmediği bu adamla yeniden doğumu başlamıştı.

    Devrim, şarkılar mırıldandı, kadın ona eşlik etti. Bir şarkıyı bırakıp, diğerine geçiyor, başka kelimeler uyduruyor, yeni besteler yapıyordu.

    Gece ilerlemişti. El ayak çekilmiş, tatilcile r odalarına sığınmıştı. İkisi de uzanmış, gökyüzüne bakıp, oyuna dönüştürdükleri sohbetler ine devam ediyordu: Gökyüzü kentlerde böyle muhteşem değil. Çocukluğumuzda bir yıldız tutar, dua okuyup yatardık. Evleneceğimiz insanı rüyamızda göreceğimize inanırdık. Nasıl gördün mü Hayır Ama Kadir İnanıra benzeyen birisini görmek en büyük dileğimizdi.Kadir İnanır mı?Evet; bizim jönümüz oydu.Bu durumda hiç şansım yok diye süren diyalogla rı her an ayağı burkulup düşmeye hazırdı.

    Kadının çocuk yüzü hüzünlendi. Ne kadar çok yıldız kayıyor Çocukluğumda ne zaman bir yıldız kaysa, sabaha kadar gözüme uyku girmezdi. Dünyadan bir sevdiğimiz ayrılacağına inanırdık. En çok da annemi kaybetmek ten korkardım. Hatta daha da ileriye gider, pamuk Prenses filmindek i cadı üvey annenin babamla evlendiğini düşünürdüm. Çocukluk ne kadar çaresiz kılıyor insanı... Devrim: ;Aslında her zaman çaresiziz. Sadece çaresizliklerimiz değişiyor.dediğinde sesindeki hüzün kadının içine bir bomba gibi düştü, içini parçaladı. Bu çocuk adamın sırrı neydi? Gün doğarken öğrenebilecek miydi? Yoksa yine ona bir oyun mu oynuyordu .

    Devrimin, Kumsalda biraz yürüyelim teklifine hemen sarıldı. Dakikalar ca yürüdüler. Devrim: İyi ki varsın dediğinde sesindeki minnettar lık kadının içini acıttı. Aynı hüzünle: Sadece bir ay hayatın kaldığını söyleseler, ne yapardın diye sordu.

    Kadın bu yersiz soru karşısında ürperdi: Bilemiyor um. Ölümle yüz yüze gelmek. Yapmadıklarının pişmanlığı, keşkeler Sanıyorum her şey önemini yitirirdi .

    Peki sen ne yapardın ? diye Devrime sordu.

    Devrim son kez gökyüzüne bakar gibi, son kez konuşur gibi Güneşin doğuşunu beklerdim .

    Kadın adını dili yanarak fısıldadı ; Hayat&
    SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?

  4. #4
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    06.03.2007
    Yaş
    30
    Mesajlar
    2.883
    Tecrübe Puanı
    71

    Standart

    yazılar düzgün çıkmamış dolayısıyla

    okuyamıyok...düzeltirmisin..
    YOLA ÇIKTIKLARINI YOLDA BULDUKLARINLA DEĞİŞİRSEN YOLUNU KAYIP EDERSIN....


 

Benzer Konular

  1. sitene bjk saati koy
    By DeRBeDeR in forum WEB-DESIGN
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.01.2008, 09:29
  2. Dedikodu Saati :)
    By DeRBeDeR in forum GEYİK - GIR GIR - ŞAMATA
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.08.2007, 08:11
  3. ayrılığın saati
    By candy5 in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.11.2006, 23:23

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •