Sultan II. Murat zamanında, henüz Osmanlılarda hazine teşkil edilip padişahlar saraylarda gönlünce harcama yapmazlar ve onlarda harplerde elde edilen ganimet ve haraçlardan ve madenlerden başka devletin bir geliri yoktu. Halktan vergi toplayıp saray erkanı için harcanmazdı. Hal böyle olunca , padişahlar da zaman zaman parasız kalabiliyordu.
Bir gün Fazlullah Paşa, II. Murat'ın Çandarlı Halil Paşa’dan borç para istediğini görüp:
-Sultanım, Padişahın vezirlerden ve şundan bundan para istemesi yerinde olmaz. Müsaade buyurursanız bir hazine teşkil edilsin ve oradan saraya tahsisat ayrılsın, dedi.
Fazlullah Paşa'yı dinleyen Sultan Murat Hazretleri:
- Bu parayı nereden ve kimden toplayacaksın? diye sordu.
Fazlullah Paşa:
-Sultanım bu memlekette çok zenginler var, bir fermanla bazılarından bir miktar mal toplamak mümkündür, dedi.
Sultan Murat:
-Sen nice teklif edersin Fazlullah Paşa! Bize ve bizim askerimize helal lokma gerektir. Bizim askerimizin boğazına helal lokma girmez de, onun bunun hakkı girerse bu askerle, meydan-ı gazada nasıl harp edebiliriz? Haram üzerine bina kurulursa ayakta durma imkanı var mıdır? Diyerek Fazlullah Paşa'nın teklifini reddetti ve Çandarlı Halil Paşa’dan bir miktar borç alarak idare etti ve sonra ödedi.
Düşünebiliyor musunuz altı yüz küsur yıl dünyanın üç kıtasına hükmeden ecdadımız bu kadar ince düşünürken, kimi zaman parasızlıktan kıvranıp dururken, günümüz yöneticileri ne haldeler.
Birçok hükümetin kabine üyeleri ya da milletvekilleri dokunulmazlıkları sona erdikten sonra adli makamlarda nasıl soruşturma geçirdiklerini az çok hepimiz medyadan takip ediyor ve şahit oluyoruz. Hatta bırakın kabine üyelerini ya da milletvekillerini, iktidar partilerin sıradan bir il başkanları dahi partileri hükümet oldukları dönemlerde nasıl Karunlaştığını görmemek mümkün mü?
Çünkü dünyayla birlikte Türkiye'de globalleşti! globalleşmenin sayesinde kimin nerede ve ne yaptığını sıradaki bir vatandaşımız bile biliyor!
Birçok kişi ben nasıl siyasete girebilirimde iki günde köşeyi dönebilirimin hesabını kitabını yapıyor. "Devletin malı deniz yemeyen keriz" mantığıyla hareket eden zavallı bir toplumun birer fertleri haline gelmeye mahkum olmuşuz. Bu mantıkla aracımız daha kaç kilometre yol alacak? Bir an önce bu mantıktan kurtulmanın tedavisi için acil bir şekilde uzman hekimlere görünmeliyiz! Kangrenleşen bu hastalığımıza adil, şeffaf ve derman olabilecek reçeteler sunan tabiplere ihtiyacımız var!
Aksi halde bilelim ki devletin her kuruşunda tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Yarın Ruzu Mahşer'de bunun hesabını nasıl öderiz diye kafamızı iki avucumuzun arasına alıp derin derin düşünmemiz lazım. Yoksa "devletin malını deniz" gözüyle bakıp "yemeyen keriz" mantığıyla hareket edenin vay haline...
Bilal KARADAĞ


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
