4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Hybrid View

  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    09.10.2006
    Yaş
    35
    Mesajlar
    83
    Tecrübe Puanı
    21

    Standart alışkanlıklarımız okadar cokki....paylasalım...

    VARLIK ve YOKLUK

    Gündüzleri evden çıktığımda apartman kapısının önünde görürdüm onu. Uzun ve pis saçları vardı. Yanında ucuz bir şarap şişesi, boş gözlerle önüne bakardı. Kirli bir battaniyenin üstünde otururdu. Eski, pis, pire dolu; köpeği bağlasan, üzerinde durmazdı. Bir elinde şiş, diğerinde taş vardı. Şişi betona tutar, taşla vurmaya başlardı.

    Tak tak tak

    Arada sırada durur, şişeyi yuvarlardı ve devam:

    Tak tak tak

    Biraz seyreder, yürümeye başlardım. Ses kesilirdi. Dururdum. Öylece durur, dönüp de arkama bakmazdım.

    Tak tak tak

    Yürümeye devam ederdim. Gece olup da evime döndüğümde, daha sokağa girmeden, aynı sesi duyardım.

    Tak tak tak

    Aynı yerde, sanki hiç kımıldamamış gibi bulurdum onu. Gün boyu yaşadıklarımı düşünürdüm. İnsan ilişkileri zayıf, saman alevinden farksız. Bugün can ciğer, kuzu sarması; yarın, sanki hiç olmamış gibi... Yoksunuz. Onun böyle dertleri yoktu. Hiçbir şey kaybetmemiş gibi görkemiyle dururdu kapının önünde. Battaniye, şiş, taş ve şişe; hep aynı yerde, aynı zamanda, aynı uğraş derdinde. İnsanlar ise anlamsız, delicesine bir koşturmaca içinde. O bir varlıktı, benim başlangıç noktam gibi, onunla başlayıp onunla biten bir muammaydı sanki. Eve girer, bir bira açardım ve pencereyi.

    Tak tak tak

    Bir varlıktı o, bunu kabul etmemek olanaksızdı. Bunu, tüm benliğinize hissettiriyordu sanki. Yarım düzine biradan sonra yatağıma girer, kapardım gözlerimi.

    Tak tak tak
    Tak tak tak

    Öğlene doğru, akşamdan kalmalığın iğrenç baş ağrısıyla uyanır, pencereden bakardım.

    Tak tak tak

    Aşağı iner, buradan defolup gitmesini söylerdim. Umursamazdı, bakmazdı bile bana. Yudumunu alır, taşı sallardı.

    Tak tak tak

    Ayda birkaç kez karakola giderdim. Dilekçe doldurur, şikayetçi olurdum.

    - Çocuklar korkuyor.
    - Tak tak sesinden uyuyamıyoruz.

    Bazen alırlardı varlığı. Onsuz bir ya da iki gece geçerdi. Sonra günün herhangi bir zaman diliminde o aynı ses yankılanırdı.

    Tak tak tak

    Kimi geceler sokak köpekleri, çıkardığı sesten rahatsız olur, etrafını çevirir, havlarlardı. Pencereden seyrederdim. O hiç umursamazdı beni. Bakmaz, konuşmaz, sinirlenmez, bağırmaz, kımıldamaz, korkmazdı.

    Tak tak tak

    Sabaha karşı son yudumu çekip sabah ezanında camdan son kez bakardım. Köpekler etrafına yayılmış, bir senfoni eşliğinde, mutluca uyuyor olurlardı.

    Tak tak tak

    Umursamazlığı beni deli ediyordu ve sabrı, azmi, direnci. Tak tak sesleri beynime işlemişti. Otobüste, vapurda, trende, her zaman, her yerde, uykuda bile:

    Tak tak tak

    Bir varlıktı o. Ya deliydi ya da beni deli edecekti! Sıradan bir günün öğleden sonrası uyanmıştım ama yatağa bağlı gibiydim. Beni dışarı çıkarmıyordu. İçimde bir boşluk, kahrolası bir yokluk hissi vardı! Hızla giyinip dışarı fırladım. Yokluk beynimi kemiriyordu. Yarı yoldan geri döndüm, apartmana girdim, merdivenleri ikişer üçer atlayarak. Kan ter içinde kapıyı çaldım.

    - Nerde o?
    - Kim?
    - Varlık
    - Ne varlığı?
    - Kapının önündeki adam.
    - Berduş mu?
    - Her ne zıkkımsa.
    - Bilmiyorum.
    - Kahretsin!

    Aynı hızla aşağı indim. Gördüğüm herkese, her dükkana, her eve onu sordum. Kimse görmemişti. Karakola gittim, orada da yoktu. Çaresiz, işe gittim. Büyük bir eksiklikle geçen günden sonra ağır ağır eve döndüm, elimde bir şişe cep konyağıyla.

    - Gözümüz aydın!
    - Tekel indirim mi yapmış?
    - Hayır, daha önemli.
    - Daha önemli ne olabilir ki?
    - Pislik!
    - Söylesene ne oldu?
    - Mahallede bayram var.
    - Neden?
    - Ölmüş.
    - Kim?
    - O.
    - ...
    - Kurtulduk.
    - ...
    - Tak tak yok artık!

    Konyağı kafama diktim, şişeyi apartmana attım. Dolabı açıp bir bira aldım. Kapıyı sertçe kapatıp kendimi sokağa attım.

    - Nereye bu saatte?
    - Kapa çeneni!

    Bomboş sokaklarda yürüdüm. Saatlerce anlamsız bir şekilde semti tavaf ettim. Salaş bir tren istasyonunda buldum kendimi. Etrafıma baktım, sokak adamlarını gördüm. Özgür adamlar, bir ateşin etrafında şarap içiyorlardı.

    - Günde üç öğün sıcak yemek ve dört şişe iyi şarap isteyen?
    - Ben!
    - Benimle gel!

    Özgür adamı peşime taktığım gibi evimin kapısını çaldım. Evli olmanın tek güzel tarafı buydu: anahtar kullanmıyordum.

    - Bana örgü şişlerinden birini ver.
    - Ne yapacaksın?
    - Ver dedim!
    - Bekle...
    - Bir de battaniye ver, iki kap yemek ve bir şişe şarap.

    Battaniyeyi yere serdim. Şarabı yanına koydum. Bir taş verdim eline ve ona anlattım.

    - Unutma, saçlarını da uzatacaksın!

    Merdivenlerden yukarıya yavaşça çıktım.

    Tak tak tak

    Yüzümde garip bir gülümseme, tanımı olanaksız bir huzurla soyundum, yatağıma uzandım.

    Tak tak tak

    Şimdi her şey tamamdı...


    Merih GÜNAY

    Yukarıdaki makalede,Merih GÜNAY,ın alışkanlığından söz ettim,bilirimki hepimizin bu hayatta alışkanlıkları saplantıları ve takıntıları vardır...paylaşması güzel olsa gerek,paylasalım ozaman,hadi gönül dostları..

    kece kurdan (zilan ikbal)


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •