6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Threaded View

  1. #1

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    46
    Mesajlar
    13.422
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart İstanbul'daki Siirt

    İstanbul'daki Siirt

    NEREDEYİZ BİZ SİİRT'TE MİYİZ?

    Gezdiniz mi daha önce "SİİRTLİLER ÇARŞISI" ya da "Kadınlar Pazarı'nı? Fatih'teki çarşı kuşkusuz İstanbul'un en ilginç ve Anadolu kokan köşelerinden birisidir. Çınar ağaçlarının sağlı sollu sıralandığı, iki parelel caddeden oluşan Pazarda satılan ürünler çoğunlukla Siirt ve çevresindeki yörelerden getirilir buraya. Kara kovan Pervari Balından Bıtım Sabunu'na, kavun karpuz çekirdeğinden tandır ekmeğine, kaçak çaydan tütüne, melengiçten otlu peynire, sumaktan kesmesine, içli köfte bulgurundan patlıcan kurusuna kadar çoğunu sayamadığımız ürünlerin çoğu Doğu ve Güneydoğudan, Anadolu'nun çoktandır mesken tuttuğu koca şehre gönderilir...

    ÇARŞININ TARİHİ

    Çarşının tarihi konusuna her ne kadar yazılı kaynaklara ulaşamasak da burada yaşayan yaşlılardan yansıyan bilgilere göre, çarşı önce Eminönü'nde kurulmuş, daha sonra Küçük Pazara taşınmış, oradan da şuan da bulunduğu yer olan Fatih'e gelmiş. Son yirmi-otuz yıllık zaman diliminde Siirt'ten göç edenler çarşı çevresine yerleştikleri için adı Siirtliler Pazarı'na çıkmış ama Kadınlar Pazarı, Kasaplar Pazarı, Fatih Pazarı diyenler de var...

    "OTUR Bİ ÇAY İÇ HELE..."

    Pazarı gezmeden birilerinden bilgi almak gazeteciliğin şanındandır ya; bir çınar gölgesindeki çay ocağına kuruluyoruz. Hemen dibimdeki boyacının "Çeksene abi" ricasını kırmıyorum. Çekiyoruz bir yol, bir de ayakkabılarımızı koyuyoruz sandığın üstüne. Adının Şiwan olduğunu söyleyen boyacının güler yüzlülüğü ve içtenliği karşısında "otur bi çay iç hele" demesinden sonra içmemezlik, oturmazlık olur mu&Şiwan otuz dört yaşında, Siirtli, kopmuş gelmiş, boyacılık yapıyor. Çarşının esnafı kirlenen ayakkabılarını ona gönderiyor, çarşının ayakkabı boya işleri ondan soruluyor anlayacağınız. Sevilen biri olmuş. Neden olmasın ki, boş kaldığı zamanlarda eline alıyor süpürgeyi, başlıyor çevreyi süpürmeye. "Biliyor musun, hayatımda en keyifle yaptığım işlerden biri ama başka yerde yapsam bu işi yapabilir miyim bilmem!" diyor.

    Şiwan -Allah bağışlasın- altı çocuk babası. Kışın iki üç ay memleketinde kalıyor, gerisini İstanbul'da geçiriyormuş. Neden ailesini getirmediğini sorduğumuzda, "Yok abı, ben burada ailemle yapamam, kız çocuklarım var, vallahi katil olurum, taş yerinde ağırdır abi!" diye yanıtlıyor. Bir yandan kaçak çayımızı yudumlarken, Şiwan ile Kürtçe konuşuyoruz. Nereleri çekmem konusunda bilgi verirken, anlıyoruz ki buranın esnafının başı gazete ve televizyoncularla hoş değil. Etler açıkta satılıyor ya muhabirlerin şakası yokmuş hani. Patlatıyorlarmış haberi. Rahat çalışabilmemiz için Şiwan bize rehberlik etmeyi öneriyor, bunun cezasını (!) da söylüyor, "kelli felli bir yemek"& Peki, "Çay paralarını verelim kardeş!" basıyor kahkahayı. "Olmaz, boşuna gitme almazlar yav, yazıyorlar çayları, bende boyuyorum ayakkabıları!"

    "LOO BAK ÜNİVERSİTELİ DEĞİLSE..."

    Dükkânları yavaş -yavaş dolaşmaya başlıyoruz Şiwan ile. İlk selamı sarkıttığımız dükkân Van Gölü Halk Pazarı. Bal dükkânı olarak bilinen bu dükkânda ağırlıklı olarak bal satılıyor. Dışarıda ki büyük tezgâhta ise otlu peynir çeşitleri mevcut. Şiwan açılışı Kürtçe yapıyor. Ben gazeteci değilmişim, sadece üniversite için ev ödevi yapıyormuşum. Biz de onun bıraktığı yerden sürdürüyoruz. Dükkânın sahibi Melikşah, Şiwan'a dönerek "Loo bak üniversiteli değilse, artık Siirt'te nereleri boyarsın ha!" Melikşah duvarına, yarım Karakovan Balı için arıların başta kekik ve geven olmak üzere üç milyon yedi yüz elli bin çiçeğe konduğunu haber yapan bir gazete kupürünü asmış. "Bak gazetecilere kızıyorsun ama onların haberleri duvara asıyorsun" diye itiraz edecek olduğumuzda yanıtı yapıştırıyor. "Gazeteciler eskiden dürüsttü, şimdi zor bulunuyor dürüstleri!". Dükkânındaki balları bize tanıtıyor. Süzme, petekli, kavanozda, açık; "Doğu'nun balları bizde vardır." "Sizde Anzer balı var mı?" "Benim Karadeniz'le ne işim olur lo!" Çayımızı içip çıkarken Şiwan, Melikşah'ın yaman bir esnaf olduğunu kulağımıza fısıldıyor...

    ABUZER DAYININ DÜKKÂNI...

    Daha sonra Bıtım Sabunu, Melengiç, Pestil, Sucuk, Salça, Fıstık ve kuru gıdalar satan Abuzer Dayı'nın dükkânına misafir oluyoruz. Dükkânda üç Siirtli oturmuş devlet meselelerini tahlil ediyorlar. Şiwan'a takılıyorlar "Lan Şiwan gazetecilikle boyacılığı bir arada mı götürmeye başladın?" Oturuyoruz bir köşeye. Abuzer dayı hal hatırdan sonra bize Ap Hüseyni tanıtıyor. Şalvarlı, kafasında yöresel sarığı, kösteki saatiyle tam bir Kürt. Ap Hüseyn İstanbul'a konuk olarak gelmiş, hapishane dediği apartman dairesinde canı sıkılınca kendini bu dükkâna atıyormuş. "İstanbul çok şanslı vallahi, ne ararsanız var, hele bir de para varsa gel keyfim gel. Çok şeyi unutmamışlar ama Mırayı unutmuşlar. Mıra yerine çay veriyorlar olur mu yav?" Ap Huseyn anlata dursun kaçak çaylarımız geldi bile . Başlıyor bir ince kaçak sarmaya açtığı tütün tabakasından. "Bak yeğen, çay kaçak, sigara kâğıdı kaçak, Ne yapalım yav hayatın hepsi kaçak."

    Abuzer Dayı dükkanındaki her şeyin Siirt'ten geldiğini sayıp döküyor: "Bıtım Sabunu fıstık yağından yapılıyor ve saç dökülmesini önlüyor, kişniş, pestil, melengiç, eşkinar denilen nar ekşisi... Daha sayayım mı?. Biz ünlülerin meraklısıyız. "Enişte için mal almaya gelenler var!". Enişte dediği başbakan Recep Tayip Erdoğan. "Allah'a emanet olun. Fotoğraflar çıkınca getirmeyi unutma ha" deyip bizi uğurluyor Abuzer Dayı.

    SİİRTİN SOKAKLARI

    Şiwan ile yürürken kendimi sanki Siirt, Bitlis, Hakkari ya da Doğu'nun herhangi bir sokağında hissediyorum. Ezanın okunmasıyla birlikte bir hareketlilik göze çarpıyor. Özellikle orta yaşlılar ve yaşlılar akın akın caminin yolunu tutuyor. Şiwan'ın belirttiğine göre "Hüsam Bey Tezgahcılar Camii'nde namaz Şafii Mezhebine göre kılınıyor... Bir dükkânda gördüğüm açmaya benzer ekmeklerin ne olduğunu sorduğumda, bunların tandır ekmeği olduğu ve bayatlamadığı için Hacca bile götürüldüğünü öğreniyoruz, şaşırıp kalıyoruz. Demek yurdum insanı nereye giderse gitsin, bir parçayı, yüz parçayı, bin parçayı taşıyıp getiriyorlar...

    "OTLU PEYNİR KOKUSUYDU BABAM..."

    Şiwan ile otlu peynir satan Remzi Dayının dükkânına giriyoruz. Peynirler leğenlere oturtulmuş sergileniyor. Remzi Dayı, peynirleri ailecek memlekette üretiyorlarmış. Eskiden toprak küplere basılan peynirlerin şimdilik plastik bidonlara basıldığını yana yakıla anlatıyor. Dayanıklı olan bu peynirler uzun yolculuklarda tercih edilirmiş. O an aklımıza Yılmaz Erdoğan'ın,

    "Soğuk ve şehirlerarası
    Otobüslerde vazgeçtim
    Çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda
    Otlu peynir kokusuydu babam"

    dizeleri düşüyor. Namazın bitmesiyle cemaat, bir kamyonun çevresine üşüşüyor, sanki Kızılay deprem bölgesinde yiyecek dağıtıyor. Hâlbuki Siirt'ten gelen kamyon taze sebze ve meyve getirmiş.

    "KEKİ İŞTE TAZE ET..."

    Şiwan ile önce yemek mi yiyelim diye düşünürken, Feti Et Pazarından aldığımız davete uyuyoruz. Daha içeri girerken etlerin asılması ve bolluğu karşısında kendinizi tuhaf hissediyorsunuz. Bu kadar et bozulmadan nasıl duruyor diye düşünürken yanıt gecikmiyor, "Etler günü birlik tüketilir. Tüketilmeyenler soğuk hava dolabına alınır. Basın bizi çok yıpratıyor, resmen ekmeğimizle oynuyorlar yav!.. Bak kim ne derse desin, etlerimiz taze ve hijyeniktir. İnsanlar buraya gelip yemeklerimi büyük bir beğeniyle yiyiyorlar. Etlerin neden bu kadar ucuza satıldığını öğrenmek istiyoruz. "Kardeşim birinci elden alıyorsun, biz hayvandan çıkan her şeyi satıyoruz, her şeyini paraya çevirebiliyoruz."

    "BÜRYAN KEBABI, BUMBAR DOLMASI, PERE PİLAVI..."

    Siirtliler Pazarı'nda lokantalarda önümüze çıkıyor. Bahçe Van Sofrası, İsmet BAHÇIVAN sofrası, Osman Büryan Salonu. Tatlı bir rekabette çalışıyorlar. Bizimkisi merak ya İsmet Bahçıvan Sofrasından Büryanın tarifini almaya gidiyoruz. Anlıyoruz ki aslında Büryanı önce Bitlisliler yapmış daha sonra ise Siirt'te ulaşmış. İsmet Usta "Urfalılar için isot ne kadar önemliyse, Diyarbekirliler için ciğer ne kadar kıymetliyse, Siirtliler için Büryanın değeri odur kardeşim. Büryanı yemeyen Siirtli kesinlikle yoktur varsa da Siirtli değildir." İsmet Usta, Siirtlilerin sabahın beşinde kalkarak büryan yediklerini, Siirt'te günde iki kez büryan çıktığını ama İstanbul'da bir kez çıkardıklarını anlatıyor. Ve işte büryanın tarifi: "İlk önce eti kemikten ayırıyoruz. Etin en az bir gün buzdolabında kalması şart. Ertesi günü bir buçuk metreden kısa olmayan odunları kuyuya atarak onları közleşene kadar yakıyoruz. Kuyu en az iki metre derin olmalı. Kuyudaki ateş kıvamına geldiğinde, daha önce kemiklerden ayırdığımız eti kancalara asarak kuyuya indiriyoruz. Demir saçlarla kuyunun ağzını kapattıktan sonra, etrafını çamurla hava almayacak şekilde kapatıyoruz." Biz büryan siparişi verirken , Şiwan bumbar ve perde pilavı ısmarlıyor. Yan masaya gelen büyük tepsi içerisindeki kebabın adı "Aşiret Kebabı". Yemeklerden önce bir güzel çiğ köfteleniyoruz, büyük bardaklarda el yapımı ayranlarımız geliyor. Birçok ünlü sima Recep Tayip Erdoğan, Savaş Ay, Bulut Aras gibi bir çok ünlü sima buranın müdavimi... İsmet Usta'ya teşekkür ederken, kasapların Vanlı, dükkan sahiplerinin ise Siirtli olduklarını öğreniyoruz...

    "DİNLE HELE BİR KELAM..."

    Burası, gerçekten küçük bir Siirt. Yenilen yemekte, içilen sigarada, çalınan müzikte, yudumlanan çaylarda yörenin izlerini sürüyoruz. Seyyar kasetçiler buraları mesken tutmuş. Kürtçe müzikler peynir ekmek gibi satılıyor. Şiwan, Kazo, Şehriban, Ahmedi Xani, ve Beşir Kaya'nın iyi sattığını söylüyorlar... Siirtliler Pazarı, Doğu acılarının dindirildiği bir yer... Kelamları dinlerken sigara dumanları çarşıyı kaplıyor. Sizde kaçak çayın tadında, kaçak tütünün dumanında güngörmüş çınarlar altında bir yol yemek yiyerek Siirt'te gitmeden Siirt'ti yaşayın İstanbul'un Fatih'inde... Bu arada dama oynamadan ya da seyretmeden sakın çıkmayın. Kaçak çayınızı içerken İstanbul'un apartman dairelerindeki yaşamı hapishaneye benzetip burayı kendi memleketlerindeki sokaklara benzeten insanları da anlamaya çalışın ve söyledikleri gibi "sabah olunca Siirt'te geliyoruz akşam olunca tekrar İstanbul'daki çok katlı hapishanelerimize dönüyoruz" bunu bir düşünün olur mu? Tüm bunlardan sonra şairin dediği gibi "Halim yurduma yurdum bana benzer..."


    Siirtliler.Net sitesinden alıntıdır. TIKLA
    "BİZİM YANIMIZA GELEN HİÇ KİMSE GELDİĞİ GİBİ AYRILMAMIŞTIR"
    Şeyh Muhammed Kazım KS


 

Benzer Konular

  1. Siirt milletvekilleri, senatörleri ve kurucu meclis üyeleri
    By DeRBeDeR in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.11.2011, 22:45
  2. Siirt in kültürü
    By RoHaN in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12.06.2009, 11:24
  3. COĞRAFİK BİLGİLER
    By cenkyildiz in forum SİİRT FOTOĞRAFLARI ve RESİMLERİ
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 01.07.2008, 09:35
  4. siirt'in tarihi
    By VoT56 in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.08.2007, 09:02

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •