7 sonuçtan 1 ile 7 arası
  1. #1
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.989
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Azizler diyarı Siirt.. [kitap tanıtım] - Siirt'i unutamayan biri: Kemal Ulusoy




    SİİRT - 17. Baskı

    Kemal Ulusoy tarafından yazılan, gelirinin tamamı TÖÇEV - okuma istekli çocuklar vakfına bağışlanan Azizler diyarı, Tillo, Pervari Baykan ve diğer tarihi zengin beldeleri ile Araplığın - Türk İslam kültürünün Anadoluda en derin izlerine sahip, eşsiz Siirt hakkında yazılı ilk ve tek - İngilizce / Türkçe ücretsiz down load yapabileceğiniz kitap.. 2003

    Bölümler...

    I- SİİRT
    İlk Yerleşmeler
    İskitler'den Büyük İskender'e
    Romalılar'a ve Sasanilere'e
    Araplar ve İslamiyet Dönemi
    Osmanlı Dönemi
    Mütareke ve Milli Mücadele yılları
    Cumhuriyet dönemi

    II - TARIM
    Cumhuriyet öncesi
    Yakın dönem

    III - SANAYİ

    IV - TİCARET

    V - ULAŞIM

    VI - EĞİTİM

    VII - KÜLTÜR

    VIII - BESLENME

    IX - YEMEK
    Perde Pilavı
    Perive
    Kitel
    Cokat
    Kitel fum
    Kifte'l leben



    Tarih
    Siirt ve çevresi yazılı tarih öncesine dayanan çok eski bir yerleşme yeri olarak bilinmektedir. Özellikle 1960'tan sonra kazılarla birlikte sürdürülen çalışmalar sonunda, bölgenin tarih öncesinde, besin maddeleri üreten ve tarımla uğraşan köy topluluklarının yaşama alanı olduğu saptanmıştır.

    Profesör Halet Çambel ile R.J. Braidwood'un yürüttüğü, Diyarbakır, Siirt ve Urfa illerini içine alan projenin Siirt ve çevresini merkez alan yüzey araştırmalarında 46 buluntu yeri ortaya çıkarılmıştır. Pervari'den Şırnak'a kadar uzanan çalışmalarda Kepo, Tilmin, Girnator, Ayngerm, Rıdvan, Ber Ava Şikefte vb. mağara, höyük ve kayalara oyulmuş olan sığınaklarda, o dönemleri simgeleyen taş araç ve gereçlerle Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çağlarından Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine kadar kullanılan çanak, çömlek ve benzeri materyal bulunmuştur.

    İlk Yerleşimler
    Siirt'in en eski halkı olarak Hurriler bilinmektedir. İ.Ö.3 bin yılının sonlarında Dicle'nin doğusuyla Zagros dağları arasındaki bölgede yaşayan Hurriler daha sonra batıya göç etmişlerdir. Daha çok ilkel tarımcılık ve hayvan yetiştiren Hurriler'in bu göçüne dağlık arazinin yaşamalarına elverişli olmaması neden olmuş, ancak yeni geldikleri yörelerde de Hititler ve daha güneyde Asurlular'la çatışmalara girmişlerdir.

    Bunun ardından yaklaşık olarak İ.Ö. 1240'lı yıllarda Asur kralı I.Tukultininurta, bölgedeki tüm boyları Nairi adlı bir konfederasyonda birleştirdi. İ.Ö. binli yıllarda ise bu konfederasyona bağlı krallıklar Urartu Devleti'nin temellerini atarken aynı dönemlerde bölgede Hubuşkia adında bir başka krallık kuruldu. Hubuşkia Krallığı batıda Siirt ve Pervari'yi içine alırken, doğuda Büyük Zap ve çevresine, güneyde bugünkü Irak sınırında bir yere, kuzeyde de Van'ın güneyini içine alan geniş toprakları kapsıyordu.

    İskitler'den Büyük İskender'e
    Siirt'in de içinde bulunduğu bölge İ.Ö. 7.yüzyıldan sonra sürekli olarak Kimmer ve İskitler'in akınlarına maruz kaldı. Bölgeyi bir süre ele geçiren İskitler'den sonra yöreye Asurlular ve onlardan sonra da Medler hakim oldu. Ne var ki, Medler İ.Ö. 550'de Persler'e yenilince bu kez de bölgenin egemenliği Persler'e geçti.

    Persler kendi yönetim anlayışlarına uygun olarak bütün bölgeyi satraplıklara böldü. Siirt de bölgedeki 23 satraplıktan biri olduğu için bazı yükümlülükleri yerine getirmek, vergi ödemek ve Pers kralına 20 bin at göndermek zorundaydı.

    Büyük İskender'in Anadolu topraklarına girmesinden iki yıl sonra(İ.Ö.332) Erbil'de Pers ordularını bozguna uğratması, bölgenin ünlü Makedon kralının eline geçmesini sağladı.

    Ancak İskender'in ölümüyle başlayan iktidar çatışmaları sonunda Siirt ve yöresi, Büyük İskender'in en güvendiği komutanı Selevkos'un yönetimine girdi. Selevkos'un krallığı döneminde ekonomik yaşam tamamen batıya kaydı ve Siirt yöresinde her yönden gerilemeler yaşandı.

    Bundan sonra yörede Orta Asya'dan gelip Hazar Denizi'nden güneye inen Partlar'ın egemenliği başladı. İ.Ö. 150'li yıllarda Güneydoğu Anadolu'da Romalılar ile çatışan Partlar İ.Ö.37'ye kadar Siirt ve çevresinin bulunduğu geniş bir yörede egemenlik kurdu.

    Romalılar'a ve Sasanilere'e
    Bununla birlikte Romalılarla sürekli çatışma halinde oldukları için Siirt, zaman zaman kah Partlar kah Romalılar tarafından işgal ediliyordu. Sonunda bölgenin Roma egemenliğinde olması ama Partlar'a bağlı Arsaklı hanedanı tarafından yönetilmesi sonucuna varıldı. Ancak 224 yılında İran'da yönetim değişikliği sonunda Sasanilerin iktidarı ele geçirmesi Siirt'in de Sasani egemenliğine geçmesi sonucunu doğurdu. Fakat Siirt, kimi zaman Romalılar tarafından işgal ediliyor ve bölgede sürekli bir iktidar karmaşası yaşanıyordu.

    Bu dönemde Siirt ve çevresinin Romalılar'ın etkisiyle Hıristiyanlaştığını ve bu durumun Zerdüşt dinine bağlı olan Sasaniler tarafından çatışma nedeni olduğunu, sonunda da Doğu Anadolu topraklarının ikiye bölündüğünü görüyoruz.


    Sasanilerin hakim olduğu bölgelerde kalan Siirt'te, Sasani hükümdarı Yezdigirt II'nin Hıristiyanlara'a karşı giriştiği kıyımlar yaşanırken, bölge bu kez de Bizans Kilisesi ile Ermeni Gregoryen Kilisesi'nin çatışmasına sahne oldu.

    Sonunda Arap ordularının 637'de Sasanileri Kuzey Mezopotamya'da bozguna uğratması bölgedeki Sasani hakimiyetine son verdi.

    Araplar ve İslamiyet Dönemi
    Arapların bölgede egemenliklerinin başlamasıyla birlikte Siirt, önce Emevilerin ardından da Abbasilerin yönetimine girdi. 927'de ise tekrar Bizanslılar'ın eline geçinceye kadar bir kaç kez Araplar'la el değiştiren şehir, bu dönemlerde Ermeni asıllı komutanlarla çeşitli Arap kabilelerine mensup emirler tarafından yönetildi.

    Malazgirt'ten sonra Anadolu'ya girmeye başlayan Türkler'e karşı Bizans topraklarını savunan Filaretos, bir süre kendi başına hareket etmeye kalkıp, etrafına birçok askeri toplayarak, 1074'de Bizans'a bağlı kalan, Siirt, Muş ve Bitlis'I yöneten Sason'lu Ermeni prensi Thornig'i yenerek bölgeye egemen oldu. Bundan sonra bölgede geniş toprakları ele geçiren Filaretos, sınırlarını Antakya'ya kadar genişletti. Fakat 1086'da Büyük Selçuklularla girdiği savaşta yenilerek, savaş alanında öldü. Ancak bölgede karışıklık yine durmadı, Doğu Anadolu'da Selçuklular'a bağlı beylikler ortaya çıktı. Siirt ve yöresine ise Kızıl Arslan Bey hakim oldu.

    1107'de Anadolu Selçukluluları'nın Büyük Selçuklular'a yenilmesi ve ardından 1108'de Kılıç Arslan Bey'in ölümüyle birlikte Siirt Artuklular'ın eline geçti.

    Bir süre belirgin bir barış dönemi yaşayan Siirt ve çevresindeki bölge, 1200'lü yıllardan sonra yeniden karışıklıklara sahne oldu. Anadolu Selçukluları'nın bölgeden çekilmesinden sonra Moğollar, Diyarbakır'i yağma edip Siirt'i de kuşattılar. Siirt'te halka dokunmayacaklarını söylemelerine rağmen şehri yağmalayarak, kılıçtan geçiren Moğollar, başta Siirt olmak üzere bölgede baskıcı bir yönetim kurdu(1231). Özellikle Kösedağ Savaşı'nın ardından egemenliklerini pekiştiren Moğollar'dan sonra Siirt, Eyyubilerle Artuklular'ın iktidar kavgaları arasında kötü dönemler yaşadı.

    Bu çatışmalar şehir halkını bir tercihe zorluyordu; sonunda 1334'te halk Erzen Bey'I Devlet Şah'ın torunu Celaleddin'e Siirt'i teslim etmek zorunda kaldı. Bundan sonra Hasankeyf'te (Hısn-Keyfa) iktidar olan Eyyubi hükümdarı Eşref'in, Siirt emirinin kızkardeşi ile evlenmesiyle birlikte şehir Eyyubiler'in egemenliğine geçti.

    1400'lü yıllara gelindiğinde Siirt'in, Anadolu'daki tüm beyliklere son veren Akkoyunlu Uzun Hasan'ın yönetimine girdiğini görüyoruz. Ardından bölgeye hakim olan Safevi iktidarı sırasında ise Rujeki Aşireti'nden Şerefhan Emir İbrahim Bitlis'i Safeviler'e bırakarak, Siirt'e çekildi. Ancak onun yerine geçen Emir Şeref, Sünni olmasına rağmen Safeviler'le iyi geçindi, Şah İsmail ile dostluk kurarak, Bitlis Beyliği'ni elde etti. Bir süre sonra çatışmalar yine başladı, Safevilerin yoğun baskıssı karşısında öndegelen alim İdrisi Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'e mektup yazarak bağlılığını bildirdi ve kendilerine yardım edilmesini istedi.

    Çaldıran Savaşı'nın Osmanlı ordusu tarafından kazanılması üzerine Siirt kesin olarak Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdi. Artık Siirt ve çevresinde yüzyıllardır süregelen karışıklıklar sona eriyor, bölge halkı için yeni bir dönem başlıyordu.

  2. #2
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.989
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Osmanlı Dönemi;
    Osmanlı yönetiminde, Siirt'in de içinde olduğu bölgede, belirli bir tarihe kadar kısmen özerk sayılabilecek, aşiretlerinin egemenliğinde bir çeşit derebeylik diye nitelendirilen çeşitli yönetim biçimleri oluştu. 1661 ile 1632 arasında Van eyaletine bağlı bir sancak olan Siirt, bir süre sonra Diyarbakır eyaletine dahil edildi ve bu konumunu 19.yüzyılın sonlarına kadar korudu.

    Tanzimat'la birlikte Osmanlı devlet düzeninde getirilmek istenen yeni düzenlemeler, 1845'ten itibaren Diyarbakır ve Erzurum vilayetlerinde uygulamaya konulunca değişik tepkiler başladı. Çok sık ayaklanmaların başgösterdiği Diyarbakır'da yeni düzenlemeler tepki görmezken, Van'da valiye karşı isyanlar başladı. Bu arada Cizre ve Hakkari yöresinde Kürt beyi Bedirhan Bey önderliğinde başlatılan bir ayaklanma da bastırıldı.

    1864'te çıkarılan Vilayet Nizamnamesi'ne göre Diyarbakır vilayetine bağlı olan Siirt sancağında Merkez'in yanısıra Pervari (Bervade) ve Garzan adlarında kazalar bulunmaktaydı. Bu konumunu l877'de Vilayet Nizamnamesi'nde de koruyan Siirt'in yanısıra Mardin ve Malatya sancakları da Diyarbakır'a bağlıydı.

    1892'de Diyarbakır Vilayeti'nden ayrılarak Bitlis'e bağlanan Siirt'in bu tarihte şehre bağlı merkezin yanısıra Şirvan, Eruh, Pervari (Bervade) ve Garzan kazaları bulunmaktaydı. Aynı yılın Bitlis Salnamesi'ne göre sancağın sınırları içinde 40.393'u erkek, 35.521'I kadın olmak üzere toplam 75.914 yaşamaktaydı. Bu nüfusun 16.425'ini ise Hıristiyanlar oluşturmaktaydı. Stanford Shaw'un yaptığı çalışmaya göre Müslüman ve Hıristiyan nüfus özellikle 1885'ten sonra hızla azalmaya başlamış; bu tarihta sayıları 49.095 olan Müslüman ahali 1914'te 27.639'a, 11.971 olan Gregoryenler ise aynı tarihte 2.218'e düşmüştür.

    Mütareke ve Milli Mücadele yılları;
    Siirt bu yıllarda da Bitlis Vilayeti'ne bağlıydı. Merkezin dışında Eruh, Şirvan, Şırnak, Pervari ve Garzan da ayrı birer kazaydı. Ancak bu dönemde bölgede yaşanan birçok gelişme hızlı bir nüfus azalmasına yolaçtı. 1890'larda 60 bin dolayında olan nüfus Dünya Savaşı'nın başladığı 1914'te 30 binlere kadar düştü. Savaşla birlikte başlayan göçler ve 1915'teki Ermeni Tehciri nüfusu büyük ölçüde azalttı.

    Siirt bu dönemde yabancı bir gücün fiili işgaline uğramadı. I.Dünya Savaşı ve Mpndros Mütarekesi'yle birlikte, Bitlis'e kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun belli kesimlerini işgal eden Ruslar, Deliklitaş civarında aralarında Şeyh Şerafeddin Aydın ile İbrahim-i Mekevi'nin bulunduğu Siirtliler tarafından direnişle karşılandı ve Siirt'e kadar girmeleri engellendi. Bu sırada Ruslar, ülkelerinde gerçekleşen devrimin de sonucunda geri çekilmek zorunda kaldı.

    Milli Mücadele yıllarında ise bir İngiliz birliğinin kısa bir süre şehirde kalması dışında yabancı asker görmeyen şehir, milli harekete büyük bir destek verdi. Erzurum Kongresi'ne Siirt adına Hacı Hafız Efendi ile Cemil Bey (Aydın) katıldı. Hemen ardından, Sıvas Kongresi öncesinde Şarki Anadolu Müdafaa-I Hukuk Cemiyeti'nin Siirt şubesi kuruldu.

    Bu cemiyetin kurucusu ve ilk başkanı, 12 Ocak 1920'de toplanan son dönem Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Siirt mebusu olan Müftü Halil Hulki Bey (Aydın) üyeleri ise daha sonra Siirt Tarihi adlı kitabı yazacak olan Müftü Ömer Bey (Atalay), belediye reisi Hamit Bey, Hamza Hilmi Bey,Bekir Sıtkı Bey, Abdülkerim Bey (Nakipoğlu) idi. Halil Hulki Bey'in mebus olmasıyla başkanlığa Ömer Bey (Atalay) üyeliklere de Cemil Bey (Aydın), Şebap Bey (Özel), Muhammet Ferit Bey (Fırat), Yahya Hikmet Bey (Yavuz) ve Bilal Bey (Evin) getirildi.

    Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt ve çevresinde yerleşik olan aşiret düzeni ve bunun yarattığı ilişkiler, uzun yıllar bölgede belirli bir huzursuzluğun yaşanmasına neden oldu. Şeyh Said isyanı ise bölgede dolaylı etkiler yarattı. Pervari, Eruh, Kozluk, Sason ve Beşiri'de kimi mevzi ayaklanmalar yaşandıysa da, bunlar kolayca bastırıldı. Bununla birlikte bu dönemde sadece Siirt ve çevresi değil bölgenin bütünü ihmal edildi. Bunun sonucunda ortaya çıkan bölgesel eşitsizlik, ekonomik olarak geri kalmış yörelerin doğmasına neden oldu.

    Cumhuriyet dönemi
    Cumhuriyet döneminde sorunların kökenine inilmeden, kolaycı ve yukardan formüllere dayanıp, bölgede yaşayan farklı unsurların kimliğine bakılmaksızın çözümler üretilmek istenmesi; kimi zaman toplumsal, ekonomik ve kültürel sorunları hiç düşünmeden askeri ve inzibati önlemlerle yetinilmesi bütün hükümetlerin tercihi oldu.

    Siirt ve çevresi uzun yıllar belirli bir istikrarın sağlandığı, sorunların fazla büyümediği ama buna karşılık ekonomik ve sosyal dengesizliğin devamlı arttığı bir bölgeydi. Bu özelliğini yıllarca korumasına rağmen son dönemde yaşanan terör sorunu ile birlikte kendini sıcak çatışmanın içinde bulan Siirt ve çevresi; umulur ki, bundan sonra sağlanacak güven ortamı içinde soruna yapılacak ciddi, bölgenin etnik ve kültürel özelliklerini dikkate alan yaklaşımlarla geçmişin hoşgörülü, karşılıklı sevgi ve güvene dayalı ortamını yeniden yaşayacak ve ekonomik gelişimini sürdürecektir.

    TARIM;
    Bugün Siirt ve ilçelerini kapsayan yerleşim bölgeleri, tarih boyunca genel olarak aşiretlerin yaşama alanları olduğu için tarımsal üretimde önemli bir gelişmeye sahne olmamıştır. Bu konudaki ekonomik verileri Osmanlı Devleti'nin 19.yüzyılda yayımlamış olduğu devlet ve vilayet salnameleriyle ünlü Fransız araştırmacı Vital Cuinet'in La Turquie d'Asie adlı önemli eserinde bulmaktayız.

    Tarımsal üretimle ilgili olarak 1874 Diyarbekır Vilayet Salnamesi' nde o dönemde Diyarbekir'e bağlı olan Siirt sancağında, 1 350 000 kilesini (ölçek) buğdayın oluşturduğu toplam 3.060 000 kile tahıl üretildiği belirtilmektedir. Aynı salnameye göre tahıldışı tarım ürünlerinin başında kuru üzüm, kişmiş üzüm, soğan ve boyacılıkta kullanılan nar kabuğu gelmektedir. Bu dönemde kökboya üretimi ile hayvan yeni olarak kullanılan ama bugün farklı kullanım alanlarına sahip mazu da önemli gelir kaynaklarıydı.

    Cuinet, özellikle 1890'larda Bıttım üretiminin yılda 150 bin okkayı bulduğuna işaret etmektedir. Aynı yıllarda Siirt ve çevresinde bağcılık da önemli bir gelir kaynağıydı. Meşhur Bineteti ve Tayfi üzümlerinden elde edilen kuru üzüm, pekmez (dibs) ve pestil (harire) ile birlikte Pervari'nin ünlü Zivzik narından yapılma nar ekşisi (habrımman) ile boyacılıkta kullanılan nar kabuğu o dönemin koşullarına göre yöre halkının hem ihiyaçlarını karşılıyor hem de önemli girdiler sağlıyordu.

    Bu dönemde Siirt ve yöresinin bir diğer önemli geçim kaynağı, hayvancılık ve bundan sağlanan gelirlerdi. Tüm bu bölgede varolan aşiret yapısından dolayı koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların oluşturduğu hayvansal üretimde peynir, öndegelen bir üründü. Özellikle çok değişik bir tadı olan Siirt Otlu Peyniri (sirike), günümüzde de benzerlerinden farklı lezzetini korumaktadır.

    Bunun yanısıra aynı dönemde tiftik üretimi de önemli bir gelir kaynağıydı. 1869 Diyarbekir Salnamesi''nden alınan verilere göre, üretilen 100 bin ölçek tiftiğin 75 bin öiçeği dışarı satılmaktaydı. Tiftiğin yanısıra yapağı ve özellikle Pervari'de üretilen bal ve balmumu da yörenin sayılı gelir getirici ürünleriydi.

    Cuinet, 1890'da Siirt ve yöresinde 81.273 koyun ve 79.289 keçi bulunduğunu belirtmekte ve bu konuda Garzan, Şirvan ve Eruh'un en zengin merkezlerden olduğuna işaret etmektedir. Bu konuda yaklaşık olarak aynı verileri Siirt'in daha sonra bağlandığı Bitlis'in 1892 Vilayet Salnamesi'nde de görebiliriz.

  3. #3
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.989
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Yakın dönem;
    Siirt, Osmanlı döneminde varolan kapalı ekonomik yapısını Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da sürdürdü. Özellikle uaşım imkanlarının sınırlı ve il merkezinin ticari yolların uzağında oluşu şehrin gelişimini olumsuz yönde etkiledi. 40'lı yıllarda il sınırları içinde petrolün bulunması, 1944'de demiryolunun Kurtalan'a kadar uzatılması, karayolu bağlantılarının artması vb. etkenler 50'li yıllardan sonra gelişimi bir ölçüde hızlandırdı.

    Bu tarihten sonra tarımsal üretim içinde hayvancılıktan sağlanan gelir, bitkisel üretimin artışıyla ikinci plana düşmeye ve modern tarım tekniklerinin gelişmesiyle birlikte verim yükselmeye başladı. Özellikle 1950'den sonra ekilebilir tarım arazilerindeki gelişme 1970'lerden sonra 100 bin hektarın üzerine çıktı. Bugün Siirt'te tahıllardan en çok ekilen buğday olup, arkasından arpa ve az miktarda pirinç gelmektedir. Ancak bütün bu ürünlerin Türkiye genelindeki payı oldukça düşüktür.

    Son dönemde idari yapılanmada yapılan değişiklikle, Batman ve Şırnak'ın il yapılması, Siirt'in tarım arazisini daraltmış, doğal olarak bu değişiklik tarımsal üretime etki etmiştir. Bugün toplam arazinin yüzde 14'ünü oluşturan tarım topraklarının 62.721 hektarı kuru, 4200 hektarı ise sulu tarıma ayrılmış bulnmaktadır.

    Siirt İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü'nün son raporuna göre ilimizde yıllık buğday üretimi 45 bin ton, arpa 22 bin ton, kuru mercimek ise 7200 ton olarak gerçekleşmektedir.

    Şehrimizin önemli bir gelir kaynağı olan ünlü Siirt Fıstığı üretimi de yılda 2 bin tona yaklaşmıştır. Son yıllarda az da olsa bir gelişme kaydeden sulu tarımla birlikte, sağlanan teşvikler sonunda meyva ve sebze üretimi artmış, sulanan arazilerde pamuk ve tütün üretimi gelişmiştir.

    Siirt'te doğal olarak yetişen meyan kökü üretimi ise yıllardır süren çabalara rağmen beklenen düzeye ulaşamamış, yıllık üretim 3-4 bin tonda kalmıştır.

    Tarımda kullanılan alet ve makina sayısında sözkonusu nedenlerden dolayı fazla bir artış görülmemiştir.

    Bugün hayvancılık, Siirt'in önemli bir gelir kaynağı olmasına rağmen, üretimde gerekli modernizasyonun gerçekleşemesi, ürünlerin pazarlanmasında yaşanan güçlükler ve daha başka nedenler yüzünden istenen bir düzeyde değildir. Bunda, hiç kuşkusuz yıllardır bölgede Kürt sorunu nedeniyle yaşanan çatışmaların, özellikle hayvancılığı olumsuz bir yönde etkilemesinin payı çok büyüktür. Ancak buna rağmen geliştirilen bazı projelerle birlikte, yetersiz de olsa kooperatifçilik özendirilmiş ve özel fonlarla hayvancılığa destekler sağlanmıştır.

    Ünü sadece Türkiye'de değil tüm dünyada duyulmuş Pervari balıyla birlikte Eruh ve Şirvan'da da gerçekleştirilen bal üretimi ise son yıllarda az bir artışla yılda 80 tona ulaşabilmıştır.

    SANAYİ;
    Tarih boyunca Siirt ve yöresinde gelişen zanaat dallarının başında dokumacılık gelmektedir.
    Bugün şehrimizin battaniyeleri, yüzyıllardır süregelen ince ve ustalıklı bir emeğin, süzülmüş bir hünerin ürünü olarak sadece Türkiye'de değil tüm dünyada da ünlenmiştir. Bunun yanısıra 19.yüzyıldan beri Sason ve civarında dokunan cicim türü Kürt kilimleri, tiftikli ve yünlü aba, ipekli kumaş üretimi de oldukça gelişmişti.

    1869 tarihli Diyarbakır Salnamesi' ne göre Siirt Sancağı'nda bir yılda 10 bin adet ipekli kumaş, 9 bin adet yünlü kuşak, 9 bin adet tiftikli aba ile 5 bin top Siirt basması üretilmektedir. Aynı salname, o yıllarda özellikle Pervari gibi dağlık yörelerde kullanılan yemenilerle, Kürtçe Reşşik adı verilen bir çeşit kar ayakkabılarının imalatının gelişmiş olduğunu kaydeder.

    Ancak 19.yüzyılda en gelişmiş zanaat kolunun bakırcılık olduğu konusunda tüm kaynaklar birleşmektedir. Gerçekten, o dönemin Ermeni ustalarının maharetleriyle oldukça gelişmiş bir imalata sahip olan Siirt Bakırcılar Çarşısı, bugün bütün özelliklerini kaybetmiş olsa dahi yine de Siirt'in tarihi bir mekanını yaşatmaktadır.

    Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt ve çevresinde sanayi imalatına dayalı bir üretimden bahsetmek mümkün değildir. Bu yıllarda birkaç maden çıkarma işletmesi ile ilçelerdeki geleneksel dokuma tezgahları ile daha çok il merkezinde yoğunlaşmış eviçi üretimine dayalı battaniyeciliğin dışında bir imalata rastlanmaz. 1927 Sanayi Sayımı'na göre şehirde işyerlerinde çalışan işçi sayısı 1278 idi.

    Cumhuriyet'ten sonra çıkarılan Sanayii Teşvik Kanunu'ndan yararlanan tek işyeri ise 1929'da Yasin Aral tarafından kurulan, 1939'da geçirdiği bir yangından sonra tevsii edilerek yeniden faaliyete geçen Yeni Hayat Un Fabrikası'ydı. 1960'lı yıllara kadar üretimde bulunan fabrika uzun yıllar şehrin 20'ye yakın işçi çalıştıran tek işyeriydi.

    1940'da Raman'da petrolun bulunmasıyla önce küçük bir petrol tasfiyehanesi olarak faaliyete geçen daha sonra 1948'de kurulan ve giderek modern bir işletme haline gelen Batman Petrol Rafinerisi; Batman'ın il yapılmasından önceki yıllarda Siirt'in en büyük sanayi kuruluşuydu.

    1960'lı yılların sonuna kadar Siirt ve o dönemdeki il sınırları içinde yine oldukça cılız ve daha çok tarıma dayalı, tütün,yem, peynir ve tereyağı gibi tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi ürünleri imalatı görülmektedir. Ancak, bölgede iyi niyetlerle girişilen sanayi yatırımları maalesef kalıcı olmamaktadır.

    Nitekim, 1976'da kurulan Siirt Yem Fabrikası ile Siirt ve çevresinde yetişen meyankökünden ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılmak üzere meyanbalı üretmek için 1973'de kurulan Siirt Meyankökü Fabrikası (SİSTAŞ) üretimlerini durdurmuş bulunmaktadır. Yine 1982'de Suat Kayhan'ın kurduğu Kayhan Un Fabrikası da bugün çalışmamaktadır.

    TİCARET;
    Dünden bugüne Siirt'te ticaret de, Türkiye'nin diğer illerine oranla fazla bir gelişme göstermemiştir. Şehrin tarih boyunca ticaret yollarının uzağında kalan konumu, ilçelerin bazılarının dağlık yörelerde oluşu, yıllarca Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerine bağlı bir sancak olarak ticari faaliyetten soyutlanmasına neden olmuştur.

    Siirt'in il dışına gönderdiği fıstık, ceviz, badem, bal, mazı, sımak, yün, tiftik vb. ticari ürünler de dünden bugüne pek fazla çeşitlenmemiştir. 1980 Sanayi ve İşyerleri Sayımı'na göre Siirt'te toplam olarak 1539 ticari kuruluş bulunmaktaydı. Bugün ise bu rakamlardaki küçük artışlar, ilde önemli bir ticari gelişimi yansıtmamaktadır.

    Siirt ve çevresinin dağlık bir yörede oluşu, tarih boyunca ulaşımı olumsuz yönde etkilemiş, bu da doğal olarak ekonomik gelişmeyi engellemiştir. Bugün bile il merkezinin civar illerle olan karayolu bağlantısında son noktada oluşu, bu olumsuzluğun devamına neden olmaktadır.

  4. #4
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.989
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    ULAŞIM ;
    Bununla birlikte 1940'lı yıllarda Kurtalan'a kadar uzatılan demiryolu ve o yıllardan başlayarak günümüze kadar süregelen karayollarının yapımı, şehrin diğer iller ve bağlı altı ilçeyle bağlantısını sağlamış bulunmaktadır. Özellikle Batman ve Diyarbakır'dan geçen karayolu, Siirt'i güneye bağlayan ve şehirlerarası yolcu ulaşımında önemli bir işlevi olan karayoludur.

    Bunun yanısıra Siirt-Şırnak yolu ili doğuya, Siirt-Bitlis yolu ise ili kuzey-doğu'ya bağlamaktadır. Ayrıca 1994 yılının Eylül ayından itibaren düzenli olarak gerçekleştirilen hava ulaşımı da Siirt'in son yıllardaki gelişimine önemli bir katkı sağlamış olmasına rağmen bugün havalanı kapatılmış durumdadır.

    EĞİTİM;
    Osmanlı döneminde Siirt ve çevresinde eğitim geri ve eğitim kurumları da az sayıdaydı. Tarih araştırmacısı Vital Cuinet, 1890'da Siirt Sancağı'nda 1 rüştiye, 57 sıbyan mektebinin yanısıra 15 tane medrese bulunduğunu; buralarda 66 öğretmenin görev yaptığını, rüştiyenin 170, medreselerin 100 ve sıbyan mekteplerinin ise 4040 öğrenciye sahip olduğunu yazmaktadır.

    Cuinet aynı yıllarda Siirt'te Ermeni Gregoryenler ile Ermeni Protestanların birer liseleri olduğunu ve buralarda kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı ders yaptıklarını, Ermeni öğrencilerin toplam sayısının 335 olduğunu kaydetmektedir.

    1892 tarihli Bitlis Vilayet Salnamesi'ne göre sancak sınırları içinde 52 medrese bulunmakta, bu medreselerde ise 372 öğrenci eğitim görmekteydi. 1898 Maarif Salnamesi'nde ise Siirt'teki tek rüştiyede 54 öğrenci olduğu belirtilmekte, Ermenilerin, Katolik Keldanilerin ve Protestanların da birer birer rüştiyesininolduğuna işaret edilmektedir. 1903 Maarif Salnamesi'ne göre sancak sınırları içinde medrese sayısının 15'e düştüğü buna karşılık öğrenci sayısının 220 olduğu belirtilmektedir.

    Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt'te okul sayısında fazla bir yükselme görülmemektedir. 1943'te ilkokul sayısı 20 civarında iken bu tarihten sonra artış görülererek, bu rakam 1961'de 170'lere ulaşmıştır.

    Bugün ise il sınırları içinde 49 ana sınıfı, biri özel olmak üzere 159 ilköğretim okulu, 8 lise, 1 Anadolu Lisesi, 1 Teknik Lise ve Kız Meslek Lisesi, 1 Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi, 1 İmam Hatip Lisesi ve 2 Ticaret Meslek Lisesi bulunmaktadır. Ayrıca Tarım Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'na bağlı birer meslek lisesi de faaliyette bulunmaktadır.

    Siirt'te okur-yazarlık oranı da yüzde 65 olarak saptanmış bulunmaktadır. Ayrıca Dicle Üniversitesi'ne bağlı Siirt Eğitim Fakültesi de 800'e yaklaşan öğrencisi ile öğretime devam etmektedir.

    KÜLTÜR;
    Siirt çok önemli bir yörede, birçok uygarlığın yayılma alanlarının kesiştiği bir bölgede kurulduğu için bunların kültürel birikimlerinden etkilenmiş, bugün bile kökenlerine inilmesi çok kapsamlı araştırmalara muhtaç kültürel kalıntıları günümüze kadar taşımıştır.
    Siirt ve yöresinin dağlık, ulaşımının sınırlı oluşu Anadolu'nun diğer illerinde görülen yerleşik "şehir kültürü"nün biçimlenmesini engellerken; yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin aralarındaki etkileşimlerin asgari düzeyde gelişmesi, o kültürlerin özgünlüğünü bir ölçüde koruyarak kuşaklar boyunca iz bırakmasını sağlamıştır.

    Yazılı tarih öncesi Siirt ve yöresinde biçimlenen kültürün, doğal işbölümüne, tarım ve hayvancılığın ayrımına dayanan ve daha çok bölgesinin dağlık olmasından kaynaklanan ve buna göre biçimlenmiş öğeler taşıyan özellikleri vardı. Bölgede yaşayan halkın dinsel inanışları daha çok Mezopotamya'da gelişme göstermiş uygarlıkların etksindeydi. Bölge halkını oluşturan Hurrilerin kültürü ise gökyüzü ve tabiat tanrılarına bağlı, Gılgamiş Destanı gibi sözlü edebiyatın Anadolu'daki en gelişmiş örneğini yaratmıştı.

    Bölgede İ.Ö. 9.yüzyılda Urartu Devleti'ni oluşturan Urartular ise çeşitli Hurri boylarından meydana gelmekteydi. Van ve çevresinde egemenlik kuran bu devlet, batıda Siirtr ve Pervari'ye, güneyde bugünkü Irak sınırına kadar dayanmış özellikle mimaride güzel örnekler vermiş maden işçiliğinde gelişme göstermiştir.

    Gerek Urartular gerekse daha sonraları bölgeye egemen olan İskitler, Medler ve Persler dönemlerinde, Siirt ve yöresi farklı kültürlerin etkisinde kalmış, değişik dinsel inanışların merkezi olmuştur. Özellikle dağlık yörelerde, çok değişik dinlere ve tanrılara inanışın yaygın oluşu, yer yer meydana gelen savaşların ana nedeninin bir anlamda din ve kültür çatışması olduğunu göstermektedir.

    Nitekim daha sonraları bu çatışma başka bir boyut kazanmış, Sasanilerler Romalıların savaşları, bir anlamda Zerdüştlükle Hıristiyanlığın çatışması biçiminde ortaya çıkmıştır.

    İslamiyet'in Anadolu'da ilk etkilediği bölgelerden biri olan Siirt ve çevresinde önce Maliki ve Hanbeli mezheplerinin aracılığıyla Sünnilik, sonra Şafiilik ve Türklerin gelmesiyle birlikte Hanefilik yayıldı.

    Malazgirt'ten sonra Artukluların egemenliğine geçen Siirt'e daha sonra Akkoyunlular ve Safeviler hakim oldu. İdris-i Bitlisi'nin içinde yeraldığı anlaşma sonunda Osmanlı yönetimine geçen Siirt ve civarı aşiret kültürünün egemen olduğu bir yöreydi. Şehir merkezinde ise bu kültür, binlerce yıldan beri süregelen, yazılı tarihöncesine dayanan sözlü ve yazılı kültürel birikim ve mirasla biçimlenerek, farklı özellikler kazandı.

    Bugün bile inançlardan törelere, nişan, düğün, sünnet, doğum törenlerinden bayram ve şenliklerde gördüğümüz ve başka hiçbir yörede rastlanmayan ritüellerle kendini ortaya koyan özgün Siirt kültürünün temeli buna dayanmaktadır.

    Cumhuriyet'in il yıllarında Siirt'te çok hızlı kültür değişimleri yaşanmadı. Türkiye'nin birçok yöresinde, köylerde, şehirlerde görülen dönüşümlerin yanısıra Siirt, tarihte olduğu gibi ticaret yollarının dışında olduğundan bunlardan fazla etkilenmedi ve geleneksel yapıyı bir ölçüde korudu.

    1940'larda Batman'da petrolün bulunuşu ardından demiryolunun Kurtalan'a kadar uzatılması belirli bir değişim sürecinin başlangıcı oldu. Bu süreç 1950'lerde hız kazandı. Türkiye'deki toplumsal yapının değişimi, geleneksel yapıların çözülmeye başlaması başta il merkezi olarak Siirt'e, ilçe olarak öncelikle Batman ve Kurtalan ile diğer merkezlere yansıdı.

    Ulaşımın artması, yolların yapılması eğitimin çağdaşlasması, radyo, gazete gibi kitle araçlarının günlük hayata girmesi, sağlık hizmetlerinde görülen iyileşme ve daha bunun gibi birçok faktör varolan geleneksel, kapalı kültürel yapının kırılarak yeni öğelerle tanışmasını sağladı, kültürel farklılıklar azalmaya başladı.

    1960'lı yıllardan günümüze uzanan dönem boyunca Siirt, eski geleneksel kültürel özelliklerini kaybetmiş, hemen hemen Anadolu'nun her yöresinde, her ilinde ve ilçesinde görülen köylere kadar yayılan ortak bir kültürün geri dönülmez öğelerini benimsemiş durumdadır. Bu kaçınılmaz sonuç, son yıllarda bölgenin bütününde yaşanan çatışmalarla birlikte değişik görünümler kazanmış; savaşın, silahın, terörün biçimlendirdiği bir başka kültürü de yeşertmiştir.

    Bugün için eski Siirt kültürünün bilinen, geleneksel öğeleri artık çok gerilerde kalmıştır. SİDER ve benzeri kuruluşların yapmaya çalıştığı şey; geçmişin zengin kültürel mirasını araştırmak, kültür tarihimizi günışığına çıkarmak için çaba sarfetmektir.

  5. #5
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.989
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    BESLENME
    Siirt ve çevresinde genel olarak hayvancılığı ve hayvan ürünlerini temel alan bir beslenme biçimi hakimdir.Tarih boyunca doğa koşullarının yaratmış olduğu bu durum, günümüzde de sürmekte, geleneksel beslenme biçimlerindeki değişiklikler ağır gelişmektedir.

    Özellikle başta et olmak üzere, süt, peynir, yoğurt gibi hayvansal ürünlere dayalı beslenme biçimi köylerde ve il merkezinde günlük ev yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olarak yerini korumaktadır.
    Siirt mutfağında sebzeye dayalı beslenme biçimi, değişen tüm koşullara rağmen henüz işlevsellik kazanmış değidir. Şu anda bile mutfaklarda çok sınırlı kullanılan ıspanak, pırasa, karnabahar ve benzeri sebzelere düne kadar besin değeri olan gıda maddeleri olarak bakılmaz, sadece bol yağlı et yemeklerinin, bulgur köftelerinin ya da hamurların yanında sindirimi kolaylaştırmak amacıyla çorba olarak pişirilirdi.

    Kitel'in, Perde Pilavı' nın, Valh diye tabir edilen kaburga yemeğinin ve Cogat'ın yanında bamya, ekşili sebze çorbası, bir çeşit ıspanak çorbası olan Pırtıke, kekikten yapılmış çorba olan Çorbıt zahtar gibi.

    Hayvansal gıdaların dışında yöre halkı tarafından en çok tüketilen yiyecek türleri de bulgur ve bulgur çeşitlerine dayalı ürünlerdir. Bunlara dayalı, köfte, pilav, çorba Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmalısınız

  6. #6
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    06.03.2007
    Yaş
    24
    Mesajlar
    2.939
    Tecrübe Puanı
    66

    Standart

    bu kitabı nerden bulabiliriz...
    YOLA ÇIKTIKLARINI YOLDA BULDUKLARINLA DEĞİŞİRSEN YOLUNU KAYIP EDERSIN....

  7. #7
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    29
    Mesajlar
    18.015
    Tecrübe Puanı
    375

    Standart

    evet BarıSH'ın da dediği gibi bu kitabı nerden temin edebiliriz.
    gerçekten güzel yazmış Kemal Bey. Kutları kendisini.


 

Benzer Konular

  1. Siirt milletvekilleri, senatörleri ve kurucu meclis üyeleri
    By DeRBeDeR in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.11.2011, 22:45
  2. Siirt in kültürü
    By RoHaN in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12.06.2009, 11:24
  3. Siirt fıstığı yeniden keşfediliyor!
    By CiMCiMe in forum Ticaret ve Sanayi Odasından Haberler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.04.2009, 21:16
  4. Vefa ve umudun gizemli şehri SİİRT
    By RoHaN in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.11.2007, 09:21
  5. siirt'in tarihi
    By VoT56 in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.08.2007, 09:02

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •