1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Hybrid View

  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart İbrahim Hakkı'nın nefesi Siirt'te esti

    Yaşadığınız yere sizi bağlayan sosyal rolleriniz, rutinleşen mesuliyetleriniz, omuzlarınızı sarsan yükler bazen buharlaşmak ister. Bunlara, hayatla ilgili tekdüzelikler, sıradanlaşmaya yüz tutan duygular, bir zamandır ilhamı davet etmeyen ses ve renkler eklendiğinde özellikle de şair mizaçlar için ciddi bir tehlike söz konusudur. Dolayısıyla, her tebdil-i mekan edişimde ruhum daima huzur ve ferahlık bulmuştur. Bundan takriben iki ay önce yine bir mekan değişikliği davetine, fakat bu defa hiç hazırlıklı olmadığım bir anda yakalandım Siirt Belediyesi Özel Kalem Müdürü Diyaeddin Bey, İbrahim Hakkı ve Siirt uleması konulu 2. Siirt Sempozyumunda, uzmanlık olması hasebiyle bir tebliğ sunmamı rica ediyordu. Yani sadece mekan değişiminden ibaret değildi söz konusu olan, tebdille birlikte tebliğ de edecektik. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ile doktora çalışmam sırasında hemhal olmuş, Marifetname'yi müellifin din ve ahlak görüşleri açısından adeta defalarca hatmetmiştim. Hazret'in ilmî ve irfanî kisvesinin muhteşem örgüsünü dokuyan coğrafyayı görmek ve ruhaniyetinin huzuruna durmak, benim için bulunmaz bir nimetti. Tebliğ hazırlamak ve sunmaktan da her zaman beşerî bir zevk aldığım halde, o anki gündelik telaşlarıma, bazı vehimlerimin de eklenmesiyle, biraz mühlet istedim...

    Aslında geçtiğimiz yıllarda, yine bir tebliğ vermek üzere Kutlu Doğum Haftasında Elazığ'a ve "Keşvivan tanıtım programı" çerçevesinde Van'a olmak üzere Doğu illerine ilk kez yolum düşmüştü. Bu nadide şehirlerin saf, temiz ve nezih havasını kısa da olsa teneffüs ettikten sonra, yurdumun özellikle Doğu ve Güneydoğu'sunu ziyarete geç kalmış olmaktan bir kez daha büyük bir hicap duymuştum. Gördüklerim ve yaşadıklarım, sadece vatanımın hafızamdaki siluetini ve ruhumun çeperlerini genişletmekle kalkmamış, sosyolojik muhayyilemin ve toplumsal bilincimin ufukları da alabildiğine genişletmişti. İşte bu tecrübelerden sonra Siirt İbrahim Hakkı ve Fakirullah Hz.nin çehresine kattığı mananın da esrarıyla muhayyilemi biraz daha cezbediyor; ruhumun, şehrin manevi iklimine doğru adeta çekildiğini hissediyordum...

    Araya daha çok benim çekimserliğimden kaynaklanan uzun bir sessizlik dönemi girdi. Sempozyum tarihine sadece on gün kalmıştı ve neredeyse artık "kısmet değilmiş" demek üzereyken bir sabah kendimi manevi bir neşve içinde buldum. Hazret ruhumun en içinden bana tebessüm ediyor, sanki yıldızlarını gözlediği göklere, yollarını izlediği yerlere açıkça davet ediyordu. Fakat gönül değil de, dünya gözüyle baktığımda şartlar bir o kadar olumsuz görünüyordu. İlmel yakin vakıf olduğum Hazretle aynel yakin olamayacağımın burukluğuyla sarsılırken Siirt'ten bir telefon daha aldım. Bu defa da organizasyonun ilmi yönünden sorumlusu Şarkiyat Araştırmaları Başkanı Ahmet Erkol!du arayan ve bana doğrudan "hazırlamış olduğunu düşündüğü" tebliğin başını soruyordu. Birkaç dakika içinde konu başlığını tespit etmek ve birkaç gün içinde de tebliği hazırlamaktan başka bir şey yoktu. Bir de, baş üzre demekten başka... Davet büyük yerdendi çünkü...

    Siirt Yollarında...

    6 Eylül Perşembe günü, elimde yazım kolumda kızım, 20.30 Diyarbakır uçağına binmek üzere Bursa'dan yola koyulduk. Bursa'yla İstanbul'u adeta kucaklaştıran "Hızlı Feribot'un cam kıyısında, her defasında olduğu gibi denizle birlikte ruhumun kıyılarını da yokladığım, tek an gibi bir 75 dakikadan sonra İstanbul'daydık. Uçak vaktinde, neşemiz yerinde ve her şey yolunda idi. 22.30 da ise, yani tam zamanında, tecrübelere adım atıyor olmanın heyecan ve coşkusunu yaşıyordum. Kısa bir sürede işlemlerimiz tamamlandı. Dışarı çıktığımız anda ismimin yazılı olduğu tabelayı gördük. Kızımla birlikte bizi Siirt'e götürecek arabaya binerek, yola revan olduk. Yol boyunca, nazik şoförümüzden; yolculuğun üç saate yakın süreceğini, bu güzel ruble yolların iki sene önce yapıldığını, ulaşımın kolaylaşmasının ve kısalmasının yöre halkını çok memnun ettiğini, Siirt'te o gün sıcaklığın 48 dereceyi bulduğunu, buna rağmen düşük nem oranının ısının etkisini azalttığını, gecelerin ise serin geçtiğini öğrendik. Sıcağa karşı oldukça tahammülsüz olduğum için daha Bursa'dayken hava durumuyla ilgilenmiştim; tahminler üç gün boyunca 43'ten aşağıya düşmüyordu. Kızım uyuyarak, ben ise gözümü kırpmadan, konaklayacağımız Siirt Öğretmenevine vardığımızda saatler biri gösteriyordu.

    Ve 7 Eylül Sabahı: Sempozyumun İlk Günü

    Öğretmenevi'nin restoranında, defalarca telefon konuşması yaptığımız, organizasyon sorumluları Diyaeddin ve Ahmet Beylerle nihayet tanışmış olmanın rahatlığını yaşıyoruz. Hocalarımızın varlığıyla yemek salonu bile; sınıf, kitap, tebeşir kokusu gibi ilmin o kendine has, kuşatıcı ve aydınlık havasına bürünüvermişti. Böyle bir havayı teneffüs etmek, her zaman olduğu gibi aidiyet duygusunun güven ve huzuruyla dolduruyordu içimi. Hep birlikte sempozyumun gerçekleşeceği İl Kültür Merkezi'ne geçiyoruz. Girişte toplantının ambleminin yer aldığı büyük bir pano karşılıyor bizi. Türkiye'nin dört bir yanından sahalarının ve konunun uzmanı tam otuz ilim adamı, gözlerinden okunan heyecan ve mutlulukla birbirleriyle selamlaşıyor, helalleşiyorlar. Kimler yok ki... ilk bakışta gözüme çarpanlar, şu anda Viyana'da görev yapan İslam tarihi üstadı İhsan Süreyya Sırma Hoca, sosyolojinin ...ve de Siirt'in... yüz akı Yasin Aktay, kendileriyle Elazığ Kutlu Doğum Sempozyumunda da beraber olduğumuz Ali Yılmaz ve Mehmet Akkuş Hocalar. Uludağ Üniversitesi'nden Dicle'ye geçen değerli Arapça Hocam Hulusi Beyle yıllardan sonra karşılaşmak benim için gerçekten çok hoş bir sürpriz oluyor.

    Salona giriyoruz. Meşhur Siirt fıstığından mülhem, bu yılki sempozyumun hakim rengi fıstık yeşili. Siirt'in maddî ve manevî zenginliği, salonun fıstıkî atmosferinde latif bir şekilde buluşmuş. Siirtliler bir yandan şimdilerde yemişe duran fıstıkları dallarından toplarken, bir yandan da tarihlerine ait kültür hazinesinin ürünlerini devşirmeyi ihmal etmemişler; salonda bir tek boş yer bile yok. Saygı duruşu sırasında aziz şehitlerimizin mübarek ve temiz ruhlarına Fatihalar gönderirken bir yandan şahadete çok yakın duran bu topraklarda selamet ve huzurun bekası için ilticada bulunuyorum. Bütün salon yek avaz yek niyaz İstiklal Marşımızı söylüyoruz.

    Böyle büyük zatları tanıtmak ve yaşatmak lazım.

    Konuşmaların başlamasıyla birden sanki, Siirt'e ait, içi mücevher dolu asırlık sandukanın gizemli kapağı usulca açılıyor ve Siirt uluları; velisiyle, ulemasıyla, sevdasıyla, "artık zamanıdır" diyerek nefeslerini; neşv-ü nema buldukları topraklardan bütün aleme yaymak üzere bir bir arz-ı didar eyliyorlar. Hatıra ve hallerini, yaşayanların dillerinden terennüm etmek üzere kerem eyliyorlar. Aynı manevî iklimin ulemasıyla birlikte, İbrahim Hakkı'nın marifet ve keramet rüzgârı gönüllerde esmeye başlıyor: "Esasen tek başına İbrahim Hakkı, birden fazla sempozyumla ele alınmaya değer bir zenginliğe sahiptir. Bunun yanı sıra Molla Halil es-Siirt'i de aynı şekilde tek başına işlenecek bir ilmi hüviyete sahiptir. Ancak bütün bunların ayrı sempozyumlarla ele alınmasının güçlüğü bilindiğinden İbrahim Hakkı ve Siirt uleması, tek bir sempozyum kapsamında ele alınmıştır. Mevlana örneğinde olduğu gibi Siirt'te de üniversitenin bir fakültesine veya bir enstitüsüne İbrahim Hakkı Hazretleri'nin isminin verilmesini diliyorum. Böyle büyük zatları tanıtmak ve yaşatmak lazım. "Sözlerinin sahibi, toplantının ilmî yönünün sorumlularından Ahmet Erkol.

    İkinci olarak, ciddiyet ve neşeyi, vakar ve dinamizmi, makam ve tevazuyu mezceden şahsiyetiyle sadece Siirt halkının değil, ayrıca üç gün boyunca hepimizin gönlünde taht kuran Belediye Başkanı Sayın Mervan Gül'ün konuşmasını dinliyoruz. "Geçen sene yaptığımız 1. Uluslararası Siirt Sempozyumu'nun değerlendirme kısmında, Siirt'in artık bir üniversiteyi hak ettiğinin ortaya konulması ve üzerinden bir yıl geçmeden kararının çıkması, sanırım ne derece doğru bir yolda olduğumuzun somut bir işaretidir. Siirt Üniversitesi, Siirt'imize hayırlı olsun. İşte, Uluslararası Sempozyumumuz da ilk yapıldığında, hayretten veya hayal edilememekten dolayı değeri tam olarak anlaşılamayan şeylerden biri olmuştu. Ama inanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda değeri çok daha iyi anlaşılacak. Belediye olarak yaptığımız birçok hizmetler, ne bugün ne gelecekte unutulacaktır. Bu konuda hizmetlerimizi sürdürecek, kültürümüze sahip çıkacak ve yaşatmak için gayret göstereceğiz..."

    Şehrin kültürel yapısı üzerinden toplantının bütün amacını ortaya koyan konuşma, samimiyet ve sahiliğiyle sosyal ve kültürel dokunun yabancısı olan konukları, anında şehrin içine çekiveriyor. Siirt kadim ve sadık bir dost gibi kapılarını sonuna kadar açarak ânı, geçmişi ve geleceğiyle zamanına katıyor bizi... Yabanlık ve gurbet duygusu, yerini, hiç nazlanmadan hemhal olmaya bırakıyor.

    Siyasilerden de bir milletvekilimiz var aramızda. Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, Sempozyumun onur konuğu. Beldesine önem vermiş biri olarak adeta kürsüden şehrine ve hemşehrilerine selamlar gönderiyor, müjdeler veriyor: "Çok zengin bir tarihî ve kültürel geçmişi olan Siirt'in sahip olduğu zenginliklerden biri de İbrahim Hakkı Hz.dir. Hepimizin gayretiyle üniversitemizin bir fakültesine de İbrahim Hakkı'nın adı verilecek. Siirt'in tarihini çok iyi tanıtmak gerekir ve bunun için Siirt'e mutlaka bir müze kazandıracağız." Sayın Milletvekili bu projelere yurdun dört bir yanından kapı açmak üzere 13-14 Kasım tarihlerinde, 81 ilden işadamı ve gazetecinin katılımıyla bir Siirt tanıtma programı düzenleyeceklerini duydurduktan sonra, dünden bugüne, bugünden yarına uzanan veciz ve çarpıcı bir mesaj veriyor: "Ulemanın yaşadığı yerde kavga değil, her zaman barış hakim olmuştur." Oturumlara adeta girizgâh teşkil eden konuşmalardan sonra toplantının ilk oturumuna katılmak üzere ismimiz anons ediliyor ve çiçeklerle bezeli şık bir masada yerlerimizi alıyoruz.

    Sempozyum'un Fikrî Temelinin Aldığı İlk Oturum

    Oturum Başkanımız, ilmî ve mümtaz şahsiyetiyle sahanın duayeni olarak temayüz etmiş İhsan Süreyya Sırma Hoca. Siirt Pervari doğumlu olduğunu burada öğreniyorum. Ulema geleneğinin önemli bir halkası olduğunu da. Doktorasını Sorbon'da yapmış olan hocamız, Siirt Lisesi'nden mezun olduğunda yapmış olduğu bir gözlemi dile getirerek, bir bakıma Sempozyum'dan beklenen evrensel gayeyi vurgulamış oluyor: "Niçin daha o zamanlar pek çoğumuz Hugo'yu tanıyorduk da, İbrahim Hakkı hiçbir arkadaşım tarafından tanınmıyordu?"

    "Türk Eğitiminin Modernleşmesi Bağlamında Siirt Medreseleri" Konya Selçuk Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yasin Aktay'ın konusu. Bu konuyla; iki gün, yedi oturum boyunca işlenecek olan ve İbrahim Hakkı'nın da hikemî şahsiyetini besleyen irfanî ilim geleneğinin temellerini, kırılma noktasını ve değişimini öğrenerek, toplantının genel çerçevesine, sağlam bir giriş yapmış oluyoruz. Döneminde ulemanın halkı temsil ettiğini, bu bağlamda sivil toplum sayılabileceğini, Devlet-Ulema-Halk arasında kopukluk değil, bütünlük söz konusu olduğunu, Siirt'te Ulema gerçeğiyle biraz daha çarpılarak karşılaştığımızı vukufla anlatıyor Yasin Hoca. Gerçekten de iki gün boyunca özellikle toplantıya Siirt yöresi dışından katılan akademisyenlerle birlikte bu cezp edici sarsılmayı çok derinden yaşadık. İnsanımızın önemli konulardaki kanaatlerini âlimlerin oluşturduğunu, Türk modernleşmesinin ise ulemanın yok olması süreci şeklinde geliştiği, aldığım notlar arsında. Konunun Rasim Özdenören'in "Gül Yetiştiren Adam'ıyla bağlanmasını son derece isabetli ve anlamlı buluyorum (Romanda, yakın tarihte, kendisinin, yani geleneğin dışında değişen dünyayla iletişim ve sevgi dilini istemeden yitiren ulemanın, gül yetiştirerek, yeni dünyaya ve gelecek nesillere ulaşma çabasının çarpıcı bir serüveni işlenir. İstikbalin nüvesi olarak çocuk karakter, hikâyenin bir zamanı içine, ulemanın; geçmişin mirasını, geleceğe aktarmasının son şansı ve tesellisi olarak girer. Onun da tıpkı güller gibi, ulemanın nadide ihtimamına, engin dikkat ve sabrına ihtiyacı vardır.) Akleden kalbime doğan düşünceyi, bir yakarış olarak tebliğimin son satırına not ediyorum.

    "İbrahim Hakkı'nın Hayatı ve Felsefesi" konunun uzmanı Dr. Şakir Diclehan tarafından anlatılıyor. Ayrıntılarıyla verilen hayat öyküsüyle birlikte sosyal bazı konulara da parmak basan Diclehan, mesela Tillo olarak halkın kültürel hafızasına yer eden bir ismin, pek çoğuyla birlikte, hangi gerekçeyle değiştirildiğini sorguluyor. Konuşmasının sonunda, arkasında hakikat payı olan bir konuyu esprili bir yaklaşımla gündeme getiriyor. Erzurum Hasankale'de doğan ve hayatı münavebeli olarak, doğduğu yer ile medfun olduğu Siirt (Tillo) arasında geçen İbrahim Hakkı Hz.ne dünyaya geldiği yer de, bağrında yattığı yer de, sahip çıkmakta yarışıyor. Erzurumlu olan Şakir Diclehan, Siirtli olan İhsan Süreyya sırma Hoca’ya iki şehrin bu konuda uzlaşması için kefalet teklifinde bulunuyor. Teklif, salonu dolduranlar, yani Siirt cephesi tarafından alkışlarla karşılanıyor.

    İlk Oturumun Üçüncü Konuşmacısıyım

    Kendini anlatmak, kişiye en zor gelenidir."Âyinesi iştir kişinin, zira lafa bakılmaz! Fakat burada laf ve iş bir olması, işimizi biraz kolaylaştırıyor: Tebliğimin konusu, "Küreselleşmenin Meydan Okumaları Karşısında Bir Değerler Sistemi Olarak Marifetname'nin Önemi." Öncelikli olarak, İslam toplum düşüncesinde ahlaki değerlerin esasını ilahî emirlerin teşkil ettiğinden hareketle, modern insanın bunalımının, onu bütün manevi bağlarından kopararak, bu değerler hiyerarşisini altüst eden küreselleşmenin meydan okumasından kaynaklandığını vurguluyorum. Bu meydan okuma karşısında İbrahim Hakkı'nın, sırat-ı müstakim üzerinde ahlak-ı hamideye yürüyen "kâmil insan'ı, her an için köklerini maziden alan evrensel bir değerler sistemi inşa ederek, ait olduğu medeniyetin varlık-bilgi-değer yapılanmasını ihya edebilecektir. Üstad'ın lisanıyla, yeter ki insan "kendi varlığını, Hay ve Vedud olan Allah'ın varlığını bilmeye anahtar ve ayna olarak tanıyabilsin”. Bu 'marifet' sayesinde değerini, eşref-i mahlûkat olma bilinci ve sorumluluğu üzerinden kavrayabilsin. Bu derunî kavrayışla, İslam'a ait hakikatin ontolojik zemininden, yeniden evrensel bir toplumsal gerçeklik inşa etmenin derdini yaşasın. Yeter ki, batının bugününü yarınını, iradesini tercihi, tecrübesini tarihi, imkânını nimeti, kaderini kaderi olarak kabul etmek istemediğinden emin olsun, ısrar ve istikrarla gül yetiştirmeye davet etsin...

    Son konuşmayı, ulema geleneğini bizzat tecrübe eden ve tebliğinin de konusu, rahle-i tedrisinde yetiştiği Muhyeddin-i Haveli olan Prof. Dr. Abdulbaki Güneş yapıyor. Hadis ilmindeki hafıza gücü, öğretim metodu, ilmî yeterliliği ile Molla Muhyeddin'i, sempozyum boyunca tanışacağımız ulema zümresinin öğrencisi Abdulbaki Hocayı da Süreyya Sırma Hoca ile birlikte bilge alim modelinin öncüsü olarak selamlıyoruz...

    Bu beste burada bitmiyor...

    Sevgili okuyucu, Siirt'i ve 2. Siirt Sempozyumu'nu yazmaya devam edeceğim. Mufassalı, mücmele tercih ettiğimden değil, meramımı kısa yoldan anlatamamaktan hiç değil. İlmî geleneğiyle, manevi dokusuyla, tarihiyle, coğrafyasıyla sizi Siirt'e, Siirt'i size biraz daha yakîn kılabilmek, kalbinizden Siirt'e kelimelerden yol döşeyebilmek, hazineleri toprak altından bir bir çıkarılıp açılırken, sizi de bu tarihî sahneye konuk edebilmek için... Belki de en önemlisi, küresel meydan okumaya, yerel üzerinden devşireceğimiz zenginliklerle evrensel cevaplar verebilme temrinini birlikte tecrübe etmek için


    Selma KARIŞMAN
    turuncu dergisi


 

Benzer Konular

  1. Siirt'te Bir Yıl Nasıl Geçti
    By DeRBeDeR in forum SİİRT'TEN HABERLER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.01.2009, 11:02
  2. Peygamberler-hayatları-tarihleri
    By NyHaT in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 06.10.2008, 16:15
  3. Siirt'te "Anadolu Aşkı" adlı dizi filmin çekimlerine başlandı.
    By cenkyildiz in forum SİİRT'TEN HABERLER
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 25.05.2008, 22:16
  4. İbrahim Akın Kadrodışı Kaldı..
    By KaKaOSuZ_CHiCoLaTe in forum BEŞİKTAŞ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.03.2007, 20:13
  5. Hz. İBRÂHİM (a.s)
    By CybeR MediA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.01.2006, 17:10

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •