tebrik ederiz hapsini
Yazar: HARBİYE Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda önceki akşam bir duygu fırtınasıydı yaşanan.
Salonu tıka basa dolduran izleyiciler, iki saati aşkın süreyle görülesi bir coşku içindeydi.
Gözyaşları düğümleniyordu boğazlarına ara ara...
Atalarının kahramanlıklarıyla gururlandılar çoğu kez. Mensubu oldukları milletin asaletiyle övündüler...
Ama son sahnede hepsi bir ağızdan, “Vatan sağolsun” diye haykırmayı da unutmadılar.
SAHNELENEN oyunun adıydı, Çanakkale Geçilmez!.. Vatan toprağına düşman ayağı değdirilmez anlamına sanki...
Sahnedekiler ise pırıl pırıl Siirtli gençlerdi.
Kızlı-erkekli lise öğrencileri, öğretmenleriyle birlikte gezdikleri Çanakkale tabyaları ve şehitliğinden tarih tüneline bir geçiş yapıyor ve izleyenleri, dünyanın önünde saygıyla eğildiği unutulmaz zafere götürüyordu.
Öylesine bir coşku, öylesine bir inançla çabalıyorlardı ki, hayır hayır, bu bir rol olamazdı. Onlar oynamıyor, tarihi günümüzde yaşıyorlardı...
Allah korusun, bir daha asla yaşatmasın ama gerekirse, vatanları için gözlerini kırpmadan 91 yıl önce atalarının yaptığının aynısını yapacaklarını hissettiriyorlardı.
Bu gençlerin tamamı Siirt’ten geliyordu. Aksanlarından anlaşılıyordu ki, anneleriyle ve de birbirleriyle belki Kürtçe, belki Arapça konuşuyorlardı.
Salondakilerin de aslında sahnedekilerden pek farkı yoktu. Duygular da, inançlar da, hedefler de benzerdi.
Temsili şehitlerin üzerine albayrağımızın örtüldüğü, teröre kurban verilen şehitlerin fotoğraflarının geçtiği sahnelerin ayakta izlenmesi, yaşlı-genç izleyicilerin gözyaşlarını tutamaması, kısacası hem sahnedekilerin, hem de salondakilerin Dünya Tiyatrolar Günü’nde dünyaya verdikleri tarihi bir mesajdı:
Türkiye üzerine kirli hesaplar yapanlar... Türkiye’yi parçalamak, milleti bölmek isteyenler... Asla heveslenmeyin, oyununuzu biz bozacağız...
Biz, Siirtli gençler... Vanlı, Bitlisli, Mardinli, Muşlu veya Hakkarili gençler...
Dün, yani 1915’te olduğu gibi; Balıkesirli, Konyalı, Rizeli veya Sivaslı gençlerle birlikte, omuz omuza, kol kola verecek ve haddinizi bildirecek, hak ettiğiniz cehenneme sizleri gömeceğiz.
Çünkü biz, Anadolu’yuz!
SİİRT Gazi Lisesi öğrencilerinin oyunu beni eskilere götürdü.
Benim, Siirt Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarıma.
Önceki akşam İstanbul’da milli duygularımızı kabartan gençlerin olduğu yaşlardı herhalde.
Türkiye düşmanları yine azmıştı.
Rus ordularının bile giremediği evliyalar kenti Siirt’i merkez alıp, bölgeyi karıştırmak için bilimum melanet örgütleri bir araya gelmiş, miting yapıyorlardı. Bölücü sloganlar, cumhuriyeti hedef alan hakaretler yükseliyordu.
Miting meydanında, olanları hayretler içinde ama nefretle izleyen bir genç vardı.
Yalnızdı... Meydanda tek başına...
“Kürdara azadi” sesleri giderek yükselirken, o yalnız gencin sesi yankılandı ve tüm meydan sustu.
Bu vatan bölünmez. Milliyetçi Türkiye!
Suskunluk, bir ölüm sessizliğini andırıyordu. Kısa sürdü zaten. Kürsüden başlayarak bütün başlar, sesin geldiği yöne döndü.
İnanılır gibi değil ama bir anda o gence yeni sesler eklendi.
Milliyetçi Türkiye, vatan bölünmez haykırışları bir iken 10, belki 15 oldu.
Siirt Cumhuriyet Meydanı da, o gün mitingde bulunanlar da şahit...
Atatürk Anıtı’nın önünde İstiklâl Marşımız’ı haykırmıştı birbirini ilk kez o gün, o an, o meydanda görenler.
Onlar vatansever gençlerdi.
Tıpkı ağabeyleri gibi... Kıbrıs Barış Harekâtı olduğunda Siirt Askerlik Şubesi önünde biriken “gönüllüler” ordusu yani...
Çanakkale Geçilmez’i sahneleyen gençlerin de örnek aldığı ağabeyleri.
VATANSEVERLERİN, Türkiye’ye gönül veren sevdalıların bölgecilik, hele hele şehircilik ya da kısır hemşehricilik yapması söz konusu dahi olamaz. Benim için de böyle bir durum düşünülemez. Ama doğduğum, suyunu içtiğim, ekmeğini yediğim, havasını soluduğum Siirt, işte öyle bir vatan parçası.
Anlatmadan, anmadan da geçilmiyor, kimse kusura kalmasın.
Son zamanlarda etrafta yeni yeni pek çok Siirtli peydahlandığı için, doğrusu “iktidar süresiyle sınırlı şu geçici dönem” bitinceye kadar Siirtliliğimi askıya almayı düşünmüştüm. Ama önceki akşam Harbiye’deki tertemiz, genç hemşehrilerimi görünce, bu vatanın olduğu gibi, bu kentin de gerçek ve daimi sahipleri bizleriz dedim kendi kendime.
Not: Çanakkale Geçilmez’in yazarı öğretmen Sayın Muammer Erdönmez başta olmak üzere, oyunun sahnelenmesinde katkıları olan Siirt Valisi Sayın Hüseyin Avni Mutlu, Siirt İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Şerafettin Demirci, Siirt Gazi Lisesi Müdürü Sayın Erdoğan Atabay ile sevgili öğrencilerine teşekkür ediyorum. Başarılarının devamını dilerim.
İkinci EL Övqü TüccarLarı Varsın ßoL ßoL Konu$sun. ßénim Satacak MaLım Yok Ki Öwqüyé İhtiacım OLsun..!
tebrik ederiz hapsini
YOLA ÇIKTIKLARINI YOLDA BULDUKLARINLA DEĞİŞİRSEN YOLUNU KAYIP EDERSIN....
ceymis haber için öğrencilerimizi de ayakta alkışlıyorum. güzel bir oyun sergiledikleri içn.
Bende Gazi ilkokulunda okumuştum. Bizim sınıfın adıyda hababam sınıfıydı.
nerden nerelere gelmiş.. vay be..
daha ileriye en yüksek yükseklere gelmesi umuduyla emeği geçenlere teşekkür ederim..
Harf hatalarını düzeltsen fena olmaz..
ewet emeği geçen bütün arkadaşları tebrik ediyorum bende daha güzel yerlere umarım gelirler başarılarıyla hepsine başarılar diliyorum...