6 sonuçtan 1 ile 6 arası
  1. #1

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    13.496
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart SEYYİD MUHAMMED RAŞİD HAZRETLERİ

    GÖNÜLLER SULTANI: SEYYİD MUHAMMED RAŞİD HAZRETLERİ



    Seyyid Muhammed Raşid (ks), 1930 yılında, Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğdu. 1993 yılında Ankara’da vefat etti.

    Gavs-ı Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (ks)'nin oğlu olan, Seyyid Muhammed Raşid (ks), sevenleri arasında Seyda namıyla tanındı. O'nun büyüklük hali daha çocukluk zamanlarında simasından belli olurdu.

    Yüksek bir zat olacağının işaretleri ve büyük faydalara sebep olacağının alametleri, işlerinden, çalışmalarından ve gayretinden anlaşılırdı. Çocukluk yaşlarında yaşıtlarıyla oynamaz, zamanını tefekkürle geçirirdi.

    Sultan Hazretlerini iki yaşında iken gören babası Gavs Hazretlerinin mürşidi Ahmet el Haznevi Hazretleri, ilerde çok büyük bir Allah dostu olacağına işareten: "Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek de büyük bir nimettir" diye buyurmuşlardı.

    Gavs-ı Bilvanisi (ks) vefatına yakın; "Kendi yerine, kendinden daha büyük bir şeyh bırakmadan vefat eden mürşid, Allah indinde mesuldür." buyurdu. Daha sonra; "Elhamdülillah biz bunu yaptık, Muhammed Raşid bizden büyüktür." diye ilave etti.

    "Seyyid Muhammed Raşid (ks)'nin ahlakı, Hz. Peygamber (sav)'in ahlakına çok benzerdi.

    Uzun yıllar hizmetinde bulunan talebesi Seyda Muhammed Konyevi (ks) onu anlattığı bir sohbetinde Sultan Hz. ahlakını şu şekilde ifade etmişlerdir: “Bize onun yanında kaldığımız müddet içerisinde, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)in siyer kitaplarında okuduğumuz bütün ahlaki özelliklerini, Seyyid Muhammed Raşid (kaddesallahu sırrahul aliye) yaşayışında, ahlakında tüm benzerlikleriyle görmek nasip olmuştur. O'nun ahlakından bahsetmek, denizde bir damladan konuşmak gibidir."

    Seyyid Muhammed Raşid hazretleri fazla konuşmadığı, zahiri sohbet etmediği halde, binlerce insan akın akın onu ziyarete gelir, onların dünyada ve ahirette saadete kavuşmalarına vesile olmaya çalışırdı. Onun irşadı hem zahiri hem de manevi cihette idi. Onun huzuruna gelen insan hemen etkilenirdi.

    O kadar çok insana vesile oldu ki, hiç konuşmayan bir zatın, binlerce insanı etrafına toplayıp onların hidayetine vesile olmasını akıllar idrak edemedi. Tabi ki ancak bunun lezzetini bilen ve ondan nasiplenen insanlar bilebilir.

    Sultan Hazretleri de her büyük bir mürşid gibi tabiilerini Allah’ın rızasına yönlendirmiş ve buna engel olan tüm sebeplerden onları alıkoymaya çalışmıştır. Onun gayesinin ve hizmetinin Allah’ın rızasından başka bir şey olmadığını bir sohbetinde yaptığı şu nasihatiyle daha da iyi anlıyoruz:

    "Bizim yolumuzda tek gaye Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme tam mutabaat ederek Allah-u Teala'nın rızasını kazanmaktır. Şu husus bilinmelidir; Maksut bu yol değil, Allah'ın zatı, Allah'ın dostluğudur. Allah-u Teala'nın rızası kazanılınca, insanda hiçbir noksanlık kalmaz. Dünya ve ahiretin iyilikleri ona verilir. Dünyadaki mükafatlardan daha önemlisi ahiret hayatındaki güzelliklerdir. Ebedi olarak rahat, huzur, saadet ve nihayet Cemalullah'a kavuşmaktır."




    İnsanların Hatalarına Yaklaşımı

    Bazı insanlar, bazılarının hatalarını Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerine şikayet ettiklerinde, Seyyid Muhammed Raşid (ks); "Biliyorum ama biz onları affetmezsek, Allah-u Teala da bizi affetmez." buyururdu.

    Seyyid Muhammed Raşid (ks) asrının en meşhur alimi ve mürşid-i kamili idi. Dünyanın hemen her ülkesinden milyonlarca bağlıları, sevenleri vardı. O, tasavvufta çok yüksek derecelere ulaşmıştır. Yıllarca insanları hidayete, kurtuluşa, doğru yola kavuşturmuş, nice gönüller onun feyziyle nurlanmıştı.

    Ahlakı ve yaşantısı, tıpkı Resulullah (sav)'ın yaşantısına benzeyen Sultan Hazretlerinin hayatı, Resulullah (sav)e mutabaatla geçmiştir. O, 23 yıl irşad vazifesinde kalmış ve 63 yaşında Allah-u Teala'nın rahmetine kavuşmuştur.

    Allah hepimizi evliyasından istifade edenlerden eylesin. (Amin)


    SOHBETLERİNDEN KESİTLER

    Sultan Muhammed Raşid Hazretleri, haliyle ve ferasetli bakışları ile insanları irşad eden bir mürşid olmasına rağmen, çok nadir sohbet ederlerdi. Sultan Hazretlerinin feyz ve nisbetinden okuyucularımızın da istifade etmeleri ve büyüklerin misyonunu biraz daha anlayabilmemiz gayesiyle Sultan (ks)’nun günümüze kadar ulaşan sohbetlerinden bazı kesitleri burada vermeyi uygun görüyoruz.

    Alim ile Cahil’in Günah Farkı

    Seyyid Muhammed Raşid (ks), alim ile cahilin arasındaki farkı belirterek buyurdu ki;
    "Alim ile cahil kimsenin yaptıkları, günahlarının hesabı bir değildir. Alim kimse bir günah işlediğinde kendisine sadece bir günah yazılır. Cahil kimseye ise dinini öğrenmediği için, helali ve haramı bilmediği, öğrenmeye lüzum görmediği veya öğrenmekten kaçtığı için iki günah yazılır.

    İşlediği bir günaha biri cehaletinin ve tembelliğinin cezası, diğeri de işlediği günahın cezası olarak iki günah yazılır. Dinine zararı olacak şeyleri tembellik ederek veya tenezzül etmeyerek sorup öğrenmeyen kimse cahildir, ahmaktır. Şayet Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem içimizde olsaydı, gider ona sorardık. Madem ki, o yoktur, o zaman iş vekilleri olan alimlere kalır. İnsan dinini öğrenmek için hiç utanmadan, sıkılmadan gördüğü alimlere sormalıdır."

    Artık Devir Yaşamak Devridir

    Seyyid Muhammed Raşid (ks), ahir-zaman hakkında ise şöyle buyurdu; "Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor. Dünya işlerinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor. Dünyası ahiretinden bin kat makbul olmuş oluyor. Hal böyle olunca, nasıl Allah-u Teala insandan razı olur. İnsanın yanında en değerli şey Allah-u Teala'nın rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır. Sahabeler zamanında biri cemaatle namaza yetişemese matem tutardı. Evde cenaze varmışçasına üzülürdü.

    Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı. İşte ahiret ve Allah-u Teala'nın rızası onların yanında o kadar kıymetliydi. Tabii ki onlar da Allah-u Teala'nın yanında o kadar makbullerdi. Artık insanda dünyanın sonuna gelmiştir, kıyamet iyice yaklaşmıştır, kanaati doğmaya başlıyor.

    Bununla beraber, sur üflenene kadar Allah dostları bulunacak eksik olmayacaktır. Bu devir aynen mahşerde peygamberlerin bile "nefsi, nefsi" diyerek kendi nefislerinin kurtulmalarını diledikleri duruma benziyor. İnsan kendi nefsini kurtarmaya çalışmalıdır. Artık vaaz-nasihat devri değildir.

    Çünkü hiçbiri tesir etmiyor. Dünya sevgisi, keyf-ü sefası artmış, Allah-u Teala'nın emirlerine karşı gelme çoğalmış, haram ve helal gözetilmez olmuş. Bu devirde irşad oldukça zorlaşmış, insanlar dini arkasına atmış, Allah-u Teala'dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamıştır. Din garip olmuştur.

    İnsan şimdi onun bunun sözüne iltifat etmemeli, Allah-u Teala'nın eserlerini görerek kendini irşad etmeye, yüzünü Allah-u Teala'ya döndürmeye, kendini kurtarmaya çalışmalıdır.

    Kişi, kimsenin işine karışmamalı, gıybet, fesatlık etmemeli, vefasız olmamalı, günahlara bulanıp Allah-u Teala'nın emirlerine karşı gelmekten kaçınmalı, farzları mutlaka eda etmeli, elinden geldiği kadar hayır ve hasenat işlemeli, sadaka vermeli, nafile oruç tutmalı, sünnetleri ihyaya çalışmalı, elinden geldiği kadar ölüm gelip çatıncaya dek bu hal üzere bulunmaya gayret etmelidir.

    Bu ahirzamanda yapılan bir amele eskiden yapılan elli amel sevabı verilir. Öyle ise insanın bu nimete çok çalışıp gayret göstermesi gerekir ki, Alemlerin Rabbi ona büyük bir maneviyat zenginliği versin.

    Abdurrahman-ı Tahi (ks); 'Bu zamanda namazını kılan, orucunu tutan, zekatını veren, hacca giden ve kendini büyük günahlardan koruyan küçük evliyadır' buyurmuştur. Bu söz söylendiğinde bir asır önceydi. Halbuki bu zaman daha bozulmuştur.

    Eğer Abdurrahman-ı Tahi (ks) o kimseleri evliya olarak görüyorsa ben iman ve itikadı sağlam, helal ve haramı bilen, namazını kılıp orucunu tutan, zekatını veren ve kendini büyük günahlardan koruyan bu zamanın müslümanının sevabını sahabelerin sevabı derecesinde görüyorum.
    Böyle kimseler aynen sahabelerin sevabını alırlar. Çünkü zaman çok bozulmuş, din ve iman çok zayıflamıştır. Şimdi zorluk çoktur, sevap da çoktur..."



    BİR KERAMETİ

    İş yerine acil bir telefon gelmiş. Şefim "Hemen eve git!" dedi. Eve varınca birde ne göreyim; çocuklar evdeki sobanın içine şişleri sokup kızdırmışlar, Nihat da oyun esnasında elindeki kızgın şişi Bahaddin'in gözüne batırmış. Hemen hastaneye koştum.

    Göz doktoru Cengiz Bey telaşla; "Biz buna bir şey yapamayız, Sen bunu derhal Diyarbakır'a götür, diğer gözünü kurtarsınlar!" deyip gözünü bantladı.

    Hemen bir araba ile Diyarbakır'a gittim. Fakat çocuğun feryadı hiç durmuyordu. Geç vakitte Diyarbakır'a ulaştık. Doktorların mesaisi bittiği için bir otelde yatıp sabah tekrar hastaneye gitmeyi düşündüm.

    Lakin hiçbir otel bizi kabul etmedi, çünkü çocuğun ağlaması hiç durmuyordu. "Müşteriler rahatsız olur" deyip almadılar bizi!

    Çocuğun ağlaması içimi parçalıyordu ama elden gelen bir şey yok! Dr. Ahmet Beyin evine gitmekten başka çarem kalmadığını düşündüm. Eve yaklaştığımızda yanımdakine: "Sen burada çocukla kal, ben bir bakayım durum müsait mi? Müsait değilse geri döneriz. Kimseyi rahatsız etmeyelim." dedim.

    Gittim ve kapıya tıkladım. Kapıyı Ahmet Bey açtı, usulca: "Buyur İdris! Hayırdır?" dedi. Ben de ona: "Diyarbakır'a gelmişken bir ziyaret edeyim seni, diye düşündüm." dedim.

    Dr. Ahmet Bey bana: "Seyda (Muhammed Raşid Hazretleri) evimde misafir, istirahat ediyor." dedi.

    Ben "Tamam, rahatsız etmeyeyim kendisini" deyip ayrılacakken, Seyda Hazretleri sesimi duymuş olacak ki seslendi: "Ahmet, o İdris'in sesi değil mi? Gelsin hele!" dedi.

    Emin olun sessiz konuşuyorduk, nasıl duydu bilmiyorum! Biz emir üzerine yukarı çıktık, dedi ki:
    - Hayırdır İdris bu saatte niye gelmişsin? Ben de:
    - Kurban, çocuğu Diyarbakır'a sevk ettiler.
    - Hayırdır ne olmuş?
    - Kurban, gözüne ağabeyi şiş batırmış, dedim. Buyurdu ki:
    - İdris hele çocuk nerededir? Getir de bakayım ben.

    O anda içime bir ferahlık geldi. Dışarı çıkıp çocuğu kucağıma aldım, Seyda'ya getirdim.

    "Ver bakayım!" diyerek, bağdaş kurarak oturduğu yerden çocuğu kucağına aldı. Gözündeki bandı açtı. Gülümseyerek "Bunda bir şey yok be İdris! Siz Siirtliler ne kadar korkaksınız!" dedi.

    Döndü Ahmet Bey'e "Hele o göze sürülen merhemden var mı sende Ahmet?" dedi. Gelen ‘teramisin’ isimli merhemi çocuğun gözüne sürdü. Çocuğun sesi birdenbire kesildi. "Şöyle yatır!" dedi. Kanepeye yatırdım.

    Seydamız "Bu akşam siz de burada kalın! Bak çocuk uyudu." dedi tebessümle. Saatler geçiyor, çocuk mışıl mışıl uyuyordu. Doğrusu çok merak ediyordum. "Yoksa çocuk öldü de onun için mi sesi çıkmıyor?" diyordum kendi kendime. Hatta bir ara nefesini bile dinledim, baktım uyuyor.

    Herkes uyudu, ben uyuyamadım. Birkaç saat sonra çocuğu banyoya götürdüm. Güya çocuğun çiş yapıp yapmadığına bakacaktım. Yavaşça uyandırdım.

    Usulca "Bahaddin oğlum nasılsın?" dedim. O da uykulu uykulu "İyiyim baba." dedi. "Şimdi ben senin gözünü açacağım, ne görüyorsan söyle." "Tamam baba." dedi. Ben de bandajı kaldırdım, parmağımla iki yaptım. Baktı, "İki baba" dedi... Derin bir "Ohh!.." çektim.

    Sabah olunca kahvaltı yaparken aklıma geldi. Hastaneye gitmezsem cezalı duruma düşecektim. Durumu izah edince, 'gidebilirsin' emri ile hasta haneye gittim.

    Evrakı doktora verince, bir telaş bir koşuşturma başladı. Çocuğu hemen benim elimden kaptılar, ben de hiç bir şey diyemedim o anda. Derhal "Ameliyathaneyi hazırlayın!" diye emir verildi. Çok geçmeden doktor tekrar görüldü. Bana doğru hışımla geliyor, bir yandan da ağzına gelen bütün hakaretleri yapıyordu. "Bu doktora diplomayı kim vermiş!.. Bu çocuğun gözü benim gözümden daha sağlam yahu! Utanmıyor musunuz, kaytarmak için ufacık çocuğu kullanıyorsunuz!" diye, bana bir güzel çıkıştı. Bir ‘teramisin’ de o yazdı.

    Siirt'e döndükten kısa süre sonra Dr. Cengiz Bey'e gittim.Giderken de tekrar bandajı çocuğun gözüne taktım. Doktor bey çocuğun gözündeki bandı açtı. Kekelemeye başladı, bayılacak gibi oldu ve oradaki bir sandalyeye oturdu.

    "Bu çocuk, o çocuk değil, yada tıp dışında bir şey kullanmışsınız. Allah rızası için söyle, vallahi bu doktor işi değil!" deyip yalvarmaya başladı. Ben de içimden kıs kıs gülüyordum. Baktım niyeti iyidir, ona bütün olayı anlattım. "Tamam şimdi oldu." dedi.

    "Hacı, beni de o zata götürür müsün?" dedi. "Hay hay" dedim. Baktım, önlüğünü filan çıkardı, yola düşecek. Dedim "Şimdi mi?" "Evet" dedi, "Hadi gidelim."

    Sabah olması için zor ikna ettim. Sabah ezanı okundu. Namazımı yeni kılmıştım. Baktım kapı güm-güm vuruluyor. Gelmiş. İçimden "Neyse" dedim, "Hayırlısıyla çıkalım artık". Hemen yola çıktık. Doktor çok hoş bir sofi oldu…

    Daha sonra, çok istediği halde bir türlü yapılmayan tayini de çıktı. Çünkü dua almıştı.

    Kaynak: Bir Sofinin Hatıraları, Adem TOPAL. (www.halidiye.com; arşivforum)


    MUSTAFA ÖRS

    http://www.gulistandergisi.com/dergi_oku.php?id=468
    "BİZİM YANIMIZA GELEN HİÇ KİMSE GELDİĞİ GİBİ AYRILMAMIŞTIR"
    Şeyh Muhammed Kazım KS

  2. #2
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    35
    Mesajlar
    17.668
    Tecrübe Puanı
    374

    Standart

    Hey maşaallah hepsini okudum diyemem ama fazlasıyla okuduğumuda söylemek isterim.
    etkiledi hemde çok etkiledi. Allah (c.c.) bütün mümin kardeşlerimi amel-î salih eylesin. kötülerden arındırsın haramdan uzak helale yakın tutsun amin.
    çok ama çok teşekkür ederim sana rohan abi. bu yazı bugün 10 kere okunduysa yarın 30 - 40 belki 50 defa okunacaktır...
    takdir etmemek elde değil.. büyük zat üstadın ellerinden saygıyla öper dularım onunla ve bütün müslüman kardeşlerim için olacak.
    Allah razı olsun....

  3. #3
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    17.07.2006
    Yaş
    40
    Mesajlar
    523
    Tecrübe Puanı
    24

    Standart

    Allah(cc) ecrini versin kardeş sagolasın
    Krallar yokken soytarılar coşar.
    Krallar yokken efelenir çakallar.
    Verilen her aranın bir sonu var.
    Sahip eve gelince köpekler ayağa kalkar.

  4. #4
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    17.11.2007
    Yaş
    31
    Mesajlar
    235
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart

    allah razı olsun paylaşım için tşkler bilgilendiriyorsunuz bizleri...

  5. #5
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    07.11.2007
    Yaş
    27
    Mesajlar
    397
    Tecrübe Puanı
    20

    Standart

    abi bilgilendırdıgın ıcın tskler

  6. #6
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    18.11.2007
    Yaş
    30
    Mesajlar
    386
    Tecrübe Puanı
    20

    Standart

    Abi tsk ediyorum paylaştığınız için


 

Benzer Konular

  1. Ebû zer gıfârî
    By nesta_34 in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.07.2009, 08:55
  2. ~~Efendimize (sav) SaLaVaT ReKoRu~~
    By polis56 in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 01.02.2009, 10:35
  3. Muhammed aleyhisselâmın fazîletleri
    By RoSe.YaRD. in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.01.2009, 10:17
  4. Zamanın ğavsı hayatı
    By NyHaT in forum DİNİ HİKAYELER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.10.2008, 18:53
  5. Şeyh Muhammed Kazım
    By RoHaN in forum SİİRT - GENEL BÖLÜM
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 18.10.2007, 08:05

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •