ilklerin devamı gelir inş..![]()
Üç kuşağın bebekleri, gözlerini dünyaya onun kucağında açtı
22 Şubat 2009 Pazar 23:11
Hulkiye Turgay, 82 yaşında bir kadın doğum uzmanı. Özel bir hastanede çalışıyor. Müşterileri ise genellikle 60 yıl önce ilk doğumunu yaptırdığı hastalarının kızları ve torunları.
Hulkiye Hanım, hâlâ dinç. Ne gözlük kullanıyor ne de işitme problemi yaşıyor. Aynı zamanda ilklerin de doktoru olarak nam salmış Türkiye'ye; Siirtli ilk kadın doktoru, Türkiye'nin ameliyatlara giren ilk kadın doktoru gibi...
"Mesleğinize ne zamana kadar devam edeceksiniz?" sorusuna, "Sağlığım elverdiği müddetçe." diye cevap veriyor.
82 yaşında 60 yıldır görev başında, Üç kuşak onun eline doğdu
Hulkiye Turgay, 82 yaşında bir kadın doğum uzmanı. Özel bir hastanede çalışıyor. Müşterileri ise genellikle 60 yıl önce ilk doğumunu yaptırdığı hastalarının kızları ve torunları. Birçok hastası, kızlarının doğumunu da ona yaptırmış. İlk hastalarının torunlarının doğumunu yaptırdığı vaki... Hulkiye Hanım, hâlâ dinç maşallah! Ne gözlük kullanıyor ne de işitme problemi yaşıyor. Eski hastalarını isim isim hatırlıyor. İlklerin doktoru olarak nam salmış Türkiye'ye... Siirt'in ilk kadın doktoru, Türkiye'nin ameliyatlara giren ilk kadın doktoru gibi... Onun yaşındaki meslektaşları, işten elini eteğini çekip 'nine'liğin keyfini çıkarırken Hulkiye Turgay, hiç ara vermeden 60 yıldır büyük bir sabırla ve titizlikle mesleğini yapmaya devam ediyor. 'Ne zamana kadar devam edeceksiniz?' sorusuna ise 'Sağlığım el verdiği müddetçe.' diyor.
Hulkiye Turgay, 1925 yılında Siirt'te dünyaya açmış gözlerini. O zamanlar ortaokuldan sonra kız çocuklarını okutmak mümkün mü Siirt'te? Ama din dersleri öğretmeni ve hafız olan babası okuması ve meslek sahibi olması için elinden geleni yapmış. "Oku ve doktor ol" demiş. Nitekim tıbbiye'yi yani Çapa Tıp Fakültesi'ni kazanmış. Mezun olur olmaz da başlamış çalışmaya. 38 yıl devlette doktorluk yapmış. Yaş haddinden emekli olunca mesleğini bırakmamış. Önce bir muayenehane açmış, 17 yıl böyle geçmiş. Şimdi ise Fatih'teki Haliç Tıp Merkezi'nde görev yapıyor. Günde ortalama 25 hastaya bakıyor. Burada çalışan personelin ve doktorların da 'anne'liğini üstlenmiş durumda.
![]()
Sene 1949. Sınıf arkadaşlarıyla anatomi dersinde kadavra inceliyor. (Ortadaki)
Evde yapacak iş kalmadı, gezmeden de hoşlanmıyorum
Genç yaşta kocasını kaybeden Turgay, iki oğlunun sorumluluğunu tek başına üstlenmiş. Büyük oğlu elektronik yüksek mühendisi, aynı zamanda turizmci, küçük oğlu kendisi gibi doktor. Aslında onun bu kadar uzun yıllar mesleğini devam ettirmesinin sebebi bir bakıma yalnızlık. Çünkü Hulkiye Hanım eşini kaybedeli 25 yıl olmuş. "Belki eşim yaşasaydı bu işi bu kadar uzatmazdım." diyor ve ekliyor: "Evde yapacak iş kalmadı, artık gezmeden de hoşlanmıyorum." Peki bu çalışma enerjisini neye bağlıyor dersiniz? Hastalarının sevgisine, bir de beş vakit namazını kaçırmayışına. Hatta sabah namazlarını kaçırdığı günlerde huzursuz olduğunu gözlemliyor. Fatih'teki Çarşamba pazarını geziyor sık sık. Öyle çanta çanta alışveriş yapmak için değil, hastalarıyla tezgah başında muhabbet etmek için. Hayatının hiçbir döneminde hiçbir şeyi kafaya takıp kötümser olduğunu hatırlamıyor. Hatta çevresindekileri hep iyimser olmaya teşvik ediyor. Bu yüzden ona 'sulh meleği' lakabını takmış öğrencileri. Öğrencileri deyince... Yetiştirdiği yüzlerce asistan Türkiye'de ve dünyada önemli yerlere gelmiş. Hatta Bahat Hastaneleri'nin sahibi Hulkiye Hanım'ın çok sevdiği Reşat, Vedat, Mustafa, Mümtaz öğrencileri. Hepsiyle gurur duyuyor. Uzun süre cuma akşamları Samatya'daki Develi'de buluşmayı alışkanlık edinmişler.
![]()
1948'de üniversiteye ilk adım. (Ortadaki)
Öyle güçlü bir hafızaya sahip ki şaşırmadan edemiyorsunuz. İlk hastası Hamide Geyik isimli vefat eden bir akrabası. O zamandan bu zamana kadar yaşamadığı tecrübe kalmamış. Asistanlık döneminde hamile bir kadını kamyonla nasıl hastaneye taşıdıklarını büyük telaşla anlatıyor. Çünkü kadıncağızı kan kaybından kaybetme riski varmış. O vakit 'Ben bu işi yapamayacağım galiba' diye korkmuş. Ancak her şey yolunda gitmiş, 8 ünite kan ve bir haftalık tedavi sayesinde kadın hayata dönmüş. Yaptığı işten hiçbir zaman endişe duymamış. Hatta 1960'lı yıllarda kolera salgını döneminde pek çok doktorun gösteremediği cesareti göstermiş. Koleralı hastaların ameliyatlarına ve doğumlarına üç eldiven, üç maske takarak girmiş. Koleradan dolayı korkulu günler geçirdiklerini inkar etmiyor; ama o zamanki şartlarda da hijyen problemi yaşamadıklarını söylüyor.
![]()
Sene 1956. Asistanlık yıllarında hastalarıyla.(Sağ baştaki)
Kız Hulkiye, ne insafsızsın!
Mesleğine bu kadar sevgili ve saygılı bu güzide insanı tanımışken hızla ilerleyen tıp sektöründen bahsetmeden olmaz tabii. "Bizim zamanımızda bir dış gebeliğin teşhisini koymak kolay olmazdı:" diyerek başlıyor söze ve ultrasonun kadın hastalıklarında ve doğumda sağladığı kolaylıkları anlata anlata bitiremiyor. "Eskiden bir yumurtalık tümörünü teşhis edip müdahale edene kadar hasta zaten gidiyordu." diyor. Hem o zamanlar bırakın bebeğin cinsiyetini tahmin etmeyi, gebeliklerin ikiz, hele üçüz olduğunu anlamak çok zor. Sezaryen kararı ise bugünkü gibi kolay verilmiyor. "Yüz tanede bir tane yapardık, şimdiki gibi on tane de bir değil." diye konuşuyor. Hatta bu yüzden hastaları şöyle kızıyormuş: "Kız Hulkiye! Ne insafsızsın, sezaryene alsana niye bekletiyorsun bizi."
Tomografi ve MR'ın tıp dünyası için büyük kazanım olduğunu hatırlatarak hastalar kadar doktorların da işlerini kolaylaştırdığını ve hasta kayıplarının azaldığını anlatıyor. Hem artık kadınların kendilerine daha çok dikkat ettiğini gözlemlemiş. Gençken yurtiçinde ve yurtdışında birçok kongreye giderek mesleğiyle ilgili gelişmeleri takip etmiş. Belki artık uzun seyahatler yapamıyor ama öğrenmeyi bırakmış değil.
Siz merak ettiniz mi bilemem; ama ben merak ettim ve sordum. Acaba Hulkiye Hanım'ın doğumunu kim yaptırmış? O zamanlar kadın doğum doktoru pek olmadığı için erkek arkadaşlarından birinden yardım istemiş, ama bir şartla: 'Sen kapının ardında bekle. Bir sorun olursa müdahale edersin' diye arkadaşına tembihlemiş. Dolayısıyla kendi doğumunu da kendisi gerçekleştirmiş. Tıpkı büyük gelininin doğumunu yaptırdığı gibi. Hakan Altun gözlerini Hulkiye Hanım'ın kollarında açmış. Müzisyen Mediha Şen Sancakoğlu ve tiyatro sanatçısı Birsen Kaplangil de bebeklerini Hulkiye Hanım'a emanet etmiş. Son sözü ise yine o çınara bırakalım: "Çok şükür 80 sene içerisinde yüz kızartacak hiçbir şey yapmadım."
![]()
Anne, kız ve torunun doktoru
Orada bulunduğumuz süre içerisinde içeriye 70 yaşında ve hâlâ öğretmenlik yapan bir bayan geldi. Adı Sevinç Ürkmez. 'Hocam hatırladınız mı beni, sizin için geldim.' deyince Hulkiye Hanım'ın cevabı şu oldu: 'Aşk olsun Sevinç niye hatırlamayayım?' Meğer Sevinç Hanım 40 yıl önceki hastasıymış, hâlâ bütün akraba ve tanıdıklarını Hulkiye Hanım'a yönlendiriyor. Hatta 12 senedir çocuğu olmayan ve artık evlatlık almayı düşünen bir akrabasını zorla ona getirmiş. Çok değil sadece bir ay sonra kadın hamile kalmış ve peş peşe beş tane çocuğu olmuş. Bugün pek çok doktorun yapamadığı doğumları Turgay'ın nasıl gerçekleştirdiğini kızıyla birlikte anlatıyor. Kızı Fatma Yıldırım da 54 yaşında. Yıldırım iki oğlunun hamileliğinde de zor bir süreç geçirmiş. Hatta hamileliklerini sonlandırmak bile istemiş. Ama her defasında onu Hulkiye Hanım rehabilite etmiş. Yıldırım'ın 27 yaşındaki gelini Sevda da iki kızını Hulkiye Hanım'ın eliyle dünyaya getirmiş.
Dilek Güray
Zaman Gazetesi
Siirt'in Haber Merkezi : www.siirtajans.com [ Siirt'in ilk kadın doktoru! ]
"BİZİM YANIMIZA GELEN HİÇ KİMSE GELDİĞİ GİBİ AYRILMAMIŞTIR"Şeyh Muhammed Kazım KS
ilklerin devamı gelir inş..![]()
Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."Paul Auster
tebrik etmek lazım bide şu yazısı dikatimi çekti.
"Çok şükür 80 sene içerisinde yüz kızartacak hiçbir şey yapmadım."
paylaşim için tşk![]()
(Y@L@Ncı ^^^kraL^^)