Ahmet ARITÜRK'ün Kaleminden Yazı Dizisi - 4 -
20. Asır'da Siirt'in Meczupları ve Dikkatleri Çeken Simaları
[S]Sufi Nımen[/S]
Sufi Nımen'in bir Allah dostu, bir Evliya olduğunda ittifak vardır. Bu zatın kerametleri dilden dile anlatılmaktadır. Ülkü mahallesinde, cas bir yıkık evde yalnız başına yaşardı. Cuma günleri dışında evinden çıkmadığı ve devamlı ibadetle meşgul olduğu belirtilirdi. Kaldığı ev, şimdi "SUFİ NIMEN Camii" olarak ibadethane olmuştur.
Tertemiz, bembeyaz elbiseleri vardı. Ama, temizliğine rağmen, giydiği elbiseler hep yamalı olurdu. O kadar çok kerameti anlatılır ki, bunları anlatmağa kitap yazmak lâzım. Yalnız, güvenilir bir din adamından dinlediğim bir kerametini ve Allah'a olan dostluğunu kanıtlayan bir olayını anlatmakla yetineceğim.
Molla Zeki Efendinin anlattığı ve bizzat şahit olduğu olay şu:
"Biz, Tillo'da medresede okuyan birkaç arkadaştık. Cuma günü tatilini Şehirde geçirmek için birlikte yola çıktık. O zaman, araba falan yoktu. Tillo'ya yayan gider gelirdik. Tillo'nun çıkışında baktık Sufi Nıman var. Koştuk, elini öptük. Hayır duasını istedik. Sırtında, her zaman olduğu gibi, büyük bir çalı-çırpı demeti vardı. Çalı-çırpıları toplar, kış mevsiminde kendi ihtiyacı olarak kullandığı gibi, fakir komşularına, tandırda yaksınlar diye de verirdi. Biz, elini öpüp, hayır duasını aldıktan sonra, yarışmak için koşmağa başladık. Sufi Nıman çok gerilerimizde kalmıştı. Ama, Siirt'in girişinde, o zaman faaliyette olan Sıtut Çeşmesine geldiğimiz zaman bir de baktık ki, Sufi Nıman, çeşmenin taşında oturmuş, dinleniyor gibi. Biz, hepimiz gençtik. Koşarak ve yarış havası içinde Siirte gelmiştik. Sufi Nıman o zaman 70-80 yaşlarında bir ihtiyardı. Üstelik, sırtında çalı-çırpıdan müteşekkil en az 20-30 kiloluk bir yükü vardı. Peki, nasıl olmuştu da, bizden önce gelmiş ve Stut çeşmesinin taşı üzerinde oturup dinlenmekteydi. Bütün Arkadaşlar hayret içinde kaldık ve bunu bir kerameti olarak kabul ettik."
Aşağıda anlatacağım olay da, Berber Merhum Abdullah Güldoğan tarafından nakledilmiştir. Bana olayı anlatan, bizzat kendisinden duyduğu gibi naklettiğini ifâde etti. Aslında, Merhum Abdullah Güldoğan da Siirt'in anılmağa değer simalarından biridir. Kendisi Valiler, Paşalar ve üst düzey bürokratların Berberleri (Kuaför) olarak anılırdı. İş yeri, Siirt'in siyasetinin kalbi gibiydi.
Merhum Abdullah Güldoğan'dan naklen anlatılan olay şu:
"İstanbul'dan gelen bir Hemşehrimiz, yine İstanbul'da mukim zengin bir Hemşehrimizden Sufi Nıman'a verilmek üzere çok güzel bir palto getirmişti. O sırada, dükkanda oturan Şeyh İsmet, Paltonun Sufi Nıman'a hediye olarak geldiğini duyunca "Nasıl olsa, Sufi Nıman bunu giymez. Ben ondan isterim. Bu çok güzel bir palto" dedi. Paltoyu getiren de "ben, emaneti sahibine ulaştırayım da, gerisini siz halledersiniz" cevabını verdi. Palto, Sufı Nıman'a ulaştırılmıştı. Cuma günü, Sufi Nıman'ın yolunu gözelten Şeyh, Sufi Nıman'ı görünce 'Ammo Sufi. Sana bir palto hediye gelmiş gördüm. Çok beğendim. Biliyorum ki, sen O'nu giymeyeceksin. Gel, ya bana sat, ya hediye et' diye takılmış. Sufı Nıman, hemen sırtındaki Paltoyu çıkararak, Şeyhe vermiş, "Al senin olsun" demiş. Şeyh, "Ama, ben sana İstanbul'dan gönderilen yeni paltoyu istiyorum" deyince Sufi Nımen "İşte, bu o palto" demiş. Meğer Sufi Nımen, yepyeni paltoya koca-koca yamalar dikerek, giyinmemiş mi?"
Yeni bir elbise giymekten dolayı, nefsine bir gurur geleceği düşüncesinden hareketle yepyeni paltoyu büyük yamalarla ve çuvaldızlarla diken Sufi Nıman, böylece, nefisten ve gururdan nasıl kaçınılması gerektiğinin örneğini de vermiş olmaktadır.
Evet, genelde sadece Cuma günleri evinden dışarıya çıkan, yoldan geçerken sağa sola selam veren nurani yüzlü Sufi Nıman'ı ben de görmüş olmaktan dolayı gerçekten kendimi şanslı hissediyorum. İnşaallah, yanından geçtiğimde, bana da, evliya nazarıyla bakmıştır.
Ruhu şadolsun.